Kitabı Farika

Kitabı Farika
@yasingivanc
İstanbul üniversitesi
İstanbul
102 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Varlığın hakikatini onun “görüngü”lerine indirgeyen modern teşhircilik düşüncesi, huzurda bulunarak tanıklık etmenin yerine imajı ve görselliği ikame etme çabası içindedir. Bugün “görmek” dediğimizde aklımıza sadece çıplak gözle bakma eylemi geliyor. Daha kötüsü, görme eylemini bir ekrana bakmaya indirgiyoruz. Gerçeklikle ilişkimiz ekran ontolojisi üzerinden tanımlanıyor: Hakikat giderek ekrandaki imgelerden, mesajlardan, logolardan, avatarlardan, emojilerden, profil resimlerinden ibaret hâle geliyor. Bir çınar ağacına baktığımızda varlığın tezahürlerinden birini değil, resmedilecek, kopyalanacak, renkleriyle oynanacak, ekran uygulamasına konacak, paylaşılacak bir “nesne”yi görüyoruz. Huzurda bulunmanın, bakmanın, müşahede ve tanıklık etmenin yerine imajı ve emojiyi koyarak baktığımızı ve gördüğümüzü zannediyoruz.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Düşünmek, söze dile gelmeyen hâllerin var olduğunu da kabullenmek demektir. En güzel sözler, dilin sınırına dayandığımız yerlerde söylenmiştir. Türkçedeki güzel ifadesiyle “tabire sığmaz kaleme” diye ifade ettiğimiz hakikat hâlleri, “görmek” ile “söylemek” arasındaki gerilimin tezahürlerinden biridir. Ne kadar yetkin ve sanatlı olursa olsun söz, görmenin yerini alamaz. Gördüğümüz, yani müşahede ve şahitlik ettiğimiz şey, bir bütündür. Söze dökülen ve dile gelen ise onun tabir ve tasvirinden ibarettir. Gördüğümüz şeyi farklı şekillerde anlatabiliriz. Fakat kelime ve kavramların, tabir ve tasvirlerin güç yetiremediği bir şey hep kalır. Çünkü hakikatin kendisi, ifadesinden her zaman daha fazla bir şeydir. Hakikati canlı ve diri tutan da bu yönüdür.
Alıntı
Aklın nazar etmesi, yani bakması, sıradan bir gözlemi değil; görünenin ötesindeki manayı kavramayı hedefler. Görünenin ötesindeki ahengi, düzeni ve güzelliği sezmek, hayret nazarının bize açtığı kapıdır. Gayb âleminin hakikatini sezmek, şehadet âleminin açık seçik işaretlerini okumaktan daha derinlikli bir düşünme eylemidir. Tek tek ağaçları saymak yerine ormanın bütünlüğünü hissetmektir bu. Rüzgârın hızını ölçmeye çalışmak yerine sesini ve serinliğini deneyimlemektir. Semayı, çiçekleri, kuşları, suları tek tek incelerken baharın gelişini sezmektir. Bu sezişte, arzuladığımız şeyin huzurunda hazır olma hâli vardır.
Alıntı
Kelimeler ve kavramlar o hâli bize hatırlatabilir, onun şiddetini bize hissettirebilir. Ama asla onun yerini alamaz. Heisenberg’in belirsizlik kuralı burada da geçerlidir. Bir nesnenin konumunu ve hızını aynı anda ölçemeyiz. Birini ölçtüğümüz anda diğerini değiştirir ve böylece aslını kaybederiz. Dil, düşünce ve kelimelerle ifade edilemeyen varoluşsal hâller arasındaki ilişki de böyledir. Anı yaşamakla onu tasvir etmek, ilgili ama son tahlilde farklı iki şeydir. O anı ve hâli ifade etmek elbette faydadan hâli değildir. Bu, kendileri henüz yaşamamış bile olsa insanları o hâlin hakikatine ve manasına yaklaştırabilir. Fakat hiçbir düşünsel süreç ve ifade kabiliyeti, o anın keyfiyetini ve lezzetini insana birebir yaşatamaz.
Alıntı
Kelimelerle ifade edemediğimiz ama hakikatini yakinen bildiğimiz şey, varlığın şiddetle tecelli eden hâllerinden biridir. Molla Sadra bu noktaya dikkat çekerek şöyle der: “Zevklerin bilgisini ve makamların idrakini, harf ve kelimelerin elbisesine olduğu gibi giydirmek mümkün değildir.” Bu tür durumlarda “harfler ve kelimeler”, varoluşsal manaların gerisine düşer. Zira manalar ancak varoluşsal olarak tecrübe edildiği zaman zuhur eden ve yaşanan hakikatlerdir. Bu yüzden Sadra, “Tatmayan bilmez.” der. Bu tatma/zevk hâline sadece zihinsel süreçlerle ve soyut kavramlarla ulaşmak mümkün değildir. İnsanın varlığı, kalbi, fıtratı, duyguları ve dikkati bir noktada yoğunlaştığı ve hakikatin ışığına yöneldiği zaman olağanüstü hâller kendini göstermeye başlar. O zaman idrak, zihinsel bir süreç olmanın ötesine geçer ve varoluşsal bir tecrübeye dönüşür. Hakikatin ışığı, insanın sadece duyularını yahut aklını değil, bütün varlığını aydınlatır. Bu yüzden Sadra şu Kur’an ayetini de nakleder: “Allah’ın göğsünü İslam’a açtığı kişi Rabbinden bir nur üzeredir.”¹¹
Alıntı