Tevekkül, bir nevi genel sabırdır ki, dünya, bize her çarpışında karşısında hemen onu bulur. Tevekkül, bir nevi, sabrın metafiziğidir. Tevekkül, ruhta; sabır, kalbte. Tevekkül, bütün canlılığını, inanç ve düşünce alanından çeker. O, duygu alanına da uzanır, iradeyi de kaplar. İşte o zaman sabıradını alır. Tevekkül ve sabır, verilmiş mühletin müsbet muhtevasıdır. Allah'a teslim olup rızasına ulaşan müslümansa, hemen hemen, daha mühlet dolmadan, sonuca varmıştır. Başarıyla varmıştır.O, mühletin üstüne çıkmıştır.
Sabır, tevekkül, teslim oluş, güven bölgesinin basamaklarıdır. Müslüman kendisini ve işlerini, tek ısmarlanacak yere ısmarlamıştır. Yerden fışkıran ve gökten yağan nimetlerin etrafında bu ısmarlayıştan bir ışık kuşağı vardır. O nimetlerle birlikte, gökten güven de boşanır, yerden güven de fışkırır. Çünkü: Yaratıcı, bu bölgede, ölmeden önce ölerek kendisine teslim olan kulundan razı olmuştur.
Gün oldu, ayağınız sürçtü; az kalsın kalbiniz bir kılıçlar hunisinin içinde kaybolup gidecekti. Ama, sizi ellerin ve kolların üstünde bir kavrayış çekip kurtardı, ikindi sularının gümüşsü sükûnetine çekti. Çünkü: siz, ayağınız şeytan ülkesine kaysa da, yüreğinizi ana yoldan ayırmadınız. Yol, her zaman uçurumu yener.
Bu en sıhhatli bir saat gibi çalışan yer ve gök düzenine bir mühlet verildiğine, bu mühlet içinde akar sudan, verimlerin en zenginiyle döllenen bereketli toprak kıvrımlarından, en kalın camları ürpertmeden geçip soluk benizlere şifa ulaştıran gün ışığından faydalanabileceğinize güvenebilirsiniz. Çünkü: siz, mühlete değil, mühlet verene güvendiniz.
Eşyaya, canlı cansız görünür görünmez bütün yaratılmışlara düşen, bu hilkatin loşluğunda dönüp dolaştıktan sonra, ilk sahibine, doğum kaynağına geri gelen armağanın üzerine titremektir.