Yaşam da, Büyük Patlama sırasında ilk parçacık birleşimleriyle başlayıp Dünya yüzeyinde ilk moleküller, ilk hücreler, bitkiler, hayvanlar... diye devam eden, maddenin o uzun evrim sürecinin bir ürünüdür. Demek ki canlı maddenin yüz milyonlarca yıl süren bu ilerleyişi de aynı öykünün, karmaşıklığın tarihinin, bir aşaması oluyor böylece. Dünya'nın oluşumunun ardından moleküllerden makro-moleküller,bunlardan hücreler, hücrelerden de organizmalar oluşacaktır. Yaşam, bütün bu yeni bileşenlerin karşılıklı bağımlılık ve etkileşimlerinin ürünüdür.
Eğer Ay Dünya'ya düşüp parçalanmıyorsa çevremizde döndüğü içindir: Hareketiyle birlikte oluşan merkezkaç kuvvet Dünya'nın çekim kuvvetini dengelemektedir. Dünya'yla
Güneş arasında da durum aynıdır: Gezegenimizin Güneş etrafındaki dönüşü Güneş'e düşmemize engel olur. Yıldızlarda
durum nedir? Newton bu bilmeceyi hiçbir zaman çözemedi.
- Peki, buna yanıt ne?
- Newton zamanında gökadaların varlığı bilinmiyordu. Bugün Güneş sistemimizin Samanyolu'nun merkezi etrafında döndüğünü biliyoruz. Onu yörüngede tutan ve 100 milyar başka yıldız gibi gökadanın göbeğine doğru düşmesine engel olan da işte bu harekettir.
Ölülerin yattığı bahçeyi ziyaret etmeyi severim. Geçip giden yaşam karşısında, hücrelerimize işlenmiş, onları yaşlanmaya götüren, böylece Dünya üzerindeki varoluşumuzun süresini belirleyen zaman karşısında, kalıcılığın bekçisidir o.
Ölüm de cinsellik kadar önemlidir: Doğanın gelişmesini sürdürülebilmek için ihtiyaç duyduğu atomları, molekülleri, mineral tuzlarını yeni baştan dolanıma sokar. Sayıları Büyük Patlama' dan beri değişmeden kalmış olan atomları dev ölçülerde bir yeniden harmanlama sürecine tabi tutar. Ölüm
sayesinde canlılar dünyası kendini yenileyebilir, adeta yeniden doğar.
Eski Dünya ölüyor, bir yenisi doğuyor; "oportünist" bir iki ayaklı yaratık buna egemen oluyor ve gezegeni ele geçiriyor.
Sanatı, sevgiyi, savaşı icat ediyor ve kendi kökenlerini sorguluyor.