Doğu Ergil (d. 1940 İstanbul), Türk sosyolog, siyaset bilimci, akademisyen. Özellikle TOBB için hazırladığı Doğu Raporu ile tanınmaktadır
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden mezun oldu. Oklahoma Üniversiesi'nde sosyoloji ve sosyal psikoloji alanlarında yüksek lisans öğrenimi gördü. New York State Üniversitesi'nde sosyoloji, siyaset bilimi ve ekonomi politik alanlarında doktora yaptı. Bir yandan, 1980-84 yıllarında TODAI Sevk ve İdare Yüksek Okulu'nda, 1985-86 yıllarında ABD’deki Johns Hopkins Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Yüksek Okulu'nda konuk öğretim üyeliği yaptı. 1997-1999 yılları arasında Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfı (TOSAV)’na başkanlık yaptı.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Uzmanlar Kurulu üyeliğini, Toplum Sorunlarını Araştırma Merkezi Başkanlığı'nı ve Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
3 Ağustos 1995 tarihinde Doğu Ergil’in Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına hazırladığı 'Doğu Raporu' açıklandı. Ergil, raporu hazırladığı dönemde TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeydi. Rapor ülkede önemli yankı buldu, rapor hakkında olumlu ve olumsuz çok sayıda yorum yapıldı.
2007 yılında verdiği bir beyanda, 1994 yılında TSKnin kendisinden Kürt kimliğinin Türk milliyetçiliği içinde eritilmesi konusunda bir çalışma istediğini açıklamıştır. Fakat bu teklifi kabul etmemiş ve çalışmayı yapmamıştır. Ergil, zaman zaman yaptığı açıklamalarla gündemde ön sıralarda yer almaktadır. Neşe Düzel'e verdiği röportaj da yankı bulan açıklamalarından biridir.
Tam adı:
Prof. Dr. Doğu Ergil
Ünvan:
Türk Sosyolog, Siyaset bilimci, Akademisyen, Yazar
Siyaset, uzun yıllardan beri, "devletten yana çıkmak" ile "halkın tarafını tutmak" arasındaki karşıt duruşlara sıkışıp kalmıştır. Bunu aşamadığı için de, devletçe "makbul" sayılan ve sayılmayan gruplar arasında tahripkâr bir rekabete ve karşıtlığa yol açmıştır. Toplumdan yana çıkmak, yani sivil toplumu geliştirmek, onun taleplerini dillendirmek, farklı siyasal gündemler önermek, devlete karşı bir tavır gibi algılanmıştır. Sadece talep ve görüş çeşitliliği değil, farklı grup aidiyeti belirtimleri de bastırılmıştır. Bu konuda devlete "yardımcı" olanlar korunmuş ve kollanmıştır. Geldiğimiz noktada, hırsızlar, katiller ve mafyalar, bir zamanlar "devlet adına" bir şeyler yaptıkları için, "şerefli" ve "gurur duyulan" kişiler olarak ilan edilmişlerdir. Oysa ülkemiz şartlarında çok zor yetişen düşünür, aydın, yazar ve sanatçılar, bu baskıcı ve "tekleştirici" sistemli politikalara karşı eleştirel bir tavır sergiledikleri için yokluklara, işkencelere, eziyetlere, dışlanmalara uğratılıp medeni ölüler haline getirilmişlerdir.