Alî Bin Emrullah

Alî Bin Emrullah

9.5/10
2 Kişi
·
16
Okunma
·
0
Beğeni
·
551
Gösterim
Adı:
Alî Bin Emrullah
Unvan:
Din alimi
Doğum:
Isparta, 1516
Ölüm:
Edirne, 1571
Osmanlı âlim ve evliyâlarının en meşhûrlarından. Tefsîr, hadîs, fıkıh âlimidir. 1516 (H.916) senesinde Isparta’da doğdu. Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli şehirlerinde kâdı ve kâdıasker olarak vazîfe yaptı. 1571 (H.979) senesinde Edirne’de vefât etti.

Ali bin Emrullah, dedesi Abdülkâdir Hâmidî sakalına kına kullanmakla meşhûr olduğu için Kınalızâde diye şöhret bulmuştur. Abdülkâdir Hâmidî, Fâtih Sultan Mehmed Hanın hocalarındandır. Babası Emrullah Efendi ise kâdı idi. Böylece Ali bin Emrullah küçük yaştan îtibâren tam bir ilim hânedânı içerisinde yetişti. Kınalızâde Ali Efendi, ilk tahsîline akrabâsı olan Kadri Efendiden ders alarak başladı. Sonra İstanbul’a giderek, Mahmûd Paşa Medresesinde Müderris Sinân’dan, Atik Ali Paşa’da Merhabâ Efendiden, sonra da Sahn-ı semân Medresesinde Kul Sâlih Efendiden ders aldı. Kur’ân-ı kerîmi ve pekçok hadîs-i şerîf ezberledi. Yazı, hat sanatında usta olup, tesirli bir hitâbete ve üstün bir hafızaya sâhipti.Tahsîlini mükemmel bir şekilde tamamladıktan sonra müderrislik için beklemeye başladı. Ancak uzun müddet geçmesine rağmen tâyini çıkmayınca telif ettiği bâzı eserleri alıp Şeyhülislâm Ebüssüûd Efendi’nin huzûruna çıktı. Ebüssüûd Efendi kendisine niçin geldiğini sorunca:

“Biz istediğimiz müderrisliği bu eserlerin bâblarını çevirerek almak istiyorduk. Daha ne yapılmak gerekiyorsa bilelim efendim?” diye cevap verdi. Bunun üzerine Ebüssüûd Efendi, Ali Çelebi’nin takdim ettiği eserleri biraz okuduktan sonra, onun ilimdeki değerini anladı ve kendisini derhâl Edirne’deki Hüsâmeddîn Medresesine müderris tâyin etti. Genç talebenin bu hareketinden pek memnun kalan Ebüssüûd Efendi yanında bulunanlara hitâben de; “İşte insan olan böyle fiîlen ehliyetini isbât sûretiyle hakkını elde eder. Emeline kavuşmak, nâil olmak için şunun bunun şefâat ve delâletine mürâcaat etmek insanlık değildir.” demiştir.

Kınalızâde Ali Çelebi Edirne’den sonra 1546’da Bursa’da Hamza Bey Medresesinde, 1548’de yine Bursa’da Veliyyüddîn oğlu Ahmed Paşa Medresesinde, 1550’de Kütahya’da RüstemPaşa Medresesinde, 1551’de İstanbul’da Rüstem Paşa Medresesinde müderrislik yaptı. 1555’te Sahn-ı semân medreselerinden birine, 1558’de ise Süleymâniye Medresesine tâyin edildi. Bu vazîfelerinden sonra da; Şam, Kahire, Bursa kâdılığı, 1570’te İstanbul kadılığı, 1571’de Anadolu kâdıaskerliği yaptı. Arapça, Farsça, edebiyât, tefsîr ve hadîs ilminde emsâlsizdi. Tefsîr metinlerini anlamakta güçlük çekenler, müşkillerini hâlletmek için ona mürâcaat ederlerdi.
İyi huylu olmak için ve iyi ahlâkını mahâfaza edebilmek için, salih kimselerle, iyi huylularla arkadaşlık etmelidir. İnsanın ahlâkı, arkadaşının huyu gibi olur.
Nasıl kimse olduğunu araştırmadan, onu güvendiği kimselere sormadan, i'tikâdında , sözlerinde ve ibadetlerinde ona uymak insanı felakete götürür. Müslimân olmak için, yâ'ni Allahü teâlânın varlığını, bir olduğunu, kudretini, sıfatlarını anlamak için, zâten kimseyi taklide ihtiyâç yoktur.
İnsan kendi kusurlarını zor anlar. Güvendiği arkadaşlarına sorarak da, kusurunu öğrenir. Sâdık olan dost, onu tehlikelerden, korkulardan muhafaza eden kimsedir. Böyle bir arkadaş bulmak çok müşkildir. Bunun içindir ki, İmam-ı Şafi-î :
Sâdık dost ve hâlis kimya
Az bulunur, hiç arama! buyurdu.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Alî Bin Emrullah
Unvan:
Din alimi
Doğum:
Isparta, 1516
Ölüm:
Edirne, 1571
Osmanlı âlim ve evliyâlarının en meşhûrlarından. Tefsîr, hadîs, fıkıh âlimidir. 1516 (H.916) senesinde Isparta’da doğdu. Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli şehirlerinde kâdı ve kâdıasker olarak vazîfe yaptı. 1571 (H.979) senesinde Edirne’de vefât etti.

Ali bin Emrullah, dedesi Abdülkâdir Hâmidî sakalına kına kullanmakla meşhûr olduğu için Kınalızâde diye şöhret bulmuştur. Abdülkâdir Hâmidî, Fâtih Sultan Mehmed Hanın hocalarındandır. Babası Emrullah Efendi ise kâdı idi. Böylece Ali bin Emrullah küçük yaştan îtibâren tam bir ilim hânedânı içerisinde yetişti. Kınalızâde Ali Efendi, ilk tahsîline akrabâsı olan Kadri Efendiden ders alarak başladı. Sonra İstanbul’a giderek, Mahmûd Paşa Medresesinde Müderris Sinân’dan, Atik Ali Paşa’da Merhabâ Efendiden, sonra da Sahn-ı semân Medresesinde Kul Sâlih Efendiden ders aldı. Kur’ân-ı kerîmi ve pekçok hadîs-i şerîf ezberledi. Yazı, hat sanatında usta olup, tesirli bir hitâbete ve üstün bir hafızaya sâhipti.Tahsîlini mükemmel bir şekilde tamamladıktan sonra müderrislik için beklemeye başladı. Ancak uzun müddet geçmesine rağmen tâyini çıkmayınca telif ettiği bâzı eserleri alıp Şeyhülislâm Ebüssüûd Efendi’nin huzûruna çıktı. Ebüssüûd Efendi kendisine niçin geldiğini sorunca:

“Biz istediğimiz müderrisliği bu eserlerin bâblarını çevirerek almak istiyorduk. Daha ne yapılmak gerekiyorsa bilelim efendim?” diye cevap verdi. Bunun üzerine Ebüssüûd Efendi, Ali Çelebi’nin takdim ettiği eserleri biraz okuduktan sonra, onun ilimdeki değerini anladı ve kendisini derhâl Edirne’deki Hüsâmeddîn Medresesine müderris tâyin etti. Genç talebenin bu hareketinden pek memnun kalan Ebüssüûd Efendi yanında bulunanlara hitâben de; “İşte insan olan böyle fiîlen ehliyetini isbât sûretiyle hakkını elde eder. Emeline kavuşmak, nâil olmak için şunun bunun şefâat ve delâletine mürâcaat etmek insanlık değildir.” demiştir.

Kınalızâde Ali Çelebi Edirne’den sonra 1546’da Bursa’da Hamza Bey Medresesinde, 1548’de yine Bursa’da Veliyyüddîn oğlu Ahmed Paşa Medresesinde, 1550’de Kütahya’da RüstemPaşa Medresesinde, 1551’de İstanbul’da Rüstem Paşa Medresesinde müderrislik yaptı. 1555’te Sahn-ı semân medreselerinden birine, 1558’de ise Süleymâniye Medresesine tâyin edildi. Bu vazîfelerinden sonra da; Şam, Kahire, Bursa kâdılığı, 1570’te İstanbul kadılığı, 1571’de Anadolu kâdıaskerliği yaptı. Arapça, Farsça, edebiyât, tefsîr ve hadîs ilminde emsâlsizdi. Tefsîr metinlerini anlamakta güçlük çekenler, müşkillerini hâlletmek için ona mürâcaat ederlerdi.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur okudu.
  • 5 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.