Ayşe Selen

Ayşe Selen

Çevirmen
7.6/10
35 Kişi
·
131
Okunma
·
0
Beğeni
·
25
Gösterim
Adı:
Ayşe Selen
Unvan:
Çevirmen, Akademisyen, Oyuncu
Doğum:
Ankara, Türkiye, 28 Temmuz 1955
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 30 Aralık 2017
Ayşe Selen, 1973 yılında İstanbul Avusturya Kız Lisesi'ni bitirdikten sonra, 1982'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nden mezun oldu. 1982'de lisansını “Peter Stein ve Schaubühne am Halleschen Ufer’de Türkçe Tiyatro” ile, 1985 yılında yüksek lisansını “Geleneksel Türlerin Türkiye’deki Kabare Tiyatrosuna Etkisi” adlı çalışmasıyla ve 1989'da da doktorasını “G. E. Lessing ve Üç Oyunu Üzerine Göstergebilimsel Bir Çalışma” ile tamamladı.

Sanat yaşamına tiyatro oyunculuğu ile başladı. Daha sonra birçok sinema filmi ve dizide rol aldı. Çocuk tiyatrosu üzerine önemli çalışmaları bulunmaktadır.

1988 yılında oyuncu Şehsuvar Aktaş ile evlendi. 2000 yılında eşiyle birlikte Tiyatrotem'i kurdular. Sanatçı, akciğer kanseri nedeniyle 30 Aralık 2017 tarihinde 62 yaşında yaşamını yitirdi. Cenazesi Feriköy Mezarlığı'na defnedildi.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
131 syf.
·1 günde·8/10
öncelikle şunu söyleyeyim. kitap çocukluğunda ve sonrasındaki 2.dünya savaşı yıllarında sırf yahudi olduğu için türlü acılar çekmiş,götürüldüğü Auschwitz kampından sağ olarak kurtulmayı başarabilmiş bir kişinin, (büyük ihtimalle yazarın kendisi)geçmişe dönük anılarını ve kendi iç dünyasındaki hesaplaşmayı anlatıyor.bir bakıma özellikle Auschwitz ve diğer kamplarda yaşayıp ta acı çeken,savaştan ve bu kamplardan sağ kurtulan Yahudilerin,savaş sonrasındaki yıllarda bile hala bitmeyen kendi iç dünyalarındaki korkularını da bize yansıtıyor. bir yandan da bütün bu yaşananlara kayıtsız kalmaya çalışan o dönemdeki bazı insanlara da haklı olarak sitemler ediliyor.kitaptaki kişinin, korku ve tasaları o kadar had safhalara ulaşıyor ki,aile ve sosyal yaşamında uymsuzluklar olduğu,bu durumdan da zararlar gördüğünü öğreniyoruz.kitap, okurken,uzun cümleler ve parağraflarıyla başlarda biraz okuyucunun sıkılmasına sebep olsa da ilerleyen sayfalarda akıcı olarak devam etmektedir.yani okurken başlarda biraz sabır gerekiyor.
64 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kral Übü ile tanışmam, Slavoj Zizek’in Ahir Zamanlarında Yaşarken’ isimli mukaddes eserinin üç yüz doksan dördüncü sayfasına rastlar.

“İktidarın mevcut “Übüizmi” – Faucault bu terimi çökmekte olan iktidarın müstehcen/ çılgın hâkimiyetini tanımlamak üzere Alfred Jarry’nin Kral Übü’süne atıfla türetmiştir- yirminci yüzyılın iki “totalitarizmi” olan ve iktidarın zirvesindekilerin dokunulmaz bir haysiyeti olduğunu savunan Faşizm ile Stalinizmin tam zıddıdır. Kafayı zevahiri kurtarmaya takmış Stanilist bir rejimde birinin kalkıp da Önder’le dalga geçebileceğini ya da Önder’in kendisiyle, kendi büyük misyonuyla alay edebileceğini düşünmek mümkün değildir – şayet böyle bir şey olursa bu bir felaket sayılır ve panik baş gösterir. Bugünkü “Übüistleşmiş” siyasette ise imkânsız olan mümkün hale gelmektedir; iktidardakiler kendileriyle devamlı dalga geçmekte ve iktidar da tıkır tıkır işlemeye devam etmektedir.”

Zizek’in yüzlerce vurucu ifadesinden yalnızca biri olan bu paragrafı okuyan ben, elbet Übü Baba’nın ellerinden öpmek üzere yola çıkacaktım. Kavuşmamız çok uzun sürmedi haliyle, dün gece uyumadan evvel ellerim ile gözlerim arasına sıkıştırdım ‘yeşil mumumu diktiğiminin’ Übü Babasını. Gerçeğin şeklini sıvayıp şemalini bozan, onu yeniden absürd bir temelin üzerine inşa eden Jarry’nin bir avangart olarak yeryüzü sahnesine çıktığında sadece ON BEŞ yaşında olması hayretlerimin dahi tutulmasına vesile olmuştur. Gerçeküstücü ve saçma tiyatrosunun kurucusu olan bu ‘gödeliğimin ucu’ şahsiyetin kendi deyimiyle tanımlayacak olursak, “Her şeyi bayağılığın en dibine çeken iğrenç bir yaratık” tır Übü Baba. Zamanla yarattığı hayaletin elbisesini istemeden de olsa giyinmeye koyulan yazarın sonu, rezilliğine ve ikiyüzlülüğüne daha fazla dayanamadığı yaşamın kolları arasında erken yaşta can vermek olmuştur.
Ne diyor kitabın önsözünde, “İnsanlığın başına geçmiş olan burjuvazinin evrensel budalalığını, açgözlülüğünü, utanmazlığını ve canavarlığını” taşlayan… Bir baba haşlama tiyatro oyunu! Şu naif, şu güzelim ve sular gibi berrak alıntıyla sözlerimi noktalamak isterim.

Übü Baba "......Benim de herkesinki gibi bir götüm yok mu?"

Übü Ana "Senin yerinde olsam, bu götü bir tahtın üstüne oturtturmak isterim. Zenginliklerini sonsuza dek artırabilir, çok sık kol gibi sosis yiyebilir ve bir saltanat arabasıyla sokaklarda dolaşabilirdin."
528 syf.
·7 günde·6/10
940-41 yıllarında yazılmış ve genelde iyi bilinen oyunlara yer verilmiş. Çeviriler Ayşe Selen, Ahmet Cemal, Özdemir Nutku ve Yılmaz Onay tarafından yapılmış.

Cesaret Ana ve Çocukları Brecht'in en iyi bilinen ve belki en sık sergilenen oyunlarından biri ve onun anti-militarist yanını en iyi kullandığı metni denebilir. Avrupa'da temelde Katolik-Protestan çatışması olarak gösterilmiş ama arkasında hükümranlık mücadelesi de olan savaşlar sırasında geçen oyunda geçimini derme çatma arabasıyla cephede dolaşarak askerlere malzeme satarak sağlayan Anna Fierling ya da Cesaret Ana'nın öyküsü anlatılıyor. Savaşı hep bir fırsat olarak gören, barış dönemlerinde geçimini sağlamakta zorlanan Cesaret Ana, ilk darbeyi oğlu Eilif'in zorla askere alınmasıyla alır. Aradan geçen yıllarda oğluna rastlar, tutsak düşer, kızını ve arabasını kurtarır ama diğer oğlu alay kasasını çaldığı gerekçesiyle kurşuna dizilir. Eilif de yağmacılıktan mahkum olur. Kızıyla yalnız kalan Cesaret Ana zorlansa da perişan bir şekilde ilerleyen orduların yanında ticaretine devam etmektedir. Sounda kızını da kaybeden Cesaret Ana, yaşadıklarından hiç ders almadan arabasını kendi gücüyle çekerek orduların peşine takılıp gider.

Brecht bu oyunda seyircinin oyundaki karakterle özdeşleşmesini engelleyen, şarkılarla ve kullanılan dekorlarla her an izlediğinin bir oyun olduğunu anımsamasına yardım eden, birbirinden bağımsız sahneleri kullanarak oyun akışını klasik dramatik akıştan uzaklaştıran ve anlatılan olay üzerinde düşünmesini sağlayan Epik Tiyatro tekniklerini yoğun olarak kullanmıştır. Ancak bu yöntemin amaçlarına uygun olarak seyircinin Cesaret Ana'ya sempati duymaması ve onun hatalarını ve yanlış kararlarını eleştirebilmesi gerektiği halde bunun gerçekleştiği söylenemez. Brecht'in yaşadığı dönemde bu tür gözlemler yapılmış, aradan geçen zamanda da epik öğelerin amacına ulaştığına pek rastlanmamış. Brecht kendi gözlemleri ışığında 1949'da oyunda değişiklikler yaparak Cesaret Ana'yı daha az sempati duyulabilecek bir karakter haline getirmeye çalışmış ama bunun seyircinin tepkilerinde bir değişiklik yarattığı gözlenememiş. Seyirci hala Cesaret Ana'nın çektiklerini göz önüne alarak ona karşı acıma ve sempati duymaktadır.

Lukullus'un Sorgulanması, 1940 yılında bir radyo oyunu olarak yazılmış, daha sonra 1951'de değiştirilmiş bir sahne metni ve bir opera metni haline getirilmiş. Milattan önce 1, yüzyılda Roma'nın Konsüllükle yönetildiği dönemde Başkomutanlığı alan Lucullus Anadolu topraklarından Kafkasla\a kadar bir çok krallığı fethetmiş ve muzaffer bir komutan olarak Roma'da toprağa verilmiştir. Oyunda Lucullus Ölüler Mahkemesi Yargıçları tarafından yargılanır ve savaşlarından etkilenenlerin de tanıklığıyla hakkında karar verilmesi beklenir. Oyunda Nazi Almanyası'na bir çok referans var.

Sezuan'ın İyi İnsanı, Brecht'in öğreti oyunlarından (lehrstück) biri. 1920'lerde ilk kez tasarladığı bu oyunu 1941 yılında Finlandiya'da sürgündeyken tamamlamış ve oyun ilk kez 1943'te İsviçre'de sahnelenmiş. Çin'de Sezuan kasabasına gelen üç Tanrı iyi bir insan aramaktadırlar, rastladıkları bir sucunun tavsiyesiyle Shen Te ile tanışırlar ve iyi bir insan olduğu için ona bir miktar para verirler. Shen Te daha önce fahişelik yaparak hayatını kazanırken eline geçen parayla küçük bir tütün dükkanını satın alır. Bir yandan da çevresindeki herkese yardım eder, ama bu başına iş açacaktır. Sekiz kişilik bir aile ona sığınıp dükkanda kalmaya başlar, ona aşık olan işsiz bir pilota yardım etmek için para verir, bu sefer kendi borcunu ödeyemeyeceği için dükkanın elinden gitmesi söz konusu olur, pilot beklediği parayı alamayınca evlenmekten vazgeçer ve buna benzer bir sürü olay sonucu insanlara yardım etmeyi düstur edinen 'iyi' bir kişinin başına neler gelebileceği arka arkaya gelen tablolarla seyirciye gösterilir. Shen Te bütün bunlarla başa çıkamayınca çok sert bir adam olrak tarif ettiği bir 'kuzen' yaratır. Shui Ta kılığına giren Shen Te adeta kişilik değiştirerek daha önce çözüm bulamadığı konuları halletmeye başlar. Sonunda sadece kuzen etrafta görünmeye başlayınca onun Shen Te'yi öldürüp gömdüğü söylentisi çıkar, bunun üzerine Shen Te maskesini çıkararak kendini gösterir. Çeşitli şarkılar ve epik mekanizmalarla kötü bir toplumda iyi insanlar olup olamayacağı sorgulanır.

Sezuan'ın İyi İnsanı, Brecht'in oldukça yoğun mizah öğeleri kullandığı bir oyun olarak ön plana çıkıyor.

Puntila Ağa ve Uşağı Matti, yine Brecht'in Finlandiya sürgünü sırasında tamamlanan ve bir halk oyunu olarak adlandırılan bir oyun. Brecht'in Fin yazar Hella Wuolijoki'yle birlikte yazdığı bu oyun yine bir komedi ve sarhoşken son derece iyi bir insan olan toprak ağası Puntila'yı anlatıyor. Oyun ilk sahnelendiğinde aldığı en büyük eleştiri toprak ağasının fazla sempatik gösterilmesiymiş.

Brecht efendiyle uşak arasındaki diyalektiği ve sınıf uzlaşmazlığını anlatmaya çalışmış ama diğer oyunlarının aksine oldukça yumuşak bir eleştiri getirmiş. Bu nedenle oyunun sahneye konması sırasında dikkat edilmezse eleştirel öğelerden soyutlanmış basit bir komedi olma tehlikesi de her an var gibi. Doğrusu benim için Brecht deyince ilk akla gelecek oyunlardan biri olmayacağı kesin.

500 sayfa üzerindeki bu 6. cildi özellikle buradaki 4 oyundan birini sahneye koymayı düşünen tiyatro toplulukları için önemli bir referans kaynağı olarak tavsiye ederim.
64 syf.
Polonya kralına bağlı süvari birliğinin başında olan Übü, Kral'ın onu "Kont" unvanına layık görmesinden sonra, Übü Ana'nın kışkırtmasıyla, kralı ve çocuklarını katlederek tacı ele geçirir. Kralın geriye kalan tek oğlu, hanedanın hayaletleri huzurunda babasının intikamını almaya ant içer. Übü, tahta oturmasının ardından, bir yandan halka sandık sandık altın ve et dağıtırken, diğer yandan vergileri artırır. Soyluları, maliyecileri, yargıçları ve bürokratları ölüm çukuruna attırarak bütün servetlerine el koyar. Arkasından yasa koymaya girişir ve köylülerden bizzat vergi tahsil etmeye başlar. Zorbalıkları karşısında köylüler kralın hayatta kalan intikamcı oğlunu desteklemeye karar verirler. Rus çarı da Übü'ye karşı ayaklananları destekleyince savaş başlar.

Kukla tiyatrosu için yazılmış doğaçlamaya uygun bir oyun.

Kral Übü insanlığın başına geçmiş olan burjuvazinin evrensel budalalığını, akıl almaz açgözlülüğünü, korkunç zorbalığını, canavarlığını olağanüstü bir başarıyla yansıtmış yazar.

Fransa'da ilk gösterimi 1896 yılında yapılan Kral Übü,ilk sahnelendiği dönemden bugüne,izleyiciden skandal ve rezaket hislerinden tutun da hayranlık uyandıran öncü bir oyun değerlendirmelerine kadar varan farklı ve zengin tepkiler almış bir oyun....

Üzbik Baba ile 1989 Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri'nde en iyi erkek oyuncu ödülünü kazanmış Genco Erkal...

Secdeyle uyuturlar,übüler olunca iktidar!
Renan Bilek
624 syf.
·7 günde·4/10
Brecht'in Bütün Oyunları dizisinin 3. cildi yazarın 1929-1935 yılları arasında yazdığı oyunlara ayrılmış ve ağırlıklı olarak "lehrstücke" yani "öğrenme oyunları"nı kapsıyor. Brecht'in bu döneminde ortaya attığı bu form temelde oyuncu ve seyirci ayrımını kaldıran, toplum için önemli sorunların tartışılmasına olanak veren bir tiyatro yöntemi olarak literatüre girmiş.

Tabii ki bu dönemde Brecht hem kendi Marksist anlayışına uygun oyunlar sergileme hem de (daha önce operaya yaklaşımı ve Epik Tiyatro oğelerini oyunlarına koyması gibi) alternatif bir tiyatro oluşturma çabası içindedir, bir yandan yükselmekte olan Nasyonal Sosyalizmin ayak sesleri duyulmaktadır. Bu atmosfer içinde Brecht'in yaklaşımını anlamak mümkün, hem de deneysel yeni bir tarz olarak lehrstücke'lerin getirdikleri yadsınamaz, ama açık söylemek gerekirse benim için fazla doktriner olan bu tür bir tiyatroya bu günün anlayışıyla çok sıcak bakmam mümkün olmuyor. Belki bu oyunlar arasında en ayrıntılı işlenmiş olan Ana (Gorki'nin romanından uyarlanmış) aynı zamanda neredeyse kaba bir Marksizm propagandası olması nedeniyle bana en itici gelen eser oldu. Diğer lehrstücke'ler (Evet Diyen, Hayır Diyen ya da Önlem) felsefi içerikleriyle yine de ilginç oyun parçaları olarak okunabiliyor.

Kısacası benim için Brecht'in bu dönemi daha az zevk aldığım metinlerden oluşuyor, ama tiyatro tarihinin bu dönemini ve bu dönemdeki deneysel teknikleri incelemek isteyenler için yine - oyunların çeşitli versiyonları, ayrıntılı notlar ve tartışmalarıyla - önemli bir kaynak oluşturuyor bu 3. cilt.
Yarım bıraktım, iki ayrı şövalyelik oyunu kitapta mevcut. Bu oyunları okuyup beğenen arkadaşlarımzın pozitif yorumlarını da görmek isterim açıkçası.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ayşe Selen
Unvan:
Çevirmen, Akademisyen, Oyuncu
Doğum:
Ankara, Türkiye, 28 Temmuz 1955
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 30 Aralık 2017
Ayşe Selen, 1973 yılında İstanbul Avusturya Kız Lisesi'ni bitirdikten sonra, 1982'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nden mezun oldu. 1982'de lisansını “Peter Stein ve Schaubühne am Halleschen Ufer’de Türkçe Tiyatro” ile, 1985 yılında yüksek lisansını “Geleneksel Türlerin Türkiye’deki Kabare Tiyatrosuna Etkisi” adlı çalışmasıyla ve 1989'da da doktorasını “G. E. Lessing ve Üç Oyunu Üzerine Göstergebilimsel Bir Çalışma” ile tamamladı.

Sanat yaşamına tiyatro oyunculuğu ile başladı. Daha sonra birçok sinema filmi ve dizide rol aldı. Çocuk tiyatrosu üzerine önemli çalışmaları bulunmaktadır.

1988 yılında oyuncu Şehsuvar Aktaş ile evlendi. 2000 yılında eşiyle birlikte Tiyatrotem'i kurdular. Sanatçı, akciğer kanseri nedeniyle 30 Aralık 2017 tarihinde 62 yaşında yaşamını yitirdi. Cenazesi Feriköy Mezarlığı'na defnedildi.

Yazar istatistikleri

  • 131 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 98 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.