Juan Rulfo

Juan Rulfo

Yazar
8.0/10
94 Kişi
·
289
Okunma
·
18
Beğeni
·
2100
Gösterim
Adı:
Juan Rulfo
Tam adı:
Juan Nepomuceno Carlos Pérez Rulfo Vizcaíno
Unvan:
Meksikalı Yazar
Doğum:
Sayula, Meksika 16 Mayıs 1917
Ölüm:
Mexico City, Meksika 7 Ocak 1986
Juan Rulfo, (d. 1917, Sayula, Meksika - ö. 1986), Meksikalı yazar.

Juaak çalıştı. 1953'te "Kızgın Ova" adlı kitabında toplayacağı kısa öykülerinin çoğu daha önce Pan dergisinde yayımlandı. Tek romanı "Pedro Paramo" ise iki yıl sonra 1955'te okuyucuya ulaştı. 1933'ten sonra sürekli olarak Mexico şehrinde yaşayan Rulfo, Ulusal Yerli Araştırmaları Enstitüsü'nün yayın yönetmenliği bölümünde görev aldı ve Meksikalı Yazarlar Merkezi'nde genç yazarlara danışmanlık yaptı. 1986'da öldüğünde, Meksika'da Ulusal Edebiyat Ödülü ve İspanya'da Cervantes Ödülü'ne değer görülmüş, Meksika Edebiyat Akademisi'ne seçilmiş bulunuyordu.
Hepsi böyle der giderken. Şuraya gitmem gerek, buraya gitmem gerek. Sonunda o kadar uzaklaşırlar ki gittikleri yerde kalmak daha, kolay gelir.
Juan Rulfo
Can Yayınları - Tomris Uyar, epub
Hiçbir şey sonsuza der sürmezdi; zira ne kadar yoğun olursa olsun unutulup gitmeyen hiçbir anı yoktur.
Bir gün biterdi nasıl olsa, bir gün. Her şeyin sonu gelirdi. Zamanla solmayacak anı yoktur, istediği kadar canlı olsun.
Juan Rulfo
Can Yayınları - Tomris Uyar, epub
"İyi şeylerin yolu ışıl ışıl aydınlık. Kötü şeylerin yoluysa kapkaranlık."
Juan Rulfo
Sayfa 68 - Doğan Kitap "Macario" adlı öyküden
100 syf.
Yüz sayfalık bir kitabı okumak tam üç ayımı almışken üzerine bir şeyler karalamak ve elimden geldiğince anlatmaya çalışmak istiyorum, naçizane. Zira oldukça önemli bir eser benim için. Uzatmadan başlayayım..

**Spoiler içerir!**

Romanı anlatmaya başlığından başlamalı elbette. Pedro Paramo belli ki bir adamın adı. Peki niye o ad, diye düşünüp araştırmaya koyuluyorum. Pedro, Katolik dünyada çok yaygın bir isim, İsa’nın en önemli havarilerinden biri. Ancak Pedro taş ya da kaya gibi katı anlamına da geliyor. Bu iki anlamı unutmayalım şimdilik. Ya Paramo? Kurak toprak, çorak arazi, ot bitmeyen toprak gibi anlamları var. Dahası, bir ülkede kültürel bakımdan hiçbir verimin görülmediği dönemlere de paramo deniyormuş. Adamın adı, yani kitabın başlığının, kitabın içeriğine ilişkin belirgin anlamlar yüklediğini görüyoruz okurken.

Yanlış saymadıysam roman 69 bölümden oluşuyor. Bölümler boşluklarla birbirlerinden ayrılmış, rakam yok. Her bölüm kendi içinde bir bütün ve çoğu da bir sahne. Başka bir deyişle bu roman tiyatro oyunu olarak düşünüldüğünde en aşağı 69 ayrı sahne kurmak gerekir, derim naçizane.

İlkin, ‘Neden 69 bölüm?’ sorusu takıldı aklıma. Anlatının akışının bölüm sayısını belirlediği teknik açıdan verilebilecek en kolay yanıt. Ancak öyle bir kitap ki, hiçbir bulgu raslantısal değil, ve her satırda bir anlam yüklü kitapta. Bir araştırmacı, orijinal dilindeki romanda Pedro Paramo isminin 69 kez geçtiğini saptamış. Bu da yazarın gizli bir oyun oynadığını düşündürüyor yeniden. Rakamın katolik açılımlarını araştırdığımda 69. Mezmur ile karşılaştım. Özetlemek gerekirse bu bölümde, Hz. Davut düşmanlarıyla çevrili ve güç durumdadır. Tanrı’ya kendisini bataklıktan kurtarması için yakarır. Kendi günahlarını da bilir. Hem bağışlanmak hem de düşmanlarının yenilgiye uğraması için dua eder. Halkının geleceğinin parlak olmasını diler.

Romanı okuyanların bu bağlantıyı hemencecik kurduğunu düşünüyorum. Pedro Paramo, Hz. Davut’un tam tersidir. Kötüdür, halka zulüm eden de bizzat kendisidir. Tanrı’nın onu bağışlamayacağı kesindir(!). Soyunun geleceği olamaz. Onun için bir taşın parçalanması gibi ölümü kesindir, serttir. Pedro Paramo, Hz. Davut gibi değil, Eski Ahit’te anılan Reis Abilemech gibidir. Erk için yetmiş kardeşinden altmış dokuzunu öldürür. Bir kardeşi canını kurtarabilmiştir. Birazdan açıklayacağım, romandaki üst anlatıcının o olmadığı ne malum(?).. Bir diğer yandan, bu cümlelerle birlikte akıllara, Pedro Paramo’nun babasının öcünü aldığı sahne gelmesin mi?

Romanın içeriğine giriş yapacak olursam, ilk söylenmesi gereken anlatının türü ve teması olmalı. Çizgisel bir anlatı değil Pedro Paramo. Başka bir deyişle olaylar zamandizinsel bir düzen içinde anlatılmıyor. Bir şimdiki zaman görülüyor elbette ama sonra geçmişin değişik tabakalarına dönüşler yapılıyor. Soruların hepsine yanıt aramak pek doğru gelmiyor. Çünkü fantastik bir anlatı. Büyülü gerçekliğin başlangıcı sayılması da bu yüzden. Masalsı bir dünya. Okurken, gerçek, düşlem, gerçekdışı birbirine karışıyor bölümler arasında. Bununla birlikte gerçekdışı temaların bile oldukça gerçekçi aktarıldığını ifade etmekte bir beis duymuyorum.

Roman geçmişte son buluyor. Sonuçlanıyor, diyemem. Şimdiki zamanın ucu açık kalıyor(?). Ya da ben yakalayacak yetkinlikte bir okur değilim. Bilmiyorum. Gerçekten zor kitap. Romandaki zaman dillimlerini açıklamadan geçmek istemiyorum. Şimdiki zamanla birlikte geçmişin farklı tabakalarına dönüşlerin olduğunu söylemiştim. Biraz daha açayım, müsaadenizle.

Şimdiki zamanlı bölüm sayısı 25 kadar; 1, 2, 3, 4, 5, 9, 11, 17, 24, 25, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 38, 41, 42, 52, 55 ve 63.

36. bölüme kadar anlatıcı ‘ben’, yani romanın başkişilerinden Juan Preciado, başından geçenleri di’li geçmiş zaman olarak anlatıyor. Kime anlattığı belli değil. Daha sonraki bölümler Juan’ın özellikle Dorotea ile konuşmaları halinde. Juan, Comola’ya geldikten iki gece sonra ölür ve ‘ben’ anlatısı biter. Anlatının ilk zamanı Juan ile Dorotea’nın birlikte gömüldükleri mezardaki konuşmalarıyla sürer. Komşu mezarda ise Susana yatmaktadır. Juan Comola’ya vardığı andan başlayarak, köyde geçmişte olanları öğrenmeye koyulur. Juan, Susana’nın kendi kendine konuşmalarından Susana ölünceye dek neler olmuş, onları da öğrenir. Gömüt paydaşı Dorotea kendisinin de ait olduğu geçmişi zaten bilmektedir. Susana’nın ölümünü görmüştür. Ancak daha sonra ne kadar yaşamış, neler görmüş, öğrenemeyiz (ya da ben kaçırdım)..Juan’ın da Dorotea’dan sonrasına ilişkin neler dinlediğini roman bize söylemez. Neden, diye soracak olursanız, ‘’Susana’dan sonra şimdiki zaman olabilir mi?’’ sorusu gelir akla, yanıt olarak. Susana ile birlikte gerçek hayat sönmüştür. Geriye kalan Juan’ı da kapan ölümdür.

Genel olarak bakıldığında, romanda iki anlatıcı var(?). Birincisi Juan, ikincisi de Juan’ın anlatmadığı bölümleri aktaran üçüncü tekil ya da anonim bir anlatıcı. Bölümlerin çoğu anlatılmaktan çok okurun konuşmalara tanıklık edilmesi yönünde. Anonim anlatıcının bunları not ederek bize aktardığını da düşünebiliriz. Bu anlatıcı henüz ikinci bölümde de şöyle bir görünmüştü. Buna dayanarak da, ikinci, yani anonim anlatıcının üst anlatıcı olduğunu, Juan’ın başından geçenleri de onun dinleyip bize aktardığını da düşünebiliriz. Aynı anlatıcı Pedro Paramo’nın Susana’nın iç dünyasına hiçbir zaman ulaşamayacağını söyleyerek de her şeyi bilenin o olduğunu belli eder. Böylelikle ikinci anlatıcıyı, asıl, üst anlatıcı olarak görüyorum.

Geçmişe dönüşler ise zaman dilimleri biraz daha karışık. Kısaca sıralamak gerekirse; ilk geçmiş zaman dilimi olarak, Pedro Paramo’nun ilk gençliğinden Dolores ile evlenmesi ve reisleşmesine değin uzanan dönemi kapsayan, 6, 7, 8, 10, 12, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 36 ve (‘ben’ anlatısı olmaması nedeni ile buraya ait sayarsak) 27. bölümlerden oluşur.

İkinci dilim; Pedro’nun sevgili oğlu Miguel’ın ölüm dönemidir. 13, 14, 15, 16, 37, 39 ve 40. bölümler.

Üçüncü dilim; Susana’nın Pedro’ya gelmesinden sonraki dönemi kapsar. 43, 44, 45, 46, 47, 48, 50, 51, 53, 54, 57 ve 58. bölümler. Burada 49. bölüm Susana’nın geçmişinden bir sahneye götürdüğü için buraya ekliyorum.

Dördüncü dilim; Susana’nın ve Pedro’nun ölümleri arasındaki dönem olarak 66, 67, 68 ve 69. Bölümler.Yani benim çıkarımlarım bu yönde.

Böylece anlatıda beş farklı zaman dilimi saptamış oldum ve anlatı bu zamanlar arasında geçilen zikzaklarla ayrıntıları buluşturuyor. Sorular ortaya atıp yanıtını bulduruyor. Romanın içinde her ayrıntının bir karşılığı var. (Örnek vermek gerekirse; henüz ikinci bölümde, katırcı, Juan’a Pedro Paramo’nun öldüğünü söylemeden hemen önce ‘’Cehenneme kadar yolun var.’’ Gibi bir cümle kullanıyor ve daha sonra bu söylediğini herhangi bir şekilde açıklamıyor. Yorumu okura bırakılmış. Tahminince, o sıra yanlarından geçen koridor kuşu için etmiş bu lafı. Anlatıcımız dünyanın yerde en hızlı koşan kuşunu görememiştir burada. Romanda, bana kalırsa hiçbir ayrıntı vazgeçilebilir ya da rastgele olmayacak. Koridor kuşunu bir çizgi filimden biliriz. Hani tilki, çakal gibi bir hayvan sürekli küçük bir devekuşuna benzeyen kanatlıyı yakalamaya çalışır ya! Kovalayanı çakal kaçanı da bip bip diye hatırlarız. O film işte. Biz kahkahadan kırılırdık belki izlerken ama bu hayvanların Meksika mitologyasında anlamları olduğunu bulguladım. Kovalayan hayvan Meksika’ya özgüdür, kurt köpek familyasından koyote’dir. Kaçan kuş ise correcaminos, Türkçesiyle koridor kuşudur, koşan kuş. Koyote bir yakalasa kuşu, oracıkta alıverecek canını. Romanda ise, ölümün, yazgının insanı kovalamasının alegorisi gibi görülür bu kovalamaca. Anlatıcıyı kovalayan, henüz ayrımına varamadığı bir yazgı mı vardır, diye düşünmedim değil daha buralarda iken. Ne ilgisi var, diye düşünebilirsiniz. Şahsi çıkarımım. Saçmalık da olabilir, her neyse..) Yeterince anlayamadığım 27. bölüm dışında romanın altı boş olan hiçbir bölümü yok, diyebilirim.

Neden böyle bir yol seçtiği yönünde bir fikrim yok ama eğer roman zamandizinsel ya da çizgisel bir anlatıda olsaydı, Pedro Paramo bence aynı güzel tadı vermez, gereksiz tatsız olabilirdi. Yukarıda belirttiğim sıralamaya göre okuduğum zaman gerçekten de romanın bir nebze sıradanlaştığını söylemeliyim. Üstelik anlatımın değişik zamanlardan ve açılardan yapılması konunun daha iyi irdelenmesini, didik didik edilmesini sağladı benim için. Bunu yaparken de yazar ayrıntılı betimlemelerde, anlatmalarda yitip gitmiyor. Anlattığı olayları, yaratıığı kişilikleri sürekli açıklama gereksinimi duyan romancılardan değil. Juan Rulfo’nun çok tutumlu bir dili, yalın bir biçemi var. Diri bir anlatım. Okurda yaratmak istediği etkiye göre bazen düzden, bazen de dolaylı veriyor olayları. Okuma eyleminin canlı olmasını istiyor. Bunun için de okurun merakını hep canlı tutuyor. Zikzaklı anlatım da okuru bu kitaba daha çok bağlıyor, bence. Gabriel Marquez’in bu kitaptan ve Rulfo’dan nasıl etkilendiğini biliyoruz. Nitekim kendisi de Pedro Paramo’nun parçalarının zamanlarını saptırıp onları sıkı bir zamandizinsel sıraya dizdiğini ve ortaya çıkanın farklı bir kitap olduğunu, anlatının gevşek ve yavan kaldığını söylüyor, Juan Rulfo’ya ithafen yazdığı mektupta.

Elbette romanın konusunu zamandizinsel, çizgisel olarak da düşünebiliriz. Kitaptaki bulgulardan yola çıkarak giderek belirli tarihlere oturtabiliriz.

Kırk üçüncü bölümde Dorotea, Pedro Paramo’nun ölümünden kısa bir süre önce Los Cristeros savaşlarının başladığını söylüyor. Söz konusu savaşlar 1926-1929 yılları arasında yaşamıştır. Demek ki Pedro, 1926 ile 1928 arasında bir günde ölmüştür. Susana’nın ölümü içinse 1917’de sonuçlanan yedi yıllık Meksika Devrimi savaşlarının son yıllarından birisinin 8 Aralık tarihinden söz edebiliriz. Fausta ve Angeles’in mır mır sohbetlerinden Susana’nın ömrünün son üç yılını Pedro’nun yanında geçirmiş olduğunu çıkarabiliriz. Pedro, anımsayalım, Susana’ya otuz yıl sonra kavuştuğunu söylüyordu. Dolayısıyla Pedro’nun Susana’dan ayrıldığı dönem 1915-1917’den otuz yıl öncesine, yani 1885’lere denk düşüyor. O dönemde Pedro Susana’ya aşık bir genç, yani on beş ile yirmi yaş arasındaydı. Demek ki Pedro Paramo 1865 – 1870 yılları arasında doğmuş olmalı. Bunca hesabı, Pedro Paramo karakterini daha iyi yorumlayabilmek adına dönemin siyasi şartlarını ve yönetim politikasını öğrenmek için yaptım tabii. Çok uzatmadan kısaca değinmek gerekir..

Bu yıllarda Meksika, kısa süreli Fransa işgalinden ve Fransa’nın getirdiği İmparator Maksimilyen’den kurtulur. İşgal öncesi ve sonrasının Cumhurbaşkanı, büyük reformcu Benito Suarez, Meksika’nın modernleşmesine büyük katkı yapmıştır. Ancak Meksika 1877’den başlayarak Porfuria Diaz’ın yönetimine girmiştir. Bu dönemlerde Diaz art arda seçilmeyi beceren bir aydınlanmış despot görüntüsü çizer. Ülkenin sanayileşmesinde, güzel sanatların gelişmesinde, eğitim kurumlarının açılmasında önemli hizmetleri olur. Bizi ilgilendiren yanı ise, Diaz, bunlarla birlikte sosyal adalet ilkesini göz ardı eder. Onun döneminde gelir dağılımındaki eşitsizlik artar. Özellikle köylülerin koşulları gittikçe kötüleşir. 1894 yılında kamuya ait toprakların ucuza satılması yönünde bir yasa çıkarır. Satın almaya sınır koymamıştır bu yasa ve zengini daha zengin yapar. Pedro Paramo’nun da bu dönemlerde palazlandığını görüyoruz. O da yerel bir reis konumunda olur. Yönettiği topraklarda mutlak egemendir. Her türlü hile ve şere başvurarak, insansal değerleri hiçe sayarak,karşısındakini sindirmek için cana kıymaktan bile çekinmeyerek reislik konumuna gelir. Ancak burada sorulması gereken soru, o topraklardaki insanların buna nasıl izin verdikleridir. Romanda, bu insanların pek azının Pedro’ya karşı çıktığını gördüm. Çoğunluk ise Pedro’nun reisliğini kolayca içselleştirir. İnsan doğasında bazı karanlık yönler bulunur. Bazı koşullarda belirli bir şef, diktatör ya da reisin peşine kolayca takılabilirler. Onsuz yaşayamaz olurlar. Sempati, empati kavramlarını sıkça kullanırız ancak burada iyi bellememiz gereken bir kavram daha mevcut; apati. İnsanın çevreye patolojik ilgisizliği demek. Reisçilik ortamında insanın ruhunu apati sarar. Sorunları görmez, geleceği düşünemez, eleştirilere kulak vermezler. (Pis pis sırıtıyorsunuz değil mi, günümüzü düşünerek? Hayır, o konuya girmeyeceğim.)

Romanda, bir reisin yönetiminde, toplumun, insanların, insanlığın ne hale gelebileceği anlatılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında romanın güçlü bir siyasi boyutu olduğu çıkarımına ulaşmak işten bile değil. Latin Amerika tarihinde çok görülen, ancak yalnızca Latin Amerika ile sınırlı olmayan tek adam yönetiminin yergisidir Pedro Paramo. Tek adamın egosu uçsuz bucaksız olduğu, kendini dünyaya özdeş gördüğü, dünyanın onsuz yapamayacağını düşündüğü için, tutkuları sınır tanımaz. Herkes, her şey onun güdümüne girsin, her beden, her ruh onun bir parçası olsun ister. Ancak reis de bir insandır. Ne kadar bastırsa, geriye itse de bir insan doğası taşımaktadır. O da sevmek ve sevilmek ister. Yaşadığı hayatın gerçek hayat olmadığını için için bilir ve gerçek hayata karşı konulmaz bir özlem duyar.

Pedro Paramo’nun Susana’da özlediği tam da budur, zannımca. Ancak reis ya, özlemini gidermesi, Susana’yı her ne pahasına olursa olsun yanına getirmek biçiminde olacaktır. Böylece Susana’yı ele geçirdiğini sanır. Ancak, kısa sürede Susana’nın ruhuna, iç dünyasına hiç ulaşamadığını anlar. Susana’ya ulaşamadığı sürece özlemini duyduğu mutluluğa da ulaşamayacağını bilir. Susana’sız hayat gerçek hayat olmayacağına göre, reis insanca yaşamaya hasret gidecektir. Bunu bilmek korkunç bir bilinçtir. Bu şekilde yaşamak, Pedro için yalnızca Susana’ya da değil genel olarak insanca yaşamaya ve Meksika’nın ruhuna dauzak kalmak anlamına gelir. Bir reisin Meksika’nın ruhunda yeri olmamalıdır. Toplumun reisleşmesi yalnızca insanca değerlere, insanca yaşamaya değil, kendi özüne, kimliğine de yabancılaşmasının sonucudur. Reisleşen toplumların sonu hüsrandır. Yerel ve ulusal düzeyde çeşitli reis deneyimlerini yaşamış Meksika’dan yükselen son derece evrensel bir iletidir Pedro Paramo.

İyi okumalar olsun..
167 syf.
·Beğendi·9/10
Kısa hikayelerden oluşan, hayatın ta kendisinin anlatıldığı, çok iyi tasvirler içeren ve mutlaka okunmasını tavsiye ettiğim bir kitap. Kitap, ülkemizde çok popüler olmayabilir ama kitabın yazarı Juan Rulfo, nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez'i derinden etkilemiştir.

"Asla cırcır böceği öldürmedim. Felipa'nın dediğine göre, cırcır böceklerinin nefes bile almadan sürekli gürültü yapmalarının sebebi, araf'ta acı çekmekte olan ruhların haykırışları duyulmasın diyeymiş. Cırcır böceklerinin tükendiği gün dünya aziz ruhların çığlıklarıyla dolacak ve hepimiz korku içinde kaçacak delik arayacakmışız."
132 syf.
-Her iç çekiş insanın yitirdiği bir yudum yaşamdır.

Yazmış Juan Rulfo. Çok az yazmasina rağmen bir kitaba sığdırmış tüm söylemek istediklerini.. Okudukça evet diyorum, Yüzyıllık Yalnızlık'tan sonra Meksika aşkı uyandıran ikinci kitap.

Sonra şöyle devam ediyor: -Sevdiğim bana bir mendil verdi Kenarları gözyaşıyla oyalı. .
132 syf.
·6/10
Gabriel Garcia Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık kitabını okuduysanız ve sevdiyseniz eğer, Pedro Paramo'yu da muhtemelen beğeneceksiniz çünkü Juan Rulfo, Marquez'in en önemli ilham kaynaklarından biri. Marquez'in deyimiyle ilk dört kitabını yazmasının ardından tıkanan yolunu açan ve başyapıtı Yüzyıllık Yalnızlığı ortaya koyabilmesini sağlayan kitap Pedro Paramo. Söylenenlere göre Marquez, Pedro Paramo'yu o kadar çok sevmiş ki, kitabı defalarca kez okuyarak, kitabın sayısız yerini ezberden okuyabilir hale gelmiş.

Juan Rulfo, Carlos Fuentes ve Gabriel Garcia Marquez ile birlikte büyülü gerçekçilik akımının Latin Amerika'daki ilk temsilcilerinden, dolayısıyla aynı coğrafyanın bu üç ünlü yazarının kitapları arasında da çok sayıda benzerlik bulunmakta, özellikle de Pedro Paramo ve Yüzyıllık Yalnızlık arasında. Kitapta Juan Preciado adlı karakterin, annesinin ölümünün ardından, onun vasiyeti üzerine, babasını bulmak amacıyla annesinin köyü Comala'ya gitmesi anlatılıyor. Roman boyunca, Preciado'nun ve köydekilerin gözünden annesinin, babasının ve köylülerin, hayaletler eşliğinde, iç içe geçmiş hikayelerini dinliyoruz.

Latin Amerika edebiyatına ısınamadığım için, kitabı da pek sevemedim doğrusu. İnternette bu kadar olumlu yorumu dolanırken, kitabı sevemediğim için kendimden de utandım ayrıca. Ya doğru bir zaman değildi, ya da çeviri kötüydü diyeceğim ama benim okuduğum kitap Can Yayınları'nın Tomris Uyar çevirisiydi. Dolayısıyla ikinci seçenek geçerli değil sanırım. Fakat, Pedro Paramo ileride kesinlikle tekrar okuyacağım ve bir şans daha vereceğim bir kitap. Dediğim gibi Marquez ve Yüzyıllık Yalnızlık severler mutlaka seveceklerdir bu kitabı.
132 syf.
·2 günde·8/10
Yüzyıllık yalnızlıktan sonra yine beyin yakan, etkisinde bırakan bir latin amerika kitabı daha. Kitap 130 sayfa olmasına rağmen anlaşılması, çözümlenmesi çok çok zor bir eser. Zorlayıcı bir hayalgücü ile gerçeği bağdaştırması, okunmasındaki sadelik, anlaşılmasındaki zorluk ve zaman çizgisini kaybettirebilmesi yazarın gerçek bir çalışmanın ürününü sunduğunu gösteriyor bizlere. Kitabı okurken 4-5 zaman tabakası anlattığını farkedeceksiniz. Bu kadarla kalsa iyi ölülerle dirileri ayırt edememekte giriyor işin içine. Ve bölüm geçişlerinin olmaması. Ve tabi karakterlerin ilginç hayatları da eklenince içinden çıkabilene helal olsun dedirtiyor. Marquezin etkilenmesi gayet doğal geliyor. Bence keşfedilmemiş bir eser.
Umarım anlar ve keyifle okursunuz :)
132 syf.
·Beğendi·10/10
türkiye'de üç farklı yayınevinden (sırasıyla can, yky, doğan) basıldığı halde rağbet görmemiş bir juan rulfo romanı.

meksikalı romancı rulfo, sadece iki kitabıyla 2. dünya savaşı sonrası dünya edebiyatında ayrıcalıklı bir yer edinmiştir. ama gel gör ki ülkemizde adını duyana aşkolsun! aslında yayınevleri cevherin farkında, zira yapıtları üç büyük yayınevinden birden yayımlanan bir yazar ancak "klasik"'tir. evet rulfo bir modern zamanlar klasiğidir. sadece latin amerika'nın değil 20. yüzyılın en iyi yazarlarından biridir.

juan rulfo'nun tek romanı olan pedro paramo, ispanyolca edebiyatının don kişot ve yüzyıllık yalnızlık ile birlikte üç muhteşem romanından biridir tüm kısalığına rağmen (130 sayfa) . bu sadece şahsi kanaatim değil, aynı zamanda edebiyat dünyasında da sıklıkla dile getirilen bir durumdur. hatta latin amerika ülkelerinde don kişot dışındaki en iyi roman olarak bakılır pedro paramo'ya. zaten gabriel garcia marquez'in taptığı ve örnek aldığı bir yazar burada söz konusu. kaldı ki marquez, bu romanı satır satır ezberlediğini ve franz kafka'nın dönüşüm adlı romanından beri (ki dönüşüm romanının etkisiyle edebiyata yöneldiği biliniyor) bir kitaptan bu kadar etkilenmediğini söylemiştir. hatta yine kendisinin anlattığına göre yüzyıllık yalnızlığı yazdığı günlerde bir arkadaşının bir gece yanına gelerek önüne pedro paramo romanını fırlattığını ve "sen de roman yazdığını mı sanıyorsun" dediğini belirtiyor. romanı aynı gece bir çırpıda okur ve romandan bir cümleyi olduğu gibi yüzyıllık yalnızlığa ilave eder. bununla da sınırlı kalmaz marquez. yüzyıllık yalnızlığın geçtiği düşsel yer olan macondo'yu yaratırken rulfo'nun comala'sını örnek alır. efsanevi arjantinli yazar jorge luis borges ise bu yapıtı tüm zamanların en iyi romanlarından biri olarak selamlarken, bir başka büyük meksikalı yazar carlos fuentes'e göre latin amerika'nın en iyi romanıdır mevzu bahis olan.

gerçekten de rulfo'yu okuyanlar görecektir ki onun dili ve tekniği büyülüdür. tarzı sıradışıdır. gerçekle düş, dün ve bugün-tarih ve gelecek iç içedir. bir yanda azteklerden bu yana meksika mitleri, öte yanda cennet-cehennem tasvirleri durur. kısa cümlelerle yerinde ve ölçüsünde adeta kusursuz kullanılan roman teknikleri (özellikle iç monolog, bilinçakışı, bakış açısı kaydırma) onu farketmemizi sağlar. bu tarzıyla adeta bir fotoğrafçıdır rulfo, bu bakımdan julio cortazar'la da etkileşim içerisinde bulunduğunu söyleyebiliriz.

üç defa filme (bir tanesini geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz efsane romancı carlos fuentes senaryolaştırmıştı), bir kez de tiyatroya uyarlanan pedro paramo daha önce bahsettiğim üzere yaşayan 100 büyük yazara sorularak oluşturulan dünya tarihinin 100 büyük yapıtı listesine girmeyi başarabilmiş bir romandır.

film : http://www.imdb.com/...8/?ref_=fn_al_tt_1

http://www.youtube.com/watch?v=ggszth_hwpu

içlerinde pedro paramo'nun da olduğu 100 büyük edebi yapıt : http://en.wikipedia.org/..._books_of_all_time

juan rulfo hakkında çeşitli görüş ve bilgiler : http://en.wikipedia.org/wiki/juan_rulfo
132 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Latin Amerika edebiyatı eserlerini okuyunca nedense Türk edebiyatı eseri okuyormuş gibi benzerlikler görmeme neden oluyor. Tabi her yazar için ayni şey söz konusu değil. Ama bu kitabindan dolayi Juan Rulfo bu benzer yazarlar listemde en ust sirada ki yerini aldı. Coğrafya farklı , insanlar farklı ama yaşananlar hep aynı.

Kitabın konusu Pedro Paramo Meksika da zorla, haydutlukla kötülükle elde ettiği toprak ağası yaptığı köy de köylülere karşı yapmış olduğu haksızlıklar ve baskının sonucunda yaşananları, yaşamış olduğu Aşkı ve bu Aşk' in neticesinde psikolojisinin ona etkisini anlattığı, Meksika ' da o dönem yaşanan bir çok olaya özellikle devrim için olan olayların sebebini ortaya koyan kısa ama etkileyici bir eser.

Juan Rulfo, Carlos Fuentes ve Gabriel Garcia Marquez ile birlikte büyülü gerçekçilik akımının Latin Amerika'daki ilk temsilcelerindendir. Latin Amerika edebiyatı sever bir okuyucuysaniz mutlaka tavsiye ederim.
Meksikalı yazar Juan Rulfo'nun 1953'te yayınlanan bu güzel eseri, ana karakterimiz Juan Preciado'nun ölüm döşeğindeki annesinin elini tutması ve annesinin ona Comala’ya gidip babası Pedro Paramo’yu bulmasını söylemesiyle başlar.

Hikayemiz içerik olarak; geçmiş, şimdi ve gelecek zaman örgüsünde ilerler. Kitabımızı sayfa adedinden ötürü kısa zamanda okuyacağını sanan herkes yanılır. Çünkü; gerçekten çok zor okunan ve dikkat gerektiren bir eserdir.

Bu şahane kitap, İspanyolca kaleme alınmış Don Kişot'tan sonra en büyük eser olarak görülür. Ve Latin Amerika Edebiyatına mensup birçok yazarı düşünsel anlamda etkilemiştir. Özellikle Gabriel Garcia Marquez, Pedro Paramo'nun ne denli kusursuz bir eser olduğunu her fırsatta belirtmiştir. Hatta; şahsi fikrimiz, Yaşar Kemal'in de bu şahane kitaptan aşırı derecede etkilendiğidir.

Bilinç akışının müthiş bir örneği olan Pedro Paramo'nun içerisinde birçok olgu ve duyguya dair mükemmel tespitler olmasına karşın belki de en güzeli şudur; "yaşarken insana ayaklarını hareket ettiren yegane şey, öldüğünde bu ayakların onu farklı bir yere götürecekleri beklentisidir. Ama eğer bir kapı kapatılır ve açık kalan sadece cehennemin kapısı olursa, o insan keşke hiç doğmasaydım diye düşünür.”
132 syf.
·122 günde·5/10
Latin dünyası ve İspanyol edebiyatı benzeri kitapları oldukça seven birisi olarak bir durumu belirterek başlayacağım. O da bu kitabın çok fazla şişirildiği. Yanlış anlaşılmalar olsun istemem ama kesinlikle belirtmem gerekir ki çok fazla şişirilmiş bir kitap. Hani insan kitabı belli bir kategoriye koyamıyor. 3 büyük yayınevi de kitabın baskısını yapıyor ama satışını istediği oranda gerçekleştiremiyor. Onlar için karşılaştıkları bir durum değildir ama ben kendimce nedenlerini söyleyeyim.

-Kitabın bir kategorisi yok. Yani yazarın tek romanı olduğu belirtiliyor ama bir kategoriye koyamıyorsunuz. Latin edebiyatı genel itibariyle iki kategoriye ayrılır. Filmlerdeki gibi ‘Aşk’ bu kategoriler içerisinde yoktur! Bunlar Komedi ve Gerilim eserleridir.

-Kitapta oldukça güzel espriler yok mu? Var ancak bunlar aranan tatlar değil. Yani Don Kişot örneği veriliyor tanıtımda ki bu ne kadar yanlış ve beklentileri yükselttiği gibi beğeni oranını da aynı oranda düşürüyor görüyorsunuz. Hem de kitaba başlamadan. Ki komedi olacaksa ve bölümlere dahi ayrılmadan ilerleyecekse akıllara hemen Don Camillo gelir geçmiş döneme ait ve ona dair de bir benzerlik yok.

-Kitapta bir ara savaşa dönüyoruz ama burada da ufak bir isyan ve gene beklentiler karşılanmıyor. Gerilim oranı da oldukça düşük. Yani İspanyolca edebiyatının yapı taşlarından falan bir eser değil. Hatta İspanyol edebiyatının böyle bir esere ihtiyacı bile yokturdur kanımca, tabii ki beni ilgilendirmez.

-Kitabın şişirildiği bir nokta da okuyanları çok bağladığı ve okuma oranının neden düşük olduğuna dair merak. Sizin eseriniz güzel olabilir ama farklı ülkelerdeki insanlara hitap edecek hiçbir yeri yoksa beğenilmez. Yani kitapta çokça özlü söz var ancak -bunların çoğunu paylaşsam da- bu sözler bir birliktelik, bir bağlayıcılık göstermediği için kitap tutulmuyor. Tek bir mantığa oturtulabilen bir kitap değil ve bizim ülkemiz insanları düz mantık olduğundan bize hitap etmiyor. Bu cümleyi iyi veya kötü algılayın, ancak gerçek bu.

Okumayan arkadaşların bir şey kaybetmeyeceği, okuyan arkadaşların da eşine dostuna gider yapacağı birkaç söz dışında pek bir şey kazanmayacağı bir eser. Gene de okumak isteyene de engel olacak değiliz. İyi okumalar, mutlu günler dilerim..

Yazarın biyografisi

Adı:
Juan Rulfo
Tam adı:
Juan Nepomuceno Carlos Pérez Rulfo Vizcaíno
Unvan:
Meksikalı Yazar
Doğum:
Sayula, Meksika 16 Mayıs 1917
Ölüm:
Mexico City, Meksika 7 Ocak 1986
Juan Rulfo, (d. 1917, Sayula, Meksika - ö. 1986), Meksikalı yazar.

Juaak çalıştı. 1953'te "Kızgın Ova" adlı kitabında toplayacağı kısa öykülerinin çoğu daha önce Pan dergisinde yayımlandı. Tek romanı "Pedro Paramo" ise iki yıl sonra 1955'te okuyucuya ulaştı. 1933'ten sonra sürekli olarak Mexico şehrinde yaşayan Rulfo, Ulusal Yerli Araştırmaları Enstitüsü'nün yayın yönetmenliği bölümünde görev aldı ve Meksikalı Yazarlar Merkezi'nde genç yazarlara danışmanlık yaptı. 1986'da öldüğünde, Meksika'da Ulusal Edebiyat Ödülü ve İspanya'da Cervantes Ödülü'ne değer görülmüş, Meksika Edebiyat Akademisi'ne seçilmiş bulunuyordu.

Yazar istatistikleri

  • 18 okur beğendi.
  • 289 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 270 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.