Nimet Çalapala

Nimet Çalapala

Yazar
8.0/10
39 Kişi
·
136
Okunma
·
2
Beğeni
·
1083
Gösterim
Adı:
Nimet Çalapala
Unvan:
Eğitimci
Doğum:
1908
Ölüm:
1984
Nimet Çalapala, (d. 1908 Gümülcine - ö. 1984), eğitimci.

Çapa Öğretmen Okulu mezunudur. Cumhuriyet devri ve yeni eğitim sisteminin öncü ilkokul öğretmenlerindendir. Aynı zamanda çocuk kitapları, şiir ve hikâyeleri, ilkokul piyesleri ve ilköğretim ders kitapları yazmıştır. Eşi Rakım Çalapala ile 1936'da Rus eğitim kurumlarını incelemek için Sovyet Rusya'ya gönderilen maarif kuruluyla araştırmalarda bulunmuştur. Milli Eğitim Bakanlığınca başarılı öğretmen olarak ödüllendirilmiş ve yazdığı ilköğretim ders kitapları ve matemetik problemleri uzun yıllar okullara önerilmiştir. Eşi Rakım Çalapala ile yazdığı 87 Oğuz adlı çocuk hikâye kitabı Maarifçe okullara tavsiye edilmiştir.
Nurdan Ernur
Nurdan Ernur 87 Oğuz - 100 T.E. İlköğretim'i inceledi.
@nurdanernur·24 Oca 16:38·Kitabı okumadı
Oğuz 4. sınıf öğrencisidir. Yaramaz olmasına rağmen tarihe meraklı, şiiri seven sosyal bir çocuktur.
Oğuz dönemin idealize olarak çizilen erkek çocuklarını oldukça yoğun biçimde temsil eden bir çocuktur. Evdeki hali bile tanımlanırken “Oğuz’un annesi Hanife Hanım, sabah uykusundan bir zil sesi ile uyandı, kapıya koştu, kimse yok. Sesin Oğuz’un odasından geldiğini anlayınca yukarı çıktı. Oğuz mışıl mışıl uyuyordu, uyandırdı. Oğuz hemen yataktan fırladı ve çantasını hazırlamaya başladı, çünkü artık okul başlıyordu. Yaramazlığı ile ün yapmış oğlunun okul için böyle sorumluluk bilinci içinde hareket etmesi, Hanife Hanım’ı hayrete düşürmüştü. Ama ne olursa olsun her türlü yaramazlığına rağmen, Oğuz hiçbir zaman okulunu ihmal etmemişti.”
Burada betimlenen çocuk her şeye rağmen görev ve sorumluluklarını bilen ve kendisini böyle ideal biçimde sistematize eden bir çocuktur.
Artık okula başlamıştı. Dördüncü sınıfa gidiyordu. Kalabalık sokaklardan geçerek okulun bahçesine geldi. Hemen herkes hep bir ağızdan “Oooo 87 Oğuz!” diyerek etrafını çevirdiler. Oğuz’u tanımayan öğrenci yoktu. Fakat özellikle kızlarla hiç geçinemez, her fırsatta onlara karşı muziplikler yapardı.
Oğuz’un ergenliğe geçiş tanımları yapılırken bir erkek kutsallaşması yapıldığını görmek mümkündür. Kızları kızdıran ve onlarla eğlenen bir çocuk söz konusudur. Aslına bakarsanız Oğuz’un kafasında kızların olmadığını göstermek için yapılan bir tanımlamadır bu.
Ve Mektep Başladı: Nezihe öğretmen hemen dersleri başlatmıştı. Çocuklar en çok tarihe ilgi duyuyorlardı. Oğuz dersleri can kulağı ile dinliyor, öğretmenin sorduğu her soruya önce cevap veriyordu.
Burada özellikle vurgulanmaya çalışılan şeyin çocuğun tarih bilincinin ne denli önemli olduğudur. Oğuz tüm yaramazlıklarına rağmen bu bilinci önceleyen bir çocuk olarak betimlenir.
Üç Gün Sonra: Oğuz’da defter, kitap hak getire. Ancak öğretmen hep sorular sorduğu, Oğuz da iyi dinlediği için dersleri iyi oluyordu. Yaramazlık ise aynı şekilde devam ediyordu.
Oğuz’un bu şekilde betimlenmesi, bir yandan çocuğa çocuk olma özgürlüğü tanımak olarak tanımlanabilir ancak bu özgürlük önemli bir disiplinle sınırlanmıştır. Dersi ciddi olarak dinleme.
On Beş Gün Sonra: Sınıfta kırk sekiz öğrenci vardı. Bir de nazlı büyütülmüş, el bebek gül bebek Selim isimli bir çocuk geldi, etti kırk dokuz. Annesi, Nezihe öğretmene rica üstüne rica ediyordu.
Genç öğretmen, yeni öğrenci Selim’in annesi ayrıldıktan sonra, kendi kendine şunları düşünüyordu: “Ne yaparsın, ana kalbi, böyle söylemek lâzım... Halbuki bir çocuğa, başka bir çocuktan daha çok önem vermek olur mu hiç? Okul çocukların dünyasıdır. Orası onu kendine uydurur. Böyle üstüne üflene üflene büyütülen bir çocuk; yarın zayıf, pısırık bir adam olacaktır. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti’ni yükseltmek için atılgan, cesur, çelik vücutlu ve çelik kafalı gençler lâzım!
Çocuk edebiyatının Batı’da da bizde de ortaya çıkışının en önemli nedenlerinden biri ulus devletin gereksindiği insan tipini yaratmaktır. Bu metinde de bu düşünceyi açık biçimde görmek mümkündür. Bu süreç çocuğun kendi gerçek dünyasına geçene kadar devam etmiştir.
Yeni Bir Arkadaş: 351 Selim:
Nezihe Hanım, arkasında ürkek ürkek duran Selim’le beraber sınıfa girdi. Nezihe Hanım Selim’i arkadaşlarına tanıttı ve nereye oturtacağını düşünmeye başladı. Nihayet, Oğuz’un yanında karar kıldı. Varlığın, itinanın ve büyük bir sevginin meydana çıkardığı incecik boyunlu, bembeyaz yüzlü, çekingen fakat çok kibar giyimli çocuğu aldı… Yoksulluğun, ihmalin ve kırbaç gibi bir hayatın meydana çıkardığı yanaklarından kan fışkıran, sert bakışlı, dik sesli, fakat pantolonu dört yamalı ve suratı çamurlu çocuğun yanına oturttu.
Derste olsun, bahçede olsun öğrencilerin yeni ilgi odağı Selim’di. Öğretmen tahtaya kaldırmış, bazı sorular sormuştu. Selim’in bilemediği soruların hepsini, Oğuz biliyordu.
Burada ideal çocuk, sağlıklı, güçlü ve akıllı olarak betimlenirken, Selim'de yansıtılan çocuk ana kuzusu tiplemesi şeklindedir ve çok da onaylanmaz.
Öğle Yemeği: Okulda öğle yemeğinde bütün öğrencilerin ufacık paketlerine baktığınızda toplam şu dört çeşit yiyeceği görürsünüz:
Peynir, zeytin, yumurta, helva. Bugün öğle yemeğinde de hep bunlar vardı. Ama o da ne? Bir hizmetçi kız gelmiş. Kız önce Selim’in oturacağı yerin altına bir bez serdi. Selim’in boynunda peşkir, elinde çatal. Önünde francala ve dört tane ağız ağza dolu tas!
Burada Cumhuriyet dönemi çocuk edebiyatında sınıfsallığın da onaylanmadığını ve bunun yansımalarının ciddi şekilde metinlerde eleştirildiğini, hatta alaya alınarak aşağılandığını görürüz. Dönemim yazarları kitaplarında buna özen göstermişlerdir. Bunu daha sonra yazdığı metinlerde en çok Kemalettin Tuğcu sürdürmüştür.
Fatin’in elinde bulunan top, Oğuz kapmaya çalıştığı için birden fırlayıp, su birikintisine düşerek oradan geçmekte olan Selim’in üzerine çamurlu suları sıçratmış, güzelim elbiseleri çamur deryası olmuştu.
Çok uzun yıllar çocuklar okula önlükleriyle gitmiştir. Her ne kadar tek tipleştirme olarak eleştirilse de önlük çocukların sınıf farklarını ortadan kaldıran bir giysi türüydü ve uzun yıllar toplumun, çocuklar üzerinden narsist yaklaşımlarını önlemiştir. Önlüklerin kalkması da toplumda belli bir olgunluğun olduğu duygusunu yaratmaktadır.
Bir gün Cumhuriyet Bayramı gezisi için Taksim Meydanı’na gideceklerdi. Öğretmen tembihlediği için, herkes cicili bicili gelmişti. Bir tek Oğuz aynı. Öğretmen, aldı elini yüzünü yıkadı. Elbiselerini fırçaladı, sağını solunu düzeltti. Oğuz rahatsız olmuştu ama biraz da adama benzemişti.
Tramvaya binip Taksim’e geldiler. Hayranlıkla Atatürk ve yanındakilere bakıyor, birbirlerine “Bak Atatürk, bak yanındaki İsmet Paşa, bak Fevzi Paşa!” diye gösteriyorlardı.
Birdenbire herkes durdu; çünkü Oğuz heykelin üstüne tırmanmış ve marş söylüyordu. Marş bitince, öğrenciler, öğretmen, bütün halk Oğuz’u alkışladılar. Nezihe Öğretmen çok duygulanmış ve çok gururlanmıştı….
Oğuz hem tarih bilgi ve bilinci hem de onu görselleştirebilecek (marş söyleme) yeteneğiyle öne çıkan bir figür olarak görünüyor.
Havalar bozmuş, mevsim kışa dönmüştü. Oğuz yine aynı tabanı delik ayakkabılar, sağı solu yırtık pantolon ve ceketle okula gelip gidiyordu.
Bir gün öğretmen onları Sultanahmet’e müzeye götüreceğini, ancak bedava tramvay olmadığı için yürüyerek gidip geleceklerini söyledi. Selim’in annesi bunu duyunca, gelip Nezihe öğretmenle konuşmaya çalıştı. Nezihe Öğretmen: “Sizin Selim, bizim Selim yok… Biz burada çocukları sadece okutmuyoruz… İnsan yapıyoruz. Okul bir insan fabrikasıdır. Oranın mühendislerine biraz da güvenmelisiniz.” Selim’in annesine, gitmekten başka bir yol kalmamıştı, Son bir kez dönüp, “Selim’in babası tramvay paralarını ödemek istiyor.” dedi. Öğretmen “Öğrencilere sorayım.” deyip, sordu. Hep bir ağızdan “Yürüyeceğiz!” dediler.
Bu bölüm özellikle temel anlayışı çok net özetliyor. Ulus devletin gereksindiği çocuk öğretmen eliyle gerçekleşecektir ve burada öğretmen kendi yetkilerini özellikle vurgulamaktadır.
Oğuz’da da bayağı değişmeler başlamıştı. Artık, üstüne başına özen gösteriyordu. Bu arada, her gün Selim’e ders çalıştırıyordu. Selim’in annesi bu durumdan çok hoşnuttu. Selim’e saygıyla karışık bir sevgi besliyordu.
Oğuz’un bu yardımları boşa gitmemiş, Selim derslerinde epeyce ilerlemişti. Sene sonunda sınıflarını geçtiler. Karneler dağıtıldığında öğretmenleri çok güzel bir konuşma yaptı ve sınıf birincisini de açıkladı: 87 Oğuz…
Sevinç içinde önce Selim’in evine, sonra da Oğuz’un evine koştular, herkes çok sevinmişti…
Oğuz aynı Pinokyo’da olduğu gibi sürecin sonunda ideal çocuk olarak ortaya çıkar. Eğitim tamamlanmış ve olgunlaşma gerçekleşmiştir.
Oğuz, sonraki süreçte benzerlerine örnek olacak bir tip olmuştur. Daha sonraki dönemlerde yazılan çocuk kitaplarında bu tipleme aşağı yukarı hep aynı şekilde çizilmiştir. Bunda çocuklara yazan kişilerin öğretmen kökenli olması ve onlara (çocuklara) yoğun bir didaktizmle yaklaşması rol oynamıştır.
(Necdet Neydim)
143 syf.
·Beğendi·10/10
bu kitapta 87 Oğuz'un ne kadar zeki ama yaramaz olduğunu anlatıyor ve sonra Selim'in başına geldiklerinden sonra ikisi birlikte çok çalıştılar ve başardılar :)
143 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Burada Oğuz başından geçenleri ve Selime küs olup Sonradan çok iyi arkadaş olduklarını anlatıyor 87 ise Oğuzun okul numarası Herkes okusun! Tavsiye ederim
143 syf.
İncecik bir çocuk kitabı . İçerisinde okul numarası 87 olan oğuz isimli çocuğun 4. Sinif okul hayatı anlatılıyor basit bir dille yazılmış okurken insan kendini eski okul günlerinde buluyor.
Güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda uygulama da çok güzel bir uygulama.Tüm arkadaşlarıma önerdim. Onlar bile çok beğendi.Herkese tavsiye ederim.
143 syf.
·6/10
Rakım ve Nimet çiftinin yazdığı bir okul anıları kitabı olan 87 Oğuz, haylaz bir çocuğu anlatıyor.
Eğitim -öğretim yılı başında kendi kendine verdiği sözleri unutan haşarı çocuk pek de şakacı doğrusu.
Selim ,narin çıtkırıldım da denebilir mi pek karar veremedim doğrusu.Erken gelen bir ölümle yetim kalan Selim'e yardımcı olan sürpriz kişi kim mi?
Büyük değişimlerin ne zaman gerçekleşeceğini kim bilebilir ki?
143 syf.
·1 günde·3/10
Bence ciddi bir edebi değeri olmayan 100 temel esere girmesinin de işte bir yerlere şirin görünmek adına yapıldığını düşündüğüm bir eser oldu.
Belki cumhuriyetin ilk yıllarına ait kültür devriminin mahiyetine ilişkin ipuçları bulma adına okunabilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nimet Çalapala
Unvan:
Eğitimci
Doğum:
1908
Ölüm:
1984
Nimet Çalapala, (d. 1908 Gümülcine - ö. 1984), eğitimci.

Çapa Öğretmen Okulu mezunudur. Cumhuriyet devri ve yeni eğitim sisteminin öncü ilkokul öğretmenlerindendir. Aynı zamanda çocuk kitapları, şiir ve hikâyeleri, ilkokul piyesleri ve ilköğretim ders kitapları yazmıştır. Eşi Rakım Çalapala ile 1936'da Rus eğitim kurumlarını incelemek için Sovyet Rusya'ya gönderilen maarif kuruluyla araştırmalarda bulunmuştur. Milli Eğitim Bakanlığınca başarılı öğretmen olarak ödüllendirilmiş ve yazdığı ilköğretim ders kitapları ve matemetik problemleri uzun yıllar okullara önerilmiştir. Eşi Rakım Çalapala ile yazdığı 87 Oğuz adlı çocuk hikâye kitabı Maarifçe okullara tavsiye edilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 136 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 20 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.