Canan Tan

Canan Tan

Yazar
7.7/10
8.341 Kişi
·
41.030
Okunma
·
2.479
Beğeni
·
45.266
Gösterim
Adı:
Canan Tan
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Ankara, 1951
Canan Tan (Ankara), Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu yazar.

Kısaca Hayatı

Canan Tan Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunudur. Kendisi değişik edebiyat türlerindeki yarışmalarda birçok derece ve ödül aldı.

Kariyeri

“Eczacı iken, nasıl edebiyatçı oldunuz ?" sorusuyla sıkça karşılaştığını vurgulayan Tan, asıl sorunun “Edebiyatçı iken nasıl eczacı oldunuz?” diye sorulması gerektiğini belirtiyor. Bunun nedeni ise edebiyata olan ilgisinin daha önce başlaması. Lise yıllarında, Hisar Dergisi’nin düzenlediği şiir yarışmasında aldığı birincilik bu dünyanın kapılarını ona aralamış. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Basın Yayın bölümünü Türkiye derecesi ile kazanarak, yakınlarının isteği doğrultusunda eczacılık fakültesini tercih etmiş, ancak daha sonra evlenerek Diyarbakır'a gelin olarak gitmiş ve orada yaşadığı süre içinde yazım hayatını sürdürse de bunları gün ışığına çıkartmamıştır. Ne Diyarbakır'a gitmesinin, ne de eczacılık mesleğini tercih etmesinin onun için bir eksik değil aksine Piraye, Eroinle Dans, En Son Yürekler Ölür adlı eserlerine birer ilham kaynağı olduğunu belirtmiştir.

Bu sıralarda yazdığı bir öykü, Hürriyet Gazetesi'nin düzenlemiş olduğu bir yarışmada birinci olmuş ve fotoroman olarak çekilmiştir. İzmir'e geldiği sıralarda da bir çok öyküsü ona ödüller getirmiştir. Bunun yanı sıra Hürriyet Ege ve Yeni Asır’da konuk köşe yazarı olarak güncel yazılar, Milliyet Pazar’da mizahi yorumlar yazmaya başlamış. İlk kitabı olan İster Mor, İster Mavi 1996’da Aziz Nesin’in birinci ölüm yıldönümünde İnkılap Kitabevi’nin düzenlediği mizah öyküleri yarışmasından başarı elde ederek basılmıştır ve aynı zamanda Canan Tan'a, Türkiye’de mizah öyküleri kitabı olan ilk kadın yazar unvanını kazandırmıştır. Devam eden mizahi öyküleri ve çocuklar için yazdığı eserleri ona bir çok ödüller getirmiştir. Asıl sağlam adımlarını yetişkinler için çıkardığı ilk roman olan Çikolata Kaplı Hüzünler ve devamında gelen Piraye adlı eserleriyle atmıştır. Hafta da üç gün ise Yeni Asır'da köşe yazıları yazmış ve 2004 yılında kazandığı köşe yazarı ödülüyle de bunu noktalamıştır. Daha sonra yarışmalara katılmaya son vermiş, okurlarının sevgisi için yazmayı sürdürmüştür.

Ödülleri


Türk Kütüphaneciler Derneği’nden, Türkiye’deki kütüphaneler bazında, “2009 yılının en çok okunan yazarı” ödülü/ 2010
İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü’nden 2004 Yılı Köşe Yazarı Ödülü
10.Orhon Murat Arıburnu Ödülleri’nde, uzun metrajlı film öyküsü dalında Birincilik Ödülü/ 1999
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Cumhuriyetin 75.Yılı Çocuk Öyküleri Ödülü /1998
İzmir Büyükşehir Belediyesi Çocuk Romanları Ödülü/ 1997
Rıfat Ilgaz Gülmece Öykü Yarışması’nda Birincilik Ödülü/ 1997
BU Yayınevi’nin Çocuk Öyküler Yarışması’nda 1. Mansiyon/ 1997
İnkılâp Kitabevi’nin Aziz Nesin Gülmece Öykü Yarışması’nda basılmaya değer görülen İster Mor, İster Mavi adlı kitabıyla, Türkiye’de mizah öyküleri kitabı olan ilk kadın yazar unvanı/ 1996
1.Ulusal Nasrettin Hoca Gülmece Öykü Yarışması’nda 1. Mansiyon/ 1988
Kelebek (Hürriyet) Gazetesi’nin senaryo yarışmasında birincilik ödülü
En acısı da ne biliyor musun?
"Aslında sana hiç sahip olamadığımı, seni
kaybettiğimde anlamış olmam."
“Seni tanıyamıyorum artık derken ne kadar da haklıydın. Ben de seni sevdikten sonra kendime hiç rastlamadım.”
Kim bilir belki bu kadar sevmezdik birbirimizi
uzaktan seyretmeseydik ruhunu birbirimizin.
Kim bilir felek ayırmasaydı bizi birbirimizden
belki bu kadar yakın olamazdık birbirimize.
Canan Tan
Sayfa 13 - Nazım Hikmet Ran
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum.
"Her şey yolundayken temiz kalmak kolay; önemli olan, olumsuzluklar karşısında da güçlü durabilmek."
Sevdiğini özgür bırak, döner gelirse senindir ­; dönmezse, zaten hiçbir zaman senin olmamıştır
EDEBİYATTA GARABETÇİLER AKIMI VOL: 2

Kalem çıkarın. Kağıt çıkarın. Adile Naşit gibi sözlü yapmayacağım ama size Canan Tan usulü yaz dizisi tadında kitap yazmanın reçetesini yazacağım;

Gerekli malzemeler:

- Para ama öyle böyle değil çok para. Çünkü biliyorsunuz pis fakirleri dinlemeyi de, izlemeyi de milletcek hiç sevmeyiz. Çünkü hepimiz ingiliz kraliyet ailesine mensup, bir eli yağda bir eli balda insanlarız. Öyle fakirlikmiş, parasızlıkmış bilmeyi. Ne o öyle varoş varoş haller !

- Yağuşuklu, zengin, biraz meriç ve mutlaka ama mutlaka ' adeleli ' bir genç erkek. Çünkü Feriştah Yengemizin de dediği gibi '' Adele mülkün temelidir. '' Bu erkek öyle biri olmalı ki gerçek hayatınızda asla var olamayacak kadar mükemmel olmalı. Karda kusur olmalı ama zat-ı muhteremde olmamalı, öyle bir mükemmellik.

- Edeleli erkeğin karşısına çıkaracağımız hırslı mı hırslı, tuttuğunu koparan, safımsı salak, her ne hikmetse elini attığı her işi başaran ve yine erkek karakterimiz gibi gerçek hayatta var olamayacak kadar mükemmel bir kız. Bu aralar bir yaz dizisi var, hastahanede geçiyor. Dizide başroldeki kız o kadar mükemmel ki steteskop hariç dizideki herkes bu kıza aşık. İşte öyle bir kız lazım kitabımız için.

- Bu en önemlisi; Gerçeklikten kopmuş, ayakları yere basmayan, hayal aleminde yaşayan ve bütün bu özellikleri sayesinde kitabınızı beğenebilecek okurlar.

Şimdi bol sıfırlı paralarınız sayesinde tutacağınız reklam şirketlerinin yapacağı pr çalışmaları sayesinde sizler de birer Canan Tan olabilirsiniz!


Bir polisiye romanda altı çizilecek bir cümle olmamasını anlarım. Ama ' Büyük aşk ' diye iddiada bulunan bir kitapta altı çizilecek adam akıllı tek bir cümle dahi olmamasını anlayamam. Aşk, Sevgi, Hasret, Yalnızlık, Kavuşamama bunlar çok güçlü duygulardır. Ve gerçekten estetik anlayışı güçlü bir yazar değilseniz bunları kağıda aktarmanız, hele ki okuyucuya bu duyguları hissettirmeniz imkansızdır. Tıpkı Canan Hanım'ın hissettiremediği gibi. Bütün duygular havada kalıyor. Bütün iddialar boşa çıkıyor kitapta. Aslı denen hanım kızımızın aşkını anlatırken; ' ooo çok aşık, ama öyle böyle değil deliler gibi aşık, valla bak neden inanmıyorsun, ekmek Kur'an çarpsın ki çok seviyor ' diye bir iddia var ama bu duyguyu verecek tek bir cümle yok. Kız sevdiği adamı anlatırken ' yok şunu söyledi, yok böyle davrandı, yok böyle kucakladı beni ' gibi sığ cümleler hariç tek bir duygu durum belirten cümle kuramıyor. Aşk karşıdakinin size nasıl davrandığından çok size ne hissettirdiğidir, yaşattığı duygulardır. Ama Aslı'nın yaşadığı aşkın adı var kendisi ve duyguları yok. Şahsen Aslının aşkına ikna olmadım ben.


Bir kitabın okuyucunun zihninde fark yaratması için; kurgu, dil, akıcılık, estetik anlayışı gibi özellikleri ile kendini göstermesi gerekir. Eğer ortaya çıkan eser bu özellikler ile bir fark oluşturamadıysa edebiyat dünyasında uzun süreli tutunması, yarınlara kalması mümkün olmaz. Bu kitapta bunların hiçbirisi yok maalesef. Nazımdan birkaç şiiri aralara serpiştirmekle iyi kitap yazamayacağınız gibi, bu kitaplar sizi iyi yazar da yapmaz. Bir yazarı yazar yapan şey, herkesin kullandığı kelimeleri ve cümleleri kendi yüksek estetik anlayışı çerçevesinde bir araya getirmektir. Jean Paul Sartre'ın deyimiyle " İnsan bazı şeyleri söylemeyi seçtiği için değil, onları belli biçimde söylemeyi seçtiği için yazardır. " Ki Nazım demişken çok daha vahim bir konuya değinmek de istiyorum. Kitapta '' Bir Adın Kalmalı '' diye bir şiir var, Canan Hanım bu şiiri Ahmet Hamdi Tanpınar'a ait olarak lanse etmiş. Ama araştırmalarıma göre bu şiir Tanpınar'a değil İbrahim Sadri'ye ait. Sanırım ' Bağlanmayacaksın ' şiirini internetten kopyalayıp- yapıştıran ciddiyetsiz okurların düştüğü hataya düşmüş. Sıradan birinin böyle bir şeyi yapmasını dahi anlayamazken, büyük kitlelere hitap eden yazar olma iddiasındaki insanların böyle bir yanlışa düşmesini hiç anlayamıyorum.

Şimdi bu sitede inceleme yazarken sık sık kullanılan bir kalıp '' dili çok akıcı, sürükleyici '' Bir kitap adam akıllı tek bir mesaj veremiyorsa, estetik bir dil kullanmıyorsa, okuyana edebi ya da düşünsel anlamda hiçbir bilgi ya da zevk katmıyorsa; sadece dilinin akıcı olması o kitabı kurtarmaz. Bütün bunları içinde barındırabilen kitaplar için dilinin akıcı olması ekstra güzel bir özellik olabilir, ama bunlar yoksa dilinin akıcılığı sadece kitabın bomboş olmasından kaynaklıdır. Tıpkı '' Yüreğim Seni Çok Sevdi ' de olduğu gibi. Dili akıcı mı, evet akıcı. Ama yazın ekranlarda görmekten artık intiharın eşiğine sürüklendiğimiz yaz dizileri kıvamında. Mütemadiyen aynı kadınları, aynı erkekleri, aynı karakterleri barındıran okuyucusuna ya da izleyicisine hiçbir şey vermeyen boş zaman ve kalitesiz okur dedektörü adeta. Tabi diyeceksiniz ki sana ne bu durumdan. Doğru bana ne! İsteyen istediğini yazar. Bu ülkede Kahraman Tazeoğulları, Ahmet Batmanlar, Azra Kohenler bile bu işin kaymağını yerken Canan Tan neden bundan eksik kalsın, haklısınız. Ama çok daha fazla hak eden yazarlar varken bunların edebiyattan milyonlar götürüyor olması onların kötü yazar olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yazdıkları 'şeylerin' - kitap diyemiyorum çünkü gerçek kitaplara haksızlık olur- hiçbir değeri yok. İyi eğitimli, zengin, güzel ve özgür kız ve yakışıklı, zengin ama biraz da hırt alfa erkeği, araya da birkaç tane Nazım dizesi ve birbirinden sahte diyalog... Al sana Canan Tan usulü ' şey ' yazmanın listesi ! Sanırım yazar hanımın diğer ekürileri gibi kaba ve nobran zengin adam fantezisi de var. Diğer kitaplarında da bu karakterin farklı isimlerdeki versiyonları bol bol mevcut zira.


Ciddi bir okur olup da bu kitabı beğenen var mı merak ediyorum. Eğer varsa okurluğun da stockholm sendromu var olmalı. Zira bu edebiyat katillerine bu kadar prim verilmesinin başka açıklaması olamaz. Bu kitabı okuyarak harcayacağınız zamana yazık cidden.



Bu romanı toyluk dönemimde tavsiye üzerine ergen kafasıyla okudum ama o yıllardan beri de nasuh tövbesi ile tövbeliyim kendisine. Yalnız benim lise yıllarımda nasıl zor geçtiyse; İpek Ongunlar, Şule Yüksel Şenlerler, Emine Şenlikoğulları, Canan Tanlar gırla gitmiş. Baya zor zamanlar atlatmışım. Neyse benim düştüğüm hataya düşmeyin diye yazdım bu kadar şeyi. Ortada edebi bir eser yok, karakterler kabız ve kopyala- yapıştır kıvamında, konu bayık, diyaloglar fazlasıyla sahte ve zorlama. Hayır bu kelimelerin kullanmasından hiç hoşlanmıyorum ama oturup bir adet yamaçcan ve bir adet ıtırsu içeren ' şey ' yazmak için edebiyat bu kadar katledilmemeli.


Bir de ismi bir tek bana mı komik geliyor :)
- Yüreğim seni çok sevdi, ama dalağım bu konuda çok isyankar, ince bağırsağım ile el ele vermiş senden vazgeçirmeye çalışıyorlar Aslı asdfghjk :))


Son olarak belirtmezsem bu gece uyuyamam; normalde bir kitabı okumak için karar verirken kapağını göz önüne almam ama Allah aşkına o nasıl berbat bir kapaktır benim bile dikkatimi çekti. İki kuruş fazla verin daha adam akıllı, göz kanatmayan bir şeyler tasarlattırın. Kitabın içeriği çöp, bari makyajına dikkat edin değil mi ama :)

Oh rahatladım. Şimdi bunları yazdığım için linç edebilirsiniz beni.
İlk aldığım romanım.. Aslı ile Murat'ın aşkları ve içinde bulunan şiirleri ayrı bir neşe katıyor :-)
Farklı kültürler, her şeye sıfırdan başlamak. Bir kadının nereli olursa olsun nasıl bir eğitim alırsa alsın yaptığı evliliğin tüm hayatını değiştirebileceğini bu kitabında harika bir şekilde anlatmış Canan Tan. Beklenmedik bir şekilde biten son ise insana birçok konuda ders veriyor aslında.Seçimlerimizi düşünerek, kimsenin etkisi altında kalmadan değerlendirmemiz gerektiğini ve elimizdekilerin kıymetini kaybetmeden önce bilmenin ne kadar önemli olduğunu.
Yüreğim seni çok sevdi
O yürek talan
O yürek yangın yeri
O yürek seni istiyor
Bir tek seni
Bu kitabı okuyan herkes belli bölümlerinde kendisine muhakak bir bölüö bir parça ayıracaktır. İki kişinin aşkını destansı bir şekilde anlatmış canan tan
Canan Tan, ezelden beri sorun olarak karşımızda duran ve mevcut iktidar anlayışı ile gittikçe kötüye giderek tavan yapan; çocuk gelin, kadına şiddet ve töreden doğan kadın ölümlerini çok güzel bir kurguyla anlatmış. Sonlara doğru da erkeklerin de sorunlarına ufak bir gönderme yapmış. Çok güzel ve yalın anlatımıyla okumaya değer bir kitap. Kesinlikle okurlara öneririm.
Eroin hakkında yazılmış bir kitaptan beklediğim gibi değildi sanırım. Bir çok yazarla aynı hataya düşmüş yazar. Çok gerçek bir yarayı, göz önünde olsa da bir o kadar göz yumulan bir olayı masal gibi anlatmış. Karakterlerdeki tutarsızlık bir yana insana hiç bir şey gerçek gelmiyor. Bu konuda okuduğum diğer kitaplardan ve araştırmalarımdan yola çıkarak eroinle dans denen oyunun çokça yumuşatıldığını düşünüyorum. Bunlara rağmen emek verilmiş ve değinilmesi gereken bir konuya değinmiş. Belki ergenlik dönemindeki gençler için faydalı olabilir. Ancak özendirici olabilecek yönleri de yok değil.
Kitabı okumaya başladığınızda hani nerde ders veren bi durum yok diyerek sıkılabilirsiniz. Buda bizim sadece ön yargımız. Bu kitapta öncelikle iyi arkadaşlığı Dünya ve Eylül'den öğrenip,bağımlı olmanın ne büyük bi zaman kaybı ,hayatı nasıl zehir ettiğini düşünürken gençliğin bu takım maddelerle ziyan olmasına kayıtsız kalmamak gerektiğini hissediyor insan.Çocuklarımızı bu gibi zehirlerden korumanın yollarına olabildiğince özen göstermeliyiz.Bunları çocuklarımıza ulaştıran insan kılıklı canavarlar içinde devletin bu konuda daha geniş kapsamlı çalışma yapması gerekir.Zoru istiyorum ama gençlik olmadan devlet millette olmaz....Teşekürler Canan Tan gençlik için büyük bi iyilik bu
Bir kitabin daha sonuna geldim:)
Dili akıcı, sürükleyici ama dizi -film tadında bir kitap olmuş. Bazı kitapları okuduktan sonra etkisi altında kalırsın hani ,işte bu hiç oyle bir kitap degil .hatta birkaç gün sonra unutacağım bir kitap bir yerde duyunca veya görünce' a evet okumuştum' diyip geçerim . Kürk mantolu Madonnadan hemen sonra pirayeyi okumak (çok afedersiniz )tabiri caizse attan inip eşeğe binmek gibi oldu . Beğenmedim kitabi. Tekrar ata binmek için bir Tolstoy okumaliyim sanırım:))

Piraye karakteri başta çok özgür ruhlu şiire aşık biri olarak tanıdık ama sonra çok farklı bir pirayeyi okuduk . Aşk diye birşey göremedim ben kitapta , haşimin aşkını biraz hissedebiliyorduk ama Pirayenin Haşime karşı aşka dair hiçbir duygu besledigini hisedemedim ben.

Kitapta doğudaki örf adetlere değinmiş ordaki yaşam tarzına falan ve bunlara alışmaya ve ayak uydurmaya çalışan İstanbul'u Pirayeye. Diyecek pek birşey bulamıyorum açıkçası sonu Pirayenin duyduğu pişmanlıkla bitiyor ama bence pişman olmamalı doğru ve olması gerektiği gibi davrandi birde hiçbir şey olmamış gibi Haşimle yeniden yeni doğacak çocuklarini büyütecek degildi..
Canan Tanın daha önce bir kitabını daha okumuştum bu ikincisi ama üçüncüsunu okurmuyum bilemiyorum:/
Sanırım Canan ablamız hapishanedeki kadınlara birer kalem kağıt vermiş ve hayat hikayenizi yazın demiş. Onlarda çabucak yazmışlar o haliyle basılmış ve bu kitap oluşmuş.

Öyle acemice, edebiyat ve duygudan uzak bir anlatımı vardı ki okurken bunu gerçekten Canan Tan mı yazdı diye düşünüp durdum. Bazı hayat hikayeleri çok güzeldi ancak bu anlatımla onlara da yazık oldu. Bu mükemmel konu için çok daha güzel bir eser yazılabilirdi.
Ve Canan TAN ın okunmaya değer harika bir kitabının daha sonuna gedim.
Siz yapabilirmiydiniz aslının yaptigini, yüreğinizin sevdiğini mantığınızdaki sese değişebilirmiydiniz?,ama bunun arkasındaki sebebi hissettirmeden ve hikssetmeden.kaçabilirmiydiniz her şeyden,ondan,hiç zannetmiyorum.
Aslı ve muratın üniversite yıllarında Nazım Hikmet şiirleriyle başlayan aşkları her geçen gün daha da artmaktaydı taki muratın evlilik hayallerini kurduğu ve bu bahaneyle bursaya olan seyahatlerinde aslıyı ailesiyle tanıştırana kadar,muratta aslı gibi bu aşkın imkansız olduğunun farkına varır ama yinede vazgeçmez çünkü yüreği aslıyı cok sevmişti.üniversite den sonra aslı mastır yapmak için amerika ya gider ve ilk kopuşları başlar.iki yıllık bir süreden sonra aslı daha fazla sürdüremez artık muratın mutlu olmasını ister ve herşeyi sonlandırır murat yinede vazgeçmez ama aslı amerikada bir profesörle evlenmeye karar verir,aradan yıllar geçer aslı öğrencilik yıllarını bırakmaz ve doktora yapar ve artık evliliğini sürdüremez ayrılır ve türkiyeye döner bu sırada murat evlenmiş ve bir kızı olmuştur,bursada bir seminerde karşılaşırlar o an sanki eski yıllara dönmüş gibi olurlar bir an,beraber bir yerlere giderler sıcak bir sohbet başlar aralarında telefonu çalıyor muratın: " canım kızım!bitanem nasılsın ?nasılsın ASLIM" .İşte o an zaman durur aslı için .murat: seni unutabileceğimi mi sandın aslı,adını dudaklarımdan sileceğimi mi sandın,ben ölsem bile adın son nefesimde de dudaklarımda olacak
"KAYBETMEK İÇİN ERKEN,SEVMEK İÇİN ÇOK GEÇ".

Yazarın biyografisi

Adı:
Canan Tan
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Ankara, 1951
Canan Tan (Ankara), Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu yazar.

Kısaca Hayatı

Canan Tan Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunudur. Kendisi değişik edebiyat türlerindeki yarışmalarda birçok derece ve ödül aldı.

Kariyeri

“Eczacı iken, nasıl edebiyatçı oldunuz ?" sorusuyla sıkça karşılaştığını vurgulayan Tan, asıl sorunun “Edebiyatçı iken nasıl eczacı oldunuz?” diye sorulması gerektiğini belirtiyor. Bunun nedeni ise edebiyata olan ilgisinin daha önce başlaması. Lise yıllarında, Hisar Dergisi’nin düzenlediği şiir yarışmasında aldığı birincilik bu dünyanın kapılarını ona aralamış. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Basın Yayın bölümünü Türkiye derecesi ile kazanarak, yakınlarının isteği doğrultusunda eczacılık fakültesini tercih etmiş, ancak daha sonra evlenerek Diyarbakır'a gelin olarak gitmiş ve orada yaşadığı süre içinde yazım hayatını sürdürse de bunları gün ışığına çıkartmamıştır. Ne Diyarbakır'a gitmesinin, ne de eczacılık mesleğini tercih etmesinin onun için bir eksik değil aksine Piraye, Eroinle Dans, En Son Yürekler Ölür adlı eserlerine birer ilham kaynağı olduğunu belirtmiştir.

Bu sıralarda yazdığı bir öykü, Hürriyet Gazetesi'nin düzenlemiş olduğu bir yarışmada birinci olmuş ve fotoroman olarak çekilmiştir. İzmir'e geldiği sıralarda da bir çok öyküsü ona ödüller getirmiştir. Bunun yanı sıra Hürriyet Ege ve Yeni Asır’da konuk köşe yazarı olarak güncel yazılar, Milliyet Pazar’da mizahi yorumlar yazmaya başlamış. İlk kitabı olan İster Mor, İster Mavi 1996’da Aziz Nesin’in birinci ölüm yıldönümünde İnkılap Kitabevi’nin düzenlediği mizah öyküleri yarışmasından başarı elde ederek basılmıştır ve aynı zamanda Canan Tan'a, Türkiye’de mizah öyküleri kitabı olan ilk kadın yazar unvanını kazandırmıştır. Devam eden mizahi öyküleri ve çocuklar için yazdığı eserleri ona bir çok ödüller getirmiştir. Asıl sağlam adımlarını yetişkinler için çıkardığı ilk roman olan Çikolata Kaplı Hüzünler ve devamında gelen Piraye adlı eserleriyle atmıştır. Hafta da üç gün ise Yeni Asır'da köşe yazıları yazmış ve 2004 yılında kazandığı köşe yazarı ödülüyle de bunu noktalamıştır. Daha sonra yarışmalara katılmaya son vermiş, okurlarının sevgisi için yazmayı sürdürmüştür.

Ödülleri


Türk Kütüphaneciler Derneği’nden, Türkiye’deki kütüphaneler bazında, “2009 yılının en çok okunan yazarı” ödülü/ 2010
İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü’nden 2004 Yılı Köşe Yazarı Ödülü
10.Orhon Murat Arıburnu Ödülleri’nde, uzun metrajlı film öyküsü dalında Birincilik Ödülü/ 1999
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Cumhuriyetin 75.Yılı Çocuk Öyküleri Ödülü /1998
İzmir Büyükşehir Belediyesi Çocuk Romanları Ödülü/ 1997
Rıfat Ilgaz Gülmece Öykü Yarışması’nda Birincilik Ödülü/ 1997
BU Yayınevi’nin Çocuk Öyküler Yarışması’nda 1. Mansiyon/ 1997
İnkılâp Kitabevi’nin Aziz Nesin Gülmece Öykü Yarışması’nda basılmaya değer görülen İster Mor, İster Mavi adlı kitabıyla, Türkiye’de mizah öyküleri kitabı olan ilk kadın yazar unvanı/ 1996
1.Ulusal Nasrettin Hoca Gülmece Öykü Yarışması’nda 1. Mansiyon/ 1988
Kelebek (Hürriyet) Gazetesi’nin senaryo yarışmasında birincilik ödülü

Yazar istatistikleri

  • 2.479 okur beğendi.
  • 41.030 okur okudu.
  • 640 okur okuyor.
  • 11.351 okur okuyacak.
  • 423 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları