Geri Bildirim
Adnan Kurt

Adnan Kurt

8.1/10
18 Kişi
·
24
Okunma
·
1
Beğeni
·
1.408
Gösterim
Adı:
Adnan Kurt
Unvan:
Akademisyen
...insanın bir değil tam üç beyni var. İlki; zaten bildiğimiz ve kafamızda taşıdığımız beyin. İkincisi ise; dokusal yapısı itibariyle beyinle aynı hücresel yapıdan teşkil olan kalp. Üçüncü; kıvrımlı şekli ile neredeyse şeklen zaten beyne benzeyen bağırsaklar. Özellikle bağırsakların içinde yer alan ve gıda özlerinin kana aktarılmasını sağlayan sinir uçlarının da beyindeki hücresel yapıyla aynı olduğu yazıyor bu yeni bilgide. Buna göre bilinç üçe ayrılıyor: Mantıksal bilinç beyin tarafından kontrol ediliyor. Duygusal bilinç kalp ve sezgisel bilinç ise bağırsaklar tarafından. Tüm, Tanrısal kaynaklı kutsal metinlerde kalbe neden bu denli atıfta bulunulduğunu daha iyi anladım. Kalbi ve kanı kullanarak bilinç düzeyini değiştirme mevzusu şimdi iyice netleşti. Elbette Tanrısal kaynaklı tüm kutsal metinlerde neden oruç tutulmasının emrolunduğu bu yeni bilgi ile tam yerine oturdu. Oruç sayesinde bağırsaklarda bulunan ve beyinle aynı hücresel yapıda olan sinir uçları sezgi denilen yetenek için kullanılmak üzere boşa çıkmış olacak. Bağırsaklarda yer alan bu sinir uçları ne denli sezgi için kullanılırsa insanın sezgi yeteneği de o denli artmakta bu gizemli bilgiye göre. Ancak bunun gerçekleşmesi için elbette az yemek ve dikkati bu bölgede yoğunlaştırmak şart. Geçmiş yıllarda -Ki enerjisi- üzerine ulaştığımız bilgi şimdi tam değerini buldu. Bedende bu enerjinin depolandığı yer tam olarak karın bölgesiydi. Bağırsaklarda bulunan bu sinir uçları -Ki enerjisi- ile iyice aktif hale geliyor.
Sıcak suyun yaşlı bedeninden akıp giderken onu sarıp sarmalaması hoşuna gitti. En azından ona da sarılan biri vardı, su bile olsa.
Adnan Kurt
Sayfa 90 - Volkan kitap yayınları
Dua el açıp Tanrıya yakarmak değil. İçinde bulunduğun haldir.
Kendini nasıl hissediyorsan öyle yaşarsın, dua denen silah işte budur. İnsanların dua edişlerini duyuyorum yıllardır. Bir yandan Allah'ım bana para ver diyorlar ama iç dünyalarında parasızlığın verdiği acıyı hissediyorlar. Tanrı kelimelere bakmaz. Çünkü kelimelerle yalan söyler insanlar. Tanrı insanların göğsündeki tek gerçek olan duygularına bakar, öyle değerlendirir.
Madde ve bilinç arasında karşılıklı bir etkileşim vardı ve biri diğerini değiştirebiliyordu. Ancak burada baskın olan bilinçti çünkü Tanrı ilmine göre her şey aslında bilincin maddi alemde görünür, duyulur, tadılır hale gelmesiydi. Ancak su bir maddeydi, geri planda ise bilincin maddi alemde su olarak tezahür etmesiydi. Ses ve düşünce yoluyla edilen bir dua suyu etkiliyor, su ise içen kişinin bilincini etkiliyordu. Ve olayı çözen en önemli yapı taşı, Halit Bey için şu olmuştu: İnsan bedeninin büyük bir kısmı sudan meydana gelmekteydi.
İnsanların zihinlerini kontrol etmek için yapılması gereken yegane şeyin insan bedenindeki su moleküllerine etki etmek olduğuna artık emindi. Ancak aşması gereken başka bir sorun vardı karşısında: Nasıl?
’’Hatırlayın: Peygamberlere vahiyler hep dağlarda geldi. Musa On Emri Dağda aldı. İbrahim Peygamber de Hz.Muhammed de Tanrı ile ilk görüşmesini dağda yaptı. Neden? Doğunun mistik kişilikleri hep dağlarda yaşadılar ve yaşamaya devam ediyorlar.Neden?
Gençler cevap bekler ifadeyle baktılar hocalarına.
‘’Deniz seviyesinden yükseldikçe havadaki oksijen miktarı azalır. Bu da kandaki karbondioksit seviyesini arttırır. Bunun doğal sonucu olarak damarlar, özellikle beyni besleyen damarlar genişler ve beyin daha fazla oksijen alır. Böyle bir yükseklikte uzun süre kalmak beynin sezgisel gücünü arttırdığı gibi algılama kapasitesini de arttırır. İşte bu yüzden dostlarım, bize yüksek bir yerde büyük bir arazi lazım, iklimin de ılıman olması gerek. Toros Dağları bunun için uygun olur.’’
Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, yani kendi özelliklerinde. Tanrı kendini göremez, göremediği için ayna olarak kainatı yarattı, kainatta sonsuz ilmini seyretti. Tanrının özelliklerinde yaratıldığı için insan da kendini göremez. Bunun için aynaya ihtiyacı vardı. Tanrı böylece görüneni, görünmeyene ayna kılmış oldu. İnsan ayna ya da ayna özelliği olan bir yüzeye baktığında kendini görebilir ve gördüğü kendinde hoşuna gitmeyen bir şey varsa böylece düzeltebilir. Örneğin saçı bozulmuşsa saçını, kıyafeti bozulmuşsa kıyafetini düzeltir. İnsan kalkıp da aynadaki görüntüsünü düzeltmez. Göremediği kendini, yani görüntünün asıl kaynağını düzeltir. Tıpkı böyle, baktığımızda gördüğümüz, içinde yaşadığımız dünya, her birimizin iç dünyasını bize yansıtan, görmemize olanak tanıyan bir aynadır. Ancak insanlar bunu bilmediklerinden yaşarken karşılaştıkları sorunları devamlı düzeltmeye çalışarak aslında aynadaki görüntülerini düzeltmeye çabalamakta, bu yüzden de sorunlar hiçbir zaman düzelmemektedir. Aslında her şeyin kaynağı insanın iç dünyasıdır. İç dünyayı gördüğümüz dünyaya yansıtan asıl kaynak ise kişinin kalbidir. İnsanlar yaşamları boyunca karşılaştıkları tüm sorunların aslında kendi içlerindeki sorunların dışa yansıması olduğunun farkında olamadıkları için hayatları sorunları düzeltmek için boğuşarak geçmekte. Örneğin, içinde dinmek bilmeyen eskiye ait bir öfke vardır, dış dünyasında da karşısına devamlı öfkelenecek bir durum çıkar durur ve bu kişi öfkelendiği o durumların üstesinden gelmek için devamlı çabalar. Halbuki içindeki, asıl kaynaktaki öfkeyi bir dindirse, iç dünyasını saracak olan huzur, içinde yaşadığı dünyada da karşısına çıkacaktır. Para kazanmak hayali ile çırpınıp dururlar ama fakirlik hep yakalarındadır. Çünkü iç dünyalarında zenginlik bilinci yoktur ki yaşadıkları dünyaya yansısın! Kişi yaşadığı hayatta iyi olsun kötü olsun, mutlu etsin acı versin, her ne yaşıyorsa hepsi içinin dışa yansımasından başka bir şey değildir. İnsan herhangi bir sorunu düzeltmek ve ondan ebediyen kurtulmak istiyorsa kaynağa dönsün ve kendi içine yönelsin. Sorunun kendi nefsindeki kaynağını bulup düzeltmesi ile yaşantısı düzene girer, aksi halde aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamaya devam eder.
Bilinç tektir ve Tanrı'ya aittir. Ancak Tanrı bilinci dünya denilen bu boyuta indiğinde kendini madde olarak gösterir ve birbirinden ayrıymış hissi uyandırır. Dolayısı ile bilinç maddeyi dilediği gibi şekillendirebilir. Ancak madde üzerinde diğer bir bilincin yapacağı değişimde, o maddenin ardındaki bilinci değişime uğratır. Yani çift taraflı bir etkileşim söz konusudur. Örneğin dinlenen hüzünlü bir müzik önce insanın maddi bedene ait maddi bir uzuv olan kulağına ulaşır, kulak onu beyne iletir, beyin ise kulağın ses olarak algıladığını duygu haline dönüştürür ve bu duyguyu kana karıştırarak tüm hücrelere ulaştırır. Böylece o hüzünlü müzik tüm bedeni bir anda sarar ve insan içinde yoğun bir acı hisseder. İnsan kendi bilincini buna benzer bir yöntemle değiştirip kendinde olmayan her türlü yeteneği kazanabilir. Tüm hücrelere ulaşamanın tek yolu vardır; o da kandır. Kan ise kalpte toplanır ve yine kalpten dağılır. Kalbe odaklanmış bir zihin, içinde barındırdığı düşünceleri kana aktarır, kana aktarılan bu düşünce ise tüm hücrelere ulaşır ve kaydolunur. Ancak işlem bu alelade şekilde yapılamaz, bunun çok ince bir yöntemi vardır. Her yeteneği açan bir anahtar vardır ve anahtarlar kutsal kitaplarda gizlenmiştir.
Bazen dogmatik bazen de bilimsel paradigmalarla desteklenen, güçlü ve heyecan verici bir şekilde başlayan kurgu malesef sona yaklaşınca etkisini yitiriyor. İlk yarısında beni derinden etkileyen, bildiklerimi sorgulamama sebep olan ve gerçekten düşünmeye zorlayan, birçok sayfasını alıntılamak istediğim bir kitapla karşı karşıyaydım. Buna rağmen ikinci yarısı için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Belki de beklentiyi yüksek tutmak ikinci yarıda kurguyu zayıf kılarak beni hayal kırıklığına uğrattı. Yinede şiddetle tavsiye ediyorum. Elinize aldığınızda bir çırpıda ve merakla okuyacağınızdan eminim. İkinci seri olan 'Şamanın Yükselişi' ni de ilk fırsatta okumayı düşünüyorum...
Okumaya başlamadan önce kitap hakkında çok önyargılydım. İlk 20-30 sayfada da cok basit buldum ama okudukca gelişen ardı ardına ilginc olaylar, beni cok çabuk sürükledi ve kendime geldigimde kitabın son sayfasındaydım. Heyecanla serinin ikinci kitabını almaya gidiyorum. Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Yazarın az tanınmış olması da beni cidden üzdü. Hak ettiği değer tam olarak verilmemiş. Umarım genis bir okuyucu kitlesine sahip olur kendisi.
Bir roman dışında bir ütopyaydı Şamanın Doğuşu. Çok hoşuma gitti, hatta ahlak ve bilgi felsefesi dersinde kitaptan örnekler göstermiştim.Kitap olması muhtemel bir bilimsellikle ilerliyor ve gerçek anlamda soru işaretleri bırakıyor bize. Diğer yandan beni en çok sevindiren Türk yazarların artık eski geleneklerimize daha çok önem vermesi. Fantastik roman sevenler için de farklı bir deneyim olacaktır.
İlk defa okuyacaklar için serinin ilk kitabından başlamalarını öneririm. Ana karakterin hikayesi, karakter gelişimi ve sınırları ilk kitaptakine göre daha az, zaten çok çok akıcı olduğu için 1 hafta içerisinde her iki kitabı da bitirebilirler. Fikri manada bir şey öğrenmekten ziyade vakit geçirmek için okuyanlar için harika bir seçim. Yazar heyecanı, aksiyonu iyice tepeye çıkardıktan sonra bitirmeyi iyi biliyor, bu yüzden seri daha çekici bir hale geliyor.
Fantastik bir hikaye bu anlamda sürükleyici başladı fakat şamanizm den kopuk olduğu için ve kurguda tutarsızlıklar olduğu için okumak istemedim belki ileriki zamanlarda tekrar denerim.
Annemin zoruyla okuduğum ama daha sonra devamını okumak istediğim bir kitap.
şu anda Şamanın Yükselişi adlı devam kitabını okumak istiyor ve devamını da sabırsızlıkla bekliyorum
İlk sayfadan beri beni etkilemeyi başardı. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Elinizden bırakamazsınız. Bu roman okunur. Bende bi tavsiye üzerine okumaya başladım. Tavsiye edilecek kadar var :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Adnan Kurt
Unvan:
Akademisyen

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 24 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 13 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.