Mehmet Doğan

Mehmet Doğan

YazarÇevirmen
8.3/10
48 Kişi
·
84
Okunma
·
0
Beğeni
·
672
Gösterim
Adı:
Mehmet Doğan
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
1973
Mehmet Doğan, 1973 yılında doğmuş. Şimdiye kadar doğduğuna pişman olmamış. Çilek ve incir sever. Şeftali de sever ama alerjisi olduğu için yiyemez. Elinden bir tek dijital pazarlama geldiğinden bunu meslek haline getirdi ve hayatını bu işlerden kazanıyor. Ona sorsanız –ki biz sorduk–, kendine en az para kazandıran “bir şeyler yazma” işini daha c¸ok seviyor, kendi mesleğine oranla. “Teknoloji Kimin Umrunda” isimli bir kitap yazmış zamanında. “En iyi teknoloji kitabı/yazarı” ödülü bile almış bu kitapla. Arada sırada da Altı Üstü Tasarım diye bir blogta pazarlama ile ilgili şeyler karalıyor kendi halinde. Evine misafir olarak gelen erkekler tövbe edip bir daha uğramaz. Kötü ev sahibi olduğundan değil de; 2 kızı, 1 eşi ve 1 de dişi kediden oluşan östrojen denizinde yüzdüğünden, eve misafirliğe gelen erkeklerin sohbet ederek kulak ırzına geçtiğinden herhalde. Kedisi Lola, uzun yıllar Kanada’da yaşadıktan sonra, Dubai’ye taşınmış ve halen orada Mehmet ile yaşamaktadır. Yazarın, "Rıfkı Almaz - Arabesk Bir Fikşın!" isimli kitabından alınmıştır.
Aynalı martin! Yani jandarma. Bu yüzden polislere ''Aynasız'' derler. Eskiden, jandarmaları polislerden ayırmanın tek yolu taşıdıkları tüfeğe bakmakmış. Jandarma ''aynalı martin'' adı verilen bir tüfek taşırmış, polis ise başka bir tüfek...
Üç yanlış, bir doğruyu götürmüyor gerçek hayatta. Yaptığın bir yanlış, aylarca üzerinde uğraşılmış doğru aşkı götürüyor.
Aşk denen şey, kontrolümüz altında gelişen bir şey değil.Aşk, korku gibi, heyecan gibi beynimizin ürettiği bir duygu. Hani hep derler ya Aşk kalple, sevgi beyinle hissedilir. Aslında tam tersi o delice aşk denilen şey beynimizin bize armağan ettiği birkaç kimyasal sıvı, başka bir deyişle beynimizdeki hormon dengesizliği. Zaten o nedenle edebiyatta aşk ile delilik aynı kefeye koyulur.
Hayat King oyununa benzer. Doğum günün Karo 2'dir. Elini okur, plan yaparsın. Sonra ya batarsın ya çıkarsın. Ceza oynarsın,cezalandırılırsın; sonra koz oynarsın.işlediğin cezaları affettirmek için. Hayatı soniki ele kadar çok güzel iyi oynayıp sonra bir kaç hata ile batarsın! Erkekten korkarsın, kızlardan canın yanar.
Hayatı bize dağıtılan kağıtlarla oynamak zorundayız... İyi yada kötü; ceza ya da koz.
469 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Hepimiz biliriz ki özellikle Üniversite yayınevleri tarafından basılan tüm kitaplar, öğrenciler ve akademisyenler tarafından okunması amaçlandığından dolayı çok teferruatlı ve geniş kapsamlı olarak yazılır. Bu da kitabı adeta bir ansiklopedi havasına çevirerek sadece bilgi almak için zaman zaman okunan veya ders olarak mecburiyetten okunması gereken , okuması çok sıkıcı , zor ve karışık bir kitap haline getirir.

Boğaziçi Üniversitesinin yayını olan bu kitabı okumaya karar verdiğimde ben de yukarıdaki parağrafta yazdığım özellikte bir kitap olacağını peşin olarak kabul etmiştim ve öyle olmasını da bekliyordum. Üstelik aynı üniversitenin yayını olan ve benim kısa bir süre önce okuduğum ''Fransa'nın Kısa Tarihi'' isimli kitap'tan dolayı da bu konuda tecrübeliydim.

Fakat kitabı elime alıp okumaya başladığım da, akademik olarak yazılmış böyle bir kitabın sahip olduğu müthiş akıcılık ve sürükleyicilik karşısında şok oldum diyebilirim.Kitap kesinlikle sıkıcı türden olan akademik kitaplara benzemiyordu.Okudukça bu durum daha da belirginleşti.

Kitap, yaklaşık onuncu yüzyıldan başlayarak bölgedeki yapılanmayı kademe kademe tüm ayrıntılarıyla bize anlatıyor. Bunu yaparken sadece Rusya tarihini değil, bölgenin ve dünyanın tarihini de bölgedeki tüm gelmiş geçmiş uluslar ve devletlerle birlikte ele alıyor. Kısaca söylemek gerekirse bu coğrafyanın yaklaşık bin yıllık tarihini bize sunuyor.

Ama ne sunuş ! Bu kadar teferruatlı anlatılan tarihi olaylar, ekonomik, sosyal, siyasal, dinsel, hukuksal, sanatsal, bilimsel değişimler öyle muntazam bir şekilde okuyucuya aktarılıyor ki , sanki bir tarih kitabı değil de bir masal kitabı okuyormuş hissi veriyor okuyucuya. Kesinlikle kopukluk olmadan ,kesinlikle karışıklık olmadan büyük bir keyif içinde bu muhteşem bilgileri hafızasına alıyor insan.

Kitap, Rusya'nın başlangıç dönemi olan ve ismine ''Kiev Rus'' denilen prensliğin varlığıyla başlıyor anlatmaya. İmparatorluk dönemi, Ekim devrimi ve Sovyetler Birliği dönemiyle devam ettikten sonra ,2000 yılının Rusya'sına kadar olan bütün gelişmeleri çok ayrıntılı olarak anlatıyor.

Belkide hiçbir yerde bulamayacağımız bilgiler mevcut kitapta. Sayıları iki elin parmaklarının sayısını geçmeyecek kadar olan ve bunların sadece bir kaçının eceliyle ölmeyi başarabildiği Çarların dramatik hikayesi, Koskoca İmparatorluğu yönetecek erkekler bulunamadığından dolayı , yıllarca ülkeyi yöneten Çariçelerin hikayeleri, bizdekilere beş çekecek derecedeki saray entrikaları, yüzyıllardır köle olarak yaşayan Rus köylülerinin hikayesi, etraflarındaki ülkelerle ve tabii ki bizimle olan savaşlarının hikayesi, Dünya emperyalist güçlerinin birbirleri arasındaki çekişmeleri , çatışmaları ve ortak menfaatlerde buluşup yakınlaşmalarının hikayesi, koskoca imparatorluğun yıkılışı ve yerine Komunistlerin yönettiği Sovyetler Birliğinin kuruluşu ve o dönemde yaşananların hikayesi ve son olarak Sovyetlerin dağılış ve sonraki dönemin hikayesi. Bütün bunların yanında müzikten, resimden, mimariden, tiyatrodan, sinemadan, edebiyata, tüm güzel sanatların dönemine göre eserleri ve kişileri, dini gelişmeler, siyasal ve sosyal düzen, hukuksal değişimler,endüstriyel, tarımsal ve bilimsel gelişmeler de beraberce bizlere anlatılıyor.

Tabii ki her anlatılan şey güzel değil, maalesef ki kitabın çok büyük bir kısmı savaşlar, katliamlar, suikastler, türlü türlü mücadeleler ve ölümlerden oluşmaktadır.

Daha neler söylenebilir ki bir kitap hakkında . Ben böyle bir kitabı Türkçeleştirip yayınlayan Boğaziçi Üniversitesi yetkililerini kutluyorum.

Ben büyük beğeniyle okuduğum bu muhteşem kitabı, sadece akademik amaçlı olarak değil, tarihe ve özellikle de Rus ve bölge tarihine ilgi duyanların, mutlaka okuması gereken bir kitap olarak değerlendiriyorum.
144 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Bilimin popülerliğinin artmasıyla birlikte giderek yaygınlaşan evrimsel psikoloji; insan davranışları, kültürü ve ahlakını evrimsel mekanizmalar üzerinden inceleyen bir bilim dalıdır. Ancak bu bilim dalı henüz yeterince sağlam bir metodoloji ya da epistemoloji üzerine oturtulmamıştır. Bazı evrim psikologları (bkz: Robert Winston) kitaplarına başlarken insan davranışlarının çok kompleks olduğunu, tek bir parametreye indirgenmeyeceğini ifade etse de, maalesef bu duyarlılık camianın tamamında yoktur. Sonuç olarak insan dili ve kültürü aracılığıyla yorumlanan doğa, bu tarz yazarlar tarafından "insan doğası" adı altında yeniden insana uygulanmaktadır.

Yaşamın ve kültürün bin bir çeşitliliği ile sürekli hemhal olan antropolog Susan McKinnon'ın eleştirisi işte tam bu noktadan başlar. Evrimsel psikolojinin bahsettiği evrensel insan doğası ve davranışları diye bir kalıp yoktur. İnsanın doğal ya da seksüel seçiliminde geliştirdiği yöntemler birbirinden oldukça farklıdır. Kendi toplumlarının (Avro-Amerikan) değer yargılarını, kendi toplumlarından seçtikleri denekler üzerinden ispatlayarak doğaya uyarlamaya çalışan evrimsel psikologlar insan çeşitliliğini bilinçli olarak görmezden gelmekte ve mevcut düzeni (ataerki, kapitalizm vs.) rasyonelleştirmektedir.

Uzun süre evrimsel psikoloji ile ilgilenen birisi olarak kitaba karşı oldukça ön yargılıydım. Taylan Bayram ’ın önerisi ve ısrarı sonucunda eleştirmek amacıyla başladım ve iyi ki de okumuşum. Oldukça güzel bir bakış açısıyla çok da sağlam bir temelden veriyor eleştirisini yazar. Kitabın bana göre temel kusuru ise bazı yazarların marjinal söylemlerinin de evrimsel psikolojiye mal edilmesi. Evrimsel psikolojiden komple vazgeçmeyi mantıklı bulmuyorum ancak yazarın eleştirileri kesinlikle göz önünde bulundurularak daha bilimsel bir zemin oturtulmalı.
247 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
1kitap sitesine üye olduğumdan beri; duyulmamış, bilinmemiş, çok fazla okuyucu çekmemiş kitapları köstebek gibi bulup, kazıp ortaya çıkarmayı amaç edinir oldum :) Bu sitede,bu kitabında ilk okuru ben olduğum için oldukça keyifliyim. :)
Newton bir dahi, gaddar,yalnız, asperger sendromlu bir adam. Matematikçi, fizikçi, simyacı, yönetici, şövalye, Tanrı'ya aşık biri... Gözüne tığ sokup renklerin oluşumunu inceleyen hafif bir psikopat ayrıca :) Bunu okuduğunuzda kitap kapağı çok daha anlamlı gelmiyor mu? :)
Kitabımın iç sayfasına da yazdığım gibi "bir dahinin peşinden..." gitmenize yardımcı olacak bu kitap, yer yer fiziksel ve bilimsel anlatımlarıyla yorucu olsa da ben gibi araştırmayı ve farklı alanları okumayı seven biriyseniz okuyabileceğiniz hoş bir eser. Yalnız yine ben gibi bilmem kaç sene önce fizik dersi almış biriyseniz bol bol araştırma yapmaya hazır olun. :) Kitap okumanın güzel tarafı da bu değil mi ? Neyse çok yazdım * Şu kütle çekim olayına bakayım ben bi... :)
576 syf.
·16 günde·Beğendi·9/10
MAĞARA ALEGORİSİ
İnsan doğasıyla ilgili herhangi bir envanter, kimi umut dolu insanlarda endişe yaratmaya mahkûmdur, çünkü düşünme, hissetme, etkileşme yöntemlerimize sınırlar koyuyormuş gibi görünür. ''Hepsi bu mu?'' diye sormak geliyor insanın içinden. ''Düşünülebilir düşüncelerimizi, hissedilebilir hislerimizi, yaşam oyununda olası hamlelerimizi kısa bir seçenek menüsünden seçmekle mi lanetlendik?''
Bu kaygı, Platon' un meşhur, mağaradaki mahpus alegorisine kadar uzanıyor. Esirler küçük bir mağarada zincire vurulmuştur, kafaları ve vücutları öyle bir şekilde zincirlenmiştir ki yalnızca mağaranın dip duvarına bakabilirler. Mağara, Çakmaktaş' lardan fırlamış bir nevi sinema salonuna benzer. Locanın arkasında ateş yanar. Makinist, siluetleri ve kuklaları ateşin önünde oynatır, böylece bunların hareketli gölgeleri duvara düşer. Bu film, mahpusların dünya hakkında bildiği yegane şey. Nesne diye düşündükleri şey, sadece bir tasvirdir; olur da mağaradan çıkmayı başarırlarsa, gün ışığında nesnelerin görüntüsü, karanlığa uyum sağlamış gözlerini kamaştıracaktır. Bu alegorinin bir yorumunda, mağara kafatasımızdır ve dünyayla tanışıklığımız, zihinlerimizin bize sunduğu gölgeli temsillerden ibarettir. s. 521

Kimse ada değildir. İnsanlar akıllarının zihinsel yapıtlarla doldurur; örneğin adlar ve başka sözcük türleri gibi başka insan zihinlerinin ürünleri. Bu yapıtların bazıları verili bir zamanda verili toplumda her yerdedir, bir araya gelip kültür dediğimiz şeyi meydana getirirler. Kültürün bir parçası da dildir. Sözcük misali bir zihinsel yapıt toplum içinde herkeste var olsa da, yaptığı işin ödülünü alamamış bir mucidin zihninde doğmuş olmalı ve akıbeti, hem başka zihinlere cazip gelip gelmemesine hem de zihinleri birbirine bağlayan etki ağlarına bel bağlar. s.520

Kafatasımız bir mağaraysa ve dünyayla tanışıklığımız, zihinlerimizin bize sunduğu gölgeli temsillerden ibaretse, önce mağarayı, sonra gölgeli temsillerin ne olmadıklarını öğrenmek, anlayabilmek gerekir. Dil, iletişim aracı olmaktan çok kişinin kendisiyle, uzamıyla ilgili bir düşüncedir. Dil başlı başına bir düşünceden ibarettir; dil varsa düşünebilir insan, düşündüğünü aktarabilir (iletişim), aktarma sonucu etkileşime girebilir. Yeryüzünde konuşulan diller ve ana dil olarak iki uca ayırdığımızda, kendi arasında bölünen ve çeşitlenen (kültüre göre) bir şema ile karşılaşıyoruz. Pinker, kitabında ağırlı olarak bu şemaları ve onu oluşturan dil yapısını irdeliyor (ana dili ingilizce olanlar kitaba daha çok hakim olabilirler). Kitabı okuduktan sonra, günlük konuşma dilinden akademi diline, politik dile, mizah diline kadar geçişleri ve yapıları parçalara ayırıyor.
Dilbilimciler, psikiyatr ve psikologlar, hukuk çalışanları, tıp elemanları, yazarlar kitabı mutlaka okumalılar.
Tavsiye olunur.
336 syf.
·Puan vermedi
Amatör olarak teknoloji ile ilgilenenler için pek açık anlatımlı olmayabilir. Ancak ilk seviye bir altyapınız varsa gayet rahat anlaşılabilecek bir kitap. İçindeki teorik bilgiler ve anlatım tarzı hayranlık uyandırıcı.
insanın doğmadan önceki süreçleri de dahil olmak üzere doğduktan sonra ki tercihleri yaşamını belirleyen tercihlerni yöneten meaknıizmaların karşılaştıılması üzerine ,nsanı boş bir sayfa olarak ele aldğımızda yazar ve çzerlerin oyununu inceleme.
469 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Rusya'nın tarihini, Kiev Krallığı'ndan başlayarak kültürel, siyasal, dinsel konuları ele alarak detaylı bir şekilde anlatan bir kitap. Buskovitch, kitabı bölümlere ayırarak farklı konulara geçiş sağlamış, bu da okuyucunun kitaptan kopmasını engellemiştir. Kitabı okuyan okuyucu, Rusya'nın tarihi hakkında hâkim bir duruma gelecektir. Ansiklopedi tadında, tarih sevenlerin okuyabileceği bir kitap.
695 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Üzerinde çalıştığım bir konu için yapay zeka teknolojisini araştırmaya başladım ve boğaziçi universitesi yayınevi aracılığla Türkçe olarak yayınlanan bu kitapla karşılaştım. Yapay zeka kavramını derinlemesine inceleyen kitapta, teknik kavramlardan hayli kaçınilarak, gayet anlaşılır bir dil kullanılmış ve akıcı bir ıçerik düzenlemesiyle okuyucuya sunulmuş. Konuya ilgi duyan herkesçe rahatlikla okunabilir...
344 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Davranıslarimiz genetikten mi geliyor yoksa çevresel faktörlerden mi? Peki ya bir maymun türüne olan benzerliklerimiz? Insan türünün muhteşem cesitcesitliligi genetik sifrede kazılı değil.belirleyici olan çevre sartlaridir.
288 syf.
·Puan vermedi
Dilin evrimi en çok merak edilen konulardan biri olsa gerek. Bu merakla okumaya başladım ama benim için hayal kırıklığı oldu. Kitap , dilin evriminden çok yazarın Noam Chomsky ve dilin evrimi ile ilgili diğer araştırmacıların fikirlerini çürütmek için yazılmış. Bilimsel bir kitap için bana tuhaf geldi.
Bütün bunlara rağmen kitaba haksızlık etmeyeyim ilginç ve güzel şeyler de öğrendim Özellikle dilin ortaya çıkışıyla "adam toplamak" arasındaki bağlantı...

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Doğan
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
1973
Mehmet Doğan, 1973 yılında doğmuş. Şimdiye kadar doğduğuna pişman olmamış. Çilek ve incir sever. Şeftali de sever ama alerjisi olduğu için yiyemez. Elinden bir tek dijital pazarlama geldiğinden bunu meslek haline getirdi ve hayatını bu işlerden kazanıyor. Ona sorsanız –ki biz sorduk–, kendine en az para kazandıran “bir şeyler yazma” işini daha c¸ok seviyor, kendi mesleğine oranla. “Teknoloji Kimin Umrunda” isimli bir kitap yazmış zamanında. “En iyi teknoloji kitabı/yazarı” ödülü bile almış bu kitapla. Arada sırada da Altı Üstü Tasarım diye bir blogta pazarlama ile ilgili şeyler karalıyor kendi halinde. Evine misafir olarak gelen erkekler tövbe edip bir daha uğramaz. Kötü ev sahibi olduğundan değil de; 2 kızı, 1 eşi ve 1 de dişi kediden oluşan östrojen denizinde yüzdüğünden, eve misafirliğe gelen erkeklerin sohbet ederek kulak ırzına geçtiğinden herhalde. Kedisi Lola, uzun yıllar Kanada’da yaşadıktan sonra, Dubai’ye taşınmış ve halen orada Mehmet ile yaşamaktadır. Yazarın, "Rıfkı Almaz - Arabesk Bir Fikşın!" isimli kitabından alınmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 84 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 247 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.