Talip Doğan Karlıbel

Talip Doğan Karlıbel

YazarÇevirmen
7.5/10
6 Kişi
·
13
Okunma
·
0
Beğeni
·
484
Gösterim
Adı:
Talip Doğan Karlıbel
Unvan:
Eski İstihbaratçı ve Araştırmacı, Yazar
Alman ordularının Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarımıza kadar gelip Türkiye'ye saldırmamalarının sebebi, hala tarihçilerimiz tarafından bilinmemektedir. Türk tarihçilerine sorduğumuzda, ''Hitler bizden korktu'' veya ''Hitler, I.Dünya Savaşı'ndan sonra Türklerin emperyalist güçlere karşı sürdürdüğü bağımsızlık savaşına hayran kaldı'' gibi laflarla kendilerini teselli etmişlerdir, maalesef. Aslında gerçek şu ki; Hitler'in orduları, Türkiye'yi bir ay içinde istila edebilecek güçteydi.

Hitler Almanyasının gizli servisi ''ABWEHR''in İstanbul'da sürdürdüğü faaliyetler üzerine araştırma yapıldığı zaman, şu sonuca varılır: Alman NS Dökümantasyon Merkezi'nde Türkiye ile ilgili ilginç belgeler vardır.

Alman Gizli servisi ABWEHR'in en iyi adamı Rainhard Gehlen, özel bir tim oluşturarak Türkiye'ye gelip, burada Trakya ve Sovyet sınırında geniş çaplı araştırmalar yapmış ve bu çalışmalar tüm detaylarıyla rapor edilmiştir. O zamanlar Almanlar, Türkiye'yi istila etmek istiyorlardı. Bununla ilgili birçok belge var ama bilinmeyen nedenlerle, bu operasyon her seferinde iptal edilmiştir.
Söylentiler Yahudi cemaati arasında çığ gibi büyüyordu: ''Kemikler bahane! Nazilerin insan yakma fırınlarını yerinde inceleyip benzerlerini Türkiye'de de kurmak için gittiler. Almanya'nın Türkiye'yi işgal etmesinden çekinen İsmet İnönü, Hitler'e söz verdi. Hepimizi fırına gönderecek!''
Almanlar, II.Dünya Savaşı'nda sadece İstanbul'da değil İzmir, Ankara, Kayseri, Çanakkale gibi illerimizde de birçok araştırmalar yaparak ne kadar Musevi yaşadığını bilmek istemişlerdir. Herhalde Türkiye'de o zamanlar bir milyon Musevi kökenli insan olsaydı, Almanlar ilk fırsatta Türkiye'ye de saldırırlardı. Türk Musevilerinin akıbetleri, Avrupa'daki yoldaşlarından farklı olmayacaktı.
Gehlen, Türkiye'de yapacağı araştırmalar için toplam 50 SS subayını ve astsubayı yanında getirmiştir. O zamanın parasıyla da toplam olarak 800 bin Mark değerinde altın getirmiştir. Bu altınlar toplam 85 kilodur. Bu altınları Gehlen ve ekibi, İstanbul'da çeşitli kuyumcularda nakit paraya çevirmişlerdir, ancak altınlar harcamalarını karşılamamıştır. Bunun üzerine İstanbulda'ki Alman Konsolosluğu'nun özel kuryesi ile Almanya'dan yüz kilo altın daha getirilmiştir.

Peki, bütün bu altınlar ne için harcandı? Hitler Almanya'sının, Türkiye'ye yapabileceği muhtemel bir saldırıda, İstanbul açıklarında kuracakları toplama kamplarında yok edecekleri Yahudiler için inşa edilecek gaz odalarının finansmanında kullanılması için... O dönemde Türkiye'nin tutumu nasıldı acaba?
Haluk Pepe, Almanya'dan geldikten kısa bir süre sonra İstanbul Balat'ta, ''Balat Fırını'' olarak da bilinen sözde ekmek imalatı için, ama gerçekte bir Alman istilasında Alman SS birliklerinin İstanbul'da bulunan yahudileri katletmeleri için bir fırın yaptırmıştır. Hatta Haluk Pepe, Almanya'ya gittiğinde Alman makamlarından bu fırının inşası için altın almıştır. Bu olay, tarihçilerimiz tarafından yalanlansa da Alman arşivleri bunu belgeleriyle gösteriyor.
Almanlar, II. Dünya Savaşı'nda sadece İstanbul'da değil İzmir, Ankara, Kayseri, Çanakkale gibi illerimizde de birçok araştırmalar yaparak ne kadar Musevi yaşadığını bilmek istemişlerdir. Herhalde o zamanlar Türkiye'de bir milyon Musevi kökenli insan olsaydı, Almanlar ilk fırsatta Türkiye'ye de saldırırlardı. Türk Musevilerinin akıbetleri, Avrupa'daki yoldaşlarından farklı olmayacaktı.
168 syf.
·Beğendi·6/10
Eh işte diyebileceğim bir araştırma eseri. Yazar Hitler'in hayat öyküsü ile başlıyor ve savaştan sonra ünlü Nazilerin başına gelenler ve MOSSAD'ın bu işle olan ilgisini anlatıyor. Toplama kamplarından, Mendele'den, İsrail konsolosu Elrom'un faaliyetleri ve sonrasında Mahir Çayan'ın onu kaçırmasından, Gladio'dan bahsediyor. Ayrıca Neo-Naziler ile yaptığı mücadeleden bahsediyor. Kitap içerisinde ayrıntılı bilgi barındırıyor olabile ancak yazar fanatiklik derecesinde Yahudi sempatizanı olduğunu kitabın her sayfasında gözümüze gözümüze sokuyor. Belli bir süre sonra sinir bozmaya başlıyor bu durum.
256 syf.
1933'te Almanya'nın başına Nazi partisinin gelmesi ile birlikte, ülkedeki aryan olmayanlar dışlandı ve bunların arasında bilim adamları da vardı. Bu bilim adamlarının bir kısmı Amerika'ya göç ederken, diğer kısmı da kendisini kabul eden herhangi bir ülkeye kaçtı. Türkiye de bu insanları kabul eden ülkelerin ilklerindendi ve bu dönemde Türkiye'ye bir çok Alman bilim adamı geldi. Bu insanların Türkiye'deki çalışmaları ve üniversitelerde kurdukları kürsüler, bugüne kadar yapısını korumuş ve gelişmeye açık sağlam kürsülerdir. Fritz Neumark da iktisat profesörü olarak İstanbul Üniversitesi'nde çalışmıştır. Bu kitapta 20 yıllık tecrübelerini anlatır. Bu tecrübeler içinde; Türkiye'ye göç eden diğer bilim adamlarından, yaşadıkları sıkıntı ve kolaylıklardan, Türk insanında gördükleri ilginçliklerden ve üniversitedeki bürokratik çalışmalarından bahseder. Bu konuda yazılmış çok az sayıdaki kitabın en önemlisidir ve bu sebeple de çok kez kaynak olarak kullanılmıştır. Yine de; ilgili olmayana tavsiye etmeyeceğim bir kitaptır, sıkılabilirsiniz.
256 syf.
·Puan vermedi
Kitap, Hitler Almanya'sindan Turkiye'ye iltica eden ilim insanlarinin yasadiklarini ve Türkiye ile ilgili gozlemlerini icermektedir. Kitabin yazari Istanbul Iktisat fakultesinin gelismesinde ve bir ekol haline gelmesinde önemli etkisi olan bir isimdir. Okunulasi bir kitap olduğunu düşünmekteyim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Talip Doğan Karlıbel
Unvan:
Eski İstihbaratçı ve Araştırmacı, Yazar

Yazar istatistikleri

  • 13 okur okudu.
  • 18 okur okuyacak.