Aylin Yıldız

Aylin Yıldız

YazarDerleyenÇevirmenEditör
8.2/10
1.063 Kişi
·
100
Okunma
·
0
Beğeni
·
791
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
151 syf.
·3 günde·10/10 puan
Yaklaşık 3 yıl önce okuduğum bir kitaptı. Tekrar okuma şansı buldum. Ne kadar okursam bir o kadar daha okuyasım gelir. Okumaktan asla bıkmayacağım bir kitap. Bu kitaba yaş sınırı koyamıyorsunuz. 8 yaşındaki birinin de 80 yaşındaki birinin de okuyabileceği bir kitap. Dünyanın durumu, insanların dünya telaşı muazzam bir dilde eleştirilmiş. Sade bir dili var ve düşündürücü. Belki bir şeyleri yeniden sorgulayabilmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Meşgul olduğumuz, vakit harcadığımız onca şey ve kişiyi bir süzgeçten geçirip ona göre bir yol çizebilmemiz konusunda yanımızda bir destek olan bir kitap bence.

Normalde kitap incelemesi yazmam ve pek de yazabileceğimi düşünmüyordum. Profesyonel değilim, cümle kuruşlarımda hatalar da vardır muhakkak. Fakat bu kitap ile inceleme yazmaya başlamak istedim çünkü bu kitap incelemeyi hak eden bir kitap. Yazmasaydım saygısızlık etmiş olurdum diye düşündüm.

Bu incelemem sayesinde bu kitabı okumayanlar da okur belki. Çok güzel şeyler katıyor insana. Ayrıca yazarın kullandığı dil sade ve anlaşılır. Genelde çocuk kitabı zannedilse de özellikle büyükler okumalı diye düşünüyorum.
149 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Beyaz Zambaklar Ülkesi derken Finlandiya’dan bahseden ve okurken böyle bir şey gerçekten olabilir mi dedirten bir Petrov kitabı. Kitapta farklı örnekler ile kalkınmanın nasıl mümkün olduğu anlatılmaya çalışılmış; imkansızlıklar ve engelleri aşmanın yolları gösterilmiştir. “Bir millet nasılsa, devlet adamları da onun gibidir.” derken halkın bir kesimi aynı kalırken diğer kesimin bilinçlenmesinin bir işe yaramayacağını, zaten bu kıvılcımların giderek alevlendiğini ve bu alevlerin başkalarını yakmasının aslında ne kadar kolay olabileceği anlatılmıştır. Benim en çok hoşuma giden şey, Snellman’nın bir bataklık ülkesini nasıl beyaz zambaklar ülkesine evrildiğinin gözle görülebilir bir şekilde bize yansıtılması oldu.

Kitabın sonunda anlatılan hikayede iyi ruh ve kötü ruh arasındaki tartışmada kötülüğün kısa süreli kazanmasının iyiliğin ışığını asla bastıramayacağını ve umudu yansıtıyor. Hani diyor ya Petrov, “Kurumuş nehirler de böyledir, uzun süre susuz olsalar da, nehir diye anılmaktadırlar. Bizim kuru insanlarımız da bu nehirlere benzerler.” En kötü durumda bile, her şeyin en yıkık olduğu zamanda bile, insanların en bencil olduğu anda bile umut vardır...
Keyifli okumalar dilerim :)
143 syf.
Gogol, kısa öyküleri ile Rus ve dünya edebiyatına yön veren bir yazar. Palto hikayesi bunun en büyük kanıtı. Bu eser ise içinde barındırdığı trajikomik ögeler, olağanüstü durum ve olaylar içermesi münasebetiyle hem eğlendirici hem düşündürücü bir yapıya sahip. Hayvanların dilinden anlayan, kendini Ispanya kralı sanan bir deli ve yazdigi akıllıca şeylerle okuyucunun damağında kesinlikle Antep baklavası tadı bırakıyor. Ben okurken keyf aldım, okumak isteyen ve kararsız olanlar için de acilen karar vermelerinin kişisel çıkarlarına uyacagini şimdiden garanti ederim. 10 üzerinden 9 puan verip uğurluyor ileriki turlarda aramizda olacağından şüphemiz olmadığını noter huzurunda beyan ediyoruz. İyi okumalar :)
412 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
(İlk kimin aklına " hadi kitabın adını AŞK VE GURUR yapalım" fikri geldi? neden?)

Şunu belirtmeliyim ki, kitapta bol miktarda "kibar ve samimi, saygı ve yergi dolu hakaret cümleleri" var, o kadar içtenlikle ve safça hakaret ediyor ki insanlar karşı tarafa, doğallıklarına epey güldüm.

Geçmiş zaman, abartılı tavırlar, günümüz dünyasının pek de değişmeyen insani eksikliklerini barındıran karakterler...

Elizabeth, kendinin ve etrafının farkında oluş yolculuğunun diğer insanlara da ışık tutmasını dilerim.

Jane Austen'in bu karakterleri, bu dünyayı, bu olayları nereden beslenerek yazdığını oturup benimle paylaşmasını isterdim. Kitabı yazdığı sırada bana şöyle diyebilirdi (düşümde); Şu Jane varya, komşumuzun kızı gibiydi aynı. Peki Sir William'a ne dersin? Kasabamızın sütçüsünün tıpkısının aynısıdır kendileri..."

Gözlemler, fark edişler, iç hesaplaşmalar, düşünmeyi öğrenme durumu... İyiydi.
386 syf.
Kitap, Bay Lockwood ismindeki bir adamın Grange adı verilen bir yeri bir yıllığına kiralayıp oraya yerleşmesiyle başlıyor. Bay Lockwood, oturduğu evden epey uzakta olan, ancak yürüyerek gidilebilen tepede bulunan, Uğultulu Tepeler adı verilen, ev sahibinin oturduğu eve ziyarete gitmeyi alışkanlık haline getiriyor. Fazla spoi vermeyeceğim. Bunlar sadece kitabın başlangıcı olduğu için rahatlıkla yazabiliyorum. Bay Lockwood, Uğultulu Tepeler'de ev sahibi ve diğer ev halkı tarafından hiç istenmemesine rağmen gitmeye devam ediyor ve bir gece yoğun kar yağışı nedeniyle, emirvaki yaparak yatıya kalıyor. Kendisine yatacak bir yer gösterilmemesi üzerine boş bulduğu bir odada yatıyor ve gerçek mi, kâbus mu olduğunu anlayamadığı gördüklerinden sonra, korkuyla evden ayrılıyor. Bir yandan da evde olanları merak ediyor ve daha önce o evde çalışan, şuan kendisinin evinde çalışan Nelly'den o evle, orada yaşayanlarla ilgili her şeyi öğrenmek istiyor ve kitap da tam olarak burada başlıyor. Nelly, Uğultulu Tepeler ile ilgili tüm sırları teker teker masal tadında anlatıyor. Şuan ki evin sahibi Heathcliff, onun yanında yaşayan ve kim olduklarını bilmediği Hareton, Joseph ve kendisine çok kötü davrandığı halde ilgi duymaya başladığı Cathy ile ilgili tüm gerçekleri öğreniyor. Kitap, ilk başlarda yani Bay Lockwood, Nelly'den bildiklerini anlatmasını isteyene kadar, çok sıkıcı ilerliyor. Adamın neden ısrarla istenmediği ve zaman zaman kapıda bırakıldığı, hatta çok kötü davranıldığı halde oraya gitmeye devam ettiğine bir anlam veremiyorsunuz. Oradaki insanları ilginç ve çok tuhaf bulduğu açıkça belirtildiği halde, bu durum geçerli bir neden gibi görünmüyor ve bu biraz saçma gelebiliyor. Ama Nelly Uğultulu Tepeler ili ilgili her şeyi anlatmaya başladığında bu düşünceyi unutuveriyorsunuz. Genel anlamda güzel bir kitaptı. Bir olumsuz taraf da baskıdan kaynaklı. Hiç ara verilmeden, uzun paragraflarla yazılmış ve bölümlere ayrılmış bir kitap olmaması nedeniyle mola verecek bir yer bulmak güçleşiyor. Bir sayfayı okuma süresi, normal bir kitapta iki ya da iki buçuk sayfayı okuma süresi ile eş değer diyebilirim. Bunun dışında kurgusu, anlatım tarzı ve olay döngüsü gayet başarılıydı. Mekân tarifleri de çok iyi yapılmıştı ve okurken gözlerinizde rahatlıkla canlandırabiliyorsunuz. Kişi özellikleri ise o kadar başarılı anlatılmış ki, fiziksel özelliklerini belirtmemiş olsaydı bile eminim ki fiziksel bir objeye rahatlıkla büründürebilirdik.
143 syf.
Selamün aleyküm :)
Dostoyevski'nin " Hepimiz Gogol'un Palto'sundan çıktık" diyerek yücelttiği Nikolay Gogol'un BİR DELİNİN HATIRA DEFTERİ kitabından bahsetmek istiyorum. Kitaptaki öyküler geneli komedi unsurları eklenerek anlatılmış. Zaman zaman gülümsememize, hüzünlenmemize neden olacak öyküler mevcut. Aşkından deliliğe savrulan bir adam, toplumun görmezden geldiği aşağılanmış bir kâtip... Ne kadar trajikomik bir şekilde yazılmış olsada öykülerin altında çok büyük bir dram yattığı açık bir şekilde belli. Nikolay Gogol muhtemelen yalnızlığını, yaşadığı ruhsal bozuklukların verdiği çaresizliği en güzel bu şekilde anlatabilirdi. Neşeli bir anlatım altında hüzün dolu bir yazı...
Kitapta yazılan bir paragrafı paylaşarak veda etmek istiyorum. İyi okumalar :)
"Ama ne derseniz deyin, bazı noktalar... Öyle ya, hangi işin şaşırtıcı bir tarafı yok ki! Yine de insan, biraz düşününce bu öyküde bir şeyler bulmuyor mu?
Ne derlerse desinler, yeryüzünde bu türlü olaylar oluyor; binde bir ama oluyor..!"(syf 82)
143 syf.
·11 günde·7/10 puan
Bu kitabı okurken "hepimiz gogolun paltosundan çıktık "sözünden ötürü çok büyük bir merakla başlamıştım ..açıkçası burun, fayton ve bir delinin hatıra defteri öykülerini bayılarak okuduğumu soyleyemeyecegim ancak Palto'yu gerçekten çok beğendim ve içim acıya acıya okudum..bütün öykülerin özü bürokrasinin ve burjuvazinin eleştirisine dayanıyor olsa da bunu en ağır şekliyle Palto'da işlemiş yazar ..sizlere tavsiyem özellikle "burun" kısmını okurken saçmalıklar silsilesine yeter deyip de kitabı yarım bırakmayın ..bilemiyorum bazi şeyler o kadar sembolik olarak kurgulanmış ki öyle sanıyorum yazar bizim hayal gücümüzü zorlamaya çalışmış olabilir. ."Fayton" biraz beklenmedik bir şekilde bitmiş olmakla beraber " bir delinin hatıra defterinde" baş karakterin yaşadığı şeylerin etkisiyle köpeklerin birbirine yazdığı mektupları okuması sizi kendi aklınızdan şüpheye düşürebilir .. Gelgelelim "Palto" daha gerçekçi daha olası şeylerle kurgulanmış -her ne kadar sonu öyle olmasa da- daha inanılır geliyor ve mesaj daha belirgin...keyifli okumalar dilerim
149 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Kaçırılan yaşamı, ufak dokunuşların sadece bir kişiyi değil ülkeleri milletleri etkilediğini anlatan efsane bir kitap. Okurken yer yer “ evet ben de bir şeyleri değiştireceğim “ dediğiniz bir çok nokta oluyor. Fin haklının ayağa kalkma mücadelesini konu alan bu kitabı şiddetle tavsiye ediyorum.
386 syf.
·6 günde·7/10 puan
Okuduğum en kasvetli havası olan kitaplardan biriydi. Zaman zaman kitapta o evin sıcaklığını, hüznünü hissetmiş olsanız da çoğu zaman bir neslin nefretine, intikamına ve aşkına çok yakından tanık oluyorsunuz. (Neredeyse karakterlerin hepsi ruh hastası!! Tabi isim vermeyeceğim ama bir- iki kişi hariç bence :) )
Tabi kitapta işlenen başka duygular da var. Mesela dostluk(!), sadakat, iyilik(!)... ( Her duyguya değinmiş yazar.)
Kitapta geçen "aşkın" aşk olmaktan çok uzak olduğunu hatta tam bir saplantı olduğunu düşünüyorum. Hangi karakter olursa olsun (Edgar da dahil) kesinlikle o şekilde sevilmek istemezdim :)
Bay Heatcliff, aslında  bizim de sıkça gördüğümüz ,hissettiğimiz duyguları hissediyor. Çoğu zaman ona kızsam da hak vermiyor değilim. (Karakterlere pek değinmek istemiyorum okuma heyecanınızın kaçmaması için).
Karakterler çoğu zaman karışabiliyor. Ara sıra geçmiş sayfalara dönüp "bu kimdi ya?" Dediğim oldu. Ancak bir kilit nokta var. Oraya geldikten sonra geçmiş sayfalara dönmenize gerek kalmadan, karakterleri karıştırmayacak biçimde okumaya devam edebiliyorsunuz.
Kısaca bir (çok) aşkın nasıl nefretle kavrularak saplatınya ve intikam planlarına dönüştüğünü görüyorsunuz.
Kitabı bitirince sanki uzun bir koşudan dönmüşçesine mental olarak yorgun hissettim ama buna değdi.. :)
420 syf.
·7/10 puan
Farklılıkları en açık şekilde ortaya koyan ve bir çok tartışmaya pay çıkaran bir kitap.Âşkın en acı hali,yanlışlıkların ve hataların sebebiyet verdiği masum hayatlar.En acısıda gerçekleşmeyen hayaller ve son bulan hayatlar..
Ama sonu tebessüm ettirdi...
Uğultulu Tepeler Emily Brontë

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 100 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 22 okur okuyacak.