Cemal Aydın

Cemal Aydın

YazarÇevirmen
8.8/10
1.893 Kişi
·
6,5bin
Okunma
·
28
Beğeni
·
1.620
Gösterim
Adı:
Cemal Aydın
Unvan:
Türk Yazar ve Çevirmen
Doğum:
Şarkikaraağaç, Isparta, Türkiye, 1948
1948’de Isparta, Şarkikaraağaç, Çavundur Köyü doğumlu. İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız ve Roman Dilleri ve Edebiyatları bölümü mezunu.

Fransızca öğretmenliğinden emekli oldu.

Bir ara gazetecilik ve köşe yazarlığı yaptı. Gazetecilik yıllarında pek çok ülkeyi gezip görme imkânı buldu.

Müslüman olup Havva adını alan Eva de Vitray-Meyerovitch’in (Eva dö Vitre Meyeroviç) İslâm’ın Güleryüzü adlı eserini ve diğer birkaç kitabını çevirdi.

Roger Garaudy’den (Roje Garodi) de 20 kadar eser aktardı. Farklı Fransız yazarlardan da çeviriler yaptı, yapıyor.

Bu arada Mevlâna (Fîhi Mâ Fîh), Attâr (Mantıku’t-Tayr/ Kuşların İlâhisi) ve İbn Hazm (Güvercin Gerdanlığı/Kurtuba’ya Ağıt) başta olmak üzere Şark-İslâm klâsiklerinden de bazı eserleri çevirdi ve çevirmeye devam ediyor.

2001 yılından 2018’e kadar 17 yıl boyunca Türk Edebiyatı Vakfı’nın müdürlüğünü yaptı.

2018 yılından bu yana eserleri Timaş Yayın Grubu içinde yayımlanıyor.

Kendisinin elliyi aşkın kitapta imzası bulunuyor; tercüme ve telif çalışmalarına devam ediyor.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
272 syf.
·1 günde·9/10 puan
Merhaba kardeşler;
Meşhur Fransız düşünür Roger Garaudy ile ilk tanışıklığım, okuduğumda beni mahcubiyetle düşündüren şu satırlar olmuştu:

Garaudy, 1982 yılında İslam’ı seçtikten kısa bir süre sonra Türkiye’ye gelir ve bir cumartesi günü Taksim’de bir otelde konferans verir İstanbullulara. Konuşmasının sonunda bir gazeteci, cüretkâr bir üslupla, şöyle bir soru yöneltir misafirimize:
‘’Biz sizi tanıyoruz bay Garaudy. Önceleri Marksist- Leninist ve ateist idiniz. Sonra Maoist oldunuz. Daha sonra Sovyet veyahut Çin eksenli devlet Marksizm’ini tenkit ederek Avrupa Komünizmi (eurocomnism) yaklaşımını benimsediniz. Bir müddet böyle devam ettiniz. Bu arada Budizm’e ilgi duydunuz ve ben Budist bir Marksist’im dediniz. Sonra Katolik kökenlerini keşfettiniz ve Hristiyan bir Marksist’im dediniz. Latin Amerika’da bir elinde İncil bir elinde Das Kapital tutan bir papazın başlattığı ‘’özgürlükçü ilahiyat’’ akımına sempati duydunuz, onları destekleyen yazılar yazdınız. Sonra Marksizm artık bitmiştir dediniz ve Marksizm ideolojisinden ayrıldınız. Bir müddet sonra Vatikan ve Hristiyan ilahiyatı ile de ters düşmeye başladınız ve oradan da koptunuz. Şimdi ise Müslüman oldum diyorsunuz. Size sorum şu; bundan sonra ne olmak istiyorsunuz?’’
Yeni Müslüman olmuş büyük düşünür, kısa bir sessizlikten sonra şöyle cevaplar soruyu: ‘’Evet arkadaşım bu saydıklarınızın hepsi doğru. Ama şunu bilmenizi isterim ki defineciler aradıkları hazineyi buluncaya kadar önce yatay olarak yüzeyde dolaşırlar. Ellerindeki cihaz üstünde durdukları yerin altında kıymetli bir maden olduğu sinyalini kendilerine verinceye kadar. Ondan sonra satıhta dolaşmayı bırakırlar ve kazamaya başlarlar. O ana kadar yatay devam eden arayışları artık dikey hale gelir. Benim hikayem de böyle. Her nereye gittimse samimi olarak ontolojik yerimi arıyordum. Ama nereyi kazdımsa altından o çıkmadı. Şimdi ise bir yere geldin, çok canlı hissediyorum, ayağımın altı kaynıyor. O noktanın adı İslam. Ama arayışım bitmeyecek. Şimdi de onun dikey katlarında kendimi aramayı sürdüreceğim, merak etme…’’

Bu hikmetli cevap sonrasında salonda bir alkış tufanı kopar. (Mahmut Erol Kılıç’tan alıntıdır.)

Maalesef herkes bizimle aynı şartlar altında doğup yaşamıyor ve bizim kadar şanslı da olamıyor. (Şanslı demişken yalnızca geleneksel anlayış gereği dinim İslam’dır deyip, hayatı boyunca Kur’an’ı eline almamış, bir kez olsun dinini sorgulayıp da neden diye sormamış olan o şanssız kesimi, şekilci Müslümanları kastetmiyorum.) Herkesin yaşadığı coğrafya, ailesel etkileşim, psikolojik alt yapı, dinsel olgulara yaklaşım, gelenekler ve görenekleri başka başka. Bu soruyu soran gazeteci acaba farklı bir coğrafyada yaşıyor olsaydı dinsel olgusunu nasıl bir tabana oturturdu hatta ve hatta şimdiye dek inandığı dini sorgulama cesaretini göstermiş midir çok merak ediyorum. İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batıralım diyor ve kitaba geçiyorum:

Roger Garaudy Müslüman olmadan tam bir sene önce yazmış bu eseri. O yüzden bu kitapta kendisi henüz Müslüman olmadığı halde İslam’ı nasıl objektif, önyargısız, önceden şartlanmışlığın zincirlerini kırarak ele aldığını göreceksiniz. Gerçek bir entelektüelin, ne nitelikte bir insaf ve iz ’ana sahip olması gerektiğinin de en çarpıcı ve en somut bir delilini bulacaksınız.
Öylesine tarafsız bir bakış açısıyla kaleme alınmış ki bu kitap, piyasaya çıkar çıkmaz hiç beklenmedik bir ilgi görmüş. On binlerce gönül İslam’a ısınmış. İslam’ın güzelliğine ilk defa tanık olanlar, bu dine hayranlık duymaya başlamışlar.
Bu eser aslında yazarın ‘’İslam’ın Vadettikleri’’ adlı kitabının geniş halk kesimlerine seslenecek şekilde baştan sona gözden geçirilerek yeniden düzenlenmiş, yer yer önemli eklemeler, çıkarmalar yapılmış, farklı ana başlıklar ve bol ara başlıklar eklenmiş bir versiyonudur. Çoğu Müslümanın muhatap olmaktan özenle kaçındığı, ateist kesimin ise İslam’ın zayıf yanıdır diye ısrarla gündeme getirdiği bazı konulara mesela (İslam’da kadının miras hakkı, çok eşlilik, kadının boşanma hakkı, İslam kılıç dini midir, cihat nedir? gibi konulara) Müslümanlardan daha makul ve mantıklı yaklaşımlar sergiliyor ve Müslüman olmayan birinin bu kadar tarafsız ve önyargısız bu satırları yazıyor olmasına hayret ediyorsunuz. Meraklılarına tavsiye olunur.

Keyifli okumalar.
128 syf.
·7 günde·Puan vermedi
İslam dünyasının büyük fakihlerinden İbn Hazm’ın Güvercin Gerdanlığı kitabından sonra okuduğum bir diğer harika eseri olan Erdemli İnsanın Yol Haritası kitabını elimden geldiğince incelemeye çalıştım. Özellikle bende çağrışım uyandıran birkaç söz üzerinden ilerledim. Keyifli okumalar.

-‘’Gerçek şudur ki, kavuştuğun her emelin sonu hüzündür. Çünkü önünde onunda ya o seni bırakır ya da sen ondan vazgeçersin. Allah için yapılansa bu kuralın dışında kalır’’ diyor İbn Hazm.

Neye dayanırsak dayanalım, neye güvenirsek güvenelim Allah rızasından gayrısının bomboş bir uğraş ve koca bir yalan olduğunu en nihayetinde öğrenmiş olacağız. Bu fani alemde fani olan şeylerle meşgul olarak ruhumuzu yaralamak istemiyorsak yalnız O’na sığınmalı ve O’ndan yardım dilemeliyiz.

-‘Kendini ancak kendinden daha değerli şeylere ada’’

Sanırım günümüz insanın içinde bulunduğu krizin altında yatan sebep bu sözde gizli. İnsan, bu çağda her neye elini atsa, ne için çabalayıp uğraşsa da en nihayetinde kendine şu soruyu soruyor: Ne için? Bunca çaba, bunca emek, uğraş, alın teri ve uykusuz kalınan onca gece… Tüm bunlar ne için ve ne uğruna? Bu soruların yanıtını alamayan zavallı insan mütemadiyen bir varlık krizi içinde buluveriyor kendisini. Hayattan zevk alamayan, karamsar, bedbin bir kişilik çıkıyor karşımıza. Özellikle yaşadığımız toplumda sürekli olarak yakındığımız bir ‘’kalitesizlik’’ sorununun sebebi de bu olmalı. Kendini, kendinden daha değerli bir şeye adayamayan insandan neşet eden her şey de doğal olarak değersiz oluyor. Bireyselleşmenin ve yalnızlığın sosyal medya eliyle allanıp pullandırıldığı bir ortamda insan, kendinden daha değerli bir varlık olabileceğini dahi düşünmediği için sürekli kendi ekseni etrafında dönüp duruyor.



-‘’Sadece Yaradan’ın sözlerine kulak kesilip insanların sözlerine aldırmamak, gerçek anlamda akıllılığın ve gönül huzurunun anahtarıdır’’

Günümüz insanı ‘’elalem ne der?’’ adlı mahpushanenin içerisinde sıkışıp kalmış vaziyette. İstersek tek başımıza bir ülkeyi hatta dünyayı büyük bir dertten kurtarmış olalım. Her ne yaparsak yapalım bu hayatta bizi sürekli aşağıya çekmeye çalışacak insanlar olacak. Onların zehirli dillerinden kaçmaya çalışmak nafile. Fakat her zehrin bir de elbette panzehiri var. İşte bu elalem ne der adlı zehrin de tek çaresi Allah ne der seviyesine gelebilmek. Ortalama 70 yıllık bir ömür için dilleriyle söylediklerini elleriyle bozan insanların sözlerine gereğinden fazla aldırış etmenin düşünce ve ruh dünyamıza indirdiği büyük darbelerden kurtulmak istiyorsak ‘’Allah ne der?’’ sorusunu her fiilimizin başında ve sonunda kendimize yöneltmeyi adet haline getirmeliyiz.

-‘’Servet, makam ve sıhhat konusunda senden aşağıda olanlara bak! Din, ilim ve faziletler konusunda ise senden üstün olanlara bak’’

İbn Hazm’ın bu ifadesi bize günümüz insanın yaşadığı krizin, bunalımın altında yatan başka bir sebebi daha gösteriyor. Bizler bu sözün tam tersi vaziyette hayatımızı sürdürüyoruz. Servet, makam, sıhhat olarak kendimizi bizden fersah fersah ileride olanlarla kıyaslıyor ve bunun sonucunda bunalıma girip işi en sonunda kadere lanet okumaya kadar götürüyoruz. Din, bilim ve faziletler konusunda ise her defasında kendimizi bizden daha aşağıda olanlarla kıyas ediyor ve bunun sonucunda olabildiğine kibirlenip, böbürleniyoruz. Yani anlayacağınız tam bir bataklığın içinde çırpınıp duruyoruz.

-‘’Kendi eksikliklerini başkalarından daha iyi görüp bilene ne mutlu’’

Serdar Tuncer’in ‘’Elin eğrisini görmekten kendini doğrultmaya vaktin kalmayacağına, kendini doğrultmakla meşgul olmaktan elde eğri görmeye halin kalmasın’’ sözleri geldi aklıma kitaptaki bu ifadeyi görünce. Başkalarının hatalarını araştırmaktan dönüp de kendine bakmaya hali, vakti, mecali kalmayan günümüz insanı için bu sözler şifa mesabesinde diye düşünüyorum. Son olarak şu soruyu soralım kendimize: Biz hiç ilgilendirmeyecek meselelerde dahi malumat sahibi olduğumuz kadar kendimiz hakkında da bir malumat sahibi miyiz?

-‘’Akıllı insan, kendi eksiklerinin farkına varan, onları yenmek ve dizginlemek için mücadele eden kimsedir. Ahmaksa, ya gerek cahilliği, gerek idraksizliğiyle gerekse düşüncesinin zayıflığı yüzünden kendi kusurlarının bilincinde olmayan, ya da kusurlarını marifet veya meziyet olarak gören insandır.’’

İbn Hazm’ın bu sözleri üzerine aklıma gelen ilk şey aslında hepimizin bir dönem yaşadığından emin olduğum olaylar zinciriydi. Hatırlarsak çocukluğumuzda elimizi, ayağımızı, başımızı bir masaya ya da ucu sivri bir cisme çarptığımız zaman ya annemiz ya da babamız gelir o acıyan yerimize bir öpücük kondurur ve daha sonra da masaya ya da canımızı acıtan o şey her neyse dönerek şöyle derler: ‘’Ben şimdi gösteririm sana. Sen mi yaktın oğlumun/kızımın canını.’’ Daha sonra da parmaklarının ucuyla o cisme şöyle bir vururlar. Psikolojiyle az çok ilgilenenler ‘’yansıtma’’ kavramının ne olduğunu bilir. Yine de kısaca bu kavramı tanıtmak gerekirse şöyle diyebiliriz: ‘’Kişinin kendisine yakıştıramadığı dürtü, duygu düşünce ve bunlara ait yaşantıları; çevresindeki insana/nesneye ait bir kusur, eylem olarak algılamasıdır’’

Freud’un savunma mekanizmaları altında yer alan yansıtma kavramını ebeveynlerimiz bilerek veya bilmeyerek daha küçüklükten zihinlerimize kodluyorlar adeta. Ayağımızı masaya mı vurduk, o zaman masa suçlu, kafamızı duvara mı çarptık, o zaman duvar güzel bir dayağı hak etmiş demektir. İşte İbn Hazm da kendi kusurlarının farkında olmayan insanı zavallı bir cahil olarak betimliyor. Henüz küçüklüğümüzden itibaren zihnimize kazınan bu hastalığın, biraz dikkat edersek tüm toplumu sarıp sarmaladığını görebiliriz. Hiçbirimiz yaşanan olaylarda asla kendimizi sorumlu bulmuyor ve suçu her defasında başkalarına atmanın uğraşı içine giriyoruz. Halbuki insan olabilen, kendi eliyle işlediği bir fiilin tüm sorumluluğunu cesur bir şekilde yüklenendir. Günümüz insanı ise yakar top oyununda toptan kaçar gibi kendi hatalarından, yanlışlarından kaçabilmek için çabalıyor. Evet yakar top oyununda top vücudumuza temas ettiği taktirde belki canımız birazcık yanabilir. Fakat canımızın yanmasına sebep olan bize çarpan o top mu yoksa bizim yanlış hamlede bulunup gerekli refleksi gösteremememiz mi?
Yunus Özdemir
Yunus Özdemir İslam Medeniyetinin İnsanlığa Katkısı'ı inceledi.
120 syf.
İnsanlık Tarihine Bir Katkı: İslâm Medeniyeti

           ⁂ ⁂ ⁂

İslâm Medeniyeti, geniş bir araştırmaya sahip tarihi bir olgu demek, tanım için yetersiz kalır. Bu olgunun sınırları çizilmesi, pek imkansız olduğunu söyleye biliriz.

Roger Garaudy, “İslâm Medeniyetinin İnsanlığa Katkısı” 1946’da ilk baskısı yapıldı, giderek ilaveler yapılarak hacmi artırılan ve dilimize Doğan Avcıoğlu ve E. Tüfekçi tarafından Sosyalizm ve İslamiyet adıyla çevrilip 1965 yılında yayımlanan kitaptır. Buna karşılık Cemal Aydın, Şubat 2020’de bu kitabın çevirisini tamamlayarak bu isimle yayımladı.
Garaudy, bu kitabı beş başlık ile “İslâm Medeniyeti” olgusu çerçevesinde bilim, iktisat, sosyal hayat ve fetih konularını inceliyor.

Garaudy için bu kitabın yazılmasında özel bir sebep vardır. 1940’lı yıllarında Cezayir Fransa'nın sömürgesindeyken, Garaudy, Cezayir’in Celfe denilen toplama kampına sürgün edilmişti. Bir gün Garaudy kurşuna dizilir, ancak Cezayirli Müslüman bir asker canı pahasına ateş emrini reddeder. Garaudy infaz edilmekten kurtulur. Bu etkileyici olay karşısında Garaudy sarsar ve İslâm nedir, nasıldır soruları zihninde oluşur ve bu cevapları ömrü boyunca İslâm’ı araştırmakla, anlamakla geçirir. Bu soruların bir cevabı olarak bu kitap oluştu. Ve başka kitaplarının ilk örneği bu kitap oldu. Dahası kendisini öldürmeyen Cezayirli Müslüman askere teşekkür karşılığında bu kitabı hediye etti.

Garaudy’nin İslâm’la tanışmasının iç sebebi Müslüman Cezayirli askerin inancına bağlı olarak masum birini öldürmemek, emrini canı pahasına iradeli bir duruş göstermesi etkili olmuştur. Serbest kalan Garaudy, müslüman askerin nasıl bir dine inandıklarını öğrenmek için, Cezayir’in başşehrinde İslâm’la ilgili kitapları toplar. Öyle ki okuduğu bir çok İslâm’la ilgili kitaplar yanında İbn Haldun’un Mukaddime’sini de okur.

Garaudy, İslâm’la ilgili bu okumaları devam ederken hiç zaman kaybetmeden kaleme sarılır. Hayatını kurtaran Müslüman askerlere minnet ve şükran borcunu ödemek için, 1945’te biten İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde, 1846 yılında, şu kitabı yayınlar: “Arap – İslâm Medeniyetinin Tarihî Katkısı”. Gerçekte bu kitap, bir haykırıştır. Savaşın hemen ertesinde atılan bir çığlıktır. Emperyalistlere indirilen bir şamardır. Daha da ilerisinde bu kitap, ilk defa Fransızlara ve Fransa’nın sömürgesi altındaki ülkelerin gençlerine İslâm’ın yüceliğini ve önemini anlatan bir manifestodur.

İleriki zamanlarda Garaudy, bu konudaki düşüncelerini Fransız Komünist Partisi'nin yayın organlarında “Arap Medeniyetinin İnsanlığa Tarihî Katkısı” adıyla uzunca bir yazıyla sayfalara döker. Böylece hem Fransız kamuoyunu bilgilendirir, hem de o zamanlar Fransa’nın sömürgesi olan Fas, Tunus, Cezayir, Çad, Mali, Senegal, Moritanya gibi birçok Afrika ülkesinin okuyan gençlerini bilgilendirir.
1946’da ele aldığı İslâm Medeniyetinin önemi konusunda ki kanaatlerini çevresine, özellikle de Fransız Komünist Partisi mensuplarına anlatmaya devam eder ve İslâm ve Sosyalizm konusunu işler. İslâm’ın sosyalizm ile çok iyi bağdaşabilecek bir din olduğunu savunur.
Kitabın ilk başlığı: “İslâm İnsanlığa Ne Getirdi?”. Garaudy, bu başlıkta İslâm Fetihleri konusunda bilgi aktarır. Fetihlerin sebep ve sonuçları hakkında değerlendirmelerde bulunur. Bu fetihlerin neden hızlı olduğu gizemini çözmeye çalışır. Fetihler sonrasında alınan yeni yerlerde toplumun düzeni nasıl korundu, vergi sistemi nasıl uygulandı ve şehirlerin organizasyonu nasıl kuruldu, gibi sorulara cevap verir.

Garaudy, ikinci başlığında İslâm Medeniyeti konusunu ele alır. İlim ve çalışmalardan söz eder. İslâm’ın ilk yüzyılı, Emeviler dönemi bir fetihler yüzyılıydı. İmparatorluk seviyesine gelen ikinci dönemse, Bagdat'da ki Abbasî Halifelerinin devridir. 750’den 900 yılına kadar süren bu dönem, çeviriler dönemidir. Dokuzuncu yüzyılın sonuna varmadan Aristo, Gallien, Platon, Batlamyus, Öklid ve Arşimet’ın eserleri Arapçaya aktarılmıştı. Bu konuda Garaudy: 813’ten 833’e kadar ki zamanda Avrupa'nın okuma yazma pek bilmediği bir dönemde, Halife Me'mun Bağdat'ta kalabalık bir mütercimler heyetiyle devasa bir kütüphane kurduğunu, anlatır. Bilgelik Evi (Dârü'l-Hikme) adi verilen bu kurum sayesinde bütün Kur'ân okurları, Helenizm’ın buluşlarını bilip öğrenme imkânına kavuşurdu.

Kitabın son üç başlığı ise Garaudy İslâm’ın Emperyalizme karşı Müslümanların Kur'ân ruhuna bağlı Cihad duruşunu nasıl gösterdiklerini anlatır. Diğer başlıkta ise Sosyalizm ile İslâm konusunu ele alır. İslâmî düşünce değerlerine karşı sosyalizmin ne durumda olduğunu ve bunun ölçüsü nasıl olduğunu anlatmaya çalışır. Son başlığında ise İbn Haldun hakkında önemli bilgiler anlatır. İbn Haldun için üç konu üzerinde durur: Mukaddime eserinin önemli bir kritiğini yapar. Diğer bir konu ise İbn Haldun’un İnsanlık bilimini geliştirdiği ve disiplin haline getirdiği ayrıca koruyucusu olduğu Tarih ve Sosyoloji ilimlerine verdiği katkıları anlatır. Son konu da İbn Haldun cağın sınırlarını aşan iktisatçı yönünü anlatır.

Roger Garaudy, İkinci Dünya Savaşı sırasında Cezayir'e sürgün edilmesiyle İslâm dini ile tanışması ve İslâm dini hakkında daha müslüman olmadan bilimsel konuları anlatıyor.

Kitabın Künyesi: Roger Garaudy, İslâm Medeniyetinin İnsanlığa Katkısı, çev Cemal Aydın, Timaş Yayıncılık, 1. Baskı, Şubat 2020.

Yunus Özdemir
128 syf.
21. Yüzyıl İslâm Fıkhı Arayışı

⁂ ⁂ ⁂

1985 yılında İspanya’nın Sevilla şehrinde üç gün süren, “1. Avrupa Müslümanları Kongresi” yapıldı. Roger Garaudy önderliğinde yapılan bu toplantıda “Yüzyılımızda İslâm'ı, ilk yayılış dönemlerindeki canlılığına nasıl kavuşturmalıyız?” konusu enine boyuna tartışılmıştı.

Cemal Aydın’ın çevirdiği, Roger Garaudy’in “21. Yüzyılda İslâm'ın Dirilişi” kitabı “Sevilla Bildirisi” olarak bilinir.

Garaudy’in “21. Yüzyılda İslâm'ın Dirilişi” kitabı iki başlık bu başlıkların alt başlıkları ilki yedi, diğeri iki başlık tamamlar.

İlk başlık “Yirmi Birinci Yüzyılın İslâm’ı” ezelden ebede uzanan din İslâm olduğu teziyle başlar. Kur'an'da Allah’ın “Ruhundan insana üflediği” andan bu yana, insanlığa sürekli olarak gönderilen ilk ve temel dindir. Garaudy, İslâm’ın tarihsel, teolojik dayanakları kullanarak insanlığın ilk muhatabı ve şereflendiği din olma özelliğinden bahseder. İslâm’ın, Âdem atamızdan bize kadar gelen yegâne, asıl din olduğu gerçeğini açıklar. Garaudy, Avrupa’da oluşturulan tehlikeli bir algıya işaret ederek; Siyah Afrika İslâm’ı, Arap İslâm’ı, Hint veya Endonezya İslâm’ı diye bir İslâm yoksa, Batı İslâm’ı diye bir İslâm da olmayacağını söyler. Şunları ekler: sadece tek bir İslâm vardır. Kur'an'ın “Sünnettüllah/Allah'ın Sünneti” adını verdiği, Allah'ın tarih boyunca peygamberlerine indirdiği vahiylerin devamı olan ve son vahyini de Hz. Muhammed’e indiren Rabbimizin değişmeyen dinidir İslâm, vurgusunu yapar.

Batı Medeniyeti İflâs Etmiştir, başlığı Batı’nın savrulmalarına ve sapmalarına kendini bırakan toplumların, gezegen çapında toplu bir intihara sürükleyeceğini tezi vurgulanır. Bu tezin savunulur yönünü göstermeye çalışan Garaudy, bu kitabın 1985’te yazıldığı, 1984’te silahlara 700 milyardan fazla dolar harcandığı ve Hiroşima’ya atılan nükleer bomba türünde bir milyondan fazlası stok yapıldığını söyler.

Bu başlıkta Garaudy değindiği üç konu daha vardır:

- Batı sömürüsünün korkunç mirası

- Batı, insanı tanrılaştırması

- Batı’da bilim ve teknik araçken din haline gelmesi.

Batı’nın bu yıkıcı ve kötü durumuna karşılık elbette ezelden nasıl bir cevabı varsa bu gün Batı’ya karşı bir cevabı vardır ve ebede kadarda bir cevabı olacaktır. Garaudy, Batı hegemonyasının iflâsından kaynaklanan sorunlara bir cevap verebileceğini söylemeden önce, İslâm’ın ışıldamasına mâni olan önemli iki iç engelden bahseder:

- Kendi bildiğiyle ve bilgisiyle yetinip başkalarının bilim ve hikmetinden yararlanmaktan kaçınma...

- Biz Müslümanlar her şeyi biliriz, o yüzden de başarırız gururu... yani büyük fakihlerimiz var, onlar tarafından bin yıl boyunca formüle edilmiş hazır cevaplara sahibiz!

Garaudy, İslâm’ın Dirilişi için “Nasıl Çalışmalıyız?”, Kur ‘an ve Sünneti nasıl okumalıyız? Sorusuna cevaben: Kur ‘an nasıl okumamızı emrediyorsa, o şekilde okumalıyız. Tarihin belli dönemlerinde yaşamış Âlimlerin yöntemlerini ilham alarak ancak buldukları çözümlerin aynısını alıp tekrarlamadan, kendi dönem ve şartlarımız dahilinde yeni yöntemler üretmemiz gerektiğini vurgular. Buna takiben Garaudy, “21. Yüzyıl Fıkhı”’nı yapmamız gerektiğini ve Müslümanların sorumluluğu olduğunu söyler. Bu fıkıh kanunun olması demek, sürekli tefekkür, sürekli çaba demektir. Dinimizin diri, canlı ve yaşayan bir İslâm olarak ayakta tutmak için, kaçınılmaz bir yükümlülük olduğunu söyler.

Garaudy, kitabın ikinci ve son başlığı: “ İslâm’la Batı Arasında Savaş Mı?” bu başlıkla Kur'an'a göre Hz. İsa, tek Allah inancı, Hz. İsa İlâh değildir! ve Hz. İsa'nın Tanrılık iddiası olmadığı konularına değiniyor.

Kitabın son konusu ise: “Islâmcılık" kavramı hakkındadır.

Roger Garaudy, kitabında anlattığı konuları Kur ‘an ayetlerini vererek, kendi bilgi birikimiyle harmanladığı fikirlerini İslâm’ın Dirilişi konusu üzerinden çözüm arayışlarını ve önerilerini sunar. Bu sunum İspanya’nın Sevilla şehrinde 1985 yılında ki üç günlük sempozyumun ürünüdür.

Roger Garaudy, 21. Yüzyılda İslâm'ın Dirilişi, çev., Cemal Aydın, Timaş Yayıncılık, 1. Baskı, Kasım 2020, İstanbul.

Yunus Özdemir
363 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10 puan
Öncelikle herkese merhaba. Efendim evvelâ Fihi ma fih' in ne demek olduğunu belirtirsek " içinde içindekiler var" , " her şey ondadır" , "içerdiğini içerir" "ne varsa onda var" gibi birçok anlamı olduğunu söyleyebiliriz. Bu eser Hz Mevlana'nın çeşitli meclis ve ortamlardaki konuşma ve sohbetlerinden oluşan gerçek bir maneviyat hazinesidir. Mevlana hazretlerinin bu eseri Mesnevî' si veya Divan-ı Kebiri gibi kendisinin söyleyip yazdığı bir eser değil, herhangi bir yerdeki konuşması sırasında dinleyiciler tarafından tutulan notlardan oluşan bir kitap. Velhasıl kelam kitabın lezzetini okuyunca fazlasıyla almaktayız. Okuyun okutun efendim. İyi kitap kurtlamalar.
400 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Tavsiye üzerine okuduğum bir kitap oldu ama tek kelimeyle muazzam bir eser olduğunu söyleyebilirim.
Kitapta sık sık Allah' ın, peygamberlerin isimlerinin zikredilmesi çok hoşuma gitti. Birkaç peygamberin kıssası anlatılıyor özellikle Hz. Yusuf' un kıssasının anlatımını çok beğendim. Bazı hikayelerde hiç bilmediğim konulara rastladım peygamber efendimizin değerli eşi olan Hz Aişe' ye atılan iftirayı açıkçası bu kitapta öğrendim.
Kitapta birçok konuya değinilmiş; tarihimizin başarılı sultanları olan Gazneli Mahmut ve Sultan Sencer ' in sultanlık devrinde olan davranışları çok güzel anlatılmış.
Dört büyük halife olan Hz. Ebubekir, Hz. Ali, Hz. Osman, ve Hz. Ömer' in halifelik yılları ile ilgili kısa kısa hikayeler anlatılmış. Ara ara dört büyük meleklerden, sahabelerden, şeyhlerden ve alimlerden de bahsedilmiş gerçekten çok güzel bir şekilde anlatılmış.

Günlerden bir gün dünyadaki bütün kuşlar, padişahsız hiçbir ülke olmadığı düşüncesiyle bir araya geldiler. Amaçları kendilerini yönetmek üzere bir padişah seçmekti bu arada Süleyman Peygamberin postacısı olduğunu belirten Hüthüt, kuşların Simurg adında bir padişahları olduğunu söyler ancak bu padişaha erişmenin zor ve zahmetli olduğunu ve bu yola koyulacaklarsa kendilerine rehberlik edeceğini söyler. Hüthüt' ün bu cevabı kuşları tatmin eder ve onun peşine takılıp yola koyulurlar. Ama, yol çok uzun ve menzil uzak olduğu için kuşlar yorulup hastalanır ve türlü bahaneler ileri sürerler. Hüthüt her birinin mazeretine tatmin edici cevaplar verdikten sonra tekrar yola koyulurlar. Ama pek çoğu yollarda kaybolur ya da bir yerlere dalıp aç, susuz bir şekilde can verir. Bütün vadileri aşan geriye otuz kuş kalır. Menzil-i maksudlarına yorgun ve bitkin bir halde uzanan bu kuşlar Simurg' u sorarlar ve Simurg tarafından bir görevli gelir ve yol boyunca çektikleri zahmetin yazılı olduğu belgelerini onlara verir. Bu sırada Simurg tecelli eder. Otuz kuş tecelli edenin bizzat kendileri olduğunu; yani, Simurgun mana bakımından otuz kuştan ibaret olduklarını görüp şaşırırlar.
Kuşlar, "Hakikat Yolunun Yolcuları" ; Simurg, "Hakikattir"
(Si=30, Murg=Kuş)
272 syf.
Bu kitabi yazar islamiyete girmeden 1yıl önce yazmış.İslamiyete girmeden bu kadar pozitif bakan bir yazar görmedim. İslamiyeti bu kadariyi delillendiren ilmi bilim ile ıspatlayanı okumamıştım. Ve gelecegin dini İSLAMDIR. Diyen bir yazar. Gerçekten okumanızı isterim..
240 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Roger Garaudy, İslâm’ın Vâdettikleri’nde, İslâm’a ve Müslümanlara yapılan bütün saldırılara tek tek cevap veriyor.. Kısaca; İslam'a karşı, Batılılar tarafından dile getirilen düşüncelere karşı bir reddiye diyebiliriz.

Dikkatle okunması elzemdir. Harika tespitler barındırıyor.
Bir yabancının gözünden hoş bir İslam karşılaştırması ve İslam yorumu.
Okuma listelerinde olması gereken bir eser. Daha çok da Batı zihniyetine boğulmuşların okuması gereken bir kitap..
Keyifli Okumalar.. ✿◡‿◡
112 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Siz hiç, bir kitabın karşınızda size nasihat verdiğine şahit oldunuz mu? Olmadıysanız, nasihat isteyenlere Gelin Tâcını tavsiye ederim

Arka kapaktan başlamak istiyorum;

Rızık konusunda şüphe etmek, rızkı verenden şüphe etmektir.

Sen kendine bir şey alacağın zaman güzel olanı seçiyorsun. Fakat Allah’a karşı hareket ve davranışlarında bu özeni göstermiyorsun.

Gerçekten bütün geceyi ders vererek geçirsen, nefsinin hoşuna gider de, aynı gece iki rekat namaz kılmak sana zor gelir.

Bu cumleler bile aslında kitabın ne kadar dolu olduğunu gösteriyor, içerisindeki her bilgi adeta yüreği okşuyor ve akla hitap edip balta gibi kafaya indirip bir çok gerçeği uyandırmaniza vesile oluyor. Kafka'nin deyimiyle kitap velhasıl uyandırıyor,silkeliyor..

Kitabın bendeki en önemli kısmına gelirsek;
Dünyanın kapitalist sistemleri icinde bogulurken elimizden hızla akıp gittiği, zamanın asla durmayacak oluşu, günümüzde sanki hızına hız katarak ilerlemesi ile beraber dünya hayatı sanki daha bir önemli hale geldi ve dünya kalbimize fazlasıyla yer almaya başladı.Etrafta sürekli ‘anı yaşa’ gibi söylemlerle insanların aklı bulanıyor. Bir anlamda bizi dünya nimetlerine bağlayan bir sürü psikolojik etmen var çevremizde.
Bu ani yaşamalar en son bizi boşluğa mazallah intihara bile sürüklüyor.
En önemlisi nefsimiz var bizi dünyaya bağlayan ve bizler kibirliyiz maalesef ve kibir, gurur öyle bir sarmış ki ruhumuzu bize hayat bağışlayan Allah’ı anmaktan aciziz yük görüyoruz. Ve işte incelemeye çaliştiğimiz bu kitap insanı karşısına alıp konuşan bir şeyh edasıyla karşılıyor bizleri. Acizliğimizi tekrar tekrar yüzümüze vuruyor. Bunu hak ediyoruz; iyi de oluyor..

Sürekli plan yapıyoruz. Acaba aynı titizliği ahiret hayatımız içindd gösterebiliyor muyuz? Her günün akşamında Hz. Ömer (r.a.) gibi, “Bugün Allah için ne yaptın” diyerek kendimizi hesaba çekebiliyor muyuz? Bu konuda sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Akıllı kimse kendini sorguya çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.” Yüce Rabbimiz de, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne gönderdiğine baksın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” buyuruyor. Dünya ve ahirette mutlu olabilmenin yolu; dünyayı iyi değerlendirip ahireti kazandıracak ameller yapmaktan geçer. Nitekim Peygamber Efendimiz “İnsanların çoğunun kıymetini bilmediği iki nimet vardır: Bunlar; sıhhat ve boş zamandır. Ayrıca “Âdemoğluna kıyamet günü şunlar sorulmadıkça asla yerinden ayrılmaz: Ömrünü nerede ve ne şekilde geçirdiğinden, İlmi ile ne yaptığından,Malını nerede kazanıp nereye harcadığından ve bedenini nerede yıprattığından” sorguya çekilmedikçe insanın mahşer yerinden ayrılmayacağını buyurarak hayatımızı verimli geçirip geçirmediğimiz konusunda sorguya çekileceğimiz konusunda bizi uyarmıştır. Bunun için zaman zaman nefis muhasebesi yapmamız gerekmektedir.. Aksi halde ahirette hüsrana uğrayanlardan oluruz. Dünyada yaptıklarımızın mutlaka hesabını vereceğiz.

Kitap icerisinde ;
Ezeli ve takdir etmeyi rızayı ilahiyi,
Ümitsizliğe kapılmamayi mevlana hz kıssası üzerinden anlattığı noktayı çok beğendim.
Ayrıca salt ilim ve ibadete guvenmemeyi güzel şekilde öğretiyor.Bilhassa namaz konusu çok önemli ve imtihan bölümü mutlaka okuyun.
Tasavvuf deryasina dalıp insan daha iyi idrak ediyor feyizlenip yıkanıyor. arınmak öncelikle bu mesleğe tabiyetle mümkün tabiki. Arap atasözünde “evvela yol arkadaşı, sonra yol” şeklinde ifade edilen husus önce yol aydınlığı, göz aydınlığı, gönül aydınlığı verecek şahsiyetlerin yolumuzda olması gerektiğidir. Sonrası yola çıkmaktır, aramaktır, yoldan çıkmaktır, yola revan olmaktır, yolcu olmaktır ve yol olmaktır.
Ataullah İskenderi hazretleri, hakikatin ve hikmetin kutlu yolunda “Gelin Tâcı” ndan ilham almaya ve taçlanmaya çağırıyor. Sözün en güzeline ve hikmete tabi olmak isteyenleri bu kitapla zevkli bir yolculuk bekliyor. Bize düşen icabet etmek.
Ömrünü tasavvuf’un çizdiği hikmetli yolda yürümeye adayan Ataullah İskenderi hazretleri, Cenab-ı Hakk’ı tanımadan geçen günleri, O’nu bilmeden ve O’ndan gafil geçen günleri yaşanmış saymıyor ve hemen kitabın başında bir ikaz veya nasihat cümlesinden olarak şunları söylüyor: “Allah’a yemin ederim ki, senin asıl ömrün; doğduğun günden beri olan süre değil; bilakis Allah’a tanıyıp bildiğin günden beri geçen süredir.”

Ve son olarak incelememizi bir alintiyla bitirmek istiyorum.Hazret şöyle diyor:Asıl kaygılanıp üzülecek şeylere aldanmayıp da önemsiz konularda endişeye kapılman, cahillik olarak sana yeter de artar! Kaygılanacaksan şunlara kaygılan:

Mümin olarak mı öleceksin kâfir olarak mı?

Cennete mi gideceksin, yoksa ebediyen yanacağın ve sonu olamayan cehennemi mi boylayacaksın?

Amel defterinin sağından mı yoksa solundan mı verilecek?

İşte bunları düşünerek endişe et!

Atıştıracağın bir iki lokmayı, yutacağın birkaç yudum suyu dert edinme!

Seni mülkünde çalıştıran kral seni beslemez mi?

Sen bir ziyafet evine çağrılasın da aç kalasın, mümkün mü?

Allah’a kulluk etmenin en iyi şekli, O’na tam anlamıyla güvenip bel bağlanandır, çünkü bu dünyada pasif (önemsiz) olman mahşer gününde öyle olmandan daha iyidir.

Öyleyse hayatını elekten geçirerek arındırmaya bak!(Sayfa 57)

Sitedeki ilk incelemem,umarim faydası olmuştur..
İyi okumalar...

Yazarın biyografisi

Adı:
Cemal Aydın
Unvan:
Türk Yazar ve Çevirmen
Doğum:
Şarkikaraağaç, Isparta, Türkiye, 1948
1948’de Isparta, Şarkikaraağaç, Çavundur Köyü doğumlu. İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız ve Roman Dilleri ve Edebiyatları bölümü mezunu.

Fransızca öğretmenliğinden emekli oldu.

Bir ara gazetecilik ve köşe yazarlığı yaptı. Gazetecilik yıllarında pek çok ülkeyi gezip görme imkânı buldu.

Müslüman olup Havva adını alan Eva de Vitray-Meyerovitch’in (Eva dö Vitre Meyeroviç) İslâm’ın Güleryüzü adlı eserini ve diğer birkaç kitabını çevirdi.

Roger Garaudy’den (Roje Garodi) de 20 kadar eser aktardı. Farklı Fransız yazarlardan da çeviriler yaptı, yapıyor.

Bu arada Mevlâna (Fîhi Mâ Fîh), Attâr (Mantıku’t-Tayr/ Kuşların İlâhisi) ve İbn Hazm (Güvercin Gerdanlığı/Kurtuba’ya Ağıt) başta olmak üzere Şark-İslâm klâsiklerinden de bazı eserleri çevirdi ve çevirmeye devam ediyor.

2001 yılından 2018’e kadar 17 yıl boyunca Türk Edebiyatı Vakfı’nın müdürlüğünü yaptı.

2018 yılından bu yana eserleri Timaş Yayın Grubu içinde yayımlanıyor.

Kendisinin elliyi aşkın kitapta imzası bulunuyor; tercüme ve telif çalışmalarına devam ediyor.

Yazar istatistikleri

  • 28 okur beğendi.
  • 6,5bin okur okudu.
  • 436 okur okuyor.
  • 4.534 okur okuyacak.
  • 107 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları