Adnan Kurt

Adnan Kurt

8.1/10
18 Kişi
·
31
Okunma
·
2
Beğeni
·
1.451
Gösterim
...insanın bir değil tam üç beyni var. İlki; zaten bildiğimiz ve kafamızda taşıdığımız beyin. İkincisi ise; dokusal yapısı itibariyle beyinle aynı hücresel yapıdan teşkil olan kalp. Üçüncü; kıvrımlı şekli ile neredeyse şeklen zaten beyne benzeyen bağırsaklar. Özellikle bağırsakların içinde yer alan ve gıda özlerinin kana aktarılmasını sağlayan sinir uçlarının da beyindeki hücresel yapıyla aynı olduğu yazıyor bu yeni bilgide. Buna göre bilinç üçe ayrılıyor: Mantıksal bilinç beyin tarafından kontrol ediliyor. Duygusal bilinç kalp ve sezgisel bilinç ise bağırsaklar tarafından. Tüm, Tanrısal kaynaklı kutsal metinlerde kalbe neden bu denli atıfta bulunulduğunu daha iyi anladım. Kalbi ve kanı kullanarak bilinç düzeyini değiştirme mevzusu şimdi iyice netleşti. Elbette Tanrısal kaynaklı tüm kutsal metinlerde neden oruç tutulmasının emrolunduğu bu yeni bilgi ile tam yerine oturdu. Oruç sayesinde bağırsaklarda bulunan ve beyinle aynı hücresel yapıda olan sinir uçları sezgi denilen yetenek için kullanılmak üzere boşa çıkmış olacak. Bağırsaklarda yer alan bu sinir uçları ne denli sezgi için kullanılırsa insanın sezgi yeteneği de o denli artmakta bu gizemli bilgiye göre. Ancak bunun gerçekleşmesi için elbette az yemek ve dikkati bu bölgede yoğunlaştırmak şart. Geçmiş yıllarda -Ki enerjisi- üzerine ulaştığımız bilgi şimdi tam değerini buldu. Bedende bu enerjinin depolandığı yer tam olarak karın bölgesiydi. Bağırsaklarda bulunan bu sinir uçları -Ki enerjisi- ile iyice aktif hale geliyor.
Dua el açıp Tanrıya yakarmak değil. İçinde bulunduğun haldir.
Kendini nasıl hissediyorsan öyle yaşarsın, dua denen silah işte budur. İnsanların dua edişlerini duyuyorum yıllardır. Bir yandan Allah'ım bana para ver diyorlar ama iç dünyalarında parasızlığın verdiği acıyı hissediyorlar. Tanrı kelimelere bakmaz. Çünkü kelimelerle yalan söyler insanlar. Tanrı insanların göğsündeki tek gerçek olan duygularına bakar, öyle değerlendirir.
Sıcak suyun yaşlı bedeninden akıp giderken onu sarıp sarmalaması hoşuna gitti. En azından ona da sarılan biri vardı, su bile olsa.
Adnan Kurt
Sayfa 90 - Volkan kitap yayınları
Madde ve bilinç arasında karşılıklı bir etkileşim vardı ve biri diğerini değiştirebiliyordu. Ancak burada baskın olan bilinçti çünkü Tanrı ilmine göre her şey aslında bilincin maddi alemde görünür, duyulur, tadılır hale gelmesiydi. Ancak su bir maddeydi, geri planda ise bilincin maddi alemde su olarak tezahür etmesiydi. Ses ve düşünce yoluyla edilen bir dua suyu etkiliyor, su ise içen kişinin bilincini etkiliyordu. Ve olayı çözen en önemli yapı taşı, Halit Bey için şu olmuştu: İnsan bedeninin büyük bir kısmı sudan meydana gelmekteydi.
İnsanların zihinlerini kontrol etmek için yapılması gereken yegane şeyin insan bedenindeki su moleküllerine etki etmek olduğuna artık emindi. Ancak aşması gereken başka bir sorun vardı karşısında: Nasıl?
Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, yani kendi özelliklerinde. Tanrı kendini göremez, göremediği için ayna olarak kainatı yarattı, kainatta sonsuz ilmini seyretti. Tanrının özelliklerinde yaratıldığı için insan da kendini göremez. Bunun için aynaya ihtiyacı vardı. Tanrı böylece görüneni, görünmeyene ayna kılmış oldu. İnsan ayna ya da ayna özelliği olan bir yüzeye baktığında kendini görebilir ve gördüğü kendinde hoşuna gitmeyen bir şey varsa böylece düzeltebilir. Örneğin saçı bozulmuşsa saçını, kıyafeti bozulmuşsa kıyafetini düzeltir. İnsan kalkıp da aynadaki görüntüsünü düzeltmez. Göremediği kendini, yani görüntünün asıl kaynağını düzeltir. Tıpkı böyle, baktığımızda gördüğümüz, içinde yaşadığımız dünya, her birimizin iç dünyasını bize yansıtan, görmemize olanak tanıyan bir aynadır. Ancak insanlar bunu bilmediklerinden yaşarken karşılaştıkları sorunları devamlı düzeltmeye çalışarak aslında aynadaki görüntülerini düzeltmeye çabalamakta, bu yüzden de sorunlar hiçbir zaman düzelmemektedir. Aslında her şeyin kaynağı insanın iç dünyasıdır. İç dünyayı gördüğümüz dünyaya yansıtan asıl kaynak ise kişinin kalbidir. İnsanlar yaşamları boyunca karşılaştıkları tüm sorunların aslında kendi içlerindeki sorunların dışa yansıması olduğunun farkında olamadıkları için hayatları sorunları düzeltmek için boğuşarak geçmekte. Örneğin, içinde dinmek bilmeyen eskiye ait bir öfke vardır, dış dünyasında da karşısına devamlı öfkelenecek bir durum çıkar durur ve bu kişi öfkelendiği o durumların üstesinden gelmek için devamlı çabalar. Halbuki içindeki, asıl kaynaktaki öfkeyi bir dindirse, iç dünyasını saracak olan huzur, içinde yaşadığı dünyada da karşısına çıkacaktır. Para kazanmak hayali ile çırpınıp dururlar ama fakirlik hep yakalarındadır. Çünkü iç dünyalarında zenginlik bilinci yoktur ki yaşadıkları dünyaya yansısın! Kişi yaşadığı hayatta iyi olsun kötü olsun, mutlu etsin acı versin, her ne yaşıyorsa hepsi içinin dışa yansımasından başka bir şey değildir. İnsan herhangi bir sorunu düzeltmek ve ondan ebediyen kurtulmak istiyorsa kaynağa dönsün ve kendi içine yönelsin. Sorunun kendi nefsindeki kaynağını bulup düzeltmesi ile yaşantısı düzene girer, aksi halde aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamaya devam eder.
’’Hatırlayın: Peygamberlere vahiyler hep dağlarda geldi. Musa On Emri Dağda aldı. İbrahim Peygamber de Hz.Muhammed de Tanrı ile ilk görüşmesini dağda yaptı. Neden? Doğunun mistik kişilikleri hep dağlarda yaşadılar ve yaşamaya devam ediyorlar.Neden?
Gençler cevap bekler ifadeyle baktılar hocalarına.
‘’Deniz seviyesinden yükseldikçe havadaki oksijen miktarı azalır. Bu da kandaki karbondioksit seviyesini arttırır. Bunun doğal sonucu olarak damarlar, özellikle beyni besleyen damarlar genişler ve beyin daha fazla oksijen alır. Böyle bir yükseklikte uzun süre kalmak beynin sezgisel gücünü arttırdığı gibi algılama kapasitesini de arttırır. İşte bu yüzden dostlarım, bize yüksek bir yerde büyük bir arazi lazım, iklimin de ılıman olması gerek. Toros Dağları bunun için uygun olur.’’
Bilinç tektir ve Tanrı'ya aittir. Ancak Tanrı bilinci dünya denilen bu boyuta indiğinde kendini madde olarak gösterir ve birbirinden ayrıymış hissi uyandırır. Dolayısı ile bilinç maddeyi dilediği gibi şekillendirebilir. Ancak madde üzerinde diğer bir bilincin yapacağı değişimde, o maddenin ardındaki bilinci değişime uğratır. Yani çift taraflı bir etkileşim söz konusudur. Örneğin dinlenen hüzünlü bir müzik önce insanın maddi bedene ait maddi bir uzuv olan kulağına ulaşır, kulak onu beyne iletir, beyin ise kulağın ses olarak algıladığını duygu haline dönüştürür ve bu duyguyu kana karıştırarak tüm hücrelere ulaştırır. Böylece o hüzünlü müzik tüm bedeni bir anda sarar ve insan içinde yoğun bir acı hisseder. İnsan kendi bilincini buna benzer bir yöntemle değiştirip kendinde olmayan her türlü yeteneği kazanabilir. Tüm hücrelere ulaşamanın tek yolu vardır; o da kandır. Kan ise kalpte toplanır ve yine kalpten dağılır. Kalbe odaklanmış bir zihin, içinde barındırdığı düşünceleri kana aktarır, kana aktarılan bu düşünce ise tüm hücrelere ulaşır ve kaydolunur. Ancak işlem bu alelade şekilde yapılamaz, bunun çok ince bir yöntemi vardır. Her yeteneği açan bir anahtar vardır ve anahtarlar kutsal kitaplarda gizlenmiştir.
...sonsuz sayıda evren var. Ancak bu evrenler birbirinden ayrı değil, aksine iç içe girmiş durumda ve hepsi bizim şu an içinde yaşadığımız dünyada. Bizler her birimiz farkında bile olmadan belki de her gün onlarca kez bir evrenden diğerine geçiyoruz. Yaptığımız her seçimin, verdiğimiz her kararın sonunda aslında biz algılamasak bile içinde yaşamakta olduğumuz evrenden, yeni seçimimize göre yeniden şekillenen başka bir evrenin kapısından içeri giriyoruz. İnsan örneğin gözlerini kapatıp -gözlerimi açtığımda avucumun içinde bir elmas parçasının belireceğini biliyorum- derse ve bunu yaparken içinde zerre kadar şüphe barındırmadan, düşündüğüne kesin olarak inanırsa o anda kendini yine bu dünyada yaratılmış olan farklı bir evrende buluverir. Ve gözlerini açtığında ona göre hiçbirşey değişmemiştir avucunda beliren elmas dışında. Ancak içinde bulunduğu mekanın kapısından çıktığı anda onu farklı bir evren karşılar. Ama Tanrı o kişinin bilincini o anda değiştirir ve yeni hayatı zaten yaşamakta olduğu bilgisini onun zihnine aktarır. O kişi bu evrende artık elmas tüccarıdır ve hep öyleymiş hissi ile yaşadığı için kapıdan geçmeden önceki hayatını asla hatırlamaz. Böylece o kişi, şüphesiz inançla tüm hayatını bir anda değiştirebilir.
’’Kutsal kitaplarda yüce konsey oldukları yazan bir takım insanlar varmış. Ama bunlar insandan ziyade Tanrı’nın bizzat kendisinin insan suretine bürünüp görünmesinden ibaretmiş baba. Sen de gayet iyi bilirsin ki, bir ortama aydınlık geldiğinde, karanlık hemen kaybolur. Bu yüce konseyin hayal edilemez, akıl almaz bir gücü varmış ve belli aralıklarla dünyaya, özellikle de karanlık tarafa müdahale edip dengeyi sağlarlarmış. Hatta Enver’e göre en son böyle bir müdahale bizim Kurtuluş Savaşımızda yaşanmış.’’
Bazen dogmatik bazen de bilimsel paradigmalarla desteklenen, güçlü ve heyecan verici bir şekilde başlayan kurgu malesef sona yaklaşınca etkisini yitiriyor. İlk yarısında beni derinden etkileyen, bildiklerimi sorgulamama sebep olan ve gerçekten düşünmeye zorlayan, birçok sayfasını alıntılamak istediğim bir kitapla karşı karşıyaydım. Buna rağmen ikinci yarısı için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Belki de beklentiyi yüksek tutmak ikinci yarıda kurguyu zayıf kılarak beni hayal kırıklığına uğrattı. Yinede şiddetle tavsiye ediyorum. Elinize aldığınızda bir çırpıda ve merakla okuyacağınızdan eminim. İkinci seri olan 'Şamanın Yükselişi' ni de ilk fırsatta okumayı düşünüyorum...
Bir roman dışında bir ütopyaydı Şamanın Doğuşu. Çok hoşuma gitti, hatta ahlak ve bilgi felsefesi dersinde kitaptan örnekler göstermiştim.Kitap olması muhtemel bir bilimsellikle ilerliyor ve gerçek anlamda soru işaretleri bırakıyor bize. Diğer yandan beni en çok sevindiren Türk yazarların artık eski geleneklerimize daha çok önem vermesi. Fantastik roman sevenler için de farklı bir deneyim olacaktır.
İlk defa okuyacaklar için serinin ilk kitabından başlamalarını öneririm. Ana karakterin hikayesi, karakter gelişimi ve sınırları ilk kitaptakine göre daha az, zaten çok çok akıcı olduğu için 1 hafta içerisinde her iki kitabı da bitirebilirler. Fikri manada bir şey öğrenmekten ziyade vakit geçirmek için okuyanlar için harika bir seçim. Yazar heyecanı, aksiyonu iyice tepeye çıkardıktan sonra bitirmeyi iyi biliyor, bu yüzden seri daha çekici bir hale geliyor.
Fantastik bir hikaye bu anlamda sürükleyici başladı fakat şamanizm den kopuk olduğu için ve kurguda tutarsızlıklar olduğu için okumak istemedim belki ileriki zamanlarda tekrar denerim.
Annemin zoruyla okuduğum ama daha sonra devamını okumak istediğim bir kitap.
şu anda Şamanın Yükselişi adlı devam kitabını okumak istiyor ve devamını da sabırsızlıkla bekliyorum
İlk sayfadan beri beni etkilemeyi başardı. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Elinizden bırakamazsınız. Bu roman okunur. Bende bi tavsiye üzerine okumaya başladım. Tavsiye edilecek kadar var :)
Şu an 102. sayfasındayım bu kitabın. İlk sayfalardan itibaren kitap beni hemen içerisine aldı, kafa karışıklığı veya olaylar arası kopukluk yaşatmadı.Ayrıca genellikle okuduğum kitaplarda karakterlerin konuşmaları genelde bir miktar yapmacık gelirdi ancak bu durum bu kitapta yoktu. Konuşmalar oldukça samimi ve doğal geldi bana. Eğer unutmazsam incelememi kitap bitirdikten sonra tekrar güncelleyeceğim.
--------------------------------------
Kitap bitti. Taze taze incelememi göncellemek istiyorum. Kurguyu çok beğendim,sadece final kısmını beğenmedim. Tam emin olamasam da galiba daha kitap daha öncesinde wattpad üzerinde yayınlanmış ki bu da finaldeki havada kalmışlığı açıklıyor. Kitapta tasvir oldukça az ancak aksiyon dozu oldukça güzel. Kafanızda karakterleri çabucak canlandırabiliyorsunuz, bu da saylafar ilerlerken film izliyor gibi hissetmenizde yardımcı oluyor. Serinin devamını bekliyor olacağım. Son olarak eklemek istediğim şudur, bu kitap olmazsa olmaz ya da bir klasik adayı değil ancak hoş vakit geçirmek için oldukça güzel bir alternatif.
Kolay kolay kitap beğenmem. Çok ince seçerek okurum. Tırıvırı roman ve fantastikten nefret ederim. 1000'de 1 çıkar sevdiğim roman. Bu kitabı eleştirenlere söyleyecek sözüm yok. Şahsi kanaatim, daha önce bir Türk yazarın bu denli derin, bu denli tarih - günümüz - mistizm vb olguları harmanlayarak efsane bir kurgu ortaya koyduğunu görmedim. Kurgu hatası var diyenlerden daha iyisini yazmalarını bekliyorum. Kitabı okumayı düşünenler düşünmeyi bıraksın ve hemen okusun derim. Bence tek kelimeyle efsane bir kitap. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum. Ayrıca yazarın Atatürk'le ilgili yeni projesini duydum, gelmiş geçmiş en büyük Türk başyapıtı olacak. Takibinizi şiddetle tavsiye ediyorum...
Bu kitap bana hediye olarak geldi ve kitabı ilk gördüğümde Şamanizm'in ilk doğuşuyla alakalı sıkıcı bir kitap olduğunu düşündüm. Zira ne yazarını duymuştum ne de yayınevini!

Ve kitabı bana hediye eden sevgili Nil'in ve Semih Abi'nin kitabı çok beğendiklerini söylemesi üzerine akşamına okumaya başladım. Kitabın konusu son derece ilginç idi. Zira Osmanlı Devleti'nin yıllarca bir çok etnik köken ile bir arada huzur içinde nasıl yaşadığının sırrından bahsediyordu. Okuyunca gözlerime inanamadım. Bu sır gerçek mi yoksa sadece bir kurgu muydu? Böylesi bir güç mümkün müydü? Ve kitabın ilerleyen kısımlarında ki bilgilerin doğruluk payı var mıydı?

Velhasılıkelam kurgu harikaydı, kendisini bir solukta okuttu! Bir kaç yerde mantıksal hatalar olsa da bu hatalar kitabı beğenmeme engel olmadı.

Keşke diyorum bu kitap daha çok rağbet gören bir yayınevinde tekrar gözden geçirilerek tekrar basılsa hakettiği ilgiyi daha fazla görse...

Temin edebiliyorsanız muhakkak okuyun!
Adnan Kurt'un VK Yayınlarından çıkan bu kitabı abartmadan söylemek gerekirse şahaneydi. Kitaba başladığımda binbir heyecan ve beğeniyle okudum. Hatta kitap bittiğinde üzüldüm denebilir. İçerik olarak sıkmadan ve abartıya, kurgu çerçevesinde, kaçmadan okuyucuya keyif veriyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Adnan Kurt
Unvan:
Akademisyen

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 31 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 13 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.