Abdullah Muradoğlu

Abdullah Muradoğlu

Yazar
6.9/10
8 Kişi
·
16
Okunma
·
0
Beğeni
·
449
Gösterim
Adı:
Abdullah Muradoğlu
Unvan:
Gazeteci ve yazar
Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü mezunu. 15 yıldan uzun zamandır basın camiasının içinde yer aldı. 1997 yılından bu yana Yeni Şafak Gazetesi Haber Merkezi'nde özel haberler, dizi yazıları, araştırma yazıları, röportajlar, tarih sayfaları ve köşe yazıları yazdı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2004 Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri Röportaj Dalı'nda ödüle layık görüldü. Biyografi alanında dört kitap yayınladı. Sivil toplum kuruluşlarında çeşitli görevler üstlendi.
Garih konuşmasında Türkiye’nin enerji politikaları üzerinde duruyor, öte yandan da güncel bir konu olan AK-Parti ve Recep Tayyip Erdoğan hakkında bazı yorumlarda bulunuyordu. O günlerde Erdoğan’ın 7-8 yıl önce yaptığı bir konuşmanın video kasetleri yayımlanıyordu. Bazı gazeteler ve televizyonlarda kaset, Erdoğan’ın değişmediğini gösteren bir kanıt olarak sunuluyordu. Garih konuşmasından Genelkurmay Bşk. Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun Baku ziyareti, Türkiye’nin Orta Asya atağı ve son İran gerginliği ile ilgili bir soru üzerine, Hazar denizinin dünyada büyük enerji rezervleri bulunan ve üzerinde hukuki tartışmalar olan bir yer olduğunu kaydederek şunları söylemişti:

“Tabii Türkiye’nin de burada büyük çıkarları var. Türkiye’nin alacağı Türkmen gazı projesi bir yere bırakılsa bile Türkiye burada büyük bir aktör ve Azerbaycan’a destek veriyor. İran da Türk men gazını kendi ülkesi üzerinden geçmesini istiyor. İran’ın da bu büyük bir projesi. Tabii ki’gazın milliyeti yoktur. Boru hatları hemen hemen hazır. Hazar denizinde aslında zenginliklerin paylaşımı kavgası var.

İran için Türkiye Batıya açılan bir kapıdır. Gösteri yapan uçakların Türkiye tarafından bir gözdağı, düşmanlık olarak algılanmaması gerekir. Eğer algılanıyorsa da onların bir kötü niyeti var demek ki.

İran’ın kendi içinde problemleri var. Bunu mu unutturmak mı istiyor bilmiyorum. Aslında burada bir saman alevi var. Bu alev de Kıvrıkoğlu’nun Türkiye’ye dönüşü ile sönecektir. Neticede Baku-Ceyhan Boru Hattı 2005’de devreye girecek ve Türkiye’ye zenginlik getirecek.

AK Parti ile ilgili TV’lerde görüntüler ortaya çıktı. İnsanlar zamanla değişebilir. Eski düşünceyle yeni düşünce arasında Türkiye’de de bazı değişiklikler oldu. İnsanların düşünceleri günün şartlarına göre değişebilir. Ben gençliğinde çok koyu komünist olanların sonra çok koyu kapitalist olduklarını gördüm. Bir zamanlar dine, şeriate uygun devlet kurmak isteyenler bunun mümkün olmadığını görüp fikir değiştirmiş olabilirler. Değişmemişse de iyi olmaz diye düşünüyorum. Ben 1978’de İKV’de görev yapıyordum. O zamanki iktidarda bulunan Ecevit ile Erbakan’a Yunanistan ile beraber bizim müracaatta bulunmamız gerektiğini söylemiştim. Onlar kabul etmemişlerdi. Ama bugün durum ortada. Biz bugün, demokrasi, globalleşme diyoruz. Zihniyet değişmiştir diye ümit etmekteyim”

TV 8’de yaptığı konuşma, Garih’in kamuoyu önünde yaptığı son konuşma oldu.
1933’de Nazilerin iktidara gelmesinden sonra Almanya’dan Türkiye’ye kaçan musevi bilim adamlarından İstanbul Dişçilik Bölümünü kuran Dr.
Kantaroviç, Garih Merin sık sık konuğu oluyor.
Tarih kendini kusuyor

Garih Cinayeti sosyologlara, ilahiyatçılara, psikologlara, siyaset-bilimcilere ve tarihçilere araştırılması gereken pek çok bakir alan gösteriyor. Tarihin, bize ‘okutulanlardan’ ibaret olmadığını biliyorduk, ama bu kadarını da beklemiyorduk. Tarihin de bir sabrı var; günü geliyor, kendini bir biçimde kusuyor. Tarihi sadece resmi kaynaklardan okumanın yeterli olmadığını anlamak için Üzeyir Garih ya da bir başka insanın umulmadık yerlerde umulmadık şekilde ölmesini beklemek yerine, Türkiye’nin gizli tarihine el atmak daha doğru olmaz mı? Belki de toplumsal kurtuluşun formülü oradadır.

Toplumlar ya da bireyler -hoşumuza gitmese bile- kendi tarihlerini iyi okudukları takdirde hem bugünü doğru yorumlayacak hem de geleceğe daha sağlam adımlarla yürüyebilecekler. Dünde ne varsa bugünde de o var; çirkinlikler de güzellikler de, kötülükler de iyilikler de, düşmanlıklar da dostluklar da.. Üzeyir Garih Cinayeti’nin öğrettiği en iyi gerçek şu, “tarihimizden korkmayalım”, çünkü o bize ait.

Abdulah Muradoğlu

Ekim 2001

İstanbul
Eyüp’te ne arıyordu?

Ertesi gün herkes bu sorunun cevabını arıyordu. Musevi bir iş adamı Eyüp Mezarhğı’nda ne arıyordu? Alışılmadık, beklenmedik bir ölümdü; belki dünyada bir başka benzeri de yoktu. Üzeyir Garih’in seveni çoktu, doğal olarak düşmanı da. Ölüm tehditleri aldığı bilinen Garih, korumasız olarak neden Eyüp Mezarlığı’na gitmişti? Polis, Garih’in ,şoförünün izinli olduğunu ve mezarlığa muhtemelen yalnız gelmiş olabileceğini açıkladı. Öte yandan gazetelerde yer alan iddialara göre, Garih kaçırıldıktan sonra öldürülerek Fevzi Çakmak’ın mezarının yanına bırakılmıştı. Ya da kaçırılıp mezarlığa getirilerek orada infaz edilmişti. Çakmak hem Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları arasında olmakla Türk bağımsızlığını simgeliyor hem de dindar kişiliğiyle halkın saygı duyduğu tarihi bir kişilikti. 1950 Nisan’ındaki vefatında hükümetin milli yas ilan etmemesi üzerine dindarların başı çektiği kalabalıklar, cenazeyi omuzlarına alarak Eyüp Mezarlığı’na kadar taşımışlardı. Bu olay, kemalist çevreler tarafından irticanın gövde gösterisi olarak yorumlanmıştı. Çakmak’in ölümünden bir ay sonra yapılan gelen seçimlerde Demokrat Parti, CHP’ye fark atarak iktidara gelmişti. Kimi yorumlara göre Çakmak’ın vefatına gösterilen vefasızlık Cumhuriyet Halk Partisi’nin sonunu getirmişti.
Turancı Musevi kim?

Üzeyir Garih, önce İttihat ve Terakki’yi, daha sonra da Kuvayı Milliyecileri destekleyen, Ziya Gökalp’in yakın arkadaşı Moiz Kohen’in çizgisinin genel eğilimlerini yansıtan bir isim.
Garih’in labirenti

Türkiye Musevi işadamı Üzeyir Garih’in 25 Ağustos günü Eyüp Sultan Mezarlığı’nda bir Nakşibendi Şeyhi olan Küçük Hüseyin Efendi ile Kurtuluş Savaşı komutanlarından Mareşal Fevzi Çakmak’ın kabirlerinin yanı başında 11 yerinden bıçaklanarak öldürülmesiyle yakın tarihinin bilinmeyen gerçekleri de gün ışığına çıkmaya başladı.

Garih Cinayeti pek çok konuyu da yeniden tartışmaya açtı. Neredeyse Cumhuriyet ile aynı yaşta olan Garih, farklı kişiliği, açıklamaları ve ilginç yorumlarıyla, alışılagelen Musevi tipinin dışında kalan bir isim. Garih’in adeta bir labirente benzeyen, ancak kendi içinde de son derece tutarlı olduğu anlaşılan gizli dünyası bir bakıma Türkiye’nin toplumsal/kültürel dokusunun haritasını çiziyor.

Üzeyir Garih’in labirenti adeta yüz yıllık bir tarih galerisini andırıyor. 1900’lerin başında Bağdat’taki karışıklıklar nedeniyle Osmanlı başkenti İstanbul’a yerleşen bir musevi ailenin yüzyıl sonraki kişisi olan Üzeyir Garih, kaderin garip bir cilvesiyle Cumhuriyet döneminin en krizli en karışık döneminde yaşama veda etti dramatik bir biçimde.
14 Nisan 1950’de teşvikiye sağlık yurdunda vefat etti. Hükümet yas ilan etmediği gibi radyolarda oyun havaları çalmaya devam etti. Kurtuluş Savaşı komutanı Çakmak’a gösterilen vefasızlık halkı galeyana getirdi. Çakmak’ın Beyazıt Camii’de kılınan cenaze namazına neredeyse bütün İstanbul halkı ve üniversite gençliği katıldı. Hükümeti ve İnönü’yü protestoeden halk, Çakmak’ın cenazesini eller üstünde tekbirlerle Eyüp Mezarlığı’na götürdü.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Abdullah Muradoğlu
Unvan:
Gazeteci ve yazar
Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü mezunu. 15 yıldan uzun zamandır basın camiasının içinde yer aldı. 1997 yılından bu yana Yeni Şafak Gazetesi Haber Merkezi'nde özel haberler, dizi yazıları, araştırma yazıları, röportajlar, tarih sayfaları ve köşe yazıları yazdı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2004 Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri Röportaj Dalı'nda ödüle layık görüldü. Biyografi alanında dört kitap yayınladı. Sivil toplum kuruluşlarında çeşitli görevler üstlendi.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur okudu.
  • 8 okur okuyacak.