Beynun Akyavaş

Beynun Akyavaş

YazarÇevirmenEditör
8.8/10
9 Kişi
·
15
Okunma
·
3
Beğeni
·
246
Gösterim
Adı:
Beynun Akyavaş
Unvan:
Türk Yazar
Versay Sarayı'nın karşısında iki ahur bina etmişler. Her biri bağ ve bahçesiyle, müteaddit ve mükellef odalarıyla birer koca saraydır. "Bir ahur için bu kadar tekellüfe ne hacet var idi?" dedim. "Kasden öyle yapılmıştır. Françe padişahının ahuru Çasar'ın (Kayser, Alman imparatorunun) sarayından mükelleftir, denmek için bu tekellüfe himmet sarfolunmuştur." dediler.
.
Türkçenin inatla,ısrarla,kasıtlı olarak bozulmasına müsaade etmeyi anlamak mümkün değildir. Kaldı ki, buna hiç kimsenin hakkı ve salâhiyeti de yoktur.
Benim için Türk dili de,İstanbul da,târih de,dağ da,deniz de,yaşamak için ihtiyaç duyduğum, yaşadığımı anlamak için sevdiğim her şey vatandır.Onsuz yaşamak mümkün mü? Onun için ölmekse ebediyen yaşamaktır.
155 syf.
·10/10 puan
Osmanlı İmparatorluğu'nun 1720-21 yıllarında elçilik göreviyle Fransa'ya (Paris) gönderilen Yirmisekiz Mehmet Çelebi, toplum hayatımıza getirdiği bazı yenilikler ve hatırâtı ile hizmet etmiş, Paris'te de birtakım izler bırakmış ünlü bir Türk'tür. Asıl adı Mehmet Faiz'dir. Gençliğinde Yeniçeri Ocağı'nın 28. taburuna yazılmış olduğundan "Yirmisekiz" lâkabıyla tanınmıştır. Fransa Kralı XIV. Louis devrinde Türk-Fransız ilişkileri bozulduğundan iki devletin dostluğunu tazelemek amacıyla Yirmisekiz Mehmet Çelebi, oğlu ve maiyyetiyle birlikte yola çıkar. Çelebi'nin seyahati sırasında Fransa'da veba salgını olduğundan 40 gün karantinada kalmışlardır. Paris şehrine geldiklerinde düğün evi gibi bir kalabalığın kendilerini görmeye geldiklerini nakleder. Fransız halkı "Osmanlılar nasıl kişilerdir" diye merak ederlermiş; hattâ Fransız kadınları süslü kıyafet ve ziynetleriyle Çelebi ve refakatindekileri yemek yerken ve dahi Teravih namazını kılarken seyretmişlerdir.

Eser, dönemin Fransa'sını çok iyi yansıttığı için büyük öneme sahip. Dönemin Osmanlısının yabancı ülkelerle kıyaslandığında geri kaldığını; Fransa'nın gerek bilim, sanat, mimarî; gerekse astronomi, tıp alanında ne kadar ileri bir medeniyet olduğunu anlamak mümkün. Mehmet Çelebi'nin Fransa'da gördüğü çoğu şey o zamana kadar Osmanlı'nın yabancısı olduğu şeyler diyebiliriz. Çelebi, seyahati sırasında kendisine gezdirilen birbirinden güzel saraylar, süslü bahçeler, havuzlar, fıskiyeler karşısında ağır başlılığını korumuş, bunları takdirle karşılamış, aşağılık duygusuna kapılmadan gözlemlerini bize sade bir dille aktarmıştır. Çelebi ve refakatindekiler dönemin büyük ressamlarının gravürlerine konu olmuş ve Paris modasında da değişikliğe sebep olmuştur. Fransız kadınları bazı Türk kıyafetlerine bürünmüşlerdir.

Çelebi, seyahati sonunda Osmanlı'ya yeni fikirlerle dönmüştür. Oğlu Mehmet Sait Efendi'nin teşebbüsüyle kurulan matbaa bunun başında gelir. Ayrıca günü gününe yazdığı hâtıra defterini III. Ahmet'e rapor olarak sunmuştur. Bu sefâretnâme, aynı zamanda bir seyahatnamedir.

Şevket Rado'nun seyahatnâmeyi, dilini bozmadan bizlere aktarması o dönemde kullanılan Türkçe hakkında fikir vermesi açısından takdir edilesi bir davranış. Yirmisekiz Mehmet Çelebi'nin akıcı ve sempatik üslubu benim hoşuma gitti. Dili ağır değil. Burada özetlemiş gibi olsam da anlatımdaki detaylar bakımından önemli bir eser. Bu güzel kitabı herkese tavsiye ediyorum. Sevgiyle kalın :)
Ayşe Aras
Ayşe Aras Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin Fransa Sefaretnamesi'ni inceledi.
155 syf.
18.yy Osmanlı Devletinde halk bu kadar sefalet bir hayat sürerken devletin de bir o kadar şatafat, gösteriş meraklı olmasının yani Lale Devri’ni yaşamasının en önemli sebeplerinden birisi şüphesiz 28 Çelebi Mehmed’in Fransa’ya elçi olarak gönderilmesidir. 18. Yy ‘da bu sefer de yönümüzü Batıya çevirmişiz. Edebiyatta doğuyu taklit ederken mimari alanda da Batıyı taklit etmişiz.
Eserde dikkat çeken önemli noktalardan birisi kadına bakış açısı oldu. 18. yy Fransa’sında makam, mevki sahibi olmayan bir kadın bile bir beyzade karşısında saygı görmek zorundaydı. Kadın istediği vakitte çıkar, gezer. İstediğini yapma özgürlüğüne sahipti.
Sadece mimar, sanat alanında değil keşke kadına, insana bakış açısını da en azından taklit edebilseydi.
Zeynep
Zeynep Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin Fransa Sefaretnamesi'ni inceledi.
155 syf.
Yirmisekiz Mehmed Çelebi Efendi’nin kaleme aldığı Sefaretname, 7 Ekim 1720 tarihinde İstanbul’dan Fransa’ya yolculuğa çıkmasıyla başlar ve 8 Ekim 1721 tarihinde İstanbul’a dönüşüne kadar gözlem ve incelemelerini içerir.
Kitabı okumaya başlamadan önce; Yirmisekiz Mehmed Çelebi Efendi’nin bakış açısını ve değerlendirmelerini daha iyi anlayabilmeniz için, Osmanlı’da Lale Devri olarak adlandırılan 1718-1730 yıllarının siyasi, sosyal, kültürel, sanatsal özelliklerine ve ek olarak o dönemin mimarisine göz atmanızı öneririm.

Kitabın dili akıcı, mukayeseleri yerinde ve ayrıntıları tatlıydı ama tasvir edilen şehirleri, saray ve bahçeleri, kaleleri, köprüleri incelemek için sürekli ara verdiğim için okurken bazen kopmalar yaşadım.

Tarihi ve edebi olarak çok değerli bulduğum bu kitap; Osmanlı’da Lale Devri’nin dinamiklerini oluşturması ve Batı etkisinin sosyo-kültürel açıdan görülmeye başlamasının nedenlerinden biridir. Ayrıca, seyahatte anlatılanlardan yola çıkarak Batı’da da Osmanlı ilgisi olduğu ve Osmanlı’ya önem atfedildiği görülüyor. Yirmisekiz Mehmet Çelebi Efendi, seksene yakın maiyeti ve oğlu Said Çelebi’nin her gittikleri yerde ilgiyle izlenmelerini, coşkuyla karşılanmalarını okurken, Oryantalizm’in nasıl doğduğunu hatırladım. Semra Germaner ve Zeynep İnankur’un kaleme aldığı “Oryantalistlerin İstanbulu” kitabından hatırladığım kadarıyla Fransa'da Türk geceleri düzenlenmesi, Türkler gibi giyinerek fotoğraf çektirmelerinin moda olmasında bu seyahatin etkisinin çok büyük olduğunu düşündüm.

İlgililerin okumasını kesinlikle tavsiye ederim. Kitapla kalın.
Seyyah
Seyyah Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin Fransa Sefaretnamesi'ni inceledi.
155 syf.
·1 günde·10/10 puan
1720-1721 yıllarında Osmanlı elçisi olarak Fransa'ya giden Yirmisekiz Çelebi Mehmed'in yazdığı bu sefaretname dönemin yapısının anlaşılması için çok önemli bir eser. Bu kısa sefaretnameyi okuduğumuzda Osmanlı'nın nasıl geri kaldığı ortaya çıkıyor. III. Ahmet zamanında Batılı ülkeler tarafından Osmanlı'nın hala belleklerde büyük bir güç olarak kabul edildiği Fransızların Osmanlı elçisine yaklaşımlarından belli oluyor. Bütün halk onu görmek için sokaklara dökülmüş, Kral bizzat ayağa kalkıp elçiyi karşılamıştır. Yirmisekiz Çelebi Mehmed Fransa'nin mimari, sanat, bilim, teknik, astronomi, tıp, eczacılık gibi alanlarda ne kadar ilerlemiş ve masraf yapmış olduğunun üzerinde ısrarla durur. Osmanlı'nın bu konularda yetersiz olduğunu sık sık Fransızların yaptıklarının daha önce görülmemiş olduğunu söyleyerek bize aktarır. Fransız bir astronomun 15. yy. Türk bilgini Uluğ Bey'in çalışmalarında ki bazı yanlışları bulup onu elçiye bildirmesi, Fransız alimlerin Doğu alimlerini takip ettiklerini gösterir. Asıl kötü olan ise aynı yüzyılda Fransızların aksine Uluğ Bey'i aşacak bir Türk alimin ortaya çıkmamış olmasıdır. Bu kısa sefaretnameyi herkesin okumasını tavsiye ederim. Eğlenceli bir anlatımı olduğu için hiç sıkılmayacaksınız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Beynun Akyavaş
Unvan:
Türk Yazar

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 15 okur okudu.
  • 16 okur okuyacak.