Nijat Özön

Nijat Özön

YazarÇevirmen
8.2/10
18 Kişi
·
68
Okunma
·
4
Beğeni
·
552
Gösterim
Adı:
Nijat Özön
Unvan:
Türk dilci, sinema tarihçisi ve çevirmen
Doğum:
Beyoğlu, İstanbul, 25 Aralık 1927
Ölüm:
Ankara, 15 Aralık 2010
Nijat Özön (d. 25 Aralık 1927, Beyoğlu, İstanbul - ö. 15 Aralık 2010, Ankara), Türk dilci, sinema tarihçisi ve çevirmen. İlk ciddi sinema dergisini çıkaran Özön, ilk sinema ansiklopedisini de yazmıştır.

Nijat Özön, 25 Aralık 1927'de İstanbul Beyoğlu'nda yazın tarihçisi Mustafa Nihat Özön'ün oğlu olarak doğdu. 1952 yılına Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Aynı zamanda kütüphanecilik eğitimi de alan Özön İstabul'da bir dönem yayıncılık yaptı, daha sonra girdiği Anadolu Ajansı'nda 1981'deki emekliliğine kadar çalıştı. Dil çalışmaları yaptı, sözlük ve ansiklopediler çıkardı, çeviriler yaptı. 1960'lı yıllarda Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda sinema dersleri verdi. 1978'de Kültür Bakanlığı "Kültür Yüksek Kurulu" ve "Sinema Kurulu" üyeliğinde bulundu. İstanbul, Ankara ve İzmir film festivallerinde ödüller aldı.

1956'da Türkiye'de sinemayla ilgili ilk kapsamlı başvuru kitabı olan "Sinema Sanatı"nı ve sinema sanatını kuramsal ve estetik yönüyle ele alan ilk sinema dergisi olan "Sinema"yı o çıkardı ve Türkiye'nin "ilk sinema tarihçisi" ve "ilk sinema bilimcisi" olarak anıldı. Sinemada biçim ve estetiğe önem veren Özön sözünü sakınmayan dobra bir yazar olarak da tanınıyordu. Türk sinemasının geleceğini karanlık gören Özön bu konuda Halit Refiğ'le sert tartışmalara girmiş, ödüllü yönetmen Metin Erksan'ın Sevmek Zamanıfilmini batı özentisi bularak yerden yere vurmuştu.

1956'da, Halit Refiğ ile birlikte yayınladıkları "Sinema", "Kim" isimli dergilerde sinema üzerine yazıları çıktı.

Vedat Türkali'nin sinema ile ilgilenmesinin arkasında yatan kişi olarak da bilinir. Bir süre aynı cezaevinde birlikte kalmaları Türkali'nin daha sonra ki dönemlerde sinemaya ilgi duymasını sağlamıştır.

15 Aralık 2010'da kalp rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğü Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Dahiliye Yoğun Bakımı'nda hayatını kaybetti.
Geçiş çağının son rejisörü Orhon M Arıburnu edebiyat alanından sinemaya atiayan bir sanatçıydı. ı 946'dan, oyuncu-rejisör olarak ilk filmini çevirdiği 1951 'e kadar, çoğu Kamil'in rejisörlüğünde, yarım düzine kadar filmde oynadı.
Nijat Özön
Sayfa 140 - Doruk Yayımcılık, 2010
Bu arada Sovyetlerin yardımıyla Türk devrimiyle ilgili bir
dokümanter hazırlanmaya başlandı; fakat Türk lnkılabında Terakki Hamleleri adını taşıyan bu film, ancak 1 93 ?'de piyasaya çıkabildi.
Nijat Özön
Sayfa 129 - Doruk Yayımcılık, 2010
1951'de, şair-ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun halk şairi Aşık Veysel'in hayatı üzerine hazırladığı senaryo, Nedim Otyam tarafından yüzüstü bırakılınca rejisörlüğü Metin Erksan'a verildi. Bir çiçek salgını sonunda küçük yaşta gözlerini kaybeden şairin hayatını filme almak, o vakit Ankara ve Istanbul'da kendisine yardım olsun diye yapılan jübilelerin uyandırdığı ilgi sonunda ve bu yardımı genişletmek düşüncesinden doğmuştu; yani bir çeşit "hayırseverlik" olacaktı. Bu pek sağlam olmayan çıkış noktasına rağmen, Eyuboğlu'nun, şairin doğduğu Sivralan köyündeki incelemeler sonunda hazırladığı senaryoyu çevirmek üzere Devlet Tiyatrosu'ndan iki yeni oyuncu -Aclan Sayılgan, Kemal Bekir-, İzmir'den yeni gelen Ayfer Feray, filmin türkülerini okuyacak Devlet Operası sanatçılarından Ruhi Su' dan meydana gelen birliğin Aşık Veysel'in köyüne gitmesi, gerçekçi bir köy filmi çevrileceği umudunu vermişti. Film 1952 sonunda tamamlandı, fakat sansürce geri çevrildi. Yapımcıların bir yıl süren uğraşmalarından sonra büyük kesintilerle 1953 sonunda
piyasaya çıktı. Gerçekte sansürün filme itirazı, filmle doğrudan
doğruya ilişkisi olmayan nedenlere dayanıyordu; bundan
dolayı da yapılan değişikliklerin asıl filmde büyük aksaklıklara
yol açtığı söylenemezdi.
Nijat Özön
Sayfa 174 - Doruk Yayımcılık, 2010
Sinemanın "söyleyecek şeyleri olanların" anlatım aracıdır. Bugün sinema endüstrisi bulunan bütün ülkelerde, sinemanın teknik yönü artık tamamıyla "standanlaşmış"tır; iyi film de kötü film de aynı teknik işlemlerden geçerek meydana getirilmektedir.
Bu durumda önemli olan, bu araçla bir şey söylemek, söyleyecek
şeyi olmaktır. Oysa, bizim rejisörlerimizin hemen hiçbiri sinemaya
böyle bir niyetle gelmemişlerdir. Sinemayı, geçim araçları arasında bir araç diye benimsemişlerdir. Nasıl söyleyeceklerini bilip bilmemeleri bir yana, her şeyden önce, bu araçla söyleyecek bir şeyleri yoktur. Bundan dolayı da, ortaya, "harcıalem" "routine" eserlerden, hiçbir kişilik taşımayan filmlerden başka bir şey konamamaktadır. Rejisörlerimizin büyük çoğunluğunda her vakit rastlanan ortak özellik, anlatacak bir şeyi bulunmamak ve "sinema duygusu"ndan yoksun olmaktır.
Nijat Özön
Sayfa 198 - Doruk Yayımcılık, 2010
Sinemada asıl anlamındaki renkli filmlerin 1936’da başlamasına karşın, yaygınlaşması 1950’den sonradır. O zamana dek sinemacı görüntülerini siyahtan beyaza dek uzanan gri ayırtıları (nüans) içinde düzenlemek zorundaydı.
Nijat Özön
Sayfa 12 - agora kitaplığı 2008
Talat Paşa'nın deyimiyle "harbi popüler hale getirmek" gerekiyordu . lttifak Devletleri lehinde propaganda zaten çok önce başlamıştı. Bu hareketlerin biri, 14 Kasım 1914 cumartesi günü Fatih Camii'nde kalabalık bir halk kütlesi önünde "cihad-i ekber"in ilanıydı. Tarihin kaydettiği bu en gülünç "cihad" ile, tarihte ilk olarak Müslümanlar bir kısım Hıristiyanların yanı başında başka Hıristiyanlara karşı savaşa çağırılıyorlardı. Bu çağınşa nasıl karşılık verildiği de çok geçmeden en acı şekilde anlaşılacaktı.
Nijat Özön
Sayfa 50 - Doruk Yayımcılık, 2010
Sinema sanatını en kestirme yoldan öğrenmek için işe sinemanın
bir dil ve anlatım aracı olarak taşıdığı özelliklerden
başlamak gerekir.
Sinema dili bildiğimiz dilden ayrı, yepyeni bir dildir. Sinema,
konuşma ve yazı dilinin karşısına görüntü dilini; ses eklendiği
vakit de, görsel-işitsel dili çıkarır. Görüntü dili bir bakıma bize
çok yabancı sayılmaz. Görüntüyü sinemada kullanıldığı anlamda
değil de daha genel anlamda ele aldığımızda, bu dille tanışıklığımız çok küçük yaşlara dek uzanır.
Nijat Özön
Sayfa 15 - agora kitaplığı 2008
1914'ten 1 950'ye kadar uzanan otuz yedi yıllık "tiyatrocular" ve "geçiş çağı"nda Türk sineması, sinema dilinden yoksun olarak yaşamıştı. Kullandığı dil, sinema dili şöyle dursun hatta sinemalaştırılmış bir tiyatro dili bile değil tiyatrolaştırılmış bir sinema diliydi. Bu dil, en ileri olduğu sırada bile "sinema-tiyatro" olmaktan öteye geçememişti. Ancak 1950'den sonraki "sinemacılar" çağı içindedir ki , sinema terimleriyle düşünmek, sinema diliyle anlatmak çabaları başlamış, bunun ilk örneklerini verilmişti.
Nijat Özön
Sayfa 195 - Doruk Yayımcılık, 2010
Mısır filmleri salgını , geçiş çağı rejisörlerinin işini daha da güçleştirdi. Bu rejisörlerin karşısındaki seyirci de, yine "tiyatrocular"a ve Mısır filmlerine alışmış, bu filmler le yetişmiş, geri bir seyirci topluluğuydu . Seyirciyi ve sanarçıyı aydınlatacak,
yol gösterecek ya da destek olacak bir eleştirme çalışması yoktu.
Bu bakımdan, geçiş çağı rejisörleri bir şeyler yapabilseler bile bunu kabul ettirebilmeleri ihtimali de pek azdı.
Nijat Özön
Sayfa 150 - Doruk Yayımcılık, 2010
Memduh Ün, kendinden önceki en güçlü rejisör Akad'dan etkilenmedi, kendi kendini yetiştirdi. Tıp Fakültesi'nin üçüncü sınıfından ayrılan Ün, 1942-47 arasında Eskişehir, Ankara, Adana, Istanbul gibi şehirlerde çeşitli memurluklarda çalıştı, çeşitli işlere girip çıktı. Bir aralık Beşiktaş takımında, Ankara ve Adana karmalarında oynadı. 1947'de Istanbul'da Akad'ın Damga'sında oyuncu olarak göründü; 1951 'de Dr Alyanak ile Yakut Film'i kurdu; 1955'te rejisörlüğe başlayıncaya kadar, çoğu Alyanak'ın filmlerinde olmak üzere, yapımcı ve oyuncu olarak çalıştı.
Nijat Özön
Sayfa 187 - Doruk Yayımcılık, 2010
328 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Nijat Özön'un bu eseri alanında bir ilktir.
Siyasal dönemlere göre ustaca sinemamızı kategorize etmiştir.
Kimseden esirgemediği eleştirileri son derece yerindedir.
Sanatı sanat çerçevesinden baktığı için kimsenin eksiğine ve yanlışına da siyasi körlük göstermediği her satırından belli olmaktadır.
Yurdumuzda sinemanın nereden nereye geldiğini en iyi anlatan eserlerden biridir.
323 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Nijat Özön hem sinema dergileri çıkarmış hem de konusunda akademisyenlik yapmış bir yazar.
Kitap bir filmi oluşturan unsurların hepsinden bahsediyor.
sinema dilini öğretmeye çalışıyor, ancak elbette sinema kitaptan öğrenilmez sinema sinema seyredilerek öğrenilir ama geniş bir denizde insana pusula da gerekir, işte bu kitap sinema denizinde size iyi bir pusula olabilir.
Kitabın bölümleri:
Görüntü ve ögeleri
Sinema Türleri
Bir film nasıl incelenir

Yazarın biyografisi

Adı:
Nijat Özön
Unvan:
Türk dilci, sinema tarihçisi ve çevirmen
Doğum:
Beyoğlu, İstanbul, 25 Aralık 1927
Ölüm:
Ankara, 15 Aralık 2010
Nijat Özön (d. 25 Aralık 1927, Beyoğlu, İstanbul - ö. 15 Aralık 2010, Ankara), Türk dilci, sinema tarihçisi ve çevirmen. İlk ciddi sinema dergisini çıkaran Özön, ilk sinema ansiklopedisini de yazmıştır.

Nijat Özön, 25 Aralık 1927'de İstanbul Beyoğlu'nda yazın tarihçisi Mustafa Nihat Özön'ün oğlu olarak doğdu. 1952 yılına Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Aynı zamanda kütüphanecilik eğitimi de alan Özön İstabul'da bir dönem yayıncılık yaptı, daha sonra girdiği Anadolu Ajansı'nda 1981'deki emekliliğine kadar çalıştı. Dil çalışmaları yaptı, sözlük ve ansiklopediler çıkardı, çeviriler yaptı. 1960'lı yıllarda Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda sinema dersleri verdi. 1978'de Kültür Bakanlığı "Kültür Yüksek Kurulu" ve "Sinema Kurulu" üyeliğinde bulundu. İstanbul, Ankara ve İzmir film festivallerinde ödüller aldı.

1956'da Türkiye'de sinemayla ilgili ilk kapsamlı başvuru kitabı olan "Sinema Sanatı"nı ve sinema sanatını kuramsal ve estetik yönüyle ele alan ilk sinema dergisi olan "Sinema"yı o çıkardı ve Türkiye'nin "ilk sinema tarihçisi" ve "ilk sinema bilimcisi" olarak anıldı. Sinemada biçim ve estetiğe önem veren Özön sözünü sakınmayan dobra bir yazar olarak da tanınıyordu. Türk sinemasının geleceğini karanlık gören Özön bu konuda Halit Refiğ'le sert tartışmalara girmiş, ödüllü yönetmen Metin Erksan'ın Sevmek Zamanıfilmini batı özentisi bularak yerden yere vurmuştu.

1956'da, Halit Refiğ ile birlikte yayınladıkları "Sinema", "Kim" isimli dergilerde sinema üzerine yazıları çıktı.

Vedat Türkali'nin sinema ile ilgilenmesinin arkasında yatan kişi olarak da bilinir. Bir süre aynı cezaevinde birlikte kalmaları Türkali'nin daha sonra ki dönemlerde sinemaya ilgi duymasını sağlamıştır.

15 Aralık 2010'da kalp rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğü Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Dahiliye Yoğun Bakımı'nda hayatını kaybetti.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 68 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 100 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.