S. Eriş Ülger

S. Eriş Ülger

YazarÇevirmen
9.0/10
2 Kişi
·
7
Okunma
·
3
Beğeni
·
664
Gösterim
Adı:
S. Eriş Ülger
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 1938
10 Kasım 1953'te Atatürk'ün naaşının Etnoğrafya Müzesi'nden Anıtkabir'e nakli sırasında, Türk gençliği adına "Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi"ni okudu. 1998'de Avrupa Atatürkçü Düşünce Derneği'ni kurdu ve ilk başkanlığını yaptı. "Örsan Öymen" yarışmasında "Atatürk ile Röportaj" isimli eseriyle üçüncülük ödülü aldı.

Avrupa'da Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili arşiv çalışmaları Kültür Bakanlığı tarafından iki cilt halinde Almanca olarak çıktı. Ülger'in Atatürk'le ilgili 10'dan fazla kitabı yayımlandı.
O bitmeyecek gibi geçen üç gecenin birinde, ( Mustafa Kemal Paşa'nın Bandırma Vapuru ile Samsuna gidişi sırası) Paşa'nın 1918'in bir kış akşamında Adana'da, Alman mareşali Liman von Sanders'in sorularına verdiği cevapları hatırlamış olması çok mümkündür.

"Ordunuz yok." diyen Mareşal'e; "Kurulur !" demişti.
Ama Liman von Sanders "Paranız yok" diye üstelemişti.
Mustafa Kemal "Bulunur !" diye yanıtlamıştı.

Bu cevaplar karşısında şaşıran Alman Mareşali, "Ama düşman çok" demişti.
Mustafa Kemal Paşa o çakmak çakmak yanan gök mavisi gözlerini mareşalin çok madalyalı üniforması üzerinde gezdirdikten sonra tarihi cevabını vermişti " Yenilir ! "

Evet ama bu ordu nasıl kurulacak ?
Para nasıl bulunacak ?
Düşman nasıl yenilecek ?

Anadolu'da "Yoktan var etmek" diye bir söz vardır. Mustafa Kemal Paşa yoktan var edecekti. Kendine ve halkına inanan bir lider bu mucizeyi gerçekleştirebilirdi.

Amasya panayırında kendisini coşkuyla alkışlayan halkı göstererek, hemen yanı başındaki gazeteciye söyledikleri, geleceğe ışık tutan ve neyi kimle yapacağının işaretini veren sözlerdir;
"Bak birader, böyle bir milletten nasıl ayrılırsın ? bu eski püskü içindeki perişan gördüğün insanlar yok mu ? Onlarda öyle yürek, öyle cevher vardır ki, olmaz şey. Çanakkale'yi kurtaran bunlardır. Kafkas'ta, Galiçya'da, şurada burada aslan gibi çarpışan, mahrumiyete aldırmayan bunlardır." (4)

(4-) Anadolu İhtilali, Sabahattin Selek, 1. Cilt, Sayfa 198
"O tarihlerde din adamlarının ve ulemaların halk üzerinde çok büyük bir ağırlığı vardı. Bu kişiler yeri geldiği zaman Allah ile Kul arasına, yeri geldiği zaman da Kul ile Adalet arasına giriyorlardı. Şüphesiz bunları gerçek din adamlarından ayırmak çok zordu.

Mustafa Kemal Paşa ruhları ve düşünceleri safsata ve hurafeyle dolu din adamlarından değil, dürüst, etkili ve vatansever din adamlarından, esas düşmanın kim ve kimler olduğunu, halkın ayağına giderek anlatmalarını isteyecekti."
"Paşa için mühim olan şahsi üzüntüler, şahsi kırgınlıklar değildir.

Mühim olan bu ülkeyi aydınlığa çıkarmaktır."
" '-Ne aksi ! dedi. Bu denizi pek iyi tanımam, pusulamız da biraz bozuk...'

Mümkün olduğu kadar kıyıları takip etmesini tavsiye ettim.

Çünkü bundan sonra benim tek istediğim, Anadolu'nun bir kara parçasına ayak basmaktan ibarettir."
"Mustafa Kemal Paşa'nın Ankara'ya girişini, Makedonya Kralı II.Philippos'un oğlu Büyük İskender'in (M.Ö 331) Dicle ve Fırat nehirlerini aşarak Babil'e girmesine veya Kırım'a sürülen Bizans İmparatoru ll.Iustinianos'un 705 yılında Kırımdan dönüp Kostantinopolis'e (İstanbul) girişine benzetirler.

Oysa Paşa'nın Ankara'ya gelişi ve girişi hiçbirine benzemez. O ne bir İmparatordur ne de bir Kral. Ne görkemli bir atı ne de arkasında filler, kalkanlar ve mızraklarla donatılmış bir ordusu vardır. Hatta Ankara'ya girerken üzerinde üniforması dahi yoktur.

Mustafa Kemal Paşa Ankara'ya, yüreğinde bitmek tükenmek bilmeyen Vatan sevgisi elinde Bilimin meşalesi ve arkasındaki bir avuç Anadolu yiğidi ile girer."
"Ancak bu kadro içinde olup da, boyunlarında padişahın idam fermanını taşıyanlar bile "Kurtuluş" konusunda Kurtuluşun Lideri gibi düşünmüyorlardı. Kadro, İstanbul'un ve Saltanatın kurtuluşu ile Hürriyet ve Bağımsızlığın elde edileceğine veya bir büyük Devletin mandası altında kurtuluşun gerçekleşeceğine inanıyordu.

Oysa lider, Misakı Milli Sınırları içerisindeki vatan parçasının, düşmandan temizlenerek o vatan parçası üstünde kuvvetini ancak milli iradeden alacak mesul bir hükûmetin varlığını sağlamakla kurtuluşun gerçekleşeceğini söylüyordu.

Yani Kurtuluşun hedefi "Cumhuriyet." ti."
"Arkadaşlar, bizi bir manda oyununa düşürmek istiyorlar. Bu oyuna gelmeyeceğiz... Öyle bir manda istenecek veya verilecekmiş ki hukuki bağımsızlığımıza, hariçte temsil hakkımıza, kültür istiklalimize, vatan bütünlüğümüze dokunulmayacakmış.
Buna ve böylesine Amerikalılar değil, çocuklar bile güler.

Her şeyin başında, Amerikalılar kendilerine hiçbir menfaat temin etmeyen böyle bir mandayı niçin kabul etsinler ?
Amerikalılar bizim kara gözlerimize mi aşık olacaklar ?
Bu ne hal ve gaflettir ?"
295 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Kitabın önemi arka kapak tanıtım yazısında belirtildiği gibi 'Bu kitabı benzerlerinden ayıran pek çok özelliğin yanı sıra, yazarın devrimlerin yapılışını günü gününe izleyip olağanüstü bir titizlikle gözlemleyip kaleme almış olmasıdır.' denilerek önemli bir durum vurgulanıyor.

Avusturya'nın ilk Türkiye büyükelçisi August R.Von Kral'ın anılarını okuyoruz. Büyükelçi uzun bir süre bu coğrafyada görev yaptığından dolayı bazı olayları daha kolay kavrayıp o doğrultuda yazılarına yön vermiş.

Kitap, salt bir takım belgelerin arka arkaya sıralanması neticesinde ortaya çıkmış değil. Ekonomik, kültürel değişim haricinde, yeni durum karşısında kendi düşüncelerini de harmanlayarak bir durum tespiti yapıyor.

Kitap 1919-1935 yılları arasında Türkiye'de gerçekleşen değişim, dönüşüm ya da kısaca 'mucize'nin bir yabancının
gözünden anlatılmasını içerir.

Kısaca, modern Türkiye'nin gelişimini anlatıyor. Anlatırken de geniş açıdan olaylara bakarak bunu gerçekleştirebiliyor.

Osmanlı İmparatorluğunun sonundan, Lozan Antlaşması, hilafetn kaldırılması, 1924 Anayasası, Kürt isyanı, Gazi'ye suikast girişimi, partilerin kurulması, laiklik ilkesi, hukuk devrimi, kadın haklarında eşitlik, idari, mali reform, alfabe, tarım ve hayvancılık, ticaret, ulusal sanayinin gelişmesi, bankacılık, güzel sanatlar, edebiyat, sağlık, ordu, dış, iç siyaset gibi her konu da fikrini açıkça belirtiyor.

Anlatım dili oldukça (çeviri de aynı şekilde) sade ve akıcı. Anlaşılmayan ve dolaylı cümleler yok. Doğrudan yazmış. Okurken bir Avrupalının dilinden değil de sanki Türkiye'den yazılmış gibi bir his veriyor. Genel kabul görmüş bilgilerin paralelinde ilerliyor.

Avrupalı okurlar için Türkiye tanıtımı olacak şekilde genel bilgiler veriyor. Türkiye'yi hiç tanımayan veya tanıyıp da
nereden nereye geldiğini görmek isteyenlere 1935 yılında Almanca bir bilgi kaynağı sunuyor.

Burada bulunduğu sürece Türkiye'nin ilk dönemlerine ait öznel düşüncelerini bizimle paylaşıyor. Bu durumda eskiden yeniye geçerken yaşanan hem sıkıntı hem de yeniliği bir arada anlatıyor.

Ülkede yapılan bir dizi reformlarla örneğin, tarım alanında önce köylünün üzerindeki ağır vergi yükü kaldırılmış, daha sonra köylülere toprak dağıtımı yapılarak ekonomik olarak desteklenmesi sağlanmış.

Tarım ve hayvancılığa yapılan yatırımlar tek tek görülebiliyor; o zor şartlar altında ülkenin her tarafında huzur, mutluluk ve ekonomik kalkınma sağlamak için yapılan mücadeleden övgüyle bahsediyor. Bu yüzden Cumhuriyetin ilk onbeş yılında yapılanları okudukça nereden nereye gelindiği daha açık anlaşılabiliyor.

Ayrıntılı bir anlatıma sahip. Bu sayede geçilen aşamaların daha kolay anlaşılması sağlanıyor.

Yaşanmışlıklar kişiyle beraber gitmeden önce anılar halinde kitap sayfaları içine yerleşmiş ve bizde oradan kendimize uygun olanları almaya çalışıyoruz.
Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yaşanan o gelişmeler ve bunlara katkı sağlayan yabancı mimar, ressam, heykeltraş gibi sanatçıların yaptığı çalışmaları görebilir ve bunların eğitimden geçen insanların daha sonraki nesillere yansımalarını görebiliriz.

Kitap, bir büyükelçinin anılarını kapsıyor. Tavsiye edilir. Okunduğunda bir yabancı yazarın değil de içerden birinin yazdığını hissedebilirsiniz. Kimseyi yargılamadan hesap sormadan sadece uzun yıllar Türkiye'de yaşadığından dolayı burada gördüklerini, kendi yorumuyla yazmış.

Kitabın 'içindekiler' kısmında işlenen konular gösteriliyor. Bu sayede hangi sayfada hangi konunun işlendiği kolay bir şekilde görülebiliyor. Ayrıca 1935 ve 1937 yıllarında iki baskı yapan kitabın birinci ve ikinci baskısı için yazılan önsözler de var. Bu sayede dönemin sıcak gelişmelerinden haberdar olunuyor.

Kitabı Türkçeye S.Eriş Ülger çevirmiş. Yazdığı önsözde kitap hakkında bizi ayrıntılı bir şekilde bilgilendiriyor.

Kitabın kapak tasarımı da güzel ve ayrıca arka kapak tanıtım yazısı da oldukça yeterli.

Kitabı yazarken de oryantalist bir bakış açısına sahip olmadan yapılanları anlatılıyor.

Not 1:) Kitabın özgün adı 'Das Land Kamal Atatürk's'. Kitabın içinde 'Kemal' ve 'Kamal' isimleri geçiyor. İkisi de aynı yani yanlış / hatalı bir yazım yok. Keşke bu durumla ilgili kısa bir bilgilendirme yazısı eklenseydi.

Not 2:) Birinci ve ikinci baskısı için yazılan önsözler mevcut. Büyükelçi olan yazarın 1932'de öldüğü yazıyor (İç sayfa tanıtım metni). Kitabın 1935 yılında ilk baskısı yapılmış ve
Kral'ın da kendi imzası da var. Yazar 1932'de öldüyse, o zaman 1932'den sonraki olayları kim yazmış? İnternette yaptığım araştırmada yazarın 1932'de değil de 1953 yılında öldüğü yazıyor. O zaman bu iç sayfadaki tanıtım metninde yazan bilgi yanlış gözüküyor.

Not 3:) Kitabın son sayfalarında yer alan (s.295) 'Haritaya yapılan ekleme ve düzeltmeler' başlıklı maddelerle ilgili haritalar eksik/unutulmuş ya da özellikle eklenmemiş mi? Burada bir soru işareti oluşuyor.

Not 4:) August Ritter von Kral 1869 - 1953 yılları arasında yaşamış ve 1924'den 1932 yılına kadar Avusturya'nın Türkiye büyükelçilik görevini yapmıştır.

Not 5:) 8 - 16 Temmuz 2018 tarihleri arasında okunup, notlar çıkarılmış ve 29 Ekim 2018 tarihinde yazıya dökülüp siteye eklenmiştir.
584 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Gerçekten harika bir kitap. Elimden bırakamadım. Atatürk ve o dönemle ilgili bir çok bilinmeyen ayrıntılar öğrendim. Herkesin zevkle okuyacağı bir kitap.
%19 (114/633)
·Puan vermedi
Yaklaşık 35-40 arası farklı, bilinen ve popüler kaynaktan yüzlerce sayfalık alıntılarla donatılmış olan bu kitabı, 2. defa okumaya çalıştım ama kendimi ne kadar zorlamış olsamda gene kitabın ana temasının, Nutuk'ta olduğu gibi, "Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini Nasıl, Niçin ve Ne şartlarda kurdu ?" olmasından dolayı okumakta bir hayli zorlandım, çünkü konuya hakimim aşağı yukarı.

Bunu, konusunu bildiğiniz bir diziyi 2. defa izlemeye çalışmak gibi düşünebilirsiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
S. Eriş Ülger
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 1938
10 Kasım 1953'te Atatürk'ün naaşının Etnoğrafya Müzesi'nden Anıtkabir'e nakli sırasında, Türk gençliği adına "Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi"ni okudu. 1998'de Avrupa Atatürkçü Düşünce Derneği'ni kurdu ve ilk başkanlığını yaptı. "Örsan Öymen" yarışmasında "Atatürk ile Röportaj" isimli eseriyle üçüncülük ödülü aldı.

Avrupa'da Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili arşiv çalışmaları Kültür Bakanlığı tarafından iki cilt halinde Almanca olarak çıktı. Ülger'in Atatürk'le ilgili 10'dan fazla kitabı yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 7 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 20 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.