Beynun Akyavaş

Beynun Akyavaş

YazarÇevirmen
10.0/10
1 Kişi
·
3
Okunma
·
1
Beğeni
·
209
Gösterim
Lala Mareşal, Kralımızın güzelliğine ne dersiniz diye sordu. Maşallah, Hak Teâlâ kötü nazardan saklasın dedik. Henüz on bir yaşında dört aylıktır diye devam etti. Boyu bosu yerinde değil midir? Bilhassa saçları takma değildir diyerek Kralı tutup arkasını çevirdi. Biz de o sümbül saçları elimizi sürüp okşadık. Hakikaten sırma teli gibi düz ve beline kadar uzundu. Sonra yürüyüşü de güzeldir, şöyle bir yürüyünüz görsünler dedi. Kral da divanhanenin ortasına kadar keklik gibi gidip döndü. Süratli hareket ile koştuğunuzu da görsünler dedi. Kral da divanhanenin ortasına kadar seğirtip döndü. Mareşal beğendiniz mi diye sordu. Biz de Fetebârek' Allahü Ahsenül-Hâlikîn diye cevap verdik.
Fransa'da erkekler kadınlara çok itibar ettikleri için kadınlar akıllarına eseni yaparlar ve canlarının istediği yere giderler. En yüksek bir beyzade en alçak seviyedeki bir kadına haddinden fazla riayet ve hürmet eder. Avratların sözü geçer, hatta Fransa avratların cennetidir, zira hiç zahmet ve meşakkatleri yoktur, istedikleri her ne ise hemen yerine getirilir deyu söylerler.
Yine erkekler ve kadınlar kimi seyir için akın akın gelip meclisimizi doldururlardı. Bilhassa nasıl yemek yediğimizi ziyade görmek isterlerdi. Filan kimsenin kızı ve filan kimsenin karısı yemek yediğinize bakmaya izninizi rica ederler diye haberler gelir, kimini defedemeyip naçar ruhsat verirdik. Perhizleri vaktine tesadüf ettiği için kendileri yemez, sofranın etrafını çevirip seyrederlerdi. Alışık olduğumuz bir hâl olmadığından bize ziyade sıkıntı verirdi. Hatır için sabrederdik. Onlar ise yemek seyrine alışmışlar. Faraza Kralın nasıl yemek yediğini seyre talip olanlara izin vermek adetleriymiş. Daha da garibi şu ki: Kral yatağından nasıl kalkar ve nasıl giyinir seyretmeye giderlermiş. Bundan dolayı bize de bu türlü teklifler yaparak canımızı sıktılardı.
Şehrin haneleri dörder beşer kat olup pencereleri sokağa nazırdır. Her pencereye kadın, erkek, çoluk çocuk tıklım tıkış doluşmuştu. Osmanlı gördükleri olmadığından acep nasıl ademlerdir deyu görmeye talip olmuşlardı.
Erdi Öztürk
Erdi Öztürk Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin Fransa Sefaretnamesi'ni inceledi.
155 syf.
·1 günde·10/10
1720-1721 yıllarında Osmanlı elçisi olarak Fransa'ya giden Yirmisekiz Çelebi Mehmed'in yazdığı bu sefaretname dönemin yapısının anlaşılması için çok önemli bir eser. Bu kısa sefaretnameyi okuduğumuzda Osmanlı'nın nasıl geri kaldığı ortaya çıkıyor. III. Ahmet zamanında Batılı ülkeler tarafından Osmanlı'nın hala belleklerde büyük bir güç olarak kabul edildiği Fransızların Osmanlı elçisine yaklaşımlarından belli oluyor. Bütün halk onu görmek için sokaklara dökülmüş, Kral bizzat ayağa kalkıp elçiyi karşılamıştır. Yirmisekiz Çelebi Mehmed Fransa'nin mimari, sanat, bilim, teknik, astronomi, tıp, eczacılık gibi alanlarda ne kadar ilerlemiş ve masraf yapmış olduğunun üzerinde ısrarla durur. Osmanlı'nın bu konularda yetersiz olduğunu sık sık Fransızların yaptıklarının daha önce görülmemiş olduğunu söyleyerek bize aktarır. Fransız bir astronomun 15. yy. Türk bilgini Uluğ Bey'in çalışmalarında ki bazı yanlışları bulup onu elçiye bildirmesi, Fransız alimlerin Doğu alimlerini takip ettiklerini gösterir. Asıl kötü olan ise aynı yüzyılda Fransızların aksine Uluğ Bey'i aşacak bir Türk alimin ortaya çıkmamış olmasıdır. Bu kısa sefaretnameyi herkesin okumasını tavsiye ederim. Eğlenceli bir anlatımı olduğu için hiç sıkılmayacaksınız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Beynun Akyavaş
Unvan:
Türk Yazar

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 3 okur okudu.
  • 5 okur okuyacak.