Bige Turan

Bige Turan

Çevirmen
7.9/10
2.934 Kişi
·
8,1bin
Okunma
·
0
Beğeni
·
822
Gösterim
Adı:
Bige Turan
Tam adı:
Bige Turan Zourbakis
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
448 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Hayat her zaman bize adil davranır mı ? Gerçekler ortaya çıkmak için kaç gün kaç saat bekler ? Aşk her zaman tek taraflı mıdır ? Tarih tekrar tekrar aynı olayları mı yaşar ?

Bir ev düşününki siz duşa girdiğinizde sizin sevdiğiniz suyun sıcaklığına kadar ayarlasın.İşte o kadar teknolojik bir ev ve bu evde farklı zamanlarda yaşamış olan iki kadının trajik ve duygusal öyküsünü anlatıyor kitap bizlere.

Başından geçen korkunç bir olay sonrası insanlara güvenini kaybetmiş olan Emma ve hayatın hiçbir zaman yüzünü güldürmediği,büyük kayıplar yaşayan Jane.

Bu iki kadının ortak noktası da yeni başlangıçlar yapmak için fiyatı oldukça uygun ancak uyulması gereken kurallar bütünü bir hayli fazla olan bu teknolojik eve farklı zamanlarda taşınmaları,bu evin sahibi oldukça obsesif olan Edwardla başlarından geçen olaylar bütünü.

Kitap hakkındaki düşüncelerime geçecek olursak eğer sınavlarım ve yoğun bir dönemden geçmiyor olsaydım bu kitabı bir günde bitirebilirdim.Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken detaysa iki karakterin ağzından anlatılması ancak farklı bir şekilde anlatması.Sanki iki kadın aynı zamanda aynı yerdelermiş gibi.Bir sayfa önce Emma da okuduğumuz bölümün sonunu bir sayfa sonra Janele yaşıyormuşuz gibi.Bu geçişler beni yormadı aksine oldukça memnun etti,o kadar küçük ve hafif dozlarda bir geçiş etkisi yaratıyordu ki hayran kaldım.
Kitabın akıcılığına hayran kaldım,bir bölüm sonu öyle harika bir şekilde bitirilemez diye düşünüyorum.Elleriniz ve gözleriniz direk acaba sonra ne oldu düşüncesi ile sayfaları istemsizce çevirmeye ve okumaya başlıyorsunuz.Her sayfada ayrı bir gizemin ortaya çıkması,aklımızda tonla sorular olması ve cevapların yavaş yavaş ortaya çıkması muhteşemdi.Gordion düğümü her sayfada biraz biraz çözülüyordu sanki.
Kitaptaki atmosfer ise oldukça iyiydi,Emma ile Jane arasında 3 yıl kadar uzun bir zaman çizgisi olmasına rağmen hayalinizde her şey o kadar net canlanıyordu ki hiçbir zorluk yaşamıyordunuz.
Kitaptaki karakterlere bakacak olursak Emma’nın güvensizliğini,Jane’in kayıpları yüzünden yaşadığı depresyonu ve Edward’ın ileri derece kontrol tutkusunu iliklerimize kadar işliyor ve onları hayatımızın bir parçası yapıyordu.Bu kitaptaki karakterler televizyonda görmüş olduğunuz gösterişli yaşamlar yaşayan o ünlü insanlar değiller.Bu karakterler sizin her gün gördüğünüz yanınızda bulunduğunuz yada her gün gördüğünüz ancak konuşmadığımız o kişiler.Belki de sizsiniz.Karakterlerin yerine istemsizce kendinizi koyuyorsunuz zaten.

Kitaptaki tek kötü nokta benim için sadece 447 sayfa olmasıydı.Bu kitaplar neden bu kadar kendine bağlayıp neden çabucak bitiyor hiçbir zaman anlayamayacağım sanırım.

Eğer psikolojik gerilim romanlarına ilginiz varsa mutlaka okuyun.Bu kitabı okumadan psikolojik gerilim okuyorum demeyin bunu tüm samimiyetimle söylüyorum.Okuyun. :)
446 syf.
Pasaklı tanrıça, Fremdschaemen (başkası adına utanma) sendromundan muzdarip değilseniz okurken oldukça eğlenebileceğiniz türden bir kitap. Biraz yüzeysel bir konusu olsa da ilginç bir sürükleyiciliği vardı. Zaman zaman Samantha'nın beceriksizliklerini okurken onun yerine ben utanmış olsam da kitabın sonuna çok kısa bir sürede gelmeyi başardım. Bu nedenle yazarın kalemini sevdim, yazmış olduğu diğer romanlarını da okumayı düşünüyorum.

Kitabın konusuna gelirsek; kızımız Samantha, Londra'nın en büyük şirketlerinden birinde avukattır ve bir hayali vardır; çalıştığı şirkette ortak olmak. Bunun için 7 sene durdurak bilmeden tatil bile yapamadan sürekli çalışıp nihayetinde hayalini gerçekleştirmiştir; fakat hayatında hatalara yer asla yer vermemeye çalışmış olan Samantha'nın son anda işiyle ilgili çok büyük kayıpları olan bir hata yaptığı fark edilir. Haliyle ortaklığı ile birlikte kariyeri de bitmek üzere olan kızımız yaşadığı şokla geçen bir trene binmiş bulunup son durakta iner. Su ve ağrı kesici istemek için orada gördüğü lüks bir evin kapısını çalar. Evin sahipleri ise Samantha'yı oraya hizmetçi başvurusu için gelen biri sanıp, aklı karışık kızımızı mülakata alır. Avukat kızımız kendini sabah uyandığında o evin hizmetçisi olarak bulur. Yalnız bir sorun vardır, kızımız ne yemek yapmayı bilir nede temizliği. Kısacası pasaklı bir tanrıça'dır Samantha ...
Ama korkmayın onun imdadına yetişecek yakışıklı bir bahçıvanımız vardır ve böylece hikaye başlar :) ...

Öncelikle şunu belirteyim başkası adına utanma gibi bir durumunuz varsa, benim gibi, kitabı defalarca kapatma safhasına gelebilirsiniz ama pes etmeyin sonradan kurgu toparlanıyor kızımız hep aynı kalmıyor, bazı şeyler şipşak olmuş gibi olsa da oldukça hoş bir romandı.
416 syf.
·Beğendi·8/10
Aşırı işkolikliği eleştiren çok hoş bir Kinsella kurgusu.

Samantha, bir an dahi başını kaşıyacak vakti olmayan bir avukattır. Londra’nın en büyük hukuk bürolarından birinde çalışıyor olması, çok üstün bir zekaya sahip olması ve ailesi tarafından uygulanan baskılar sonucu tüm hayatı işinden ibaret olmuştur. Yükselen kariyerinin ve üstün zekasının kendi tabiriyle ‘yabana gitmemesi’ için çalışmaktan asla ödün vermez.

Tüm hayatı avukatlıktan ibarettir, öyle ki çalıştığı şirket altı dakikada bir yaptıklarıyla ilgili rapor isteyecek kadar sıkı ve disiplinlidir. Bunu hayal edebiliyor musunuz? Hayatınızda kendinize ayırabileceğiniz altı dakikanız dahi yok…

Fakat bir gün Samantha, bu aşırı temponun içinde ufacık bir hata yapar ve bu ufacık hata kariyerini bitirir. Şaşkınlıktan kendini yollara veren Samantha, bir grup tesadüfün ardından kendisini bir evde hizmetçi olarak bulur. Hayatında avukatlıktan başka hiçbir şey beceremeyen Samantha, bu yeni hayatına uyum sağlamaya çalışmasıyla hikayemizin eğlenceli kısmı başlamış olur.

Bu serüvende Samantha, hayatın aydınlık yüzünü ilk defa görecek ve mutluluğu, gözlerini yeni açmış bir bebek şaşkınlığında keşfedecektir. Pasaklı Tanrıça moral yükseltici, tatlı, sevimli bir yaz kitabı. Hayatına mutluluk katmak isteyen herkese öneririm.
160 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Yeni tanıştığım, neyle karşılaşacağımı hiç tahmin edemediğim yazarın “fabl” türündeki eseri, hem ilk sayfaları hem de türünün özelliklerinden, acaba bir çocuk kitabı mı sorusuyla devam etmeme sebep oldu, ilerledikçe, eserin “coğrafyasız, zamansız ve yaşsız” olduğuna kanaat ettim. Konuşan bir yılan ve insan diyalogları, fantastik belki de masalsı bir çizgi oluştursa da, ana tema çok belirgin “yaşam, ölüm, sevgi”. Eseri çocuk kitabı olmaktan öteye taşıyan kavramsal metaforlar ve hristiyan kutsallarına yaptığı göndermeler (yılan, birlikte yenilen kırmızı meyve vs). Bazen sakince bir öykü anlatılır size, çok hüzünlenirsiniz, duygusu içinize işler de sebebini çözemezsiniz (gerçi ben burada çözdüm️) aynen öyle bir anlatımla sakin sakin, dramatize edilip, sömürmeye yeltenilmemiş, duygusal bir battaniye gibi, sıcacık. Tavsiye listeme, yaş bandı belirlemeden aldım, lakin yetiştirilme ve okur geçmişine göre, çocuklara da okutulabilir demeden edemeyeceğim. Baskıda farkettiğim yazım yanlışı olmadı (gözümden kaçtıysa affola).
Saygılarımla..
440 syf.
·5 günde·6/10
Sıkıcı bir kitap değil sürükleyici bir macera kitabı ama sadece aşkı çok fazla ele almış yazar ve nedense adaya düşenlerin hepsi ergen bu ergenlerin burda 1 yılı var ya kurtulacak ya da ölecekler falan filan...
448 syf.
·3 günde·7/10
Bu bölümde ada dile geldi ve konuşuyor.Tam bir survivor ,dominic adında bir genç daha eklendi Acun adında birisi de eklenseydi hiç şaşırmazdım :) bu kitap ilk 2 kitabına göre çok daha güzeldi, beğendim bu kitabı sayfaları hızla çevirdim merak uyandırdı epey.Yazar 4. Kitap olarak "Ada küllerinden doğuyor" diye çıkarabilir o potansiyel var :)
288 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Selam. “Martin Beck Serisi 03/Balkondaki Adam”.. 1960-1970 aralığında iki İskandinav yazar tarafından kaleme alınan, polisiye klasik serinin, üçüncü kitabını da tavsiye listeme ekledim. 2. Dünya Savaşı sonrası, bildiğimiz dünyanın yeniden yapılanma ve teknolojik temellerin yeni yeni atıldığı dönemi kapsadığından, kriminal yetersizlik esere de yansımış. Bu defa maktül cephesini çocukların oluşturduğu (bilhassa seri polisiyelerde konunun bir noktada buraya varması kaçınılmaz) sırf bundan sebep bile okuru gerdiği gerçeğine ek, suçun hep üstünkörü anlatılıp geçilmesi ya döneme has ya da özellikle bu kitap için yayınevinin tercihi olarak, budanmış.
Kansız polisiye diyebileceğim ilk üç kitap için, modern edebiyat performansı beklemezseniz hüsrana uğramazsınız. Laboratuvarın neredeyse sadece parmak izi alabildiği, kablolu telefonun bile her evde bulunmadığı, haliyle çözüm aşamasının çoğunun “tesadüfler ve içgüdü” olarak tamamlandığı kitaptan, ben yine de memnun ayrıldım️
Normalde, suçun odağında çocukların olması beni çok daha fazla huzursuz ederdi fakat, ayrıntısızlık hali bu minvalde işe yaradı bile diyebilirim.
Baş karakter dahil, çevresindeki küçük grubun da devamlılığı, eserin içine nüfuz eden insani ısıyı arttırdı. Saygılarımla..
336 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Maj Sjöwall & Per Wahlöö “Martin Beck Serisi 01 / Kanaldaki Kadın”.. Edgar Allan Poe ve İsveç Akademisi Ödülü dahil birçok ödül alan, modern polisiye klasiği serinin ilk kitabını keyifle okudum. 1960-1970 arasında yazılan on kitaplık serinin baş kahramanı, adından da anlaşılacağı üzere “Martin Beck”..
Genel anlamda İskandinav edebiyatının üzerimdeki etkisi, iklimi ile doğru orantıda olur, her yeni okumamda da fikrim tazelenir, çokta değişmeden devam eder.

Modern polisiyenin aksi olarak, dönemin 2. Dünya Savaşı sonrası olduğunu da hesaba katıp, kriminoloji alanındaki eksiklik, neredeyse eser miktarda, teknolojik destek ile ilkel şartlarda bir “suç, suçlu, adalet” grafiği çizmesi, bugünün okuru ve polisiye kurgu okumayı sevenler için, eseri yavan kılabilir. Mevcut suçun, temel özelliklerle ayrıntısız geçilmesi, hukuk ve adaleti temsil eden kanadın, birçok noktada çaresiz kalışı (yetersiz donanımdan mütevellit), kimilerine doyurucu gelmeyecek olsa da, çok beğendiğimi söylerken, gönlüm rahat.
Peki neden beğendim?
Modern İskandinav edebiyatından okuduğum polisiyelerin neredeyse hepsinde rastladığım şey (buna temel prensip bile diyebilirim) bol miktarda kan ve işkence sahnesinin olması, insani ilişkilerin azaltılması, aile içi şiddet ve ensest üzerinden zeminlenmesi. Kanaldaki Kadın’da ise cep telefonu dahi yok Bire bir insan ilişkileri ikili üçlü diyaloglar, kişilerin ruh halleri, karakter özellikleri, hayata bakışları çok daha sıcak ve insani bir akış sağlamış.
Polisiye sevenler için, modern klasik kategorisindeki eseri tavsiye listeme ekliyorum.
Dipçem; bir iki yer dışında, yazım ya da baskı hatası olmayan, temiz bir sunumdu.
Saygılarımla..
440 syf.
·5 günde·10/10
Kitabı çok aşırı sevdim. Tek bir karakterin ağzından anlatmak yerine 2 ana karakterin ağzından anlatması çok hoş olmuş.
bol bol betimleme yapıp olayı gözünüzün önünde canladırmayı başarıyor bu yüzden tam puan benden konusu ise insanları adaya getiren bir kapı ve aynı şekilde geri döneceğiniz kapıyı ararken geçen sürede yaşananlar. Tabii ki o kapıyı bulmak o kadar kolay değil. Kapıyı bulmak için 365 günümüz yani tam 1 yılımız var.
Zaman geçirmek için ideal bir kitap oldu benim için.

Yazarın biyografisi

Adı:
Bige Turan
Tam adı:
Bige Turan Zourbakis
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 8,1bin okur okudu.
  • 132 okur okuyor.
  • 2.965 okur okuyacak.
  • 136 okur yarım bıraktı.