Ama yalnızca balkondan değil; motor gürültüleriyle sağır, para hırsıyla kör, teknolojisiyle dilsiz olan ve kurtuluş törenlerine tutsak edilen o kentten de gittim ben. Trompetçi askeri anımsıyor musun, işte onun düşlerindeyim şimdi; uçsuz bucaksız bozkırlarda. Kulaklarımdan tüten tank homurtularını, dudaklarımı yoklayan trompet ürpertilerini, adımlarıma sinen postal ağırlığını ve bakışlarımı bulandıran mektupsuzluğu buralarda herkese anlatıyorum ama, o kuşluk vaktinden ve senden hiç söz etmiyorum. Gene de, içtiğim çaylara şeker diye kimi zaman bir çift balkon atıyorum.
Çünkü, insanların büyük bir bölümü, birçok güzelliği göremezdi.Büyük bölümü, birçok güzelliğe dokunamazdı.Onlar, birer uyurgezer gibi, geçip giderlerdi güzelliklerin yanından. Ya da, kafalarına taktıkları başka bir güzelliğin peşinden koşarken, onun uğruna, birçok güzelliği de ayaklarının altına alıp hiç farkına varmadan acımasızca ezerlerdi.