Stephen Kinzer

Stephen Kinzer

Yazar
8.3/10
29 Kişi
·
61
Okunma
·
4
Beğeni
·
755
Gösterim
Adı:
Stephen Kinzer
Unvan:
Amerikalı yazar ve gazeteci
Doğum:
4 Ağustos 1951
Stephen Kinzer, Amerikalı yazar ve gazeteci. New York Times gazetesi için 5 kıtaya yayılmış 50'den fazla ülkeden habercilik yapmış kıdemli muhabirlerdendir. 1980'lerde Orta Amerika'daki devrimleri ve sosyal ayaklanmaları yakından takip etmiştir. 1990'larda gazetenin Berlin bürosu şefliğine terfi etmiş ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Doğu ve Merkez Avrupa'nın doğuşunu gözlemlemiştir.

1996 ile 2000 yılları arasında gazetenin İstanbul bürosunu kurmuş ve yöneticiliğini yapmıştır. Şu anda Northwestern Üniversitesi'nde Gazetecilik ve ABD dış polikitası bölümlerinde öğretim görevlisi görevini sürdürmektedir.

Kinzer'in Türkiye, Orta Amerika, Iran ve 19. yüzyılın sonlarından itibaren dünya üzerindeki ABD destekli darbeler ve son olarak Ruanda'nın katliamdan kurtarılışı hakkındakurgusal olmayan kitapları mevcuttur. ABD'nin Iran'a olası bir askeri müdahalesine muhalefet etmiştir. Bunun baskıcı İslami rejim altında yaşayan halka yayılmış olan ABD yanlısı duyguları yok edeceğini sık sık dile getirmiştir. Ayrıca, ABD'nin Latin Amerika politikasının da sert muhaliflerindendir. Imagineer dergisinin 2010 röportajında şunları söylemiştir:


Latin Amerika'daki ABD müdahalesinin karşı konulamaz olumsuz etkileri olmaktadır. Bizim "Amerikan Değerleri" dediğimiz şey uğruna savaşan insanların, takviye edilen ölümcül ve adil olmayan sosyal sistemler ile ezilmesine yol açmıştır. Birçok durumda, Şili, Guatemala ya da Honduras örneklerinde olduğu gibi, aslında bizimkilerle aynı prensiplere sahip hükümetleri devirip yerine ABD'nin savunduğu her şeyden nefret eden demokratik, yarı demokratik ya da nasyonalist liderler getirmiş durumdayız.
...dünle beraber gitti, cancağızım,
ne kadar söz varsa düne ait.
şimdi yeni şeyler söylemek lâzım.

...
(celâleddin rumî (1207-1273), çeviri: a. kadir)
Darbeleri, devrimleri ya da askeri istilaları destekleyen devletler, genellikle bu işten kazançlı çıkacaklarına inanırlar. Bazen kazançlı çıkarlar. Ama bazen de zaferleri kahredici ve trajik bir biçimde ayaklarına dolanır.
Şah Rıza 1934 yılında Atatürk ile tanışmak için Türkiye'ye gitti. Her ikisi de başarıyla ilerlemişlerdi fakat Türkiye'yi dolaştıkça Türkiye'nin modernlik ve laiklik konusunda nasıl ilerlediğini gören Şah üzüldü ve hayal kırıklığına uğradı. İran toplumunu dönüştürme kampanyasını ikiye katlamaya karalı olarak ülkesine döndü. İsteğini gerçekleştirmek için ülkenin uzun bir zaman sürecinde meydana gelmiş sosyal dokusu veya dini inanışlarını hiç dikkate almadan kafasının dikine gitti. Atatürk'ün devlet adamlığı ve politik ustalığından da tamamen yoksun olduğundan, nüfusun çoğunluğu ona karşı oldu.
Aslında kalabalıkların gerçek isteklerinin hiç önemi yoktu. Tabii ki kalabalıkların Musaddık'ın kapı dışarı edilmesi için haykırması en çok istenen şeydi. Fakat onu desteklemek için bağırmaları da çok yararlıydı çünkü böylece düşünce ayrılıkları keskinleşecekti ve hanedana bağlı askerler çok sert reaksiyon gösteceklerdi. Hepsinden önemlisi, Tahran kargaşa içinde olacaktı.
Gücü ele geçirdikten sonra Rıza'nın yönetim için politik bir yapı seçmesi gerekiyordu. Türk reformcu Kemal Atatürk'ün ateşli bir hayranıydı. Bir müddet Atatürk örneğini takip ederek İran'da cumhuriyet ilan edip, kendini de cumhurbaşkanı makamına getirmeyi düşündü. Bu düşünce sultanlık ve İslam halifeliğini ortadan kaldıran Atatürk'ün kararlarından çok derin bir rahatsızlık duyan dini sınıfı dehşete düşürdü. Rıza'ya monarşiyi koruması için ısrar ettiler ve sonunda da onu kendi taraflarına çektiler.
Musaddık rüşvetçi, komünist yandaşı, İslamiyet düşmanı ve ordunun manevi değerleri ile gücünü yok etme eğiliminde biri olarak resmedilecekti.
Güçlü bir ulus neden daha güçsüz bir ulusa saldırır? Çoğunlukla, düşünce yapısını empoze etmek, gücünü artırmak ya da kıymetli kaynakların kontrolünü ele geçirmek için.
Stephen Kinzer
Sayfa 13 - İletişim Yayınları
494 syf.
·8/10 puan
Eisenhower'ın Amerikan Başkanı olduğu yıllarda (1953-1961), 1953'ten 1959 yılına kadar FBI'ın başında olan John Foster Dulles ve 1953'ten 1961 yılına kadar Eski Amerikan Başkanı Truman zamanında başlayan ve aslında merkezi istihbarat olarak başlayıp Dünya'nın farklı ülkelerinde ki olaylara el atan CIA'in başında olan Allen Dulles'un kötü aile hayatını ve kız kardeşi Eleanor Lansing Dulles ile Dedesi ve Babası olan zamanlarını içeren Soğuk Savaş zamanında iki kardeşin Fbı ve Cia gibi yerlerin başında dünyayı nasıl bir hale getirdiklerini detaylı şekilde anlatmaktadır. Soğuk Savaş'ın başlarında Amerika'yı tehlikeye sokacaklarını düşündükleri komunist ülkelere ve Fidel Castro gibi komunist liderlere açtığı savaşı ve sonunda unutulup günümüz insanın az bildiği iki kardeşi çocukluklarından beri akıcı bir şekilde ele alıyor. O zaman birçok insanın yaşadığı gibi ,dedeleri ile Presbiteryen bir çocukluk geçiren ve dedeleri sayesinde çok büyük bir avukat firması olan Sullivan and Cromwell'de çalıştıktan sonra söz sahibi olmaları ve ilerleyen yıllarda gelir sahibi olduktan sonra iki kardeşin FBI ve CİA'e kadar yükseleşini ardından İran, Guatemala, Endonezya gibi ülkelerini Amerikan Başkanlarının üstünde söz geçirerek devirmelerini ve Dulles kardeşlerin aslında Amerika'nın o dönemki hikayesi olduğunu ele almaktadır.
303 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu zamana kadar sorgusuz-sualsiz halkının desteğini arkasına alıp, emperyalist çıkarları için sömürü düzenini sürekli ve acımasızca uygulamaya çalışan, sömürdükleri ülkelerdeki hainleri de yanlarına alarak, saflarına çekerek ülkede kaos yaratıp ulus birliğini bozmak için uğraşan, devamlı olarak onlara biat edilmesini isteyen emperyalist Batı devletlerine karşı, onlara yaptıkları, tasarladıkları ve uygulamaya koymak istedikleri çıkarcı emellerini yüzlerine vuran pek az lider gelmiştir. Biz ne şanslıyız ki O büyük isme sahip olduk. Ancak her ülke böyle bir dahiyane isimlere sahip olamayabiliyor, bazıları da sahip olup da kıymet bilmiyor. İran bu kıymet bilmeyenlerin başında geliyor ve acısını Batıya karşı verilen savaşı yıllar önce kaybederek çekmeye başladı ve çekmeye devam ediyor.

Muhammed Musaddık, Avrupa’da eğitim görmüş bilgisi, hırslı, halkını seven ve İran halkı için çalışan ama darbeye de karşı koyamayarak veya bilerek koymayarak (ülkede daha fazla kan akmasını önlemek amacıyla) koltuktan çekilen bir lider.
Sömürülen İran yeraltı ve işgücünün geri kazanımı için elinden geleni yapan tüm emperyalist Batıya ve yerli işbirlikçilerinin karşısına alan gerçek bir milliyetçi.
󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿
Yerli işbirlikçilerini ve düşmanlarını bilmesine rağmen hiçbir şekilde şiddet uygulanmaması gerektiğini söyleyen ve uygulayan, demokrasilerde protestoların da olmasının gerektiğini savunan, kendisini deviren 1952 yılındaki gösterilerde dahi polis ve orduya hiçbir şekilde sokaklara çıkmamasını gerektiği söyleyen, farklı düşünenlere biraz fazla!sempati ile yaklaşan bir lider. Ancak O’nun bir tek kabul edemediği olay vardı, o da emperyalist ülkelerin bitmek tükenmek bilmeyen sömürme çabası olmuştur.
󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿
Kitapta, Muhammed Musaddık’ın gençlik yıllarından itibaren çok ayrıntılı olmasa da kapsamlı bir şekilde Avrupa maceralarını ve sonrasında İran’daki sürgün olarak geçirilen yıllardan sonraki siyasi yaşantısı, Başbakanlık yaptığı dönem ve İngiltere karşısında sergilenen dik duruş ile geçirilen bir dönemin anlatımını göreceksiniz. Ülkede farklı inanç ve siyasi gruplar olsa da emperyalistlere karşı nasıl birleştiğini okuyacak ancak devamında vazgeçmeyen sömürü düzenin o yıllardaki yaptığı kaçınılmaz sonu da göreceksiniz.

İran tarihinin, Pehlevi dönemi ve Musaddık döneminin daha ayrıntılı olmak ile birlikte anlatıldığı müthiş bir bilgilendirici bir bölüm de mevcut. Şimdiki İran topraklarındaki devletlerin, milletlerin, hükmettiği toprakların dini, siyasi ve tarihi bir analizinin yapıldığı bir bölüm.

Son bölüme gelindiğinde baskıcı, sadece kendini düşünen, halkının durumu görmezden gelerek, çok sevdiği koltuğunu, tahtını korumak için emperyalistlere ülkesinin topraklarını satarak peşkeş çeken Muhammed Rıza Pehlevi ve ona karşı ayakta durmaya çalışan Musaddık arasındaki olayları ve O’na yapılan darbenin de ayrıntılı bir olarak anlatıldığı müthiş bir bölümde var.
󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿
Bu bölümde İngiltere ve ABD’ nin (CIA) darbe planlayıcısı olduğu ve bunu nasıl, hangi aşamalarda planlayıp yaptığı, nasıl bir düzen kurarak bunu başarmak istediği, el altından İran’daki işbirlikçilerine nasıl milyon dolarlar dağıtıldığı yazıyor. Ayrıca bu bölümde İngiltere’nin yoğun baskılarına rağmen, direnen ve arabuluculuk görevini üstlenen, dünyanın ABD’yi daha başka bir şekilde görmesini sağlamak amacıyla darbeyi istemeyen, farklı bir anlayış içersinde olan Truman ve hükümeti ile O’nun yerine gelen ve komünist bir düzenin İran’da başa gelecek anlayışı ve inanmışlığıyla! İngiltere’nin destekleyicisi ve darbenin planlayıcısı olan, CIA ve dışişlerinin başına gelen komünist avcıları ile birlikte hareket eden Eisenhower hükümetini ve yetkililerini ifşa etmekte.
...
Eisenhower hükümetinin bu darbeyi desteklemelerindeki amacının Sovyet Rusya etkisinin İran üzerinde kuracağı baskı olduğu bilinse de, artık Amerika’nın sömürgen pazarına tam olarak el atması ve Ortadoğu’ya yavaş yavaş hakim olan nedeni de göz ardı edilmemelidir.

Sonuç olarak; darbenin olması çok fazla olumsuz sonuç doğurmuş, bunu yıllar içerisinde tüm dünya izlemiştir ve izlemeye devam etmektedir. O yıllarda gerçek düşmanın yeraltı ve İran halkını sömüren İngiltere olduğu bilinmektedir. 50’li yıllara kadar halk Amerika’yı ülkesine gelen turistlerin üzerinden düşünerek haklarında görüş belirtmekte. Ancak başkanların değişmesi ile değişen politikalar dost görülenlerin farklılaşması ve farklı bir anlayış içerinde yürütülen devlet politikası ülkelerin ve dahası halkların birbirlerine olan düşüncelerini değiştirmiştir.
󠁧󠁢󠁥󠁮󠁧󠁿
Geçmişe bakarsanız ABD destekli darbenin, dünya da çok önemli bir olayı da ortaya çıkarmış olduğu görülecektir. Eğer darbe olmasaydı, İran geleceği ve dolayısıyla da dini, siyasi ve tarihi açıdan şüphesiz bambaşka olacaktı.
ABD ve İngiltere’nin şahın diktatörlüğünde oynadığı rol ileride ABD-İngiltere-İran ilişkilerinde olayı farklı bir duruma sokacaktı.
ABD’nin bu darbedeki suç ortaklığı, 70’lilerin başlarında ABD’li bazı kurum ve kuruluş ile vatandaşlarına yapılan saldırılara, 78-79 yıllarındaki anti-Amerikan devrimi ve devamında rehin alınan büyükelçilik krizine neden olacaktı. Ayrıca 79 yılında yapılan devrimden sonra ortaya çıkan Batı düşmanı rejimin, radikal terör örgütlerinin çıkmasına neden olduğu ortadadır. El Kaide ve IŞID gibi terör örgütlerinin zararlarını da bütün dünya çekmeye devam etmektedir.
Bu darbe ABD’nin sadece 25 yıllık bir kazancıyla sonlanmış olabilir, ancak sonraki dönemlerde hiç kimsenin kazandığı bir durum söz konusu değil.
Darbenin götürdüklerine bakarsak insan Abd’ ye “değer miydi?” diye sormak istiyor.
293 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Türkiye ve İran konusunda en önde gelen batılı gazetecilerden Stephen Kinzer'in iki ülke üzerine -esasında ABD'yi de katıp üçlemek lazım- yazdığı yayınlandığı an itibariyle üçlemenin bir ayağının şeytanlaştırılmış olması nedeni ile garip karşılanmış olması gereken ancak bugün itibariyle nükleer anlaşması ve Obama sonrası olası devam eden demokrat iktidarı ile öngürülü bir kitap. Tabi ABD-Türkiye ilişkilerinin üçgenin diğer köşesi ile ABD arasındaki ilişkiye tezat bir şekilde gerilememesi -ki bunu artan bölgesel kürt popülerliği ile ölçebiliriz belki- koşutuna da bağlanabilir.
Gelelim kitabın içeriği ile ilgili yorumlarıma. Henüz ilk bölümü bitirdim, ikinci bölüme başladım. İlk bölümde Türk ve İran modernleşmesinin 20. yy başından itibaren soğuk savaşa kadar olan serencamı anlatılıyor diyebiliriz. Bu anlatım daha çok başat etken karakterler olan Atatürk ve Rıza Şah üzerinden birer yarı-otobiyografik hikaye ile süslenmiş şekilde kaleme alınmış. Yazar bir yerde modern tarih yaklaşımında Türk modernleşmesindeki süreklilik ilkesine de değiniyor ve Atütürk'ün modernleşmenin ilk yüzü olmadığını ancak bunu radikal bir şekilde yeni bir çehreye kavuşturduğunu ifade ediyor. İran üzerine yapılan değerlendirmeler birer Türk olarak bizim için daha ilginç kanımca. Zira bu değerlendirmeler İran'ın mevcut durumunu anlamanın bazı ipuçlarını gösteriyor. İran toplumundaki güçlü modernleşmeci akımın kökenleri, Amerikan sempatisi ve karşıtlığının nedenleri, İran milliyetçiliğinin arkasındaki petrol ve Britanya/ABD etkisi, milliyetçilikle içsel bir momentum yakalayan İran'ın nasıl modern bir ulus-devletten modern bir şii/din devletine dönüştüğünü görüyorsunuz. Kitabı tamamladığımda ilave edilmeye değer bir yorum olması durumunda ekleyeceğim.
303 syf.
·4 günde·9/10 puan
Dünya hakimiyeti üzerine oyunlar oynayan devletlerin itiraf edilmiş ilk oyunu olan komşumuz İran’da tarihinin ilk ve tek Laik lideri Muhammed Mısaddık’a 1953 yılında CIA tarafınca gerçekleştirilen darbenin içyüzünü öğrenebileceğiniz güzel bir kaynak. Aklınıza acaba “Türkiye üzerine oynanan oyunlar da bir gün itiraf edilecek mi?” Sorusunu getireceğini düşünüyorum.

Okudukça bir ulusun bütün olmadan ve birbirine sadık olmadan, rüşvet ve kışkırtmayla nasıl dağıtılarak birbirine düşürülebileceğini daha iyi anlıyor insan. Bir yandan da toplumu ileriye taşıyacak reformların ancak reform şartları yaratıldıktan sonra uygulanabileceğini, aksi halde reformun geldiği gibi gidebileceğini de gözönüne seriyor 1953 ağustosunda 6 gün içinde İran’da yaşananlar.
494 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10 puan
Amerikan emperyalizminin oluşmasında dışişleri bakanlığı ve cıa in başında bulunmalarının dünya için bir felakete yol açmasına sebep olan kardeşler.
Başkaları olsa idi daha mı farklı olurdu?
Sanmıyorum.
Emperyalizm ve onun kardeşi kapitalizmin yapısı bu sonucu doğuracaktı her haliyle.
Oyuncuların farklı olması senaryoyu fazla etkilemezdi sanırım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Stephen Kinzer
Unvan:
Amerikalı yazar ve gazeteci
Doğum:
4 Ağustos 1951
Stephen Kinzer, Amerikalı yazar ve gazeteci. New York Times gazetesi için 5 kıtaya yayılmış 50'den fazla ülkeden habercilik yapmış kıdemli muhabirlerdendir. 1980'lerde Orta Amerika'daki devrimleri ve sosyal ayaklanmaları yakından takip etmiştir. 1990'larda gazetenin Berlin bürosu şefliğine terfi etmiş ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Doğu ve Merkez Avrupa'nın doğuşunu gözlemlemiştir.

1996 ile 2000 yılları arasında gazetenin İstanbul bürosunu kurmuş ve yöneticiliğini yapmıştır. Şu anda Northwestern Üniversitesi'nde Gazetecilik ve ABD dış polikitası bölümlerinde öğretim görevlisi görevini sürdürmektedir.

Kinzer'in Türkiye, Orta Amerika, Iran ve 19. yüzyılın sonlarından itibaren dünya üzerindeki ABD destekli darbeler ve son olarak Ruanda'nın katliamdan kurtarılışı hakkındakurgusal olmayan kitapları mevcuttur. ABD'nin Iran'a olası bir askeri müdahalesine muhalefet etmiştir. Bunun baskıcı İslami rejim altında yaşayan halka yayılmış olan ABD yanlısı duyguları yok edeceğini sık sık dile getirmiştir. Ayrıca, ABD'nin Latin Amerika politikasının da sert muhaliflerindendir. Imagineer dergisinin 2010 röportajında şunları söylemiştir:


Latin Amerika'daki ABD müdahalesinin karşı konulamaz olumsuz etkileri olmaktadır. Bizim "Amerikan Değerleri" dediğimiz şey uğruna savaşan insanların, takviye edilen ölümcül ve adil olmayan sosyal sistemler ile ezilmesine yol açmıştır. Birçok durumda, Şili, Guatemala ya da Honduras örneklerinde olduğu gibi, aslında bizimkilerle aynı prensiplere sahip hükümetleri devirip yerine ABD'nin savunduğu her şeyden nefret eden demokratik, yarı demokratik ya da nasyonalist liderler getirmiş durumdayız.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 61 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 61 okur okuyacak.