Guy Debord

Guy Debord

Yazar
8.6/10
65 Kişi
·
278
Okunma
·
51
Beğeni
·
2.488
Gösterim
Adı:
Guy Debord
Unvan:
Marksist Filozof, Yazar, Sinemacı
Doğum:
Paris, 28 Aralık 1931
Ölüm:
30 Kasım 1994
Guy Ernest Debord (28 Aralık 1931 Paris - 30 Kasım 1994 Champot, Bellevue-la-Montagne, Haute-Loire) Marksist filozof, yazar, sinemacı. II. Dünya Savaşı sonrasında Fransa'da kurulan Socialisme ou Barbarie (Sosyalizm ya da Barbarlık) isimli marksist grubun üyesi olmuştur. Debord ayrıca sanat ve sinema alanına yapmış olduğu radikal müdahaleleriyle ün kazanmıştır.

Yaşamı
1931'de Paris'te doğan Debord, babasını küçük yaşta kaybetti. Paris Üniversitesi'ndeki Hukuk eğitimini yarıda bırakarak sanat çalışmalarına ağırlık veren Debord bu dönem birçok şiir ve yazı yayınladı. 1960'larda kurduğu situasyonist enternasyonal'le 1968 ayaklanmasını etkiledi. Bu dönem sinema çalışmalarına ağırlık vererek Society of the Spectacle (1973) ve otobiyografik içerikli "In Girum Imus Nocte Et Consumimur Igni" (1978) filmlerini çekti.

Alkol bağımlılığı hayatında sürekli bir sorun olan Debord, ömrünün sonuna kadar bundan kurtulamadı. Debord, 30 Kasım 1994 tarihinde, kalbine ateşlediği silahla kendini öldürdü.(kalbinden mermi geçerken, aklındanda şunların geçdiği düşülmektedir: gösteri öylesine güçlü bir hale geldi ki ona karşı direniş artık mümkün değildir.)

Gösteri Toplumu
En tanınmış eseri Gösteri Toplumu (La Société du spectacle-1967)fr adlı kuramsal kitaptır. Bu kitapta kapitalizmle şekillenen tüketim ilişkilerinin ülke ve ideoloji ayırt etmeksizin bir gösteri biçimi yarattığı ve bu durumun kaçınılmaz olarak dünyanın tek bir pazar oluşuyla sonuçlanacağı iddia edilmektedir. Tezini, Yoğun gösteri (liberal yönetimlerde) yaygın gösteri (Totaliter rejimlerde) olarak ikiye ayıran Debord, Yoğun gösterinin toplumun ufak bir kesimini, yaygın gösterinin ise toplumun büyük bölümünü etkisini altına alacağını ileri sürer.

Düşüncelerinde Karl Marx ve Georg Lukács'ın etkileri görülür.
hakikat azaldıkça ve yanılsama çoğaldıkça çağımızın gözünde kutsal olanın değeri artar, öyle ki bu çağ açısından yanılsamanın had safhası, kutsal olanın da had safhasıdır..

Feuerbach
254 syf.
·Beğendi·10/10
Bazı kitapları okumak yetmeyebiliyor ya da okuyup kütüphanenin bir köşesinde teşhir etmek, onu anlamaya yetmeyebiliyor. Bu kitabı da okumak değil “yemek” gerekiyor tabir yerindeyse. Tek dönemlik bir ders gibi üzerinde çalışılması ve kesinlikle bir pasajı anlamadan diğerine geçilmemesi gereken bir başyapıt.


Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde gösteri toplumu çok ayrıntılı bir şekilde inceleniyor. Burada da dokuz bölüm var ve gösterinin öznesi, metası, temsili, aslı, tarihi, ideolojisi ve doğuşu yazarın kendine has bir sıralamayla ve kavramsal bir dille anlatılıyor. Yani ilk bölümde yazarın anlattıklarını örneklerle anlamaya ihtiyacınız olacak bu yüzden yavaş ve sakin bir kafayla okunmasını önerebilirim. İkinci bölümde yazarın kendi yorumları bulunuyor. Burada ilk bölüme nazaran daha basit, anlaşılır bir dil kullanılmış. Yazar düşüncelerini ayrıntılı olmayan ama anlaşılır örnekleriyle destekliyor. Satır aralarında kaybolduğunuz anlarda dönüp duvara bakıp, içinizden bu dönemde yaşadıklarımızı gözden geçireceksiniz, sorgulayacaksınız ve eleştireceksiniz. Şimdi meraklısına daha ayrıntılı bir inceleme yapacağım:


Yazar kitabı için demiş ki: “Sorumsuz bir egemenlik statüsüne ulaşmış otomatik pazar ekonomisinin hükümranlığı ve bu hükümranlığa eşlik eden yeni hükmetme tekniklerinin tamamı.” Evet yani her şey ekonominin hükmettiği dünya yüzünden. Başlangıcı ise tanrısal bir güçle hükmeden, hem devleti yöneten hem de din kılıcını elinde tutan otoritelerin, gücü burjuva sınıfı ile paylaşmasıyla oldu. Endüstri devrimine kadar yavaş yavaş burjuvazi kendini ilahi bir dinle(Hristiyanlık) bütünleştirdi ve sistem kapital üzerinden yürümeye başladı. Endüstri devrimi asıl gösterinin fitilini yaktı. İnsanları işçilere çevirerek proleteryalaştıran burjuva sınıfı, onların neredeyse bütün haklarını, özgürlüklerini ve zamanını ‘zorla’ ellerinden aldı. Özellikle “zaman” kavramına çok önem veriyor yazar. İşçilerin kendi zamanlarının vahşice ellerinden alınmasıyla artık kısıtlı zaman bir gösterisellikle geri dönüyor.

Benlik ve dünya arasında varlığının ezilmesiyle, bir varolma çabası içine giren insan, doğru ile yanlış arasındaki çizgiyi kaybetmiştir. Edilgen şekilde korkunç çalışma şartlarına boyun eğen işçi sınıfı (bugün de aynı durum geçerli) psikolojik ve fiziksel anlamda büyük bir sıkıntının içine girmiştir. Artık bu zavallı insanların büyülü tekniklere başvurarak, bu kadere aldatıcı bir şekilde tepki gösteren bir deliliğe doğru itilir. Metaların tanınması ve tüketilmesi bu sahte karşılığın can damarıdır. Yazar bu kitabı 1967 yılında yazmış ama bu nevrotik durumları günümüzde çeşitle sebeplerle sosyal medyada sıkça görüyoruz. Acaba yazar bugün yaşasaydı ne yorum yapardı diye insan düşünmeden edemiyor.

Gösterinin artık durdurulamaz yükselişi, kendini tartışılmaz ve erişilmez bir olumluluk gibi sunar. Gösteri bir araçtan çok kendi kedine bir amaç olmuştur. Dev bir amaçlar amacı. Şeyleşmiş insan artık meta ile samimiyetinin kanıtını herkese gösterir. Bunu isteyerek yapmaz artık, insan ünlü olmak adına çalışır. Mankenler yazar , öğretmenler şarkıcı , doktorlar aktör olur. Modern endüstri ve modern toplum bilimi ve sanatı da kontrol eder. Nitel bir kenara bırakılır, tek önemli olan şey nicel olandır ve dolayısıyla cehalet yüceltilir.
Belki de en tehlikeli yanı politikadır. Yazar ağır bir demokrasi eleştirisi yapar. İktidarın temel ve nihai amacı iktidarda kalmaktır demişti Max Weber. Bu yüzden modern devlette en önemli olan şey gizliliktir. İktidar her gün yeni bir olayı peydahlar ve gösteri ne zaman o olaydan bahsetmezse artık o olay yok olur. Gösterinin yarın neyden bahsedeceği bugünden bağımsızdır ve tarih yok olmuştur. Kitle iletişim araçları ise gösterinin olmazsa olmazıdır; Birileri sonsuz bir profesyonellikle bu kamu hizmetini yürütür ve iletilen emirleri aynı zamanda bu emirleri ileten kişilerce inanılmaz bir uyum içerisinde tüm saflığıyla tartışarak açıklar.
Daha incelenecek bir çok konu var ama ben yazardan son bir alıntıyla metni sonlandırayım: “Tarihin Yunan’da demokrasiyle ortaya çıktığı zannediliyor, oysa tarihin dünyadan demokrasiyle birlikte silindiği kanıtlanabilir.”
240 syf.
Günümüzün en güncel ve genel sorununu 20. yüzyılın ortalarında Guy Debord adında bir düşünür ortaya çıkarak öne sürüyor. ve buna karşı bir başkaldırış haline geçiyor. Yaşamıyla bu başkaldırışa önderlik eden Debord, sorunun özüne inerek endüstrileşmenin toplumsal getirileri ve sonuçlarını ortaya koyuyor. Büyük bir tüketim çılgınlığının ortaya çıkardığı sonuç elbette duygularını ve fikirlerini de aynı şekilde tüketen, hakim olan ne diyorsa onu fikirsel ve duygusal hatta duyusal olarak baz alan birer robot haline gelmek olacaktı.

Yazar burada salt antikapitalist bir söyleme değil de eleştirel düşünceyi kendisine baz alarak her sınırlayıcı ve soyutlaştırıcı fikre karşı bir tavır sergiliyor.

Kitap bende, sanki birileri bunu okumuş da haydi böyle yapalım diyerek dünya düzenini bugünkü haline getirmiş gibi. Oldukça etkili ve isabetli tespitleri hayranlık uyandırıcı. Açık görüşlülük ve analitik düşüncenin insanı taşıyacağı nokta gerçekten hayranlık uyandırıcı.

Kitap bir bakıma ilkel bir distopya gibi. Dönemin içerisinde hayli tepki çekmesi, gündem olmuş olmasının özünde bu yatıyor. Keza basımı yapıldığı ve diğer dillere çevrildiği 20. yüzyılda da konuşulmaya devam etmiş. -ki bugün bile konuşulmakta...
240 syf.
·5 günde·8/10
Gösteri Toplumu...

Guy Debord Fransız Marksist filozof, yazar, sinemacı. Debord ayrıca sanat ve sinema alanına yapmış olduğu radikal müdahaleleriyle ün kazanmıştır. Kapitalizm üzerine teorik eleştirileri ile tanınır. Ve zaten bu eserinde de kapitalizmi yerden yere vurarak teorisini yüceltmiştir. Günümüz kapitali, kültürel emperyalizm, ve sosyal ilişkilerde dolayımlamanın rolü üzerine en büyük teorik çalışmalardan biri olarak Eseri Gösteri Toplumu bugüne durmaktadır. 1967 tarihinde yazdıklarının, çağımızı bu denli açıklıyor olması etkileyici doğrusu.

Kitap iki bölümden oluşuyor, ilk bölüm gösteri'nin hangi koşullar doğrultusunda hangi tarihsel aşamaların ışığında büyüdüğünün ve şekillendiğinin temellendirilmesi ve kavramın kavramsal tanımlanması yapılmış. İkinci bölümde ise ilk bölümün akademik ağır dilinin aksine daha yorumsal ve biraz daha örneklendirmelerle açıklama gayreti gözetmiş yazar.

"Modern üretim koşullarının hâkim olduğu toplumların tüm yaşamı devasa bir gösteri birikimi olarak görünür. Dolaysızca yaşanmış olan her şey yerini bir temsile bırakarak uzaklaşmıştır." Kitabın bir özeti halindeki bu giriş cümlesi okuyucuyu içine çekmesi için yeterli.

Debord, bu kitaptaki dili ve anlatımı bana Bauman'ın Yaşam Sanatı ve Küreselleşme kitaplarını andırdı. Bauman'ı okuyan okurların Debord 'un diline yabancılık çekmeyeceğini düşünüyorum.

Gösteri Toplumu' nu okuduğunda insan, kendini bir hakim karşısında mahkemede savunmasını yaparken hissediyor. "Gösteri toplumunda gösteriden çıkış bile gösterinin bir parçasıdır." Gösteri sahnesinden kaçılamadığına yaptığı karamsar ve umutsuz vurguyu özellikle bu cümlesiyle yeterince biz okurlara geçiriyor.

Görünüşler dünyasını anlamama yardımcı oldu Guy Debord.

Gösteri Toplumu Guy Debord
254 syf.
·9/10
Bir karamsar marksistin gözünden sistemin yarattığı sahte dünyaları konu alan ve çözümün içerisinden kurtulamamanın yarattığı bunalım hali ile hayatı ve davranışları sorgulamanıza sebep olacak kitap. Ayrıca unutmadan, kitabı okuduysanız düştüğünüz ikilemde unutmamanız gereken şey: ''Gösteriden kaçınma çabaları bile gösterinin birer parçasıdır.''
240 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Heyyo herkes!
N’abersiniz? Gündem vakalarla biraz hareketli ama evde kalıyoruz ve yaşlıları da eve sokuyoruz. (gerçi sokağa çıkma yasağı geldi onlara değil mi?)
Ben artık evede kafayı yeme eşiğinde geldim, can sıkıntısından saçımı kestim, boş boş duvar izledim ve 100. Kez AROG izledim…
Neyse.
Ben yine giriştim bir analize lakin, bu analizin kemik hali bilgisayarımda hazırdı. (dürüstüm en azından?). Kent Sosyolojisi dersim kapsamında bir kitap seçip okuyup çözümleyecektik ben de bunu seçtim. Uzun zamandır okumak istiyor fırsat bulamıyordum vallahi bahanem oldu. Yapın kendinize böyle güzellikler.
Giriş kısmını uzatıyor muyum bilmiyorum ama nihayetinde makale yazmıyorum, bi’ ısınalım istiyorum. Çünkü kitap ağır bir kitap. 2 kere okudum. İyi ki okudum ayrı ama beni çok yordu. Ayrıntı yayınevi inceleme kategorisinin pek çok kitabını okudum ya da okumak için sıraya koydum. Cidden beni benden alan bir kategori. Tavsiye ederim. İncelemeye gelirsek, yazar hakkında sadece şunu söyleyeceğim şimdilik, cidden dönemindeki pek çok kişi gibi öngörüsü harika!
*
(Kahveleri alın ve okumaya başlayın ben bilgisayara kırıntı dökmeden tıkınmaya çalışıyorum).
*
"Gösteri toplumunda gösteriden çıkış bile gösterinin bir parçasıdır." Şeklinde başladığı kitabı "Gösteri toplumunda, kurtuluş vaatleri de gösterinin bir parçasına dönüşür". Diyerek devam ettiriyor. Kitabı yazdığı dönemde kitle iletişim araçlarının bugünkü kadar çeşitli olmaması ve ek olarak sosyal medyanın o dönemlerde olmamasına rağmen çağının çok ilerisini öngörebilmiş ve 20. Yy’ın en büyük sorunlarından biri olan kapitalizimi gösteri ismiyle incelemişitir.
Kitap 2 bölümden oluşuyor. İlk bölümde gösterinin tanımı çok boyutlu bir şekilde ele alıyor. 2. Bölüm ise yazarın yorumlarından oluşuyor.
Guy Debord; “Sorumsuz bir egemenlik statüsüne ulaşmış otomatik Pazar ekonomisinin hükümranlığı ve hükümranlığa eşlik eden yeni hükmetme tekniklerinin tamamı” şeklinde kitabını tanımlıyor. Yani her şey, ekonominin hükmettiği bir dünya yüzünden olmuştur.
*
Yazar gösteri olarak kapitalizmi anlatıyor. Kapitalizmin karşımıza nasıl ve nereden çıktığını anlatıyor.tüketim pratiklerini, kitabın yazıldığı zamanda henüz olmayan televizyona rağmen kitle iletişimler ile reklamları yani uyarıcıları, metayı, metalaşan kültürü, tarihi, buna örnek olarak seçilen turizm bölgelerini,Sanayi Devrimi sonrası her şehrin batılılaşması ile kent kültürünü, tarihi yapıları ve kent kimliklerini anlatıyor. Debord, tüketimin sanal bir gerçeklik yoluyla bireylere dayatıldığını ve bu dayatmaların son derece pratik yollarla bireylerin gündelik hayatlarına sunulduğunu ifade etmektedir. Guy Debord bireylerin pasifleştiği ve tüketimin toplumsal ilişkileri düzenlemede temel etken olduğu toplumlara “gösteri toplumu” adını vermiştir.
Her şey ekonominin hükmettiği bir dünya yüzünden olmuştur dese de başlangıcı din otoritelerinin makamını burjuva sınıfı ile paylaşması sonucu olmuştur. Asıl gösteriyi başlatansa hemen hemen her toplumsal kırılmanın mimarı olan Sanayi Devrimi olmuştur. İnsanları işçilere çevirerek proletaryalaştıran burjuva sınıfı, onların neredeyse bütün haklarını, özgürlüklerini ve zamanını zorla ellerinden almıştır. Özellikle zaman kavramına çok önem veriyor yazar. İşçilerin kendi zamanlarının ve diğer pek çok haklarının ellerinden alınmış ve sonrasında tekrar bir hak olarak geri iade edilmiştir.
Köleliği ilk getiren İngiltere olduğu gibi, ilk kaldıran da İngiltere olmuştur. Maaşlı sistem ile işçilerin tüketime girmeleri hedeflenmiştir. Çünkü öncesinde toprak sahibinin verdiği yatak, ayakkabı, kıyafet ve yemekle yaşıyordu. Maaşlı sistem ile de hem asgari ihtiyaçlarını karşılaması hem de tüketim kültürüne katılmasını beklenmiştir.
Gösteri ile tüketim yani kapitalizm arasında bir bağ kurmuştur. Gösterinin şimdiki zamanı manipüle ettiği, kültür, tarih gibi kavramları yeniden tanımladığı, tanımladığı anlamdan uzaklaştırdığı, günün iktidarına ve dönemine uygun yeniden çerçevelediğini ve böylece bireyi pasifleştirdiğinden bahsetmiştir.
*
Gösteri kavramı, Thedore J. Kaczynsk’nin Sanayi Toplumu ve Geleceği kitabında belirttiği gibi boş zaman kavramıyla ortaya çıkmıştır.
*
İleri kapitalizmin çekirdeği toplumsal ilişkilere aracılık eden bir gösterinin yaratılmasıydı. Bu imge için de çeşitli ihtiraslarla halkı elinde tutulması gerekiyordu. Kapitalizm ile beraber toplumdaki işbölümü belirsiz hale yani bağlı olunan işe karşı güvensizliği beraberinde getirdi. Bu şartlar altında insanları motive edecek dış uyarıcılara ihtiyaç vardı. “bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacaktır” sözüyle yaşayan bir toplum içinde gerekli olan şey belliydi; ‘şöhret’. Medyanın yarattığı sanal kapitalizmin en büyük aracısı olarak karşımıza çıkmaktadır.
*
Gösterinin artık durdurulmaz yükselişiyle, Gösteri bir araçtan çok kendi kedine bir amaç olmuştur. Şeyleşmiş insan artık meta ile samimiyetinin kanıtını herkese gösterir. Bunu isteyerek yapmaz artık, insan ünlü olmak adına çalışır.
Gösterinin O’na göre Belki de en tehlikeli yanı politikadır. Ağır bir demokrasi eleştirisi yapar ama, kitabı okudukça aslında her türlü ideoloji, yaklaşım ve kişiyi eleştirmekten kaçınmadığın görmekteyiz. İktidarın temel ve nihai amacı iktidarda kalmaktır demişti Max Weber. Bu yüzden modern devlette en önemli olan şey gizliliktir. İktidar her gün yeni bir olayı ortaya çıkarır ve gösteri ne zaman o olaydan bahsetmezse artık o olay yok olur. İktidarın istediği şekilde yönetildiği ve bununla beraber neyin gösterileceği karar verilir. Görünen şey iyidir ve iyi olan şey görünür mantığıyla da görünene odaklanmamıza sebep olur. Gösterinin yarın neyden bahsedeceği bugünden bağımsızdır ve tarih yok olmuştur. Kitle iletişim araçları ise gösterinin olmazsa olmazıdır;
Bütün bu gösteri aslında kültürü yani tarihi silmiş ve kendine göre yeniden şekillendirmişir der. Özellikle yakın tarih için. Tarihi unutturmak da bir topluma verilecek en büyük zararlardan biridir. Guy Debord : “Tarihin Yunan’da demokrasiyle ortaya çıktığı zannediliyor, oysa tarihin dünyadan demokrasiyle birlikte silindiği kanıtlanabilir.” diyerek olayın vehametini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
*
Debord 1968'deki öğrenci hareketi, bir halk isyanına dönüşmeyince Paris'ten ayrılarak hayatının büyük bölümünü Fransız kırsalında savaş oyunları oynayıp içki içerek geçirdi.Kurduğu grubu dağıttı ve hayat arkadaşı Alice Becker ile inzivaya çekildi.1994'te intihar etti.
254 syf.
·Puan vermedi
Ne okuyayim ne okuyayım diye kivranirken arka kapağını okuduğum şu kitap bir anda beni içine aldı. Eger bir kitap okuyacaksam ön kapak, içi veya fiyatindan önce arka kapağına bakarim. İlgimi çekerse ikinci kistas fiyatıdır. Fiyatida makul ise okurum...

Kitap fransiz filozof Guy Debord abinin sistem eleştirisi olarak ortaya çıkıyor. Öncelikle ciddi anlamda kapitalizm elestirisi yapıyor. Sonra bi bakıyorsun almış karşısına Rus Bolşevikleri patakliyor, sonra italyan anarşistlere giydiriyor, staline vuruyor, cumhuriyetcilere, hristiyanlara hatta taaaaaa amerikadaki uyuşturucu kartellerine kadar gidiyor sayin abimiz.

Peki nedir bu "Gösteri" ? Çeviriden midir, benim kıtlığimdan mıdır bilmem ben ilk bölümde ne olduğunu çözemedim. Ama ikinci ve diğer bölümleri okuyunca hersey ayan beyan ortaya döküldü. Yazar gösteri olarak kapitalizmi anlatıyor, tüketimi anlatıyor, reklamları anlatıyor, metayi anlatıyor, metalasmis kültürü mesela turizmi falan anlatıyor. Kitabın yazıldığı dönemlerde televizyon bile yokken metaların ve tuketimin reklamla birlikte insanlari nasil çembere alacağını ihtiyaçtan ziyade fetişizme varan tüketimin kültüre, eğitime, dine hatta bir haftalığına çıkılan tatile kadar nasil sirayet edeceğini süper bir şekilde ortaya koymus. Taaa o günlerden bugünü gözünün içinden vurmuş Guy Debord beyefendi...

Kitap, roman okumayi sevmeyenler için okumasi harika olur. Kapitalizm eleştirisi ve stalin eleştirisi bakımından 1984 ve Hayvan Çiftliğinin alternatifi gibi. Çığrından çıkmış teknoloji ve önü alinamayan kültürel yozlaşma ve bilimsel çöküş bakimindan Cesur Yeni Dunyayi aratmaz. Distopik bir kuram kitabı gibi yani. Okurken asla umut vermiyor. Gelecekte alayiniz boku yediniz diyor. Kuramsal karamsarlık diye birsey varsa ahada bu vatandaş bunun beynidir... Zaten alkol falan derken kalbine tek kurşun sıkıp ahirete intikal etmiş. Işığı bol olsun.

Teorik şeyleri, marksizim, anarşizm, sistem eleştirisi sevenler için güzel bir kitap. Başlarda biraz muğlak fakat vazgeçmeden devam edin ilerde ciddi kavgalar savaşlar var :)
Burada bulunuyor olmakla da aslında gösterinin bir parçası oluyoruz ve kitap amacına ulaşamıyor.
Kitabı okuyun ve birseyleri ispattan kurtulun ey zor kitap okurları. ...
240 syf.
·8/10
Yabancilaşma
“Çağımıza göre kutsal olan tek şey ‘yanılsama’ ve kutsal olmayan tek şey hakikattir.

Gosteri Toplumu,Var olani kendisi olma ozeligi disinda tutarak Tükete bildigin kadar varsin sloganiyla bütünleştiren ayni zamanda gösterinin her yerde oldugunu vurgulayarak yasamamizi nasil ele gecirdigini gosterir. Yabancilasmanin altinda yatan seyin metalasma oldugunu gercek olan hic bir seyin kalmadigini da ekler yazar.

Yazim dili olarak anlasilir olmasina dikkat edilmis fakar daginik bi sekilde ele alinmis olmasi yuzunden algilamaya calisirken zorlayiciligi bulunuyor.

Ozetle ;
İzleyicinin (kendi bilinçsiz etkinliğinin sonucu olan) seyredilen nesneye yabancılaşması şöyle ifade edilir: İzleyici ne kadar çok seyrederse o kadar az yaşar; kendisini egemen ihtiyaç imajlarında bulmayı ne kadar kabul ederse kendi varoluşunu ve kendi arzularını o kadar az anlar. Gösterinin etkin insan karşısındaki dışsallığı, kendi davranışlarının artık bu insana değil, bu davranışları ona sunan bir başkasına ait olması gerçeğinde ortaya çıkar. İşte bu yüzden izleyici hiçbir yerde kendini evinde hissetmez, çünkü gösteri her yerdedir.
240 syf.
·29 günde·Puan vermedi
Benim için çok zor bir kitaptı. Beklediğimden farklı bir anlatım vardı. Örneklendirmeler ile anlatılır diye düşünmüştüm ama çok felsefi, özellikle ilk bölüm 70. Sayfaya gelip sanırım hiçbir şey anlamdım diye düşündüm tekrar başa dönmek zorunda kaldım. Cümlede geçen bütün kelimelerin anlamlarını bilsem de bir bütün halinde hiç bir anlam ifade etmeyen bir sürü cümle var. Bu benden kaynaklı mı?, anlatım tarzından mı yoksa çevirmenden dolayı mı bilmiyorum ama ilk kısmı okurken çok zorlandım. İkinci kısım biraz daha kitabın açıklama kısmı gibiydi. Daha anlaşılır geldi. Ama ona rağmen altını çizdiğim Notlar aldığım bir sürü cümleler paragraflar oldu. Kolay bir kitap değil sadece bunu söyleyebilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Guy Debord
Unvan:
Marksist Filozof, Yazar, Sinemacı
Doğum:
Paris, 28 Aralık 1931
Ölüm:
30 Kasım 1994
Guy Ernest Debord (28 Aralık 1931 Paris - 30 Kasım 1994 Champot, Bellevue-la-Montagne, Haute-Loire) Marksist filozof, yazar, sinemacı. II. Dünya Savaşı sonrasında Fransa'da kurulan Socialisme ou Barbarie (Sosyalizm ya da Barbarlık) isimli marksist grubun üyesi olmuştur. Debord ayrıca sanat ve sinema alanına yapmış olduğu radikal müdahaleleriyle ün kazanmıştır.

Yaşamı
1931'de Paris'te doğan Debord, babasını küçük yaşta kaybetti. Paris Üniversitesi'ndeki Hukuk eğitimini yarıda bırakarak sanat çalışmalarına ağırlık veren Debord bu dönem birçok şiir ve yazı yayınladı. 1960'larda kurduğu situasyonist enternasyonal'le 1968 ayaklanmasını etkiledi. Bu dönem sinema çalışmalarına ağırlık vererek Society of the Spectacle (1973) ve otobiyografik içerikli "In Girum Imus Nocte Et Consumimur Igni" (1978) filmlerini çekti.

Alkol bağımlılığı hayatında sürekli bir sorun olan Debord, ömrünün sonuna kadar bundan kurtulamadı. Debord, 30 Kasım 1994 tarihinde, kalbine ateşlediği silahla kendini öldürdü.(kalbinden mermi geçerken, aklındanda şunların geçdiği düşülmektedir: gösteri öylesine güçlü bir hale geldi ki ona karşı direniş artık mümkün değildir.)

Gösteri Toplumu
En tanınmış eseri Gösteri Toplumu (La Société du spectacle-1967)fr adlı kuramsal kitaptır. Bu kitapta kapitalizmle şekillenen tüketim ilişkilerinin ülke ve ideoloji ayırt etmeksizin bir gösteri biçimi yarattığı ve bu durumun kaçınılmaz olarak dünyanın tek bir pazar oluşuyla sonuçlanacağı iddia edilmektedir. Tezini, Yoğun gösteri (liberal yönetimlerde) yaygın gösteri (Totaliter rejimlerde) olarak ikiye ayıran Debord, Yoğun gösterinin toplumun ufak bir kesimini, yaygın gösterinin ise toplumun büyük bölümünü etkisini altına alacağını ileri sürer.

Düşüncelerinde Karl Marx ve Georg Lukács'ın etkileri görülür.

Yazar istatistikleri

  • 51 okur beğendi.
  • 278 okur okudu.
  • 30 okur okuyor.
  • 603 okur okuyacak.
  • 26 okur yarım bıraktı.