Öte yandan kudemâ, bazı kelimeleri kullanırken "Şahs-ı manevîsi vardır." derdi. Örnek olarak devleti ele alalım; "Devletin şahs-ı manevîsi vardır." derken ne kastedilir? Şahs kelimesinin kişi anlamına geldiğini söyleyebiliriz; manevi ise anlama ilişkin demektir, yani anlamsal; ancak an-lam iç-duyularda oluştuğu için vicdanla da ilişkilidir. Öyleyse "Bazı kelimelerin, anlamsal kişiliki vardır." demek hem o kelimenin anlamına hem de değerine atıfta bulunur; kelimenin anlam-değer içerikli olduğunu vurgular. Kelimelerin kav-ramsal kişilikleri, insanların yapıp etmelerini belirleyen en önemli etmendir. Peygamber bir kişi olarak aramızda yok, ama peygamberlik kavramının şahs-ı manevîsi aramızdadır; bayrak maddî açıdan bir bez parçasıdır, ama şahs-ı manevîsi anlam-değer dünyamızda tecessüm eder. Bu durumu günlük dilimizde sıkça kullandığımız kavramlara teşmil edebiliriz. Bundan dolayıdır ki, bir milletin, bir kültürün içinin bo-şaltılması o millet nezdinde şahs-ı manevîsi olan kavramlarla oynanılmasıyla başlar. Bir kültürün anlam-değer dünya-sını, kişi ister farkında olsun ister olmasın, inanç (din) veya dinleştirilmiş düşünce (ideoloji) belirler. Bu nedenledir ki ki-şinin maneviyâtından yani anlam-değer dünyasından, anlam-lılığından bahsedilir; maneviyâtı bozuk olmak üzerine konuşulur; bir kültürün şahs-ı manevîsi bulunan kavramlarına uygun davranmayan kişilere vicdansız denilir.