İki Köpek
Tutkunun köpekleri
“Tutkularımız üzerinde mutlak bir egemenliğimiz yoktur.” Spinoza bu önermesiyle ahlâkçılardan farkını da ortaya koymuş olur.
“Stoacılar duygularımızın mutlak biçimde bizim istencimize bağlı olduğunu ve onlara mutlak anlamda hâkim olabileceğimizi düşünüyorlardı. Ne var ki tutkuları bastırmanın ve yönetmenin öyle az buz bir deneyimle ve uğraşla olmayacağını kendi öğretileri değil de yaşam onlara gösterince onlar da bu gerçeği kabul etmek zorunda kaldı. Hafızam beni yanıltmıyorsa içlerinden biri düşüncesini biri evcil, diğeri avcı iki köpek üzerinden kanıtlamaya çalışmıştı; öyle ki, eğitimle evcil köpeği avlamaya alıştırmak, avcı köpeği de tavşan oeşinde koşturmaktan vazgeçirmek işten bile değilmiş. Bu düşünce Descartes’ın da epeyce işine yarayacaktı.”
Descartes’ın yeniden canlandıracağı Stoacı tasavvurda bilgelik, bir tür köpek tasması gibidir. Tutku bize dışsal bir güçmüş ve biz de istencimizin gücüyle onu eğitip evcilleştiriyormuşuz gibi…
Spinoza bu aşamayı da, zihnin beden ğzerindeki tüm eylemini reddettiği gibi reddeder. Tutku, dışsal bir nedenden belli bir biçimde etkilenmiş olan kendimden başka bir şey değildir; bundan kurtulmam demek, kendimi dönüştürmem, başka bir doğaya bürünmeden başka bir şey hâline gelmem demektir. Tıpkı kendi köpek doğalarını korumakla birlikte karakterlerini değiş tokuş eden şu köpekler gibi.
“O hâlde zihnin gücü sâdece zekâyla” -yani kendini beden uygulayan özgür bir istençle değil de sâdece anlama gücüyle- “belirlendiğine göre, herkesin deneyimlediğine, ancak iyi gözlemlemediğine ya da net şekilde görmediğine inandığım duyguların devasını yalnızca zihinsel bilgiyle bulabiliriz ve bu bilgiden zihinsel kutlulukla ilgili her şeyi çıkarabiliriz.”