Yemek yedikten birkaç saat sonra kan şekeri düzeyiniz düşer ve hipotalamustaki sinir hücreleri bu değişikliğin farkına varır; bu durumla ilgili doğuştan varolan modelin etkinleşmesi, durumu düzeltme olasılığını artırabilmek için beynin vücut halini değiştirmesini sağlar; açlık hissedersiniz ve açlığınızı gidermek için harekete geçersiniz; yemek yersiniz ve besinin sindirilmesi kan şekeri düzeyinizi düzeltir; son olarak, hipotalamus kan şekerinde yine bir değişiklik, -bu kez bir yükselme- olduğunu fark eder ve ilgili sinir hücreleri vücudunuzda, doygunluk hissi olarak yaşadığınız hali yaratırlar.
Bütün bu sürecin amacı vücudunuzu kurtarmaktır. Süreci başlatma işareti vücudunuzdan gelir. Bilincinize ulaşarak sizi vücudunuzu korumaya zorlayan uyarılar da vücudunuzdan gelir. Bu döngü tamamlandığında, vücudunuzun artık bir tehlikede olmadığını bildiren işaretler de vücudunuzdan gelir. Bunu şöyle tanımlayabiliriz: Duyumsayıp komuta eden beyin olsa da, vücut kendini kendisi için yönetmektedir.
Üzüntü ve kaygı, bilindiği gibi, cinsel hormonların düzenini değiştirerek hem cinsel güdülerde hem de kadınların adet çevrimlerinde değişikliğe
neden olur. Yine beyindeki işlemlere bağlı bir hal olan mahrumiyet,bağışıklık sistemini çöküntüye uğratarak insanın daha kolay mikrop kapmasına yol açar ve doğrudan ya da dolaylı bir sonuç olarak, bazı kanser türlerinin gelişme olasılığını artırabilir.
Modern toplumlarda öfke ve hüzün, yapıcı olmaktan uzak duygulardır. Fobiler kişinin elini ayağını bağlar, engel oluşturur. Ancak yine de öfke ve sinir doğru koşullar altında olduğunda ne kadar çok canın kurtulduğunu bir düşünün. Bu tepkiler, evrim sürecinde elenmeden kalmayı başarmıştır; çünkü doğrudan hayatta kalmayı desteklerler.
Bir uzvu ameliyat edilen kimi insanlar (örneğin dirsekten itibaren bir kolu kesilen bir hasta) doktoruna varolmayan uzvunu hissetmeye devam ettiğini, uzvun hayali hareketlerini duyumsayabildiğini ve hatta yoksun kaldığı uzvun "içinde" ağrı, soğukluk ya da sıcaklık hissedebildiğini bildirir. Açıkçası, bu tür hastalar yitirdikleri uzuvlarıyla ilgili bir belleğe sahiptirler; aksi halde zihinlerinde bununla ilgili bir imge yaratamazlardı. Ancak zaman içinde bu hastaların bazıları hayaletin silikleşmesi deneyimini yaşarlar; bu da anının ya da bilincin arka planında yeniden canlandırılan izlerinin gözden geçirilmekte olduğunun belirtisidir.