Bilge Umar

Bilge Umar

YazarÇevirmen
8.3/10
41 Kişi
·
113
Okunma
·
6
Beğeni
·
854
Gösterim
Adı:
Bilge Umar
Unvan:
Akademisyen, Yazar, Çevirmen
Doğum:
İzmir, Türkiye, 1936
İzmir, Karşıyaka’da orta halli bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Kişiliğinin oluşmasında özellikle babasının etkisi oldu; babası, 1917’de lise öğrencisiyken gönüllü olarak yedeksubaylığa gitmiş, İzmir girişini savunan (Foça tarafındaki) topçu bataryalarında görevlendirilmiş; yenilgi üzerine ordu terhis, İzmir işgal edilince hemen, 1919 içinde, Akhisar Kuva-yı Milliye savaşçılarına katılmış, işgal ordusunun 22 Haziran 1920’de giriştiği genel saldırıda yaralanarak, 19 yaşında iken, sağ bacağını kaybetmiş, İstiklâl Madalyası almış bir kuva-yı milliyeciydi ve ömrü boyunca has Atatürkçü kalmıştı. Bilge Umar, ilk öğrenimini Karşıyaka’da Cumhuriyet Okulunda; Ortaokul öğrenimini Karşıyaka Lisesi orta bölümünde; Lise öğrenimini o zaman Türk Koleji denen İzmir Özel Türk Lisesi’nde tamamladı ve o lisenin ilk 8 mezunundan biri oldu (1954; her iki oğlu sonradan aynı okulda öğrenim gördü). İstanbul Hukuk Fakültesini 1958’de bitirdi ve hemen aynı Fakültede, Başkanlığında Prof. Dr. İlhan Postacıoğlu’nun bulunduğu Medenî Usul ve İcra-İflâs Hukuku kürsüsünde asistan oldu. 1962’de “Türk İcra-İflâs Hukukunda iptal dâvası” konulu teziyle Hukuk Doktoru; 1967’de “İsbat Yükü” konulu teziyle Üniversite Doçenti ünvanını elde etti; aynı yıl Fakültesinde Doçent kadrosuna atandı ve ders vermeye başladı.

Ertesi yıl, yedeksubaylık hizmetine gitti ve yasa gereği Üniversitedeki görevinden ayrıldı. Görev yeri kur’ada rastlantı sonucu İzmir olarak belirlendi.

1970’de askerlik bitiminde eski kürsüsüne dönmesi yaklaşırken, İzmir’deki yüksek öğretim kurumlarından öneriler aldı; yakın zamana kadar akademi iken 1969’da kanunla Fakülte yapılan, Ege Üniversitesi’ne bağlanan ve öğretim üyelerine de aynı kanunla Üniversite Profesörü, Doçenti ünvanı verilen İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi mensupları, kendi kadrolarını Üniversitede yetişmiş öğretim üyeleriyle güçlendirmek istediklerinden, Umar’a da oradaki Hukuk Kürsüsü’ne gelmesini önerdiler; aynı sırada, o zamanlar var olan özel yüksek okul işletmecisi kuruluşlardan biri, kendi yüksek okullarında bazı hukuk derslerinin öğretimini üstlenmesi önerisinde bulundu. Umar bu önerileri kabul etti ve 1970 Nisanı başından itibaren o görevleri üstlendi. 1974’de, “İcra ve İflâs Hukuku’nun tarihî gelişmesi ve genel teorisi” konulu Profesörlük takdim teziyle ve üyeleri arasında Prof. Dr. Necip Bilge’nin, Prof. Dr. Baki Kuru’nun da bulunduğu bir jürinin katıldığı süreçle Profesörlüğe yükseldi; kürsü başkanı oldu, iki kez Dekan Yardımcısı görevinde bulundu.

1978’de İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi tarihe karıştı ve öğretim üyeleri yeni kurulan üç Fakültede (İşletme Fakültesi, İktisat Fakültesi, Hukuk Fakültesi) görev aldılar (İşletme ve İktisat Fakülteleri sonradan İktisadî ve İdari Bilimler Fakültesi olarak birleşti). Umar da, İTBF Hukuk kürsüsünün diğer öğretim üyeleri, İTBF’nin hukuk kürsüsü dışındaki bazı öğretim üyeleri ve İTBF dışından gelen birkaç öğretim üyesi ile birlikte, Ege Üniversitesine bağlı  Hukuk Fakültesinin kurucu öğretim üyeleri arasında yer aldı, kendi uzmanlık dalında kürsü başkanlığını üstlendi. Ayrıca o dönemde kendi Fakültesine bağlı bir yüksek okul olan (sonradan İletişim Fakültesi’ne dönüşen) Basın-Yayın Yüksek Okulu’nun Müdürlüğünü ek görevle ve üç yıl süreyle (1979-1982) yürüttü.

1980’in hemen sonrasında Evren rejiminin İhsan Doğramacı öncülüğünde oluşturduğu yeni Üniversiteler düzeni, Türkiye Üniversitelerinden, bu düzene katlanmak istemeyen pek çok öğretim üyesinin ayrılmasına yol açtı. Umar da bunların arasındaydı; daha 1983 yılında, “Ben şu gün 25 hizmet yılımı dolduruyorum; o gün itibariyle emekliye ayrılmam için gerekli işlemlerin yapılmasını dilerim” diye dilekçe vermişti. Ancak, Fakültenin o zamanki Dekanı (Ankara’dan Prof. Dr. Fırat Öztan), 1983/84 öğretim yılı sonuna yâni 1984 Haziranına kadar görevi sürdürmesini rica ettiğinde, bu ricayı yerine getirdi. Emekliye ayrılınca serbest Avukat olarak çalışmaya başladı; bu sırada Fakültenin yeni Dekanı (yine Ankara’dan Prof. Dr. Seyfullah Edis) yazıhaneye geldi ve kürsüdeki tek asistanın (sonra Profesör, Kürsü Başkanı, Dekan olan Hakan Pekcanıtez) üzerine, hem Fakültede hem de Fakülteye bağlı Adalet Yüksek Okulunda, hem Medenî Usul Hukuku hem de İcra-İflâs Hukuku öğretimi görevlerinin pek ezici bir yük hâlinde yığıldığını anlatarak, hem Fakülteye hem de Umar’ın pek sevdiği Pekcanıtez’e yardımcı olmak için, verilecek ücretin pek sembolik olmasına bakmaksızın, sözleşmeli statüde öğretim görevi yürütmesi ricasında bulundu. Umar bunu da kabul etti ve eski kürsüsünde yeni öğretim elemanları yetişinceye kadar Fakültede ders vermeyi sürdürdü.

1998’de Avukatlığı dahi bırakmış, Barodan kaydını sildirmiş ve kendisini sadece çok düşkün olduğu tarih, tarihsel coğrafya araştırmalarına, yayınlarına vermiş iken, bir konferans için dâvet edildiği Yeditepe Üniversitesinde Umar’a, kendi uzmanlık dalında öğretim üyeliği ve kürsü başkanlığı görevi üstlenmesi önerildi. Umar, bir yandan Yeditepe Üniversitesinin bir öğretim kurumu olarak pek çok yönden sahip bulunduğu üstün düzeyden etkilenerek ve bu Üniversitenin Hukuk Fakültesinin de dünya çapında saygınlığı olacak hâle gelmesine katkıda bulunmak isteyerek; bir yandan da oğullarının her ikisi İstanbul’a yerleşmiş, orada çalışmakta olduklarından dolayı, onların yanında ve onlarla daha yakından dayanışma içinde bulunmayı arzu ederek, bu öneriyi kabul etti. 2002 yılının Haziranı başından beri oradaki görevlerini sürdürmekte ve yeni Fakültesinde küçük bir enstitü kitaplığına dönüştürdüğü odasında, yayınlar listesinde görüldüğü üzere, araştırma, eser üretme, yaşının 60’lı yıllarında çeviri yapabilecek düzeye getirdiği Yunanca bilgisini ilerletme, o arada Bizans tarihçilerinin kitaplarını okuma, Türkçeye çevirme çalışmalarını sürdürmektedir.
Eskiye dönüş umudu bulundukça, bir vatan asla yitirilmiş olmaz.

Kòstas Khatzèantòniou, Küçük Asya-Kurtarma Savaşı, 1919-1922, Pelasgos Yayınları, Atina 1995
Bilge Umar
Sayfa 83 - İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı
Daha mektepten çıkarken, bir Türk kadınının kucağında yavrusuyla öldürülmüş olduğunu gördük. O vakit Hükûmet Konağı önünde havuzlar vardı. Havuzun kenarına yüzükoyun düşmüştü. ... Kordon'a çıktık; yerler Türk askerlerinin ve sivil halkın ölüleriyle dolu idi.
Bilge Umar
Sayfa 171 - İzmir Büyükşehir Belediyesi
Kışladakiler, hayli zaman, kurşun yağmurunun dinmesini beklediler. Fakat bekleyişin sonu gelmiyor, Yunanlıların ateşi kesilmek bilmiyordu. Ali Nâdir Paşa, Telgraf Subayı Teğmen Celâl Dinçer Bey'e, bir pencereden dışarıya beyaz mendil sallamasını emretti. Teğmenin, mendil tutan kolunu pencereden çıkarması ile yaralanması ve yaralanan kolunu çekmesi bir oldu.
Bilge Umar
Sayfa 172 - İzmir Büyükşehir Belediyesi
Hacı Hasan Paşa, işgal yıllarında Yunanlılarla işbirliği etmiş; Türk ordusunun İzmir'e girişinden önce onlarla birlikte kaçmış ve Türk zaferinden sonra yurttaşlıktan çıkarılmıştır.
Bilge Umar
Sayfa 70 - İzmir Büyükşehir Belediyesi
Bizans, bilindiği gibi, bizim Bizanslı dediğimiz kişilerin bilmedikleri, daha sonraki devrin bir terimidir. Bunlar kendilerini her zaman Roma'lı (Romaioi) olarak adlandırmış; imparatorlarını Roma hükümdarları, eski Roma Caesar'larının halef ve mirasçıları saymışlardır.
Karşı konulmaz biçimde ve kesintisiz bir hareketle akıp giden zaman, var olabilmiş ne varsa tümünü bir unutulmuşluk uçurumuna çekip yutmak için, sürükleyip götürür ve trajedyacının dediği gibi, "gizlenmiş olanı ortaya çıkarıp, meydanda olanın üzerine örtü çeker." Ne var ki, tarih bilimi, zamanın akışına karşı koyan sarsılmaz bir benttir. O, zamanın karşı konulmaz akışını bir bakıma durdurur; bu akıp gidiş sırasında olan bitenlerden, akıntı üstünde yakalayabildiklerini kollarına alıp tutar ve onların, sonsuza dek orada kalmak üzere unutulmuşluğun derinliklerine kayıp gitmesine asla izin vermez.
Eski acılar, daha sonra gelenlerin sadece öncüleri imiş ve onlar, bu fırın ateşinin ilk çıkan dumanı niteliğiyle benim üzerime gelmiş imişler; şu anlatılmaz alevli yangının ve betimlenmez kızgınlıktaki şu ateşin her gün çektirdiği işkencenin, ilk değdiğinde verdiği yanma acısı imişler.
17. Kolordu kaldırılmıştır. Bu Kolorduya bağlı olup işgal sırasında İzmir dışında bulunan 56. Tümen'in Komutanı, Ali Nadir Paşa'nın Yunanlılara esir olmasından sonra yüklendiği 17. Kolordu Komutan Vekilliğini artık ifa etmeyecek ve tümeni ile, 14 Kolordu emrine girecektir.

(Kaldırılmasa idi, daima “İzmir'i tek kurşun atmadan Yunanlılara teslim eden Kolordu” diye anılacaktı.)
Bilge Umar
Sayfa 181 - İzmir Büyükşehir Belediyesi
Yoran Rumlarından biri, Türk jandarma subayı Teğmen Sıtkı'yı öldürdü; katil yakalandığı halde, bir İngiliz subayının işe karışması üzerine serbest bırakıldı ve Ege adalarından birine kaçtı. Yoran köyündeki olayları incelemeye gelen Türk jandarmaları, buradan dönerken, Akköy yakınında ateşe tutuldular. İzmir Vâlisi Nurettin Paşa'nın 22 Şubat 1919 tarihli bir yazı ile Harbiye Nezareti'ne bildirdiğine göre, Yunan ve İngiliz askeri üniforması giymiş bazı kişiler önde olarak bütün köy halkının şiddetle ateş açması sonucunda çatışma başlamış; Türk jandarmalarından dördü yaralanmış, sekizi kaybolmuş, köydeki karakol yağma edilmiştir.
Bilge Umar
Sayfa 67 - İzmir Büyükşehir Belediyesi
....Düm tek demek, sanki “vur davula vur ha “ der gibi, önce sağdaki kaseye sonra soldaki kaseye vur da vur demek oluyor. Dem dem dem ise terennüm gibi geliyor ama değil, derin felsefesi vardır. Bilirsiniz ki dem Arapçada kan, Farsçada vakit demektir. Bektaşilikteki manası da bu ikincisidir. Bektaşilere göre zamanın hakikati, içinde bulunulan an’dır, yani bu dem’dir. Kainat her dem, her an değişip yeniden yaratılmaktadır. Bir an önceki kainat uçmuş, akmış, gitmiştir;biz, içinde bulunduğumuz dem’de ezeli ve ebedi varlıktan, yani Hüda’dan, Allah’tan onun bir parçası ve bir görünüşü olarak zuhur etmişizdir.
293 syf.
Merhaba,
Bilge Umar'ın tüm eserlerini bu son kitap ile okumuş oldum. Kitap ; Helen döneminden kalma, İstanbul-İznik-İzmit-Bilecik-Bursa-İnegöl, kıyısındanda Eskisehir-Dorliondaki tarihi alanlara,eserlere inceleme,gezi, araştırma şeklinde yazılmış olup, kadife, naif bir uslubla bunu yapıyor, çok fazla kaynakça bildirimi olduğu için biraz karışık bir sayfa düzeni var kitapta, diğer eleştireyel görüşüm ise beyaz hamura kitabın basılması ki Bilge Umar'ın kitapları bu şekilde, gözü çok yoruyor. Son söz son cümle ile incelemeyi bitirmek gerekirse
Helen Döneminden kalma eserleri gezmek istermisiniz?
O zaman bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum
123 syf.
Ksenophon, Sokrates’in bir dönem öğrencisi olmuştur. O da Platon gibi diyaloglar şeklinde Sokrates’i konuşturmuştur bu kitapta. Kitap toplam 2 bölümden oluşmaktadır.
1.Şölen
2.Spartalıların Anayasası

Şölen kısmında diyaloglar üzerinden Sokrates’in düşüncelerini görüyoruz. Şölende ismi geçen kişilerin bazılarını Platon’un diyaloglarında da görüyoruz. Okunması keyifli ve dili bakımından veya anlaşılırlık bakımından Platon’dan daha kolay diyebilirim.
İsmi geçen kişileri okuyacaklar açısından çok kısa bir şekilde açıklayayım.

Kallias: Atinalı bir politikacıdır. Kitapta şölene ev sahipliği yapan kişidir.

Autolykos: Yunan mitolojisinde Chione ve Hermes’in oğludur. Yine kitapta ismi geçen Lykon ise babasıdır.

Nikeratos: Atinalı general Nicias’ın oğlu.

Kritoboulos: Sokrates’in öğrencisidir. Platon diyaloglarında ismi geçer. Hatta Sokrates’in Savunması’da dahi ismini görüyoruz.

Hermogenes, Antisthenes (Kinik okulu kurucusu) ve Kharmides (bir rivayete göre Platon’un dayısıdır) yine Sokrates’in öğrencileri arasında gösterilebilir.

Şölende herkesin kendisinde değerli saydığı özellikler istenilip, bunlar üzerinden bir tartışma başlatılır. Ksenophon’un diyalog şeklindeki şöleninde de tabii ki başrol Sokrates’tir ve onun düşüncelerini öğreniriz. Yer yer şölende eşcinsel ilişkilere değinsede, Antik Yunan eserleri okuyan kişilerin bunu çok enteresan bulacağını düşünmüyorum. Mesela Kallias’ın, Autolykos’a sevdasından bahsedilir. Fakat Kritoboulos’un Kleinias’a olan aşkını anlatış şekline o sözlere de hayran olmamak elde değil. Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri adlı eserinde o dizileri Ksenophon sanki Kleinias’a söylemiş gibi gösterse de belli ki bu gerçeği yansıtmamaktadır. Dediğim gibi eşcinsel bir aşk, sevda veya adına ne derseniz deyin, değinilmiş olsa da eserde asıl anlatılmak istenilen tabii ki bambaşka konular.
Kadın ve erkeklerin yetenekleri, gözüpeklik, beden sağlığının önemi, adalet, erdem, gönül zenginliği ve nice konular şölende konuşulur. En büyük kısmı ise Sokrates’in bedensel ve içsel güzelliği anlattığı kısım kapsar.

Gelelim kitabın 2.bölümüne...
Burada Lykourgos adlı bir Sparta kralının, Spartalılara koydukları yasalar ve gerekçeleri incelenmektedir. Ksenophon’a göre Lykourgos yasaları çıkarırken hiçbir devletten etkilenmemiş ve hatta onlara çok ters gelecek olan yasalar bile çıkartmıştır.
Kadın ve erkeğin beden sağlığına dikkat etmelerini ve ancak sağlıklı bireylerin, sağlıklı kadın ve erkekten çıkacağını söylemesi, eşit paylaşımlı yemek, tembellik etmemek, tıka basa yemek yenilmemesi vb gibi bir çok konu üzerinde durup yasalar çıkarmıştır.
Ksenophon Hellen ve Spartalılar arasındaki yasa farklarınıda değinir. Son bölümde ise Ksenophon bu yasaların bugün hala Spartalılarda geçerli olmadığını söyler. Yani anlatıma göre gördüğümüz şey eski bir Sparta kralı. Hatta Ksenophon’dan önce yaşamış olma olasılığı fazladır veya gerçekten yaşadı mı, efsanevi bir isim mi bilinemez. Rousseau ve Plutarkhos’un eserlerinde de ismi geçmektedir.

Tüm kitap için diyeceğim, Antik Yunan felsefesine ilgi duyan herkesin okumasını tavsiye ederim.
Kerim Köksal Kaya
Kerim Köksal Kaya Alexiad Malazgirt'in Sonrası İmparator Alexios Komnenos Döneminin Tarihi'yi inceledi.
568 syf.
·140 günde·Beğendi·9/10 puan
1081-1118 Yıllarında Bizans İmparatorluğu yapan Alexios Komnenos'un kızı Anna tarafından yazılan eser Bizans gözüyle ilk Haçlı seferi, Türkiye Selçuklu Devleti'nin ilk zamanları, Normanların Bizans üzerine hareketleri gibi konularda önemli bilgiler vermektedir.

Anna Komnena, babasının tarihini yazdığı için doğal olarak babasını idealleştirmede, onun hatalarını göz ardı ederek çok yaptığı her işi kutsamakta, işine gelmeyen olayları kısacık bilgilerle geçmektedir. Örneğin Alexios Komnenos'un kat'i zafer elde ettiği Bohemod ile yaptığı antlaşmayı her detayına kadar verirken; Bizans'ın zararlı çıktığı I. Kılıç Arslan'a yapılan antlaşmayı bir kaç satırla vermektedir. Bu bakımdan eseri okurken devrin diğer kaynaklarıyla eserdeki bilgileri karşılaştırmak daha sağlıklı bir okuma sağlayacaktır.

Eser 15 bölümden oluşuyor. Alexios'un tahta çıkması, Normanlarla ve Türklerle yapılan savaşlar ve kurulan münasebetler, Bizans'ın iç meseleleri ve Alexios'un ölümü bu bölümler arasında kronolojik olarak kaydedilmiş durumda.

Eserin farklı dillerde de çevirisi bulunmakla beraber galiba en iyi çevirisi Bilge Umar tarafından yapılan Türkçe çevirisidir. Bilge Umar, eseri dipnotlardaki açıklamalarıyla son derece zenginleştirmiş ve neredeyse anlaşılmayacak hiçbir yer bırakmamıştır. Çevirinin dili de gayet akıcı.

Böyle kıymetli bir eserin maalesef piyasada baskısı kalmamış olması da son derece üzücü. Ama yine de konuya ilgi duyan herkes kütüphanelerden temin ederek de olsa okumalı.
199 syf.
·21 günde·Beğendi·10/10 puan
Ioannes Zonaras, diğer Bizans Tarihçilerinin yanı sıra XI. Yüzyılda yazılan eserleri özetleyerek dönemin genel bir değerlendirmesini yapıyor. Eser, anlatım düzeni olarak kitap 17 ve 18'in çevirisi yapılarak bölümlere ayrılmıştır.
484 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Nibelungen destanı, Almanların en önemli destanlarındandır. Bu destan Türk tarihinde de önemli bir yere sahiptir. Avrupa Hunları ve Attila dönemine ışık tutması açısından önemli bir kaynak olarak kabul edilir.

Destanda Nibelung’lar ülkesi, Alçak ülkenin(Hollanda) yöneticilerinin başından geçen olayları, Attila ile olan mücadelelerini anlatır.

Destan Krimheld ve Siegfred'in aşklarını dönemin siyasi olaylarını, siyasi birlikteliklerini, savaşları, Kahramanlıkları anlatır. Siegfred'in haince bir pusuya düşürülüp karısının abisi olan Burgund kralı ve adamlarından biri olan Hagen tarafından öldürülmesi, intikam arzusuyla yanan Karısının yıllar sonra Attila ile evlenerek intikamına Hunları ortak etmesi anlatılır. Epik şiir sevenler için mükemmel bir eser.

Destanda yer alan kişiler:

Kriemhild: Üç Burgund Hanı kardeşin tek kız kardeşleri; önce Siegfried’in, sonra Etzel/Attila’nın eşi.

Siegfried: Hollanda beyi, Kriemhild’ in ilk eşi. Bu destanın yazılmasına sebeb olan kahraman.

Etzel/Attila: Destanda çok dürüst, iyi yürekli, mert bir Han olarak tanıtılıyor.

Gunther: Burgund Hanı Siegfred'in öldürülmesine göz yuman kişi.

Hagen: Burgund’ların en önde gelen Bey’lerinden; Siegfried’i öldüren kişi.

Dietrich: Ortaçağ Almanlarının Bern dediği kentlerden Verona’yı başkent edinmiş Han; ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış, Attila’nın sarayına sığınmıştır ve onun bağımlısıdır.

Hildebrand: Kriemhild'in Hagen’a olan kininin yol açtığı olaylar sonucunda, yeğeni de aralarında olmak üzere, binlerce insanın ölmesinden dolayı destanın sonunda Kriemhild’i öldürür.

Kitapla kalın efenim :)
220 syf.
·Beğendi·10/10 puan
“Yunanlıların ve Anadolu Rumlarının Anlatımıyla İzmir Savaşı” temel olarak Yunanlıların Kurtuluş Savaşı sırasındaki çekilmesine ve bu sırada yaşadıklarına değinse de, benim için daha dikkat çekici olan, Bilge Umar’ın kaynakları arasında zikrettiği, Yunanistan’daki “Küçük Asya Araştırmaları Merkezi” yayını “Exodus” (Göçe Çıkış) adlı anı külliyatından yaptığı alıntılardır. Bilge Umar bu kitabı yayınladığında “Exodus”un ikinci cildinin yeni çıktığını, üçüncü cildinin ise hazırlandığını belirtiyor. “Exodus” alıntılarından, mübadelede sırf hıristiyan olması nedeniyle Rum addedilerek, Kayseri, Niğde, Nevşehir, Aksaray, Karaman ve Mersin’den apar topar alınıp, Mersin Limanından Yunanistan’a gönderilen “Karaman Türkleri/Hıristiyan Türkler”in iç burkan anılarını da okuyoruz...
200 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Anadolu'nun Türkleşmesi tarihi bakımından bizler (Türkler) için özel önem taşıyan son iki bölümünün (kitabının) çevirisini sunduğumuz, Tarihlerin Özeti adlı yapıtı; Psellos, Attaleiatès, Bryennios, Anna Komnèna’nın yapıtlarından farklı olarak, daha çok yazarın kendisinin tanık olduğu yahut onun yaşadığı dönemde geçmiş olayları anlatmaz; tersine, ana dokuyu, daha önce yazılmış tarih yapıtlarının -en eskilerinden başlayarak- incelenmesi ve onlardan sağlanan bilginin özetlenmesiyle, evrenin Tevrat’ta anlatıldığı üzere “yaratılmasından” başlayarak Alexios Komnènos’un egemenlik dönemi sonuna kadar olan bitenlerin anlatılması oluşturur. Bu nedenle de yapıt, “Tarihlerin Özeti” adını taşır.
376 syf.
Gazeteci - Yazar Yaşar Aksoy'un Hasan Tahsin Belgeselini izlerken “Nurdoğan Taçalan / Ege'de Kurtuluş Savaşı Başlarken” kitabıyla birlikte tavsiye ettiği kitaplardan birisiydi. Düşmana ilk kurşunu kim attı? sorusunu bir hukukçu gözüyle tüm belgeleriyle irdeleyen, Türk ya da Yunan yanlısı değil tarafsız bir bakış açısıyla ele aldığı başyapıt.
484 syf.
·Puan vermedi
Bizans'ın Son Yüzyılları 1261-1453 Kitap Açıklaması

Ortaçağda "Kentlerin Kraliçesi" diye bilinen Konstantinopolis, Nisan 1204'te IV. Haçlı Seferi'ne çıkan ordunun saldırısına uğrayıp istila edildi. Tarihin o güne dek gördüğü en büyük kent yağmasının ardından Venedik ve Fransız kuvvetlerinin ortak girişimiyle Konstantinopolis Latin İmparatorluğu kuruldu.

Bizans tarihyazımı alanının en önemli isimlerinden biri olan Donald M. Nicol'ün değerini halen koruyan bu eseri, 1261'de Konstantinopolis'in Latinlerden geri alınmasından 1453'te Osmanlılar tarafından fethedilmesine kadar uzanan Bizans'ın Son Yüzyılları'nı ele alıyor.

Nicol, Yunanistan'ı ve Ege adalarını ele geçiren Fransız, Ceneviz ve Venedik kolonileri, Balkanlar'da yayılan Sırplar ve Anadolu'da gücü çığ gibi büyüyen Türkler arasında, toprakları giderek daralan Bizans'ın verdiği hayatta kalma mücadelesini anlatıyor.

Palaiologos Hanedanı'nın tarihiyle de örtüşen bu dönemin öyküsü, Bizans-Osmanlı ilişkilerine tuttuğu ışıkla da ayrı bir değer kazanıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Yazarın biyografisi

Adı:
Bilge Umar
Unvan:
Akademisyen, Yazar, Çevirmen
Doğum:
İzmir, Türkiye, 1936
İzmir, Karşıyaka’da orta halli bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Kişiliğinin oluşmasında özellikle babasının etkisi oldu; babası, 1917’de lise öğrencisiyken gönüllü olarak yedeksubaylığa gitmiş, İzmir girişini savunan (Foça tarafındaki) topçu bataryalarında görevlendirilmiş; yenilgi üzerine ordu terhis, İzmir işgal edilince hemen, 1919 içinde, Akhisar Kuva-yı Milliye savaşçılarına katılmış, işgal ordusunun 22 Haziran 1920’de giriştiği genel saldırıda yaralanarak, 19 yaşında iken, sağ bacağını kaybetmiş, İstiklâl Madalyası almış bir kuva-yı milliyeciydi ve ömrü boyunca has Atatürkçü kalmıştı. Bilge Umar, ilk öğrenimini Karşıyaka’da Cumhuriyet Okulunda; Ortaokul öğrenimini Karşıyaka Lisesi orta bölümünde; Lise öğrenimini o zaman Türk Koleji denen İzmir Özel Türk Lisesi’nde tamamladı ve o lisenin ilk 8 mezunundan biri oldu (1954; her iki oğlu sonradan aynı okulda öğrenim gördü). İstanbul Hukuk Fakültesini 1958’de bitirdi ve hemen aynı Fakültede, Başkanlığında Prof. Dr. İlhan Postacıoğlu’nun bulunduğu Medenî Usul ve İcra-İflâs Hukuku kürsüsünde asistan oldu. 1962’de “Türk İcra-İflâs Hukukunda iptal dâvası” konulu teziyle Hukuk Doktoru; 1967’de “İsbat Yükü” konulu teziyle Üniversite Doçenti ünvanını elde etti; aynı yıl Fakültesinde Doçent kadrosuna atandı ve ders vermeye başladı.

Ertesi yıl, yedeksubaylık hizmetine gitti ve yasa gereği Üniversitedeki görevinden ayrıldı. Görev yeri kur’ada rastlantı sonucu İzmir olarak belirlendi.

1970’de askerlik bitiminde eski kürsüsüne dönmesi yaklaşırken, İzmir’deki yüksek öğretim kurumlarından öneriler aldı; yakın zamana kadar akademi iken 1969’da kanunla Fakülte yapılan, Ege Üniversitesi’ne bağlanan ve öğretim üyelerine de aynı kanunla Üniversite Profesörü, Doçenti ünvanı verilen İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi mensupları, kendi kadrolarını Üniversitede yetişmiş öğretim üyeleriyle güçlendirmek istediklerinden, Umar’a da oradaki Hukuk Kürsüsü’ne gelmesini önerdiler; aynı sırada, o zamanlar var olan özel yüksek okul işletmecisi kuruluşlardan biri, kendi yüksek okullarında bazı hukuk derslerinin öğretimini üstlenmesi önerisinde bulundu. Umar bu önerileri kabul etti ve 1970 Nisanı başından itibaren o görevleri üstlendi. 1974’de, “İcra ve İflâs Hukuku’nun tarihî gelişmesi ve genel teorisi” konulu Profesörlük takdim teziyle ve üyeleri arasında Prof. Dr. Necip Bilge’nin, Prof. Dr. Baki Kuru’nun da bulunduğu bir jürinin katıldığı süreçle Profesörlüğe yükseldi; kürsü başkanı oldu, iki kez Dekan Yardımcısı görevinde bulundu.

1978’de İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi tarihe karıştı ve öğretim üyeleri yeni kurulan üç Fakültede (İşletme Fakültesi, İktisat Fakültesi, Hukuk Fakültesi) görev aldılar (İşletme ve İktisat Fakülteleri sonradan İktisadî ve İdari Bilimler Fakültesi olarak birleşti). Umar da, İTBF Hukuk kürsüsünün diğer öğretim üyeleri, İTBF’nin hukuk kürsüsü dışındaki bazı öğretim üyeleri ve İTBF dışından gelen birkaç öğretim üyesi ile birlikte, Ege Üniversitesine bağlı  Hukuk Fakültesinin kurucu öğretim üyeleri arasında yer aldı, kendi uzmanlık dalında kürsü başkanlığını üstlendi. Ayrıca o dönemde kendi Fakültesine bağlı bir yüksek okul olan (sonradan İletişim Fakültesi’ne dönüşen) Basın-Yayın Yüksek Okulu’nun Müdürlüğünü ek görevle ve üç yıl süreyle (1979-1982) yürüttü.

1980’in hemen sonrasında Evren rejiminin İhsan Doğramacı öncülüğünde oluşturduğu yeni Üniversiteler düzeni, Türkiye Üniversitelerinden, bu düzene katlanmak istemeyen pek çok öğretim üyesinin ayrılmasına yol açtı. Umar da bunların arasındaydı; daha 1983 yılında, “Ben şu gün 25 hizmet yılımı dolduruyorum; o gün itibariyle emekliye ayrılmam için gerekli işlemlerin yapılmasını dilerim” diye dilekçe vermişti. Ancak, Fakültenin o zamanki Dekanı (Ankara’dan Prof. Dr. Fırat Öztan), 1983/84 öğretim yılı sonuna yâni 1984 Haziranına kadar görevi sürdürmesini rica ettiğinde, bu ricayı yerine getirdi. Emekliye ayrılınca serbest Avukat olarak çalışmaya başladı; bu sırada Fakültenin yeni Dekanı (yine Ankara’dan Prof. Dr. Seyfullah Edis) yazıhaneye geldi ve kürsüdeki tek asistanın (sonra Profesör, Kürsü Başkanı, Dekan olan Hakan Pekcanıtez) üzerine, hem Fakültede hem de Fakülteye bağlı Adalet Yüksek Okulunda, hem Medenî Usul Hukuku hem de İcra-İflâs Hukuku öğretimi görevlerinin pek ezici bir yük hâlinde yığıldığını anlatarak, hem Fakülteye hem de Umar’ın pek sevdiği Pekcanıtez’e yardımcı olmak için, verilecek ücretin pek sembolik olmasına bakmaksızın, sözleşmeli statüde öğretim görevi yürütmesi ricasında bulundu. Umar bunu da kabul etti ve eski kürsüsünde yeni öğretim elemanları yetişinceye kadar Fakültede ders vermeyi sürdürdü.

1998’de Avukatlığı dahi bırakmış, Barodan kaydını sildirmiş ve kendisini sadece çok düşkün olduğu tarih, tarihsel coğrafya araştırmalarına, yayınlarına vermiş iken, bir konferans için dâvet edildiği Yeditepe Üniversitesinde Umar’a, kendi uzmanlık dalında öğretim üyeliği ve kürsü başkanlığı görevi üstlenmesi önerildi. Umar, bir yandan Yeditepe Üniversitesinin bir öğretim kurumu olarak pek çok yönden sahip bulunduğu üstün düzeyden etkilenerek ve bu Üniversitenin Hukuk Fakültesinin de dünya çapında saygınlığı olacak hâle gelmesine katkıda bulunmak isteyerek; bir yandan da oğullarının her ikisi İstanbul’a yerleşmiş, orada çalışmakta olduklarından dolayı, onların yanında ve onlarla daha yakından dayanışma içinde bulunmayı arzu ederek, bu öneriyi kabul etti. 2002 yılının Haziranı başından beri oradaki görevlerini sürdürmekte ve yeni Fakültesinde küçük bir enstitü kitaplığına dönüştürdüğü odasında, yayınlar listesinde görüldüğü üzere, araştırma, eser üretme, yaşının 60’lı yıllarında çeviri yapabilecek düzeye getirdiği Yunanca bilgisini ilerletme, o arada Bizans tarihçilerinin kitaplarını okuma, Türkçeye çevirme çalışmalarını sürdürmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 113 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 218 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.