Can Cankoçak

Can Cankoçak

Editör
7.9/10
1.850 Kişi
·
6,5bin
Okunma
·
0
Beğeni
·
74
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
167 syf.
·Puan vermedi
BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ - BARIŞ BIÇAKÇI

"Okumak kimilerine yazmayı öğretir, banaysa yazmamayı öğretti."

*Ankara'nın ortasında, ayazın çemberinde salınan iki dost. Biri biraz daha naif, ince ruhlu, çok düşünen. Diğeri biraz daha bodoslama yaşayan. Kapatıyorlar ama birbirlerinin eksikliklerini. Aynı evde, aynı tencerede pişiyor hüzünleri. Bu iki dost, yani Ender ile Çetin için, çetin bir sınav oturuyor aralarına. İki kişilik salıklar diyarına, biri daha ekleniyor. Nihal. Nihal, yakın zaman önce bir ölüm yaşamış ve abisi tarafından Ender ile Çetin'e emanet edilmiş. Tencerede üçüncü hüzün de pişecek yani. İki dostun en büyük düşmanı aynı aşktır, belki de değildir. İkisi de Nihal'e aşık olmamak için, içine gömdükleri hislerle boğuluyorlar. Yakın dostlar ya ama anlıyorlar da birbirlerini. Bir yanda emanete ihanet kıskacı, bir yanda dostun duygusuna leke sürme korkusu. Çok güzel yumuşatıyorlar ama hayat tarafından yollanan bu sert topu. Dostluk bunu gerektirir diyorlar. Geceleri Nihal oluyor, gündüzleri Nihal. Bir gün yine ayaz düşmüş, almışlar Nihal'i yürüyorlar. O park senin bu park benim. Nihal, giriyor kollarına, hayatlarına, aralarına, dostluklarına. İki kişilik yalnızlıklarına. Sonrası iki dost bir aşk ve hayat.

"Dostum, her şeyin farkında olduğun için mi yalnız ve mutsuzsun?"
167 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10 puan
Merhaba,

• Final haftam bittikten sonra kütüphanede ders çalışırken gözüme kestirdiğim kitaplardan biri olan “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” ile başladım açlığımı gidermeye. O ya da bu sebepten ötürü okumaktan uzun bir süre ayrı kalınca özlem duygusu ile doluyorsunuz ya işte o zaman artık okumak bir ihtiyaç fark ediyorsunuz…Aslında, bahanelerimizi bir kenara koyup günde yarım saat ayırabiliriz. İnsan nelere vakit ayırmıyor ki… Hakikaten nelere üzülüyor, nelere şaşırıyor, nelere zaman harcıyor olduğuma üzülüyor, şaşırıyor ve zaman harcıyorum.
Kişi burada biraz kendisiyle yüzleşti, geçelim.
Bıçakçı’nın okuduğum ilk kitabı olmakla birlikte birilerinde ya da birileri aracılığıyla övgüsünü çok duyduğum “okumalıyım hissiyatı” oluşturan kitaplardandı. Elimde görüp, sıkılırsın ama sen diyen bir kesim olduğunu da söylemek isterim. Sıkılırsın diyenleri düşünüyorum, belki siz de haklısınız. Belki anlatılmak istenen haddinden fazla basit, belki sözcükler haddinden fazla yalın… Ama, insan bazen sakinleşmek,durup düşünmek istemez mi? Sizi uyarayım okuyucular, hareketlilik ve olaylar zinciri arıyorsanız yanlış yerdesiniz. Bizim Büyük Çaresizliğimiz, durum anlatıcılığı yapılmış bir eser.

• “Yaşamak aslında birbirinden kopuk yaşantılar arasında bağlantılar kurmaktır. Bir hatırayı diğerine bir fotoğraf albümü değil yaşayan bir insan bağlar.”

Kitabın sonlarında ki bu alıntıyı not alırken onlarca sayfayı düşünme imkanı buldum. Çetin, Ender ve Nihal...

Çetin ve Ender’i birlikte yazıp Nihal’i ayrı yazmam bile seni üzerdi değil mi Ender? Bir araya gelmeleri beklenmeyen, ummadığı ve karşı koyamadıkları duygulara sürüklenmiş üç insanın hikayesi. Genç bir kadın, orta yaşlı iki erkek... Bu üçlüyü okurken, aynı zamanda onları seyrediyor gibi hissediyorsunuz. Bu üçlüyü okurken dostluk tanımı üzerine kafa yoruyor belki kıskanıyor, belki uzaktaki birine selam ediyorsunuz. Belki hikayeye hiç hakim değilsiniz, belki hikaye “sıkıcı” ama Ender, ufak ayrıntılara öyle dikkat ediyor ve onları öyle tatlı sunuyor ki bize o fotoğraf albümündeki insanlarınızı hatırlıyorsunuz... Ne kadar çok “belki” dedim değil mi? Biliyorum.
Çünkü Ender de diyor ki: “İkimizde Nihal’in birimizden birini seçmesi gibi bir olasılığı hiç düşünmemiştik. Sanki ikimizi birden sevecekti, bu tek seçenekti. Böyle bir şeyin yaşanabilir olup olmadığı konusunu ise Fransız sinemacılara bırakıyorduk.”
167 syf.
·4 günde·7/10 puan
Aşkınız için dostunuzdan vazgeçer misiniz?

Ya da dostunuz için aşkınızdan?

Barış Bıçakçı 'nın etkinlik vesilesiyle okuduğum ilk eseri bu. Kendisiyle yeni tanıştık. Ağır okumalardan sıkılmışsanız dinlence tadında bir okuma yapmak için ideal bir kitap. Yalın anlatımlı, beyninizde fırtınalar koparmayan bildik bir hikaye. Bir kadın ve iki adam... Malzeme bunlarsa tabi birazda baharat olarak aşk katabiliriz...

Eserde esasen aşktan çok dostluk kavramı işlenmiş. Ender ve Çetin'in dostlukları ve o muhteşem dingin kafa rahat hayatları. Ben herzaman iki erkeğin dostluğunun iki kadınınkine nazaran daha sağlam olacağına inanmışımdır. Hatta karşı cinste en çok kıskandığım şey dostluklarıdır diyebilirim.

İki iyi dostun bir arkadaşları daha var Fikret Amerika'da yaşıyor Türkiye'ye geldiğinde bazı şeyler oluyor ve üvey kız kardeşini bu arkadaşlarına emanet edip tekrar Amerika'ya dönmek zorunda kalıyor olaylar böyle başlıyor.
İki iyi dostun hayatına dahil olan Nihal hem renk katıyor hem kaos...

Kitaptaki aşk yersiz geldi bana yani Ender de Çetin de olgun sağlam karakterler Nihal karakteri çok güçsüz yani bu iki adamın da ona aşık olabilme ihtimalini canlandırmıyor bence okurun kafasında en azından benim öyle olmadı. Yani böyle iki güçlü karakteri bir aşkta denk düşüreceksek en azından buna değsindi bu kadın...

Peki ya siz aşkınız için dostunuzdan vazgeçermiydiniz? Ya da dostunuz için aşkınızdan? Ben hiç böyle zor bir durumda kalmadım ama aşk çabuk sönen bir şey olduğundan mütevellit ben dostluğu tercih ederdim. Gerçi benim dost diyeceğim insan beni benden iyi tanır daha ben aşık olduğumu bilmeden o anlar keza ben de öyleyim hal böyle oluncada iş o noktalara zaten gelmez o da ayrı mesele.

Sevgiyle ve kitapla kalın keyifli okumalar...
167 syf.
Aslında ilk olarak, Barış Bıçakçı'nın Tarihî Kırıntılar kitabını okumak istiyordum ama kulüp için Bizim Büyük Çaresizliğimiz'i seçince yazarla bu kitabıyla tanışmış oldum.

Aynı evde yaşayan Çetin ve Ender'in ev arkadaşlığına Nihal'in de dahil olmasıyla başlıyor hikaye. Tahmin edeceğiniz gibi iki yakın arkadaş aynı kıza aşık oluyor ve Ender'in Çetin'e içini dökmesini okuyorsunuz.
Son derece samimi bir anlatım var kitapta, sanki bana anlatıyor, kahve içerken dinliyorum onu.

Hayatın içinden bir hikaye; yaşanması çok muhtemel, hepimizin tanık olduğu hatta belki de benzerini yaşadığı bir hikâye, fakat 1 hafta sonra 31 yaşını geride bırakacak bir okur olarak beni doyurmadı, yavan geldi. Kötü bir kitap değildi fakat kesinlikle ilk gençlik dönemlerinde okusaydım daha çok severdim.
Tarihi Kırıntılar'ı da okuduğumda yazarla ilgili daha genel bir kanaat sahibi olacağım.
Kulübe dahil olup, eşlik eden herkese çok teşekkür ederim.
Benim dışımdaki okurların yorumlarına https://instagram.com/...igshid=18o6fff32iqzv hesabından ulaşabilirsiniz.
99 syf.
·3 günde·8/10 puan
Sinema ,senaryo, şiir,fizik,naif,sıradan kelimeleri uçuşuyor zihnimde Barış Bıçakçı adını duyduğumda..

Aramızdaki En Kısa Mesafe 99 sayfalık çocukluk günlerinin anlatıldığı, 24 bölümden oluşan bir öykü kitabı..

Kitabı okurken nedense anlatılan çocukluk günlerindeki öykülerin kahramanının Barış Bıçakçı’nın kendisi olduğunu düşündüm.

SEVGİLİ GÜNLÜK

Nihan’ ın bana bakarken bir gülüşü vardı ki aklımı başımdan aldı! ( Eminim bu satırları okuyunca “Nasıl gülüyordum? “ diye soracak ve yakama yapışıp ayrıntısıyla anlatmamı isteyecek.). Sayfa 67

Yukarıdaki alıntı bana bu öyküleri yazarken kendi hayatından fazlasıyla esinlendiğini düşündürdü.

Kitabın konusu kısaca; “ Bir soyadının önünde toplanmış duruyoruz:ailemiz. Bir soyadının önünde tek tek isimler” sayfa71

Üç erkek kardeş ve anne babadan oluşan Adana’ da yaşayan bir aile.Baba üniversite de felsefe profesörü anne sanırım bir memur..

80 darbesinin izlerini satır aralarında görüyoruz baba üniversitedeki işinden uzaklaştırılıyor ve ailenin geçim derdi başlıyor boza yapıp satmaya çalışılan günler ,aile cek işletilen bir lokanta..Bir süre hayat böyle bir hengamede devam ediyor..

Kitabı okurken dikkatimi çeken en önemli husus babayla olan ilişki kısmı ve en acıklı hikaye Pazar Arabası başlıklı hikaye..Hikayeyi anlatmayacağım burada ama son cümlesini buraya alıntılayacağım.

“Babam sonunda konuşmasını bitirdi.Elini kaldırıp omzuma koydu ama ben vuracak sanıp irkildim.
Birden o da ben de utandık.Çok utandık.Birbirimize bakamadan başlarımızı eğip öylece kaldık.” sayfa 55

Bu cümlelerin bana hissettirdiği şey gönlüm ağırlaşıyor çünkü her iki taraf da oldum bu hayatta hem yaşadım hem de yaşattım..Böyle anlar insanın gönlünü eziyor ve Barış Bıçakçı ânları anlatmadaki ustalığını bu cümlede çok başarılı gösterebilmiş.

Öykülerden bir tanesi var ki o da dikkate değer cinsten “Değersizlik” başlığı altında satırlar arasında şöyle bir cümle geçiyor.Kardeşi evden kaçıyor ve yıllar sonra arkadaşı Oktay ile bunun nedeni üzerine konuşuyor;

“ Kendisini değersiz hissetmiştir.”

“ Hangimiz hissetmeyiz ki bu duyguyu!” diyorum.

Bakkala gidip gelirken yakalanır insan belki de bu duyguya ; bir Çiftlik yoğurdu, iki ekmek, bir paket Maltepe alırken.

Dediğim gibi Barış Bıçakçı Hayat ve İnsan etkileşiminde muhakkak hepimizin hissedip düşündüğü ânları tüm sıradanlığından çıkartıp dingin anlatımıyla naif bir duyguyla bize kendimizi gösteriyor başarılı anlatımıyla...

Ve bu öykünün yazılma sebebi ,ya da bir zamanlar yaşanmış halini aslında tam bilemeyeceğimiz ama insan algısında nesnelerin,şeylerin nasıl değişikliğe uğradığını en güzel anlatan hikaye “Aramızdaki En Kısa Mesafe” başlığında olan..
Diyor ki; “ Hiçbir şey göründüğü , hatta yaşandığı gibi değil! Her şey hatırlandığı gibi.”

İnsanız çünkü yaşantılarımız duygular süzgecinden sonra bizim yorumumuzla anlamını buluyor..

Barış Bıçakçı okumak bana iyi geliyor,öykülerinin kahramanları hepimizden biri,duygular hepimizin duyguları..Dingin ve naif anlatımıyla beraber düzyazı okurken Cat Stevens gibi şarkıcıların sade gitar ve kendi sesleri eşliğinde şarkı söylemeleri gibi aynı zamanda kulağıma da hoş bir ritim geliyor..

Barış Bıçakçı’yı bu inceleme içinde daha fazla tanıtmak isterdim lakin herhangi bir röportajı ya da ona dair bir görsele rastlamadım.İnzivada bir yazar tercihi bu yönde sanırım.

1966 Adana doğumlu,Odtü Makina Mühendisliği mezunu ve bir süre Tübitak Bilim dergisinde editörlük yapmış öykü, roman yazarı bazı romanları filme çekilmiş..Başka bilgi yok:)

Keyifli okumalar diler bu güzel çocukluk öykülerinin anlatıldığı kitabı tüm okurlara tavsiye ederim.
167 syf.
·6831 günde·7/10 puan
Kitabı okuyalı uzun zaman oldu.

Aynı adla uyarlanan filmini yakın tarihte izleyince inceleme yazısını yazmak istedim.
Kitaplardan uyarlanan filmlere karşı ise hep mesafeli olmuşumdur, çoğu zaman hayal kırıklığı yaşatmışlardır. 62. Cannes Film Festivali’nin “Atölye” bölümüne seçilmiş olmasına rağmen ne yazık ki bu film benim için hüsranla sonuçlandı.

Kitabın hissettirdiklerinin çok uzağında kaldı çünkü.

Kitapta iki orta yaşlı adamın kendilerine emanet edilen ve gözlerinin önünde genç bir kızdan kadına dönüşen Nihal’e aşık olmalarını konu ediliyor.

Her ne kadar bir kadın ve ona aşık iki adamın yarattığı aşk üçgeninin anlatıldığı düşülse de, asıl vurucu nokta Çetin ve Ender’in gerçek olduğuna inanılması güç olan dostluk ütopyası idi. Anlatıcı olan Ender karakterinin en yakın dostu Çetin’e iç döküşlerini, özenle seçilmiş naif kelimeleri hayran bıraktı.

Barış Bıçakçı, mükemmel tasvirleriyle okuyucuyu hiç yormadan akıcı ve büyüleyici bir üslupla kalem almış kitabı, bir solukta okudum.

Altını çizdiğim bazı bölümler ise şöyle:

“benden okumak için kitap önermemi isteyenlerin
kalbimi de istediklerini sanıyordum; hâlâ öyle!”

“Aile bir mayın tarlasıdır, birey olabilmek için oradan sağ salim çıkabilmek gerekir.”

“ ‘en büyük ahlaksızlık, demiştim kendi kendime bir aşkı yaşamamaktır. hayatı mümkün olan en geniş haliyle yaşamak gerekir, demiştim.’demiştim de bir türlü durumumu o genellemelere uyduramamıştım yazarın deyimiyle… bir kaç saat sürdü bütün kitabı okumam… yine akıyordu kelimeler, cümleler… diyordu ki “aşk eşitler arasında yaşanır” oysa asıl eşit olmayanların arasındaki aşktı, kavuşamamaktan doğar çünkü aşk imkansızlıkla beslenir.”

“Nihal, daha doğrusu ona beslediğim yaşanmamaya mahkum aşk, beni bir erkeğe indirgemişti. iki yıl boyunca bütün sınıflandırmaları kadın ve erkek başlıkları altında yapmaya zorlamıştı. halbuki bulutlar da var, kediler de, yeşil bitkiler, binlerce yıldır yeri değişmeyen taşlar, mutfakta bulaşıklar, kenarı kıvrılan kilimler, kar altında kalanlar, sınıflandırmalara tabi olmayanlar…

“Oysa ben, iki yıl boyunca, bir erkekten başka bir şey olamamıştım. Aşkın insanı zenginleştirdiğini biliyorduk, fakirleştirdiğini de bilelim.”

“İnsan severken basit sınıflandırmaların sınırlarını değil, kendi sınırlarını görür, kendi sınırlarında dolaşır, kendi sınırlarına değer.Benim bildiğim tek sınır bu.”

Keyifli okumalar.
99 syf.
Bir Akdeniz şehrinin sıcaklığından nasibini almış, ki şehirler ; insanların genetik haritasında etkilidir bence, nohutlu patlıcan dolmasından içli köfte kokusuna kadar, derimizi kavuran pişmanlık renginde bir güneşe direne direne, mahalleden geçen simitçinin o tanıdık sesiyle, bahçede hortumla yıkanmanın ferahlatan etkisi arasında, iç içe geçmiş, çocukluktan ihtiyarlığa, insana özgü pek çok evrenin bir çocuğun gözüne yansımış akisleri bunlar.

Abisini hayatında bambaşka bir yere koyan, anlamaya çalıştıkça içinde çoğalttığı yaşama dair ne varsa kısmen altında kalan, sıcak aile bağları içerisinde yoğun bir çaresizliğin işlendiği yürek burkan bir hikaye.

Böyle olmasında en büyük etken, bir çocuğun dilinden anlatılması. Saf, masum, çıkarsız, süslemeden, kısa cümlelerle ama oldukça etkili.

"Anneannem ve ben.. Biz.. Biz ölüme karşıyız.. "

Evet karşıyız. Bir babanın evinden apar topar götürülmesine, didik didik aranan kitapların odanın her yerine dağılmasına, babanın bıyıksız olarak dönmesine, döndüğünde bile çocuğun içindeki yaranın bir türlü iyileşmemesine karşıyız.

Direnip direnip bir anda yıkılmaya karşıyız.

Ait olduğumuz yerde yabancı sayılmaya karşıyız.

Bizim gözümüzde her zaman dağ gibi olan babamızın bazı zamanlarda küçüldükçe küçülmesine karşıyız.

Her şey hayata dair ve Barış Bıçakçı size en yakın mesafeden sesleniyor.
Yaşayarak zihnimize kazıdıklarımızın benzerlerini ustaca dile getirmiş.

Kendi deyimiyle aynı soyadının altında toplanan insanların, ortak acıları, sevinçleri, çaresizlikleri ve bir o kadar da birey olma çırpınışları duru bir anlatımla sizi bekliyor.


Keyifli okumalar.. :)
167 syf.
·3 günde·9/10 puan
Kitabı okuyalı epey oldu ama kitaptan sahneler ara ara dönüp dolaşıp gelip aklımda takılı kaldıkça kitaba inceleme yazmak istedim.

Kitap bir insanı hamlıktan olgunluğa ulaştıran duyguların en büyük paydaya sahip olanı,en gaddarı ile yani ölümle başlıyor. Birisinin ölüm haberini almak ne denli yıkıcıdır,hele bu birisi ailemizden biriyse. O noktadan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacakmış gibi hissederiz. Hiç gülemeyecekmişiz, bir daha mutlu bir an yaşayamayacakmışız gibi gelir.
Tabi ölüm haberini vermek de son saniyelerinden geriye doğru sayan bir bombayı izlemek gibidir. Haberi alan kişi de izlenen bomba gibi patlayabilir ya da tehlike imha edilerek savuşturulabilir.

Işte Nihan'la iki dostun durumu da böyledir. Ellerinde kendilerine emanet edilmiş,ölüm acısıyla yüklü, her an patlamasından korktukları bir genç kız vardır. Acısını paylaşsalar mı her şey normalmiş gibi devam mı etseler bocalar dururlar.


Sonra ne mi olur? " Ortada iki erkek ve bir kadın varsa, edebiyat ve sinema başımıza taş yağdırır,kolla kendini!" diyor Barış Bıçakçı. Bu tezi de kitaba yayıyor. Ikisi birden Nihal'e aşık oluyorlar ve bu durum onların büyük çaresizliği oluyor. Hop diyorlar tamam aşık olduk da durum nerden baksan racona ters. Kız arkadaşımızın kardeşi, bizden yaşca çok küçük , e sonra hadi hepsini oldurduk biz dostuz birbirimizden vazgeçemeyiz ama ikimizde aynı kişiye aşık olduk,dostluğumuzdan mı vazgeçeceğiz. Dostluğumuzdan vazgeçmiyorsak aşkımızdan mı vazgeçelim. Alın size çok bilinmeyenli denklem.

İşte böyle platonik platonik sancılar çekmeye devam ederler ama ikisi de açılmaz Nihal'e. E sonrasında da ben diyorum kollayın kendinizi. Ortada platonik bir aşk varsa, her zaman aşk acısı yanında bonus olarak gelir. :)

Aslında ben bu kitaptaki Ender ve Çetin'in dostluklarını bir parca, Tutunamayanlar'ın Turgut ve Selim'im dostluğuna benzettim.(Bana her şey seni hatırlatıyor.) Ama tersten... Yani bu ikisi de başka kimseye ya da başka bir şeye tutunamamış,hayat pek yüzlerine gülmemiş onlar da gidip birbirlerine tutunmuş. Ikisi de bir diğeri olmadan eksik gibi. Oğuz Atay'dan esinlenmiş olabilir yazar.

Çok yalın,çok samimi duygularla süslenmiş bir dostluk,biraz aşk, biraz hayat hikayesi. Şunu da belirteyim ki kitap herkesin sevebileceği bir kitap değil bence. Olay örgüsünü ve karakterleri başta takip etmekte biraz zorlanabilirsiniz. Bir eskiye bir şimdiye dönüşü alışana kadar biraz bocalatıyor.

Barış Bıçakçı'nın duyguları yansıtışı çok güzel,kelimeleri duygu yüklü. Melankolik bir mizahı var. Farklı kitap tarzları tatmayı seviyorsanız bu kitap tam size göre. Hem altı çizilip instagramda paylaşılacak epey söz de var içinde. :))
167 syf.
Ender, Çetin... Ve... Nihal...

Dostluk çok farklı bir duygudur. Herkese dostum diyemezsiniz. Sizi anlaması, sizi siz olduğunuz için sevmesi gerekir. Sizin gibi düşünmese bile, düşüncelerinize saygı duyup değişmenizi istemeden hayatınıza dahil olmalıdır. İşte böyle bir dostluktu Çetin ve Ender' in ki. Tabi bir de Fikret var. Ailesini kaybettikten sonra kız kardeşini onlara emanet edecek kadar aralarında güven ve bağlılık olan üç dost...

Ender ve Çetin' in kendi hallerinde devam eden hayatı, Fikret' in Amerika'ya giderken kız kardeşinin onlarla kalmasını isteyene kadar devam ediyor. Bundan sonra ise artık ikili olan dostlukları üçlü bir hayata dönüşüyor.

Arkadaşının kardeşini farklı duygularla sevemezsin, dostunun sevdiği kıza yan gözle bile bakamazsın derler... Arada istisnalar kaideyi bozmaz. İşte Ender ve Çetin o istisnalardan... Hem arkadaşlarının onlara emanet ettiği kız kardeşini sevdiler hem de birbirlerinin sevdiğini bile bile bağlandılar ona... Sonuç mu? İtiraflarla dolu, herkesin herşeyden haberdar olduğu, sevginin ortak paydasında aynı kıza aşık olan arkadaşların başından geçen olaylar örgüsünün anlatıldığı güzel bir kitap ortaya çıktı. İtiraflar, olayları anlatmaları, kendilerine dair tahliller o kadar güzel ki bu iki arkadaşa kızamıyor insan. Sevgiyi yürekte yaşayıp, şefkat olarak gün ışığına çıkaran, dostluğu ince ince örerek anlatan bir roman...



Keyifli okumalar...
167 syf.
·1 günde
O kadar içten o kadar bizdendi ki sanki Ender bana hayatlarını anlatıyor bende uslu uslu onu dinliyordum.Ender ve Çetin çok sıkı aynı evi paylaşan iki dost ve aralarında aşık oldukları aynı zamanda sahip çıkmakla hükümlü oldukları Nihal.Klişe bir aşk hikâyesi değil daha çok insanı duygudan duyguya sürükleyen bazen rol yapmanın mecburiyetini bazen içimiz kan ağlarken dışımızın bahar bahçe oluşunu okudum. Nihal'in ikisinden birini seçmemesi ise kitabın can damarı gibiydi. Çünkü kimi seçse diğerine haksızlık olacak gibi hissettiriyordu.Kitabin güzel yanlarından bir diğeri ise kusursuz hiçbir karakter yok. Tıpkı gerçek insanlar gibi mutlak iyi veya mutlak kötü yok. Bu kitabı hiç bir zaman unutamayacağım ama bunun sebebi kurgusu değil. Yarım kalan hiçbir şey unutulmaz.Bir kavuşma veya bir itiraf olmayan kitabın sonu tamamen bizim hayal dünyamız da .

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 6,5bin okur okudu.
  • 81 okur okuyor.
  • 2.183 okur okuyacak.
  • 44 okur yarım bıraktı.