Wulf Dorn

Wulf Dorn

Yazar
8.5/10
4.604 Kişi
·
12,1bin
Okunma
·
950
Beğeni
·
23bin
Gösterim
Adı:
Wulf Dorn
Unvan:
Alman yazar
Doğum:
Ichenhausen, Almanya, 20 Nisan 1969
Muhabir olarak başladığı yazın hayatında yazdığı kısa öykülerle devam etti.

Kısa zamanda korku-gerilim konusunda ses getiren eserler verdi. Eserleri İtalya, Danimarka, Yunanistan, Fransa, Polonya, Türkiye ve Hollanda'da büyük kitleler tarından hayranlıkla karşılandı.
Ne sebepten olursa olsun, biri kendinden zayıf olana kötü davrandığı takdirde, bu bana göre işlenen tüm suçlardan daha kötüdür.
Wulf Dorn
Sayfa 72 - Pegasus Yayınları
“Düşünebiliyor musunuz? Biri, ölmek üzere olan bir insanın imdat çığlıklarını duyuyor ve televizyonunu rahatça izleyebilmek için kapıyı kapatıyor.Tanrım, bu dünya ne hale geldi böyle?”
Her yeni gün yeni şeyler getiriyordu. Hayat bu harika mavilikteki gökyüzü gibiydi. İnsan ne zaman havanın kararıp karın yağacağını bilemiyordu. Onun için her güzel anın tadını çıkarmak gerekiyordu. Yarın çok geç olabilirdi. Bunu bir mezarcıdan daha iyi kim bilebilirdi ki?
Wulf Dorn
Sayfa 389 - Pegasus Yayınları
384 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar yazarın ilk kitabı olan Psikiyatrist’ten sonra okuduğum kitabı Hain Yüreğim 16 yaşındaki Doro’nun anne ve babasının evlilik yıldönümünde kardeşinin hayatını kaybetmesiyle ailesinin dağılması hayatının altüst olması anlatılmaktadır Doro’nun kardeşinden sonraki yeni hayatında halüsinasyonlar ve yansımalar görmeye başlar bunların gerçek olduğunu çevresindekilere inandırmaya çalışır.Kitapta karakter olarak Doro haricinde David ve Julian da yer almaktadır.Doro en çok yansımaları çevresine ve kendine inandırmaya çalışır.Gençlerin okuması gereken bir eser.
Keyifli Okumalar Dilerim
416 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Bazı yazarlar vardır henüz hiçbir kitabını okumamış olsanız da, okumaya başladığınızda sizi şaşırtacağından, istediğinizi vereceğinden kuşku duymazsınız. Doğruyu söylemek gerekirse ben de daha önce Wulf Dorn okumamış biri olarak kitabın beklentilerimi karşılayacağından eminim. Nasıl emin olduğumu bilmiyorum, sanırım yazarın dış görünüşünün bile biraz ürkütücü olması, kitap yorumları ve Dorn'un TÜYAP Kitap Fuarı'nda Türk okuyucularıyla kurduğu diyaloglar ve samimi tavırları bunda etkili oldu. Yazarın okuduğum ilk kitabı olan Psikiyatrist ise beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Bir gerilim romanı okuyacaksanız, türün adından da yola çıkarak o romandan ilk beklentiniz, yazarın olayları ele alış şekli ve bunu okuyucuya aktarırken kullandığı üslubun sizi gerebilmesidir. Psikiyatrist'in bunu başarabildiğini düşünüyorum.

Psikiyatrist'i okurken film izliyormuş gibi hissettiğinizi söyleyebilirim. Aksiyonu yüksek, gerilim dolu ve şaşırtıcı sona sahip bir film. Psikiyatrist'te olaylar henüz kitabın ilk sayfalarında başlıyor ve bu sayede kendinizi bir anda ilgi çekici bir hikayenin ortasında buluyorsunuz. Sayfalar ilerledikçe olayların ne yönde gelişeceği merak duygunuzu kamçılarken bir taraftan da kitabı adeta yaşıyorsunuz.

Ana karakterimiz Ellen Roth, Orman Kliniği'nde çalışan bir psikiyatristtir. Erkek arkadaşı yurt dışına çıktığı için ona yönlendirilen ve Özellikle İlginç Vaka olarak adlandırılan bir vakayla karşı karşıya kalan Ellen'ı sıradışı olaylar ve korku dolu günler beklemektedir. Şiddet gören ve neredeyse konuşamayacak hale gelen isimsiz bir hastanın Kara Adam adını verdiği bir kişi tarafından takip edildiğini söylemesi ve bu hastanın esrarengiz biçimde ortadan kaybolmasıyla, Ellen'ı da içine alan gizemli olaylar başlayacaktır. Peki bu hasta ve onu bu hale getiren Kara Adam kimdir, Ellen bu olaylarda ne tür bir rol oynamaktadır?

Psikiyatrist, adından da anlayabileceğiniz üzere içinde psikolojik öğeleri de barındırıyor. Az da olsa psikolojik travmalar, stres bozuklukları gibi konularda gerek terim olarak gerekse bu rahatsızlıkların bireyde ne şekilde geliştiğiyle ilgili bilgi sahibi oluyorsunuz. Wulf Dorn okuru bu alanlarda bilgi sahibi yapmakla kalmıyor aynı zamanda ürpertiyor, şaşırtıyor, heyecanlandırıyor. Ayrıca yazar son derece özgün bir konuyu okuyucu ile buluşturmuş. Ben daha önce bu tür bir olayın ele alındığı bir kitap okumamıştım dolayısıyla bu durum da Psikiyatrist'in artılarından biri oldu benim için. İnsan zihninin derinliklerine bir yolculuğun yapıldığı ve bu yolculuğun korku ve gerilim unsurlarıyla harmanlandığı Psikiyatrist, gerilim severlerin kaçırmaması gereken bir kitap.
416 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
Psikiyatrist, içinde psikolojik öğeleri barındıran harika bir kitap.
Wulf Dorn, psikoloji alanında size kısa bilgiler verirken aynı zamanda sizi ürpertiyor, şaşırtıyor ve heyecanlandırıyor. Bu anlamda kitabın konusu oldukça özgün ve başarılı.

Kitabı okurken İnsan zihninin derinliklerine bir yolculuk yapacak, bu yolculukta korku ve gerilim duygularını son sayfaya kadar yaşayacaksınız.
Gerilim severler için ısrarla tavsiye olunur...

İyi okumalar
382 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Kitaplığımda bir yılı aşkın süredir var olup bir türlü klasik okumaktan fırsat bulup da okuyamadığım dehşet güzel bu romanı Sevgili Necip G. hocamızın #28167510(farklı türleri keşfet etkinliği) sayesinde okudum, öncelikle vesile olduğu için kendisine teşekkür ederim.

Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. Ve kitap bittikten sonra en arka sayfa da serinin 2. Kitabı bu olduğunu öğrendim büyük bir hayal kırıklığı ve üzüntü yaşadım açıkçası... Önce Şizofren okuyup ondan sonra oyunbaza geçmek lazımmış...

Yaklaşık 250. Sayfadan itibaren dehşet sürükleyici! Sayfalar nasıl hızlı geçiyor anlamıyorsunuz...Adam kaçtıkça ben de onun yanında nefes nefese kalmış koşuyormuş gibi hissettim, soluksuz okumak bu olsa gerek :) Ters köşelerle dolu bir kitap...En büyük kötülüğü, en büyük darbeyi en yakınımızdakilerden bizi iyi tanıyan insanlardan yemişizdir şüphesiz, kitapta bunu daha iyi kavrıyorsunuz..(Katil kim?)
Bu tarz kitap okumayı çok özlemişim...
Kitabın arka kapağında “evde yalnızken okumak için çok cesur olmanız gerekir “ yazısına katılmıyorum aksine komik buldum bu yazıyı korkuyla alakası olmayan psikolojik gerilim tarzında polisiye bir kitap..
Kalın sağlıcakla..
400 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Wulf Dorn'un geçen yıl okuduğum ve hiç beğenmediğim Oyunbaz kitabından sonra açıkçası bu sefer biraz isteksizce aldım Karabasan'ı. İyiki almışım. Beklentilerimizin düşük olduğu kitaplar bazen bizi şaşırtır ya hani, biraz beklentimizin düşük olmasındandır bu şaşırma hissi, bazen de gerçekten güzel bir sürprizdir hani söz konusu olan, işte bu sefer beni bir sürpriz bekliyordu. Dört güne ve çoğunlukla gecelere yayılan okumalarım beni çocukluk korkularıma çağırdı bir yandan, bir yandan da o yalnızlık ve kimsesizlik hissi ara ara yokladı beni. Kitapta Simon adlı genç karakterimiz korkunç bir kazada anne ve babasını çok kötü bir şekilde kaybediyor, kendisi ise aynı kazadan yaralı kurtularak beş ay psikiyatri kliniğinde yatacak şekilde büyük bir travma yaşıyordu. Eve döndüğünde onu eski hayatı bekliyor muydu ama? değişen birşeyler var mıydı? Meselâ abisi, meselâ halası, mesela beş ay önceki hayatı aynen olduğu gibi onu bekliyor muydu, yoksa Simon yaşının küçüklüğü, hayat tecrübesizliğiyle omuzlarına yüklenen bu yükü beş aydır yaşadığı korkunç kâbusları sürdürerek taşımak zorunda mı kalacaktı?

Kitap bir gerilim kitabından beklenen klişelerin çoğunu es geçerek ya da bunları daha az kullanarak bizi özellikle Simon'a yönlendiriyor. Sayfalar boyunca bu kimsesiz kalmış gencin giderek daha kimsesiz kalmasını okurken, bir yandan da kâbuslarının ısrarla ona ima ettiği şeyi ve gece kurtlarındır sözünün korkunçluğunu öğrenmeye başlıyoruz. Gece kurtlarındır sözüyle bizi dışardaki düşmanlara bakmaya çağırırken yazar, bir yandan da kurdun sadece dışarıda değil içerde de yaşayabileceğini, ve zihnimizin bizi en korkunç kâbuslarla darmadağın edebileceğini de anlatıyor. Bu anlamda Karabasan aslında bir zihin terörü gibi, Simon'ı felç dahi edebilecek bir korkular silsilesi ile kıskıvrak yakalarken öte yandan onu yüzleşmeye, kâbuslarında anne babasını kaybettiği yolun ortasında durduğunu gördüğü kapının arkasına bakmaya ve orada olan neyse onun gözlerinin içine bakmaya zorluyor, buna çağırıyor.

Kitabı okurken bazı yerlerde tüylerim hakikaten diken diken oldu. Simon'ı kâbuslarında öfkeli gözleriyle takip eden bir kurt olduğu için, şu an yazarken olduğu gibi , okurken de küçük odamda, annem uyumuş, dodim uyumaya çalışarak sağa sola dönerken yatağımda, evin bütün ışıkları sönmüş, sadece odamdaki loş ışıkla bakıyordum kitaba ve bu kurt bana çok ama çok tanıdık geliyor ve tüylerim ürpererek ara veriyordum. Çocuk muyum ben, diye söyleniyordum, ama banyoya geçmek ya da kendimce küçük bir cesaret örneği sergileyerek mutfağa gidip bir bardak su içeceksem karanlığa bakarak, sanki hiç birşey olmuyormuş gibi yürümek, ışığı açşam dahi her yere sinen karanlığın bir kaç saat önceki aşina, bildik duvarları gizlediğini görerek, hatta içerde simsiyah ve artık hiç de dost gibi durmayan kütüphanem ve kitaplarım bana bu uğursuz havanın kötü olayların habercisi olduğunu düşündürüyordu.

Sayfalarca okudum. Simon'ın kederli hayatına düşen parça parça ışıkların odama düşmesini ümit ederek, ama öfkeli gözleriyle loş ışıklı odamın az ötesinde, koridorda, avluda ya da büyük salonda kurdun beni beklediğini bilerek, hayâl gücüm çocukluğuma dek uzanıp bana hatırlatınca suadiye atlantis sinemasını, sene diyorum, sene 1980'lerin başı ya da ortası, ama altı arkadaş okulu kırmış ve sinemaya gitmişiz, ve sinemada kurt adamlı bir film oynuyor, ama sinemada bizden başka çok az seyirci var ve hayatımın en büyük hatalarından birisini o gün yaptığımı sonradan anlamak üzere filmi izlemeye başladığımızda başıma geleceklerden habersizim. Sinemadan çıktığımda hayatım temelli değişmiş durumda. Gece yatamıyorum, annem kızıyor bağırıyor, yanına yatıyorum ve Yasin okuyor bana, Yasin koruyacak çünkü, evet o gecelik karanlıkta beni bekleyen bir kurt adam ya da kurt yok ama bu ne ki? O yaşımdan bu yaşıma, yani otuz sene belki de daha fazla zamandır, ne zaman bir kurt adam filmi ya da kurtlarla ilgili bir film izlediysem aynı akıbetin koynunda buldum kendimi: ışığı söndür, yatağa gir, korkma, bunların hepsi film. Ne kâbuslar, ne korkular.

Bu kurt kimdi gerçekten, kimdi, bunca sene hayatıma musallat olmuş bir çocukluk korkusu değil miydi, nasıl olur da buna izin verebildim, diye düşünerek yirmi sene kadar önce bir daha izledim filmi, ve sonuç korkunçtu. Rahmetli babam bana çok gülmüş, hatta dalga geçmişti. Simon için ormanlarla kaplı kasabasının ıssız otellerinde onu izleyen, kâbuslarında onu öldürmek için öfkeyle bakan gözlerini ona diken ve rüyalarında yol ortasında gördüğü kapının ardından üzerine atlayarak öldüren pençesini ve parçalayan dişlerini boğazına daldıran bir kurttu o. Benim kurdum neydi, kimdi peki? Geceleri beni de öldürmek için bekleyen, uykularımı kaçıracak denli beni huzursuz eden kimdi? Kitabı elime alana dek benim için hep bildik, kırk beş senelik bir aşinalıkla her köşesini bildiğim evimi birdenbire yabancı ve bana düşman kılan bu gölgeli, karanlıklı, kasvetli düşman kimdi? Gündüz vakti her yere baktım ve hiç birşey göremedim. Kitaplar ve kütüphanem aynıydı, raflar daha boş, ama daha güzel; masalar, koltuklar, dodinin oyuncakları ve duvarda rahmetli babamın resimleri; annemin küçük odasında lila renkli duvarlarda asılı çok çok eski resimler: solmuş, paslanmış renkli köy resmi, az ötesinde babamın gençlik fotoğrafı, hemen yanında annem siyah beyaz fotoğrafta melek yüzüyle bakıyor hayata, bilmeden nice sürprizin onu beklediğini, bakarak resmini çeken kişiye. Hemen yanında kendi odam, odamda yine kitaplar, bilgisayarım, dodinin yatağı, güzel perdeler, duvar saati ve üzerinde babamın hemen ölmeden önce çekilmiş güzel, güler yüzünü seçebildiğim küçük fotoğrafı, arkada köy arazimiz, çay bahçeleri, bir çok dalı neşeli kıpırdanmış ağaçlar...hani nerde? Kurt nerede, hani? Arıyorum bulamıyorum. Bu odada değilse hangisinde, şu içerdeki küçük odada mı? Orada bohçalardan başka ne var ki, ya da mutfakta, kap kacaktan başka? Arasam da bulamıyorum ve o zaman anlıyorum ki gündüz değil, gece kurdu bu, sadece geceleri çıkıyor ortaya, aynen Simon'ın kurdu gibi; hep kaçmak istediğim ama kaçamadığım, nihayetinde dişlerini boğazıma daldıracağı âna dek bekleyecek olan, öfkeli gözlerini bana dikmiş, korkunçluğu ödümü patlatan bir gece kurdu o.

Benim kurdum geceleri beni uykudan uyandıran ve karanlıkta bana ölümümü düşündüren şeydi işte.. Boğazımda dişlerini hissettiğim, pençesi yüzüme basan bu kurt bana ısrarla aynı akıbeti hatırlatıyordu. Herşeyi odamda, duvar saatinin altındaki aynada kendimi görünce anladım: gözlerimin altındaki torbalar, orta okul sıralarından beri saçlarımın her yanına yayılmış beyazlarıyla bu ürpermiş, yorulmuş, giderek babasının kaderini üstlenmiş bedenim aslında bir alışkanlıkla korkarken bir yandan o kurdun rahmetine de selam ediyor gibi, çünkü bir abartıyla titrerken bedenimiz ve kendimizi sakınırken o mel'un andan, sanki az daha sabredip ve cesaretle bakabilsek belki öfkeli, düşman ve vahşi bir kurdun dişlerini değil, kurt maskesi takmış bir güzel köpeğin havlaması ya da oyunu gibi akıbetimizi göreceğiz. Bir büyüğün Eyüp mezarlığına bakarak söylediği gibi, bu şehir binlerce kez doldu boşaldı, yani evet gerçekten misafiriz hepimiz, ve evet, gidiciyiz, bunu bilsek de bir kurt gecelerce rüyalarımızı kâbusa çevirmeye çalışarak kendini hatırlatır durur, nice geceler hatırlamadan, gölgesi zihnimize uzak uzak düşer ve yine de oyalanıyoruz bir şekilde. Akıbet ister maltepe'deki sanatoryumda bekleyerek, aynen hayâl ettiğin gibi gençliğinden beri, ister âniden gelsin, ya da ortalık kan gölü ve herkes şiddetle celâllenmiş ve delirmişken, herkes herkesin düşmanıyken, asla görünüşe aldanma mı diyor, korkmadan, uzat boynunu kurdun dişlerine ve bırak bitsin, çünkü bir ümitle inanıyoruz, bu değildi, bu değil sonu ebedi olana susayan içimizin, gerçekten böyle mi? Yoksa bütün bu karanlık gecelerde, sıcakta ya da soğukta, kitaplarımın arasında, hayâllerle anarken nice kaybettiğim insanı ve sokak kedilerimi, odamı geceyarısı loş ışık zar zor aydınlatırken, her bir edebiyat hikâyesiyle, her yaprakta biraz daha teselliyle kendimi avuturken, yoksa hepsi bir avuntu muydu, sadece kendimizi oyalıyor ve karanlıkta korkmamak için kendimize masallar mı anlatıyoruz? O âna dek sürecek, avutacak ve kollayacak bir teselli ümidiyle o halde, edebiyata ve kitaplara sığınmaya devam...
352 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Gerilim ustası Wulf Dorn'un bir kitabını daha bitirmiş bulunuyorum. Psikiyatrist ile başlayan Wulf Dorn okuma serüvenime Fobi ile devam etme kararı aldım ve kitabı bitirdikten sonra oldukça doğru bir karar verdiğimi anladım. Psikiyatrist kitabında yer alan karakterlerden Mark Behrendt bu kitapta da var, bu nedenle yazarı okumaya başlamayı düşünüyorsanız Fobi'yi Psikiyatrist'in ardından okumanızı öneririm. Psikiyatrist'te yardımcı karakterlerden biri olan Mark bu kez kitabın ana karakterlerinden biri haline gelmiş. Şunu da söylemem gerekir, Psikiyatrist'in gerilim düzeyi Fobi'ye oranla çok daha yüksekti. Yani o kitabı okurken ciddi manada gerilmiş ve korkmuştum. Fobi ise daha farklı bir kitap, okuru fazla germiyor belki ama bir çırpıda okunup beğenisini kazanıyor ve düşündürüyor. Yani demem o ki, Psikiyatrist'i okuyup Fobi'yi henüz okumadıysanız Fobi'nin de sizi aynı şekilde ürkütmesini beklemeyin, aksi halde hayal kırıklığına uğrarsınız.

Fobi'de olaylar Sarah Bridgewater isimli bir kadının, oğlu tarafından bahçede birinin olduğu şeklinde bir cümleyle uyarılması ile başlıyor. Eşi Stephen iş için seyahate çıkmış olmasına rağmen, Sarah onun beklenenden erken döndüğünü düşünüyor. Sarah kocası için aşağı indiğinde karşısında Stephen'ı değil başka birini buluyor. Yüzü yara izleriyle dolu bu adam eve Stephen'ın arabasıyla geliyor, onun anahtarlarıyla kapıyı açıyor, üstünde onun kıyafetleri var ve ona kocasıymış gibi davranıyor. Sarah'ın yapabileceği tek şey ise bu oyunu sürdürmek, çünkü yukarıda altı yaşındaki oğlu Harvey var ve bu yabancının sinirlendirilmemesi gerekiyor.

Henüz iki kitabını okumuş olsam da Wulf Dorn bende farklı bir yer edinmiş durumda. Olayları  dolandırmadan, sade ama etkili bir şekilde okura aktaran yazarımız yaptığı işin hakkını veriyor. Korku kavramını ele alış şeklini çok beğeniyorum. Fobi'yi bitirdiğimde "Ne kadar doğru!" dediğim o kadar fazla cümle vardı ki, bitirdiğimde bunları düşünmemi sağlayan yazarları ve kitaplarını ayrı bir seviyorum. İnsan varoluşunun tıpkı mutluluk gibi, hüzün gibi temel duygularından biri olan korku hakkında, yanıltıcı güvenlik duygusu hakkında düşünüyor, düşünüyor, düşünüyorsunuz. Bunları düşünmekle kalmıyor hayatınızı, geçirdiğiniz günlerin ne derece dolu olduğunu veya yaşamınız için ne denli şükrettiğinizi sorguluyorsunuz. Çünkü Dorn'un da dediği gibi "Ne yazık ki insanların çoğu yaşamlarının değerini ancak sona yaklaşırken anlarlar." Bu sonun ne zaman geleceğini bilmediğimiz ve asla bilemeyeceğimiz halde neden hâlâ sahip olduğumuz şeylerin nankörü olmaya devam ediyoruz? Kaçımız bir anne babaya sahip olduğu için her gün şükrediyor veya kaçımız yediği yemeğin ardından bunun aslında ne kadar büyük bir lütuf olduğunun ayırdında? Günümüzü bomboş geçirmek yerine, elimizdeki şeylerin değerini bilmemek yerine ne zaman aslında bugünümüzün son günümüz olabileceğini ve buna göre hareket etmemiz gerektiğini düşünüyoruz? Bana sorarsanız çok geç olmadan, sahip olduğunuz her şeyin aslında size verilmiş bir ödül olduğunun farkına varın; kesinlikle değmeyecek şeylere uğruna, bir hiç uğruna hayatınızı harcamayın.

Wulf Dorn, Fobi'de ele aldığı konuyu nasıl belirlediğini anlattığı iki üç sayfalık sonsöz kısmındaki cümlelerle bile beni etkilemeyi başardı. Mükemmel bir konu, harika bir kurgu, akıcı bir dil, bu türde bir romandan bekleyebileceğiniz her şey, hattâ daha fazlası Fobi'de mevcut. Tavsiye edilir.
416 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Wulf Dorn'un Karabasan'ından ve hiç sevmediğim, aceleye getirilmiş basit eseri Oyunbaz'ının ardından Psikiyatrist adlı kitabı bana bir başyapıt okuduğumu düşündürdü. Eserin polisiye ve gerilim okumayı seven okurlar açısından yeni bir şey anlatmadığını, ancak anlatımı ve özellikle de atmosfer oluşturma biçimi açısından oldukça etkileyici bulduğumu söylemem gerek. Wulf Dorn'un psikiyatrist olmasının yazarlığına etkisi, Karabasan adlı kitabında büyük bir travma yaşayan Simon adlı baş karakteri üzerinden görüldüğü gibi, karakterlerinin karmaşık ruh hallerini, travmalarını, sürçme ve takılmalarını güzel ifade edebilmesi ve bu karmaşıklıkları gerçekçi ve hatta ürkütücü atmosfer, olay ve mekân tasvirleriyle güçlü bir etki yaratacak tarzda yaratabilmesiydi. Karabasan'da özellikle kitabın sonlarına doğru sarkan ve gerçeklik duygusu zedelenmese bile etkileyiciliği hasar gören bu üslûp ve tarz, Psikiyatrist'te en tepede, en zirvede, kesinlikle kalburüstü bir şekilde kotarılıyor; yazar karakterin ya da karakterlerin iç dünyalarını, karmaşalarını, karabasanlarını etkileyici, kâbus gibi iç seslerle kitabın sonuna dek şiddeti artan bir etkileyicilikle yaratmayı başarıyor. Polisiye ve gerilim tarzı kitaplarda en büyük sorunlardan birisi, herşeyin başının sonunun bir anlamda aynı olması. Suç konusunda yeni bir şey söyleyebilen eserler varsa da buna az denk geldiğimden Katzenbach'ın Psikoanalist'ini bir başyapıt olarak görmeye devam ediyorum. Dorn'un Psikiyatrist'i ise bu tür gizemli gerilim kitaplarında çokça denk gelinebilecek bir yapıya sahip olsa ve kitabın sırrı veya sırları ortaya çıktığında çok da yeni bir şey okumadığımızı bize düşündürtse bile, eserin bu sırrı ve daha önemlisi karakterin içindeki cehennemi böylesine etkileyici bir şekilde yaratabilmesine kendi adıma ilk kez denk geliyorum. Cehennem bir başkasıdır diyen kimdi, bir düşünürdü herhalde, ama Wulf Dorn, bu cehennemi insanın travmatik geçmişine, köklerine, insan ruhunun karmaşık ve çok katmanlı yapısına yansıtarak son derece güzel bir eser çıkarıyor ortaya. Bu yüzden okumayan herkese mutlaka öneriyorum Psikiyatrist'i.
416 syf.
·3 günde·Puan vermedi
"Zayıflığını gösterirsen diğerleri seni yiyip bitirir."
Ellen tüm hayatını bu söz üzerine kurmuş. Bir psikiyatristin bozulan psikolojisi. Ne kadar zor. İnsan kendini mesleğine adıyor ama aslında ihtiyaçtan dolayı. Sanırım hepimiz böyleyiz. Kendimizde ne eksikse onu tamamlayabileceğimiz mesleklere yöneliyoruz.
Yazarın kitabını ilk kez okudum. Başka kitapları var gel beleşe vereceğim oku yeterki derseniz de almam da okumam da. Bir başkası için bu kitap hayatında okuduğu en güzel kitaplardan biri olabilir ama benim için değil. Okuyacağım kitapların içerisinde argo sözcükler ve yakışıksız bulduğum konular yer almamalı. En azından bu açık bir dille belirtilmemeli. Ama tek sorun bu da değil. Yazarın dilini çok sade buldum kitap okuyormuş hissi vermedi, üzgünüm. Kısacası; konu itibariyle harika ama diğer etkenler yönünden harika değil. (Ortada bir emek olduğu için fazla da ağır konuşmak istemiyorum.)
398 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Öncelikle şunu söylemeliyim ki araştırmadan aldığım ilk kitap. İzmir Ege Üniversitesi' nin küçük parkı' nı bilenler hatırlayacaktır ki küçük parkın girişinde seyyar bir kitapçı vardır. Ordan yüzlerce kez geçip her defasında gözlerimi tezgahtan alamıyordum. O gün Üniversitedeki son sınavımı vermiş, tuhaf duygular içindeydim. Hayatım boyunca unutamayacağım yaşadığım o hüznü. 4 yıl boyunca mezun olmayı beklemiş ve beklediği gün geldiği için havada asılı kalan anlamsız bir nesne gibi hissediyor ve yürüyordum açıkçası. (: Kitapçının önünden geçtim ve "ulan 4 yıl boyunca tezgahı uzaktan uzaktan kesip biçtin bari bir kitap al da göz hakkını öde" diye geçirirken içimden kitabın sahte olduğunu anlamam için aradan bir buçuk ay geçmesi gerekiyormuş.

Kitaba gelirsek...
Yani psikoloji-gerilim kitabı olduğunu şimdi anlıyorum ama 398 sayfalık kitabın son 50 sayfası haricinde çokta psikolojiyle ilgili olduğunu söyleyemem. Alanında 3. Sınıf bir yazar olduğunu söyleyebilirim. Çeviri yapan Tuna Alemdar hakkında hiçbir bilgi olmaması da ayrı bir durum. Ziraat fakültesi öğretim üyesi (!) Çıkışlı bir abimiz...

Kitap, okurken sürükleyecektir sizi. Yani gerilim üzerine karalanan bir kaç şeyi okuyan herkes sürüklenir. Herhangi bir alt mesajı yok. Gönderme yok. Sade düz bir kitap. "Şizofren" ismi tamamen tuzak. Cinayetleri işleyen zat' ın şizofreni hastalığıyla hiçbir ilişkisi yok. Bence yazar şizofreninin ne demek olduğunu bile bilmiyor. Daha önce psikiyatri hastalarına yardım etmiş yazar hastabakıcı olarak. E yani şimdi...
Neyse...

7 puan verdim.
En kötü kitap 6 puandır benim için. Emek için tabi ki.
1 puan da sadece son 50 sayfa için. Gerçekten sonu çok iyiydi... Sadece sonu...

İki farklı mekanı, olayı, kişiyi anlatıyorsanız eğer ilk olan olay için x ikinci olan olay için y şeklinde ilerler. Yani ilk önce x olayı anlatılır sonra y olayi. x x y x y y bu saçma sapan bir düzen. Arada z ler giriyor filan. Neyse. Benden bu kadar. Ha bu arada kitap 398 sayfa gözüküyor ama Can Yayınları basmış olsaydı 230 sayfaydı bu kitap. Pegasus puntoyu ve hikaye sonu boşluklarını çok vermiş. O yüzden yani.

~~Keyifle okuyunuz~~ (¿)
~~Kitapla kalın~~
384 syf.
·2 günde·Beğendi
Wulf Dorn psikoloji gerilim alanında kesinlikle en iyilerden biri olarak ilk sıraları hak ediyor. Akıcı dili, didaktik anlatımı, olayları birbirine bağlaması... Akıl dışı.
Özellikle bu kitabı okurken gerilimi tüm hücrelerinizde hissedeceksiniz. Son sayfasına kadar heyecanınız eksilmeyecek. Sonu tahminlerinizin dışında olacak harika bir eser. Psikoloji gerilim sevenlere kesinlikle tavsiye ederim... Kitap gerçekten çok fazla düşündürüyor konuyu takip ederken sürekli tahminde bulunarak okudum ama konu o kadar akıl almaz bir hal alıyordu ki ve her seferinde yanıldığımı söylemeliyim. Sürekli ters köşe yapan bir konusu vardı bence.
Kitabın 200. sayfaya kadar biraz durağın geçtiğini fakat sonrasında olayların hızla gelişmesi ve ortaya çıkmasıyla inanılmaz sürükleyici bir hal alıyor.
Burada da tahminlerimde yanıldığımı belirtmek isterim.
Ve sonunda gerçekten çok şaşırdım hiç beklemediğim bir son oldu diyebilirim.
Tek kelimeyle muhteşemdi.
wulf dorn'nun bütün kitaplarını okudum ama en iyilerinin bu olduğunu söyleyebilirim. Her türlü övgü ve iltifatı hak eden nadir kitapardan karantinada bir çırpıda bitireceğinize inanıyorum. diğer bütün kitapları da dahil.

Yazarın biyografisi

Adı:
Wulf Dorn
Unvan:
Alman yazar
Doğum:
Ichenhausen, Almanya, 20 Nisan 1969
Muhabir olarak başladığı yazın hayatında yazdığı kısa öykülerle devam etti.

Kısa zamanda korku-gerilim konusunda ses getiren eserler verdi. Eserleri İtalya, Danimarka, Yunanistan, Fransa, Polonya, Türkiye ve Hollanda'da büyük kitleler tarından hayranlıkla karşılandı.

Yazar istatistikleri

  • 950 okur beğendi.
  • 12,1bin okur okudu.
  • 316 okur okuyor.
  • 6,6bin okur okuyacak.
  • 129 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları