Abdullah Kadiri

Abdullah Kadiri

8.7/10
6 Kişi
·
18
Okunma
·
1
Beğeni
·
157
Gösterim
Adı:
Abdullah Kadiri
Unvan:
Özbek yazar
Doğum:
Taşkent, Özbekistan, 1894
Ölüm:
1938
(Taşkent, 1894 -1938)
20. yüzyıl Özbek milli edebiyatının kurucularından birisi de Abdullah Kâdirî'dir. 1894 yılında Taşkent şehrinde doğdu. İlk okuma-yazmayı mahalle mektebinde öğrendi. Kendisinin hâl tercümesinde yazdığına göre, fakir bir çiftçi ailesinin çocuğu olduğu için eski mektepte tam bir eğitim görememiş ve bir zenginin yanına hizmetkâr olarak verilmiştir. Hizmet ettiği efendisi, Rusça okuma-yazma bilen birisine ihtiyacı olduğu için Abdullah Kâdirî'yi Rus-Tüzem mektebine vermiştir. 1907- 1915 yılları arasında Türkistanlı tüccarların yanında kâtip olarak çalıştı. Bu arada devamlı oku yarak kendisini yetiştirdi. 1913 yılında çıkmaya başlayan Sadâ-yı Türkistan, Semerkand, Ayna gibi Türkistan'da neşredilen gazete ve dergileri oku yucu olarak yakından takip etti ve bir süre sonra kendisi de bu yayın organlarında çeşitli konularla ilgili yazılar kaleme almaya başladı. Mahmudhoca Behbûdî'nin 1913 yılında yayımlanan Pederküş piyesinden etkilenerek kendisi de 1915 yılında Baht sız Küyav piyesini yazdı. 1914 yılında Ahvâlimiz, Milletimge ve Toy gibi şiirleri yayımlandı. 1915- 1916 yıllarında Cüvanbaz ve Ulakda adlı hikâyeleri basıldı. Hâl tercümesinde verdiği bilgiye göre, 1917-1924 yılları arasında çeşitli Sovyet idarelerinde, gazete ve dergilerde çalıştı. Onun bu dev rede bilhassa Muştum dergisindeki faaliyeti ve hiciv eserleri önemlidir. 1925-1926 yıllarında, Moskova'daki Edebiyat Enstitüsü'nde okudu, devamlı eser yazmakla meşgul oldu.

Abdullah Kâdirî, Otken Künler adlı meşhur romanını da bu dönemde, 1925-1926 yıllarında üç bölüm halinde yayımladı. 1928 yılında, diğer meşhur romanı olan Mehrabdan Cayan yayımlandı. Her iki roman da kısa süre içersinde büyük şöhret kazandı. 1930'lu yıllarda bu romanlar tekrar yayımlandı. Ancak bu romanlar şöhretini artırdıkça Sovyet sistemi, yazarını bazen meslektaşlarının yardımlarıyla, bazen de başka yollarla sorgu ve işkencelere alarak yasaklar getirmeye ve tehdit etmeye başladı. Mahkeme karşısına çıkarılarak hapis cezasına çarptırıldı. Bu durum karşısında Kâdirî, mecburen Sovyet tarafına "geçmeye başladı" ve Sovyet ideologlarının direktiflerine uyarak bazı eserler de yazdı. Köyde sosyalizmin ve Sovyet sisteminin yarattığı yeni değerler hakkında veya Sovyet tenkitçilerinin "din ve reaksiyoner din adamlarının ipliğini pazara çıkarıcı" şeklinde değerlendirdikleri hicvî hikâyeleri bunlardandır. 1920'lerde yazdığı Cesaret Ayb Emes adlı makalesi, Kelvek Mahzumnın Hatıra Defterinden ve Taşpolat Tecen Nime Deydi gibi hicviyeleri ve 1934 yılında basılan Âbid Ketman adlı uzun hikayesi de aynı şekilde "ısmarlama" olarak değerlendirilen eserleridir. Bu eserler, muhteva bakımından "ısmarlama" olsa bile dil mükemmeliyeti ve sanat değeri yönünden önemlidir.

Kâdirî, yukarıda zikredilen iki romanını, 1920-1926 yılları arasında, yani nispeten serbest bir ortamda yazmıştır. Sonraki yıllarda devamlı surette askı altında yaşadı. Nihayet 31 Aralık 1937 tarihinde tutuklanarak hapse alındı ve "halk düşmanı" ilân edildi. Bir yıl kadar devam eden sorgulama ve işkencelerden sonra belli bir suçu olmadığı hâlde 4 Ekim 1938 günü akşamı gizlice Taşkent dışına çıkarılarak kendisi gibi birçok milli aydınla birlikte kurşuna dizildi. 1956 yılında Komünist Partisinin 20. Kurultayında, 1930'larda suçsuz oldukları halde öldürülenlerin aklanması yolunda bir karar alındı. Bu karardan sonra Kâdirî'nin eserleri yeniden yayımlandı. Önce Otken Künler romanı kısmen değiştirilerek 1958 yılında yayımlandı. Daha sonra Mehrabdan Cayan ve Âbid Ketman neşredildi. Hikayeleri ve hicviyeleri de Kiçik Eserler (1969) ve Gırvanlik Mallavay (1987) adlı eserlerde yeniden basıldı. Romanları, 1992 yılında, ilk orijinal baskıları dikkate alınarak tekrar yayımlandı. Otken Künler romanı, daha sonra Türkiye Türkçesine aktarılarak Türkiye'de de yayımlandı.

Abdullah Kâdirî'nin hayatı ve sanatı hakkında çok eser yazılmıştır. Aybek, İzzet Sultan ve Metyakub Koşcanov'un eserleri, Kâdirî hakkındaki hatıraları ihtiva etmektedir. 1990'larda çıkan Abdulla Kâdiriy Zamandaşları Hâtırasıda adlı kitap, oğlu Habibullah Kâdirî'nin yazdığı Atam Hakıda adlı eser ve Nebican Bâkî'nin devlet arşivindeki belgelere dayanarak hazırladığı Katlnâme adlı kitap, Kâdirî hakkında önemli kaynak eserler olarak değerlendirilebilir.

Bugün Kamalan mezarlığında sembolik bir kabri bulunan Kâdirî'nin yaşadığı evi de müze hâline getirilmiştir. Adı, çeşitli enstitü, yayın evi ve sokaklara verilmiştir. 1990 yılında, Kâdirî adına devlet ödülü ihdas edilmiş ve 1991 yılında, Ali Şîr Nevâî devlet ödülü, Abdullah Kâdirî'ye verilmiştir. 1994 yılında, doğumunun yüzüncü yıldönümü dolayısıyla törenler düzenlenen Kâdirî hakkında bir film hazırlanmış, eserleri yedi cilt hâlinde yayımlanmış ve bazı eserleri senaryolaştırılarak filme çekilmiştir.

Yazarın Otken Künler romanı, 19. Yüzyıl ortalarında Türkistan'da yaşanan hayatı ve bilhassa Hokand Hanı Hudayarhan dönemini hikâye etmektedir. Özbek millî aydınını temsil eden Atabek'in hayatını, aşkını ve çektiği sıkıntılarını sanatkârane bir şekilde anlatan eser, roman kahramanının sevgilisi Kümüş'ün ölümü ve Türkistan'ın Ruslar tarafından işgaliyle sona ermektedir. Mehrabdan Cayan romanında da Hokand hanlığındaki saray ve toplum hayatı, Enver ile Rânâ'nın aşkları çevresinde cereyan eden olaylar zinciri hâlinde hikâye edilmektedir.
"... Birliğin beraberliğin ne demek olduğunu bilmeyen, sadece kendi çıkarlarıyla, ele geçirecekleri mevkileri veya dünyalığı düşünen birkaç soysuz Türkistanda devamlı cirit atıyorsa, bizim insanlığımız nerde kaldı? Biz bu şekilde devam eder, birbirimizin eteğini kaldırmakla meşgul olursak, Ruslar sömürgeci ayaklarını Türkistana basarlar ve biz de gelecek nesillerimizi onların boyunduruğuna terketmiş oluruz. Kendi evlatlarını kendi elleriyle kâfirin eline teslim eden, onları esarete sürükleyen biz atalarına elbette Allah lanet eder, oğlum! Babalarının mukaddes ruhlarının yattığı Türkistanı domuz ahırına çevirmek isteyen biz köpekler, elbette Yaratanın kahrını haketmiş oluruz! Timur Korağâni gibi dâhileri, Mirza Babür gibi fâtihleri, Fârâbi, Uluğbey ve İbni Sinâ gibi âlimleri yetiştiren bir ülkeyi helak olmaya sürükleyenler, şüphesiz Tanrının gazabına çarpılmayı haketmişlerdir, balam!"
Utancımdan gözlerimi açamıyorum. Zira yer ve gökler, dağ ve taşlar ve dünyadaki bütün şeyler aldanışıma gülüp alay edermiş gibi bakıyorlar.
Abdullah Kadirinin 1938 yılında kurşuna dizilip öldürülmeseydi Özbek edebiyatının Cengiz Aytmatovu olur dedirten bir kitabı.Aşk,Kuma sorunu,töreler,kıskançlık ve Türkistan coğrafyasının kaos ortamını çok güzel bir şekilde romana yansıtmış.Atabey ve Gümüşün hikayesini ve nifak ve ihtirasının köleleri olmuş Türk beyliklerinin birbirini yok etme mücadelesine girip Rus sömürgeciliğine yol açmasını şu sözlerle ''Farabi, Ulubey, İbni Sina gibi alimleri yetiştiren bir ülkeyi helak olmaya sürükleyenler şüphesiz Allah'ın gazabına çarpılmayı hak etmişlerdir balam!''çok güzel özetlemiş.Bugünde Anadolunun bir çok yerinde geçerli olan evlenecek kişinin rızası olmadan evlendirilme ve kuma sorununu çok güzel işlemiş iyi okumalar

Yazarın biyografisi

Adı:
Abdullah Kadiri
Unvan:
Özbek yazar
Doğum:
Taşkent, Özbekistan, 1894
Ölüm:
1938
(Taşkent, 1894 -1938)
20. yüzyıl Özbek milli edebiyatının kurucularından birisi de Abdullah Kâdirî'dir. 1894 yılında Taşkent şehrinde doğdu. İlk okuma-yazmayı mahalle mektebinde öğrendi. Kendisinin hâl tercümesinde yazdığına göre, fakir bir çiftçi ailesinin çocuğu olduğu için eski mektepte tam bir eğitim görememiş ve bir zenginin yanına hizmetkâr olarak verilmiştir. Hizmet ettiği efendisi, Rusça okuma-yazma bilen birisine ihtiyacı olduğu için Abdullah Kâdirî'yi Rus-Tüzem mektebine vermiştir. 1907- 1915 yılları arasında Türkistanlı tüccarların yanında kâtip olarak çalıştı. Bu arada devamlı oku yarak kendisini yetiştirdi. 1913 yılında çıkmaya başlayan Sadâ-yı Türkistan, Semerkand, Ayna gibi Türkistan'da neşredilen gazete ve dergileri oku yucu olarak yakından takip etti ve bir süre sonra kendisi de bu yayın organlarında çeşitli konularla ilgili yazılar kaleme almaya başladı. Mahmudhoca Behbûdî'nin 1913 yılında yayımlanan Pederküş piyesinden etkilenerek kendisi de 1915 yılında Baht sız Küyav piyesini yazdı. 1914 yılında Ahvâlimiz, Milletimge ve Toy gibi şiirleri yayımlandı. 1915- 1916 yıllarında Cüvanbaz ve Ulakda adlı hikâyeleri basıldı. Hâl tercümesinde verdiği bilgiye göre, 1917-1924 yılları arasında çeşitli Sovyet idarelerinde, gazete ve dergilerde çalıştı. Onun bu dev rede bilhassa Muştum dergisindeki faaliyeti ve hiciv eserleri önemlidir. 1925-1926 yıllarında, Moskova'daki Edebiyat Enstitüsü'nde okudu, devamlı eser yazmakla meşgul oldu.

Abdullah Kâdirî, Otken Künler adlı meşhur romanını da bu dönemde, 1925-1926 yıllarında üç bölüm halinde yayımladı. 1928 yılında, diğer meşhur romanı olan Mehrabdan Cayan yayımlandı. Her iki roman da kısa süre içersinde büyük şöhret kazandı. 1930'lu yıllarda bu romanlar tekrar yayımlandı. Ancak bu romanlar şöhretini artırdıkça Sovyet sistemi, yazarını bazen meslektaşlarının yardımlarıyla, bazen de başka yollarla sorgu ve işkencelere alarak yasaklar getirmeye ve tehdit etmeye başladı. Mahkeme karşısına çıkarılarak hapis cezasına çarptırıldı. Bu durum karşısında Kâdirî, mecburen Sovyet tarafına "geçmeye başladı" ve Sovyet ideologlarının direktiflerine uyarak bazı eserler de yazdı. Köyde sosyalizmin ve Sovyet sisteminin yarattığı yeni değerler hakkında veya Sovyet tenkitçilerinin "din ve reaksiyoner din adamlarının ipliğini pazara çıkarıcı" şeklinde değerlendirdikleri hicvî hikâyeleri bunlardandır. 1920'lerde yazdığı Cesaret Ayb Emes adlı makalesi, Kelvek Mahzumnın Hatıra Defterinden ve Taşpolat Tecen Nime Deydi gibi hicviyeleri ve 1934 yılında basılan Âbid Ketman adlı uzun hikayesi de aynı şekilde "ısmarlama" olarak değerlendirilen eserleridir. Bu eserler, muhteva bakımından "ısmarlama" olsa bile dil mükemmeliyeti ve sanat değeri yönünden önemlidir.

Kâdirî, yukarıda zikredilen iki romanını, 1920-1926 yılları arasında, yani nispeten serbest bir ortamda yazmıştır. Sonraki yıllarda devamlı surette askı altında yaşadı. Nihayet 31 Aralık 1937 tarihinde tutuklanarak hapse alındı ve "halk düşmanı" ilân edildi. Bir yıl kadar devam eden sorgulama ve işkencelerden sonra belli bir suçu olmadığı hâlde 4 Ekim 1938 günü akşamı gizlice Taşkent dışına çıkarılarak kendisi gibi birçok milli aydınla birlikte kurşuna dizildi. 1956 yılında Komünist Partisinin 20. Kurultayında, 1930'larda suçsuz oldukları halde öldürülenlerin aklanması yolunda bir karar alındı. Bu karardan sonra Kâdirî'nin eserleri yeniden yayımlandı. Önce Otken Künler romanı kısmen değiştirilerek 1958 yılında yayımlandı. Daha sonra Mehrabdan Cayan ve Âbid Ketman neşredildi. Hikayeleri ve hicviyeleri de Kiçik Eserler (1969) ve Gırvanlik Mallavay (1987) adlı eserlerde yeniden basıldı. Romanları, 1992 yılında, ilk orijinal baskıları dikkate alınarak tekrar yayımlandı. Otken Künler romanı, daha sonra Türkiye Türkçesine aktarılarak Türkiye'de de yayımlandı.

Abdullah Kâdirî'nin hayatı ve sanatı hakkında çok eser yazılmıştır. Aybek, İzzet Sultan ve Metyakub Koşcanov'un eserleri, Kâdirî hakkındaki hatıraları ihtiva etmektedir. 1990'larda çıkan Abdulla Kâdiriy Zamandaşları Hâtırasıda adlı kitap, oğlu Habibullah Kâdirî'nin yazdığı Atam Hakıda adlı eser ve Nebican Bâkî'nin devlet arşivindeki belgelere dayanarak hazırladığı Katlnâme adlı kitap, Kâdirî hakkında önemli kaynak eserler olarak değerlendirilebilir.

Bugün Kamalan mezarlığında sembolik bir kabri bulunan Kâdirî'nin yaşadığı evi de müze hâline getirilmiştir. Adı, çeşitli enstitü, yayın evi ve sokaklara verilmiştir. 1990 yılında, Kâdirî adına devlet ödülü ihdas edilmiş ve 1991 yılında, Ali Şîr Nevâî devlet ödülü, Abdullah Kâdirî'ye verilmiştir. 1994 yılında, doğumunun yüzüncü yıldönümü dolayısıyla törenler düzenlenen Kâdirî hakkında bir film hazırlanmış, eserleri yedi cilt hâlinde yayımlanmış ve bazı eserleri senaryolaştırılarak filme çekilmiştir.

Yazarın Otken Künler romanı, 19. Yüzyıl ortalarında Türkistan'da yaşanan hayatı ve bilhassa Hokand Hanı Hudayarhan dönemini hikâye etmektedir. Özbek millî aydınını temsil eden Atabek'in hayatını, aşkını ve çektiği sıkıntılarını sanatkârane bir şekilde anlatan eser, roman kahramanının sevgilisi Kümüş'ün ölümü ve Türkistan'ın Ruslar tarafından işgaliyle sona ermektedir. Mehrabdan Cayan romanında da Hokand hanlığındaki saray ve toplum hayatı, Enver ile Rânâ'nın aşkları çevresinde cereyan eden olaylar zinciri hâlinde hikâye edilmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 18 okur okudu.
  • 1 okur okuyacak.