Şeyh Sait Ayaklanması, din işlerinin dünya işlerinden ve özellikle politikadan ayrılması amacıyla yapılmış devrimlere karşı, ümmetçi anlayışın tam bir gerici tepkisi idi. Elbette ki, kişisel çıkarlarını düşünenler, Kürtçülük peşinde koşanlar, petrol bölgesi ile ilgisini kesmek için doğu illerini Türkiye'den ayırmaya çalışan İngilizlerin bağımsız Kürdistan propogandasına kapılanlar, kargaşadan ve anarşiden yarar uman komünist düşünceliler ve yağmacılar da olaya karışmışlardı. Fakat başta Şeyh Sait olmak üzere olayı yaratanlar Nakşibendilerdi. Nakşibendiler, Islamlığın en aşırı, en muhafazakâr, en mütassıp, en ümmetçi tarikatçıları idiler. Devlet düzeninin tek temelinin din, ve tek devlet politikasının ümmetçilik olduğuna, hiç bir gücün sarsamayacağı şekilde inanmışlardı. Böyle olunca da, onlar için milliyetçilik, ümmetçilikten sonra gelen, hatta ümmetçiliğin ortadan kaldırdığı bir kavramdı. Müslüman olmak her şey için yeterli idi. Bu nedenle, olayda yararı olanların genel düzenli bir düşünce akımı ve bir hazırlık dizisinin fiili işareti ve sonucu olsa bile, Mustafa Kemal Paşa'nın da belirttiği gibi temel dayanağı "irtica" idi. (Z.C.: 1 Kasım 1925)
Nitekim Şeyh Sait, İstiklal Mahkemesi'ndeki konuşmalarında ve cevaplarında hep, dinle dünya işlerinin ayrılması yolundaki devrim aşamalarını "din elden gidiyor" şeklindeki karşı propogandalarına dayandırıyor, "Kürdistan Kırallığı" yolunda değil "Tanrı yolunda" ayaklandığını söylüyor, Diyarbakır'ı ele geçirip de tutunabilmeleri durumunda din adamlarıyla karara varıp Hükümet'ten şeriat, yani dün ya işlerinde de din kurallarına dayanan bir devlet idaresi isteyeceğini
anlatıyordu. (M. Toker, Şeyh Sait: 123)