• Milan Kundera'nin kendine has tarzı yine kelimeler arasına gizleniyor. Bir nevi teknoloji ile değişen algımızdan, konu itibariyle yavaşlıktan söz ediyor. Kundera'nin değişik ruh hallerini değerlendirmesi diğer kitaplarında olduğu gibi güzeldi, işleyişi karışık gelebilir normaldir. Kısacık ama zamana yayılması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum siz de okuyunuz. Ayrıca "Tanrının pencerelerini seyreden kimsenin canı hiç sıkılmaz; mutludur." diyor yazarımız belki de haklıdır?
  • Majör depresyonun sekiz özelliği için (İngilizce’de) kullanılan kısaltma SIG E CAPS’dir. “SIG” doktorların reçete yazmak için kullandığı kısaltmadır. “E” enerjiyi temsil eder. “CAPS” ise kapsülleri. Harflerin her biri semptomların kısaltmasıdır; s uyku azalması ya da artışı; i ilgi kaybı; g suçluluk duygusu; e enerjide düşüş; c konsantrasyon bozukluğu; a iştah değişimi; p ajitasyon ya da hareketlerde yavaşlık; diğer s ise intihar eğilimli düşüncelerdir. Bu belirtliletin üç ya da fazlasını sergileyen hastalar genelde antidepresanlara olumlu tepki verirler.
  • elim ayağım

    epeydir kimin kime ne anlattığını bilmiyorum

    adında hem ekmek hem gül geçen kimseyi görmedim

    tanımıyorum

    ben biraz yavaş

    günde beş defa hiçbir şey yapmayan biri

    ben biraz en üzgün baharatlara fena meyilli

    mümkünse haşhaş

    yoksa benzeri sözcüklerle de kırabilirim kalbimi

    diyelim zencefil

    diyelim hatmi

    elim ayağım

    başımdan geçenle aklımdan geçenin karıştığı bu masal

    aşk her şeyi daha yavaş yapmaktır diye diye yürüdüğüm bir sokak

    kalbinde tef ve delik

    kalbinde dünya lekesi taşıyan bir çocuk resmi demişti

    madem günde beş vakit kalkıp sana baktım

    madem dünyanın bu kadar sabahını ben uyandım

    ben uyudum bu kadar uykusunu

    diledim dünyaya fena inanmış bir yüzüm olsun

    kendimi seninle öldüreceğim dediğim feci bir kalbim

    bir elim

    bir ayağım

    ağzıma doldurduğum rüzgarla üfleyeceğim sözlerim

    diyelim fena

    diyelim feci

    elim ayağım

    artık nereye ne götürdüğümü bilmediğim bu sapakta

    sesini burada bırakıp giden şeylere baharat diyen o aktar dedi

    tamam olmak küfür

    tamam etmek hâşâ

    bir ömür ağrıma gitse de dünyadan oluşmuş harfler

    yarım dalgın ve kusurlu geldim ben buraya

    günde beş defa hiçbir şey yapmamaktansa

    kalıp sana baktım

    kalıp sana bakmak oldu dünya

    baharatları tek tek

    zamanın bizi nasıl terlettiğini tane tane

    dünyaya inanmış bir yüzü üzgün üzgün anlattım sana

    dedim belki de bir yere üzgün üzgün bakmaktır dünya

    dağlarına yedi

    çarşılarına bir kez kar yağan doğu

    durup beklemenin durup beklemekle devam ettiği günler

    uyanınca da süren rüyalardan geldim ben buraya

    diyelim fesleğen vardı

    durup fesleğen çalıştım buralarda

    diyelim fesleğen çalışmış kadar yoruldum ben dünyada

    bil dedim

    ilk kez ekmek ve gül geçecek yanımızdan

    ilk kez ekmek ve gül geçecek adımızda

    yalvarırım beni dünyaya bulaştırma

    elim ayağım

    ilkin ruhunu ve duvarını duayla koruyan bir evde karıştı aklım

    karıştı kalbim

    doğu dağlarını yedi diyen ninem

    her baktığını görmesin diye su içirdi kız kardeşlerime

    rüzgar yedirdi her bildiğini demesin diye

    işte ona hep bir çukurdan baktım

    hep yutkundum ninem ve dünya demeden önce

    dağlarını yiyen doğunun adıyla bakışsız bu yüzü seçtim kendime

    dedim belki de bir yutkunma yeriydi hayat

    o avlu

    o dam

    o çocukluk

    dedim belki de bir yutkunma yeriydi dünya

    elim ayağım

    yani kalbi yutkunmakla dolu kız kardeşlerim

    bu nasıl mümkün

    saçlarından başladılar konuşmaya

    dedim değil mi ki simsiyah yaşımdayım

    değil mi ki ekmeğimi yüzümün teri içinde yedim

    ben de gitmeliyim artık o en fena bitkilere

    çağırdığım haşhaş

    gittiğim hatmi

    olduğum zencefil

    aslında hep bir odun sarsınlar onu içeyim dedim kendi kendime

    duvarımızda dua

    dualarda büyülü o nine

    elim ayağım

    taşıma düşman beğendirmekle geçirdiğim o günlerde

    ben iyiyim de kalbim delik

    ben iyiyim de burası doğu

    ben iyiyim de çevrem kötü diye tarif edildiğim her yerde

    bu farz dedim

    bu farz

    bu kesmediğim şeyleri uzatıyorum sanmanızdaki uzun kusur

    bu kalbinizin kenarındaki yavaşlık

    cümlelerimi yarım

    beni duman eden her neyse onun adına

    bu nasıl mümkün ki

    önce gözlerimden başladım ben konuşmaya

    akşamını gördüm dünyanın

    merak kuşku ve bekleme yerlerini

    hayatın beni tahtaya çıkardığı bir sabah

    kırıldı dünya soğuktur diye yazdığım o kalem

    o ayna

    gördüm

    nereye gitsem ben dik gölgm kamburdu bu dünyada

    elim ayağım

    sen gittin yağmurun sürdü sonra

    denediğim taş çarşıları oldu dünyanın

    sabır bitkileri

    kırk uykusunu uyuduğum doğu

    kırk yolunu yürüdüğüm sokak

    hayat hep tuhaf bir yapışkanlıkla kaldı boynumda

    dedim kırk sesle yıkansam da gitmez kalbimden sesin

    ben dik gölgem kambur

    bu leke başka

    Seyithan kömurcü
  • İnsan eğitimi, bedensel gelişmedeki yavaşlık gibi yavaş ilerler.
  • Bir kadın bana, "Seni seviyorum, çünkü zekisin, çünkü namuslusun, çünkü bana armağanlar alıyorsun, çünkü zamparalık yapmıyorsun, çünkü bulaşık yıkıyorsun," derse, hayâl kırıklığına uğrarım; bu aşkta çıkarcı bir yan vardır. Şöyle bir cümle duymak kimbilir ne güzeldir: "Zeki olmamana, namuslu olmamana karşın, yalancı, bencil, alçak olmana karşın senin için deli oluyorum.
  • " Kibre karşı tevazu, sığlığa karşı derinlik, bencilliğe karşı diğergamlık , hasede karşı dayanışma , hıza karşı yavaşlık , yalnızlığa karşı yarenlik, som akla karşı GÖNÜL."
  • “Ruhları ele geçiren bir istila karşısındayız ve elimizde savaşmak için kadim insanlık değerlerinden başka bir silah yok. Toza karşı toz, kibre karşı tevazu, sığlığa karşı derinlik, bencilliğe karşı diğerkâmlık, hasede karşı dayanışma, hıza karşı yavaşlık, yalnızlığa karşı yârenlik, som akla karşı gönül.”