Darbeleri, devrimleri ya da askeri istilaları destekleyen devletler, genellikle bu işten kazançlı çıkacaklarına inanırlar. Bazen kazançlı çıkarlar. Ama bazen de zaferleri kahredici ve trajik bir biçimde ayaklarına dolanır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hiçbir din ya da itikata inanmam,
ne Doğuluyum ne de Batılı,
Müslüman ve ya kafir,
Zerdüşt,Hristiyan,Musevi ve ya Putperest.
Ne karadan,ne de denizden geldim, yukarıdakilere ya da aşağıdakilere ait değilim,
ne yakında,ne de uzakta doğdum,
ne Cennette,ne de bu Dünyada yaşarım,
ne Adem ve Havva'nın,ne de gökyüzündeki meleklerin soyundan gelirim.
Vücudu ve ruhu aşarım.
Evim yerin ve ismin ötesindedir.
Şah Rıza 1934 yılında Atatürk ile tanışmak için Türkiye'ye gitti. Her ikisi de başarıyla ilerlemişlerdi fakat Türkiye'yi dolaştıkça Türkiye'nin modernlik ve laiklik konusunda nasıl ilerlediğini gören Şah üzüldü ve hayal kırıklığına uğradı. İran toplumunu dönüştürme kampanyasını ikiye katlamaya karalı olarak ülkesine döndü. İsteğini gerçekleştirmek için ülkenin uzun bir zaman sürecinde meydana gelmiş sosyal dokusu veya dini inanışlarını hiç dikkate almadan kafasının dikine gitti. Atatürk'ün devlet adamlığı ve politik ustalığından da tamamen yoksun olduğundan, nüfusun çoğunluğu ona karşı oldu.
Aslında kalabalıkların gerçek isteklerinin hiç önemi yoktu. Tabii ki kalabalıkların Musaddık'ın kapı dışarı edilmesi için haykırması en çok istenen şeydi. Fakat onu desteklemek için bağırmaları da çok yararlıydı çünkü böylece düşünce ayrılıkları keskinleşecekti ve hanedana bağlı askerler çok sert reaksiyon gösteceklerdi. Hepsinden önemlisi, Tahran kargaşa içinde olacaktı.