Sylvie Le Bon De Beauvoir

Sylvie Le Bon De Beauvoir

Yazar
8.0/10
4 Kişi
·
8
Okunma
·
0
Beğeni
·
1322
Gösterim
Adı:
Sylvie Le Bon De Beauvoir
Unvan:
Felsefe profesörü
Doğum:
17 Ocak 1941
Sylvie Le Bon-de Beauvoir, Simone de Beauvoir'un evlatlık kızıdır. O bir felsefe profesörüdür. İki kadın arasındaki toplantı, Beauvoir'ın kendisine ithaf ettiği Tout compte fait adlı kitapta anlatıldı.
1960'lı yıllarda, Sylvie Le Bon, genç bir felsefe öğrencisi ve Beauvoir'ın kitaplarını onunla tanışmaya karar verdiği kadar güçlü bir felsefe öğrencisi olarak gösteriyordu. Başlangıçta onun tarafından çok korkutulan Sylvie'nin gençliğine rağmen hızla 60 yaşındaki yazarın dostu oldu. Birlikte yolculuk ettiler ve felsefe ve feminist mücadele anlayışlarını kurdular.
Jean-Paul Sartre 1980'de öldüğünde, Sylvie yorgun ve hasta Simone de Beauvoir'ün bakımını üstlendi. Kızkardeşi Hélène de Beauvoir'a bağımlı kalmamak için Simone Sylvie'yi kabul etmeye ve aynı zamanda ona edebi eserlerine ahlaki haklar tanımaya karar verdi.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
128 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Bugün okuduğum bu kitaptan inanılmaz keyif aldım. Bu kadını ne zaman okusam, kendimi Eugène Delacroix'in tablosundaki bayrağı taşıyan kadın gibi hissediyorum. Kalk gidiyoruz dese biri, giderim. Bu sabah yazdığım başka bir incelemede ne olacağıma karar verememekten yakınmıştım. Bu kitabı okuduktan sonra, 4 sene DTCF'de okuyup aktivist olmayan ben, acaba Kadın Hakları savunucusu mu olsam diye düşündüm.

Beauvoir'ın hayatını tamamen özdeştirdiğim şarkının linkini bırakayım, ama esas adamdan değil bu, cover. Neden diye soracak olursanız müziğin videosu bana göre onun hayatını daha çok yansıtıyor. Videoda özel bir durum söz konusu değil, sadece esas adama göre daha bohem. Tıpkı Beauvoir'ın seçtiği hayata benziyor. Müziğin yükselme ve alçalma hızı Beauvoir'ın hayatındaki inşalar ve yıkımlar gibi. Belki okurken dinlersiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=kjlu9RRHcbE

Odadaki küçük rafın üzerine birkaç kitap koydum ve dedim ki: "Zeynep Can bunları bitirmeden kitap almak yok." Biraz boğucu bir seçim listesi yapmışım. Zaten bunalık vaziyetteyim. Böyle üzerime bir ağırlık çöktü, canım nasıl bir şey yapmak istemiyor. Aldım okudum kadını, gene kendime geldim. Beauvoir o kadar cesaretlendirici bir kadın ki, biyografiyle "Yakarım o Roma'yı!" diyorsunuz. Neden Paris değil Roma diye sorardım ben sizin yerinizde olsam. Çünkü... Jean-Paul Sartre ile her yaz oraya tatile gidiyorlar ve tabiri caizse tam benim yaşamak istediğim gibi bir hayat yaşıyorlar. Çünkü oraya tatil için gittiklerinde bile çalışıyorlar.

"Daha sonra her yaz olduğu gibi Roma'da kalırlar; çalıştıkları, en çok sevdikleri yer Roma'dır. İkisi de çok çalışmıştır: "Tatil" dedikleri şey de gidip başka yerde çalışmak demektir." (sayfa: 68)

Bilmeyenler için bir dipnot geçmek lazımdır; Jean-Paul Sartre Beauvoir'ın nesi desem bilemiyorum. Aslında her şeyi demek yeri ama kocası ya da sevgilisi olmadığından eminim. O, Beauvoir için tam bir hayat arkadaşı, ailesi onu istemeye istemeye okula yolladığında ona destek olan, en yakın arkadaşı öldüğünde yanında olan, her zaman 2.adam olmayı kabul eden bir hayat arkadaşı. Bu ilişki inanılmaz karmaşık, zaten çözebilmek için okuma sırasına mektuplaşmalarını derlendiği Simone De Beauvoir'dan Sartre'a Mektuplar 'ını almaya karar verdim. İçinde bulundukları durumları yaşayabilmek için; Koşulların Gücü - Birinci Kitap ve Koşulların Gücü - İkinci Kitap'ın uygun olacağını düşünüyorum. Zira kitabın adında da geçen koşulların hemen hemen hepsinde Sartre, Beauvoir ile birlikteydi.

İşin magazinsel yönüne çok değinilmiş. Beauvoir'ın hayatına giren kadın ve erkekler özellikle anlatılmış ama ben burada işin duygusal yanından çok, diğer yönlerini görmeyi tercih ediyorum. Mesela Sartre'ın faydası akademik yönde olurken, Algren ona Amerika kıtasını tanıtmıştı, Bost ise duygusal yönünü doyurmuştu, Zaza ile olan ilişkisi o kadar saftı ki ölümü Beauvoir'a kitaplar yazdırdı ve bu yönde bir fayda sağladı, aklımda kalan bir diğer kadın Sylvie, taze kan derler ya, işte Beauvoir'ı gençleştiren kadın, bu kadın. Belki bunlar gibi niceleri var ama sonuna kadar onunla olan kişi Sartre. Beauvoir her kuşun etini yemiş ama hiçbirinin nasıl olduysa canını incitmemiş.

İlişkiler dışında katıldığı tüm örgütler, hemen hemen bütün makaleler, sömürgecilik karşıtı imzaladığı tüm belgeler, manifestolar, edebi kitapları, ailesi, yakınlarının ölümü, yakınlarıyla tanışma anı, yazdığı mektuplar ve tüm bunların fotoğrafları, bu kitabın içerisinde yer alıyor.

Eğer yaşıyor olsaydı, Dünya Kadın Hakları şu an çok farklı bir yerde olurdu. Sorun, neden değil diye, Woolf okuyup mıy mıy mıylanan kadın dolu etraf. İnsanlara Woolf'un edebi direnişini anlatamayan İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümleriyle dolu üniversiteler. Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilimler Fakültesi, Kadın Araştırmaları bölümünde yüksek lisans yapan arkadaşlarım yozluktan ölmek üzereler. Ama ben onlara çıkıp Beauvoir okuyun diyemiyorum. Çünkü aktivist olmayı, yürüyüşe katılmak sanıyorlar. Gerillaları savunmak sanıyorlar. HDP'nin LGBT bireyleri meclise soktuğunu söylemenin aktivist olmak olduğunu sanıyorlar. İşte tüm bunlar, dünya üzerindeki bu kordinatlarda olurken eminim Montparnasse mezarlığında Beauvoir ters dönüyor. Çünkü yaşarken elleri Mısır'a, İran'a, Cezayir'e, adını hatırlamadığım Afrika ülkelerine, Amerika'ya kadar uzanıyordu.

Fransa'da kürtajın yasak olduğu dönemde bir olay yaşanır ve yasağın kaldırılması için bir direniş başlatılır. Beauvoir bu direnişin öncülerindendir, gereken tüm belgelere imza atar, imza toplar, gazete satar. Protesto edilen yasanın, protesto edilmesine neden olan olay şöyledir:
Bir kız tecavüze uğrar ve hamile kalır, annesi ile bebeği düşürebilmek için türlü yollara başvururlar, yakalanır yargılanırlar. Bu yargılanmayı protesto etmek için bir manifesto hazırlanır ve Beauvoir bu metne imza atan 343 kadından biri olur. Sonuç olarak bu 343 kadın "orospu" olarak yargılanır ama 1974 yılında yasa değiştirilir ve kadınlar vücudu konusunda söz hakkına sahip olur.

Bunun gibi birçok direnişe destek vermiş, kendi hayatını yaşamaktan asla kendini geri koymamış ama bunu yaparken dairesinden atılmış, parası olmadığı için köhne otel odalarında kalmış, tam daire sahibi oldum derken evine suikast düzenlenmiş ve tekrar otel odalarına düşmüş, uluslararası çalışmış, komünizm hayranı, felsefe mezunu, gezip görmeyi, araştırmayı seven bir kadının hikayesi. Sanırım kendi elinden yazdıkları en az bunun kadar beni cesaretlendirecek.

Sonra gelip burada "bayan" denmez, "kadın" denir mücadelesi veriyorum. Salak kadının teki çıkıp "Bana ne dedikleri önemli değil, yeter ki insan gibi davransınlar." diyor. İyi o zaman, "Bugün nasılsınız orospucuğum?" desinler. Müstahak ya, gerçekten. Türkiye'nin halini, özellikle kadın portrelerini gördükçe içim acıyor. Üç çocuk yapıp evde ona bakması için tutulan onca zeki kadın, belki kansere çare bulacak. Kahkahlarıyla mutluluk saçarken, belki keşfedilecek bir kadın dublörlükten dünyanın parasını kazanacak ama kahkaha atamıyor çünkü dalkavuk avukatın teki çıkıp "Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak!" diyor. Hamile kadınlar sokağa çıkamıyor, ben olsam ben de çıkamazdım o dönem. Ayıptır söylemesi, sözüm meclisten dışarı, eşeğin aklına karpuz kabuğunu düşürdü başka bir dalkavuk avukat, dedi ki: "Hamile kadın sokağa çıkmasın! Tahrik ediyorlar!" Elimizde hala özgürlüğümüz varken, bunu iyi kullanacağımıza olan inancım ne yazık ki çok zayıf.

Biraz dağıldım ve yayıldım. Hemen eteklerimi toplayayım. Bu kitapta en çok hoşuma giden fotoğrafı sizlerle paylaşmak istiyorum:

https://i.hizliresim.com/JZQLJn.jpg

Beauvoir, Bost'a askerdeyken yollamış bu fotoğrafı ve Bost'tan şöyle bir yorum gelmiş: "Lezbiyene, kokainmana, türbandan dolayı da Hint fakirine benziyorsunuz. Gözlerimden yaşlar gelene kadar gülmeme yol açan bu fotoğrafı özenle saklayacağım." Sen ne anlarsın Bost? Kadın dünyalar güzeli be! Neyse saklayacakmış dedim ve sakinleştim.

Biraz hiddetli bir inceleme oldu, sanırım siyasal olaylar artık gereğinden fazla beni etkiler hala geldi ve idol saydığım kadının yaptıklarını görünce daha fazla sinirlendim zira ben şurada iki tane kadına kendilerini ezdirmemeleri için nasıl hitap edilmesi gerektiğini anlatamayan beceriksizin tekiyim.

Bir de ufak bir video eklemek istiyorum ve 3:46'daki bakış açısını belki bir gün benimseriz diye buraya bırakıyorum. Karşıt görüşlere sahip birini nasıl yorumladığını görünce gözlerim kalpkalpkalpkalp oldu.

https://www.youtube.com/watch?v=zIU7OY1p8Vk

Velhasıl iki adet fotoğraf koyacağım, biri kediyle işte, soldaki kedi, sonra ben ve sonra Beauvoir:

https://i.hizliresim.com/16JP1D.jpg

Kitabı bitirdikten sonra anneme gittim. Çantada duruyordu kitap. "Sen gene mi bu kadını okuyorsun?" dedi içeriden. Ona göre şuhu içerisinde kayboluyormuşum Beauvoir okurken. Sonra içinden birkaç tane beğendiğim fotoğrafı gösterdim. Sonra bir baktım annem saçlarımı örüyor. Annem hayatımda ilk kez saçlarımı ördü. İnanır mısınız? Buna vesile olan kişi 33 yıl önce bağlarını dünyadan kopardı ama benim annemle aramda farklı bir bağ kurdu. Bittikten sonra aynaya beraber baktık, "Allah'tan benzemiyorsun, üniversitedeyken ne korkardım başına bir iş gelecek diye. Aktivist olmadan mezun olman tüm aileyi şaşırtmıştı." dedi ve sonra daha fazla koyma dediğim bulgur pilavının üzerine inatla bir kaşık daha ekledi.

https://i.hizliresim.com/36E8r4.jpg

Keyifli okumalar, güzel ve güçlü kadınlar, aynı zamanda bir takım adamlar. Gerçi sizin okuyacağınızı sanmıyorum ama olsun.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sylvie Le Bon De Beauvoir
Unvan:
Felsefe profesörü
Doğum:
17 Ocak 1941
Sylvie Le Bon-de Beauvoir, Simone de Beauvoir'un evlatlık kızıdır. O bir felsefe profesörüdür. İki kadın arasındaki toplantı, Beauvoir'ın kendisine ithaf ettiği Tout compte fait adlı kitapta anlatıldı.
1960'lı yıllarda, Sylvie Le Bon, genç bir felsefe öğrencisi ve Beauvoir'ın kitaplarını onunla tanışmaya karar verdiği kadar güçlü bir felsefe öğrencisi olarak gösteriyordu. Başlangıçta onun tarafından çok korkutulan Sylvie'nin gençliğine rağmen hızla 60 yaşındaki yazarın dostu oldu. Birlikte yolculuk ettiler ve felsefe ve feminist mücadele anlayışlarını kurdular.
Jean-Paul Sartre 1980'de öldüğünde, Sylvie yorgun ve hasta Simone de Beauvoir'ün bakımını üstlendi. Kızkardeşi Hélène de Beauvoir'a bağımlı kalmamak için Simone Sylvie'yi kabul etmeye ve aynı zamanda ona edebi eserlerine ahlaki haklar tanımaya karar verdi.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur okudu.
  • 10 okur okuyacak.