Ernest Renan

Ernest Renan

Yazar
7.1/10
15 Kişi
·
38
Okunma
·
14
Beğeni
·
1935
Gösterim
Adı:
Ernest Renan
Tam adı:
Joseph Ernest Renan
Unvan:
Fransız Filozof Ve Yazar
Doğum:
Tréguier, Bretonya, Fransa, 25 Şubat 1823
Ölüm:
Paris, Fransa, 2 Ekim 1892
Ailesi ve doğumu
Breton ahalinin çoğunlukta olduğu Fransa'nın kuzey batısındaki Brittany bölgesindeki liman kasabası Tréguier'de doğdu. Ateşli bir Cumhuriyetçi filika kaptanı balıkçı olan babası komşu kasaba Lannion'dan kraliyetçi bir tüccarın kızı ile evlenmişti. Renan beş yaşındayken babası öldüğünde 12 yaş büyük ablası Henriette ailenin moral kaynağı oldu. Ablasının Tréguier'de bir kız okulunda öğretmenlik yapabilmek için boşuna çabaları sonuç vermeyince yatılı bir kız okulunda öğretmenlik yapmak için Paris'e gitti. Öğrencileri arasında Ahmet Ağaoğlu'da bulunmaktadır.
Eğitimi
Renan doğduğu kasabadaki papaz ilahiyat okuluna gitti. Papaz okulunda öğretmenleri kendisi hakkında uysal, sabırlı, gayretli, özenli ve eksiksiz diye not tutmuşlardı. Rahipler ona matematik ve Latince öğretirken annesi onun eğitimini tamamlamıştı. Renan'ın annesi cetleri Bordo'dan göç etmiş olan yarı Breton'du. Renan, kendisinin Gaskon ve Breton tabiyatının tamamen iki farklı kutupta olduğunu söylerdi.
1838 yılının yazında, Renan Tréguier kolejindeki bütün ödülleri kazandı. Kız kardeşi öğretmenlik yaptığı okulunu doktoruna kardeşinden bahsetti, o da aristokrasi ile rahipler arasında arkadaşlık teşkil etmeyi amaçlayan genç Katolik asillerin ve en başarılı öğrencilerin alındığı Aziz Nicholas du Chardonnet papaz okulunun idaresi görevindeki Félix Antoine Philibert Dupanloup'a söyledi. Dupanloup, henüz sadece 15 yaşında olan ve hiç Britanny dışına çıkmamış olan Renan için gönderildi. Din ona Tréguier ve Paris'dekinden tamamen farklı göründü. Başkentin yüzeysel, parlak sözde bilimsel Katolikliği Breton ustalarının sade inancını kabul eden Renan'ı tatmin etmedi.
İnsan dili icat ettiyse neden artık icat etmiyor? Cevabı çok kolaydır. Çünkü dilde artık icat edilecek bir şey yoktur; yaratma çağı artık geçmişte kaldı.
Özetliyorum, beyler. İnsan ne ırkının ne dilinin ne dininin ne nehirlerin akışının ne sıradanlığın yönünün kölesidir. Sağlıklı bir akla ve sıcak bir kalbe sahip büyük bir insan topluluğu ahlaki bir bilinç yaratır, bu bilince ulus denir.
Düşünmek yerine karnından konuşmak.
Kemik ise, "cevher" "bir şeyin içi" anlamına gelir.
İbranice var olmak "soluk almak"
Arapçada "ayağa kalkmak"
Yunanca,Latince,Almancada fiziksel bir eyleme işaret eder.
İkinci anlamda "soluğunu üflemek" demektir.
64 syf.
·1 günde
Eser, Strauss ve Renan'ın tartışmaları, mektuplaşmaları ile başlıyor. Bu tartışma önceleri nazikçe başlamış fakat sonrasında oldukça sertleşmiştir. Daha sonra Renan'ın 11 Mart 1882 tarihinde Sorbonne Konferası (ULUS NEDİR) konuşmasını okuyorsunuz. Burada, ırk ve ulus kelimelerinin farklılıklarından, oluşumlarından,gerekliliklerinde ve anlam kaymalarından bahsediyor. Son bölümde ise bu konferansın ve Renan'ın, Jean-Marie Tremblay tarafından analizleri tek tek yapılıyor. Bu analizler de en dikkat çekici başlık bana göre Renan'ın Irkçılığı başlığı idi. Bu konferans dönemi için bir başyapıt sayılmıştır.
64 syf.
·Beğendi·10/10
Kitap oldukça kısa. Yazara (Ernest Renan'a) ait olan asıl bölüme geçilmeden önce, Ernest Renan'ın kişiliği, düşünce tarzı ve olaylara yaklaşımı hakkında bilgi veren bir ön içerikle karşılaşıyorsunuz. Kendi döneminin dogmatik düşüncelerini taşıyan, bazı düşüncelerden sıyrılamamış fakat aynı zamanda bilime önem veren bir kişilik ile karşılaşıyorsunuz. Yazarın ulus ve ırk gibi kavramlar üzerine yaptığı açıklamalar ve verdiği örnekler çarpıcı. Verilen örnekler, yazarın kendi döneminin öncesinde ve kendi döneminde var olmuş devletler üzerinden olmakla beraber, her ne kadar artık o zamanda değil de 21. yy'da yaşıyor olsak da günümüzde de rastlayabileceğimiz ulus devletlerin yapılarını yansıtan, güncelliğini yitirmemiş örnekler.

"...Habsburg Hanedanı toprakları içindeki farklı unsurları eritmek yerine onları birbirinden ayrı ve genelde birbirine karşıt olarak tutmuştur. Bohemya'da Çek ve Alman unsurlar bir bardaktaki zeytinyağı ve su gibi birbirinin üstünde dururdu. Ulusları dine göre ayıran Türk politikasının (Osmanlı dönemi izlenen politikalara atıfta bulunuyor) daha ciddi sonuçları oldu: Doğunun çöküşüne sebebiyet verdi. Selanik veya İzmir gibi bir şehri ele alın, buralarda her birinin kendi anıları olan ve aralarında ortak neredeyse hiçbir şey olmayan beş altı topluluk bulabilirsiniz. Oysaki ulusun özü tüm bireylerin ortak birçok şeye sahip olması ve aynı zamanda hepsinin pek çok şeyi unutmuş olmasıdır. Hiçbir Fransız vatandaşı kendisinin Burgonyalı mı, Alanlardan mı, Tayfallardan mı, Vizigotlardan mı olduğunu bilmez; tüm Fransız vatandaşları Aziz Barthelemy Gününü ve XIII. yüzyıl Güney katliamlarını unutmak zorundadır. Fransa'da kökenlerinin Frank olduğunu ispat edebilecek on aile yoktur, buna kanıt bulsalar bile o kanıt aslında soy bilimcilerin tüm sistemlerini alt üst edecek binlerce bilinmeyen kesişme nedeniyle yetersizdir. Bu durumda modern ulus aynı yöne yönelen bir dizi olgunun doğurduğu tarihsel bir sonuçtur."

Yazarın bu kısımda ve sözlerinin devamında varmak istediği sonuç ise şudur. Bir ulusta yer alan bireyler birbiriyle aynı dili konuşuyor olabilirler fakat bu onları bir arada tutmak için en etkili, en önemli etmen değildir. Ulusların oluşumunda bir tarihsel süreçten geçilmiştir. Bu tarihsel sürece katkısı bulunanlar bizim "atalarımızdır". Uluslarda ata figürü önemlidir. Bir ulusa ulus diyebilmek için ise ne o ulusta kullanılan ortak iletişim aracı olan dil ne de din yeterli değildir. Ulusu ulus yapan, bir ulusa mensup olan bireyleri bir arada tutan etmenler ise ortak geçmiş, acılar ve yaşanmışlıklar olmakla beraber bir gelecek kurma, bir arada bir bütün olarak yaşama ülküsüdür. Geçmişi ile bağlarını yitiren, daha ileri bir hedefi gerçekleştirmek uğruna birbirleri için fedakarlıkta bulunamayan, acıları ortak olmayan, birlikte bir bütün olarak yaşama hedefi bulunmayanlar bir ulus inşa edemezler.

Kitaba 10 puan verme sebebim ise yazarın kendi dönemine ait örnekleri titizlikle birleştirebilmiş ve bunları netleştirebilmiş olmasıdır. Ayrıca genel kültür anlamında da bana katkısı olmuştur. Kişisel görüşüm, kısa ve öz içeriğe sahip olan bu kitap, hem yazarı tanımak açısından hem de günümüzde de sıklıkla tartışılan kavramları netleştirebilmek açısından okunmaya değer bir kitaptır.
98 syf.
Özellikle dil konusundaki araştırmaları ile tanınan Renan'ın, "Hristiyanlık Menşeleri Tarihi" adında bir seri kitabı da vardır. Bu "Havariler" kitabı, bu serinin ikinci kitabıdır. 1948'de tercüme edilerek basılmış olan bu kitap ise, 20 bölümlük "Havariler" kitabının ilk 6 bölümünü içerir. Geri kalan bölümlerini ve serinin tamamını ancak büyük kütüphanelerden bulabilirsiniz. Fakat bu ilk altı bölüm de yazarın anlatmak istediğini açıklayan bölümlerdir. Renan, bu kitabında sahip olduğu materyalist görüşü sonuna kadar kullanmıştır. Yazılanlar alışılagelmiş Hristiyanlık tarihi ve kültürünün tam karşıtıdır. Hristiyanlığın Kutsal Kitap (Kitab-ı Mukaddes)'ında anlatılan, İsa'nın çarmıha gerilmesi ve ölmesinin ardından üçüncü günde tekrar dirilmesi konusunu, birer psikolojik yanılsama olarak inceler. Annesi olan Meryem'in, birkaç yan karakterin ve İsa'nın öğrencileri olan on iki havarinin, aslında liderlerini yitirmiş, ruhani ve küçük bir topluluk olduğunu ve bu topluluğun İsa'nın gidişinden sonra psikolojik bir bunalıma girdiğini söyler. Böyle bir toplulukta, "Kutsal Ruh" kavramının uydurulduğunu ve kitle psikolojisi sebebiyle de, her birinin yaşadığı sıradan olayların kutsallaştırılarak bir ilahi kudret haline getirildiğini kanıtlamaya çalışır. Fikir değiştirebilecek güçte bir kitap olduğunu düşünmüyorum fakat beyin jimnastiği yapılabilir rahatlıkla. İlgilenenlere tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ernest Renan
Tam adı:
Joseph Ernest Renan
Unvan:
Fransız Filozof Ve Yazar
Doğum:
Tréguier, Bretonya, Fransa, 25 Şubat 1823
Ölüm:
Paris, Fransa, 2 Ekim 1892
Ailesi ve doğumu
Breton ahalinin çoğunlukta olduğu Fransa'nın kuzey batısındaki Brittany bölgesindeki liman kasabası Tréguier'de doğdu. Ateşli bir Cumhuriyetçi filika kaptanı balıkçı olan babası komşu kasaba Lannion'dan kraliyetçi bir tüccarın kızı ile evlenmişti. Renan beş yaşındayken babası öldüğünde 12 yaş büyük ablası Henriette ailenin moral kaynağı oldu. Ablasının Tréguier'de bir kız okulunda öğretmenlik yapabilmek için boşuna çabaları sonuç vermeyince yatılı bir kız okulunda öğretmenlik yapmak için Paris'e gitti. Öğrencileri arasında Ahmet Ağaoğlu'da bulunmaktadır.
Eğitimi
Renan doğduğu kasabadaki papaz ilahiyat okuluna gitti. Papaz okulunda öğretmenleri kendisi hakkında uysal, sabırlı, gayretli, özenli ve eksiksiz diye not tutmuşlardı. Rahipler ona matematik ve Latince öğretirken annesi onun eğitimini tamamlamıştı. Renan'ın annesi cetleri Bordo'dan göç etmiş olan yarı Breton'du. Renan, kendisinin Gaskon ve Breton tabiyatının tamamen iki farklı kutupta olduğunu söylerdi.
1838 yılının yazında, Renan Tréguier kolejindeki bütün ödülleri kazandı. Kız kardeşi öğretmenlik yaptığı okulunu doktoruna kardeşinden bahsetti, o da aristokrasi ile rahipler arasında arkadaşlık teşkil etmeyi amaçlayan genç Katolik asillerin ve en başarılı öğrencilerin alındığı Aziz Nicholas du Chardonnet papaz okulunun idaresi görevindeki Félix Antoine Philibert Dupanloup'a söyledi. Dupanloup, henüz sadece 15 yaşında olan ve hiç Britanny dışına çıkmamış olan Renan için gönderildi. Din ona Tréguier ve Paris'dekinden tamamen farklı göründü. Başkentin yüzeysel, parlak sözde bilimsel Katolikliği Breton ustalarının sade inancını kabul eden Renan'ı tatmin etmedi.

Yazar istatistikleri

  • 14 okur beğendi.
  • 38 okur okudu.
  • 70 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.