“Bitkiler dokunuşu hissedebilir ama acı hissetmezler. Tepkileri de öznel değildir. Bizimse dokunma ve acı algımız özneldir, kişiden kişiye değişir. Hafif bir dokunuş kimileri için haz vericidir, kimileri içinse rahatsız edici bir gıdıklama.”
Sert bir armudu olgun bir muzla aynı pakete koyduğumuzda, muz etilen yayar, armut bunun "kokusunu alır" ve çabucak olgunlaşır. İki meyve fiziksel durumlarının bilgisini birbirlerine aktarır.
Meyveler arasındaki etilen sinyalleşmeleri canımız çektiğinde olgun meyvelere sahip olalım diye evrimleşmedi elbette. Bu hormon, bitkilerin kuraklık ve yaralanma gibi çevresel baskılara verdikleri tepkileri düzenlemek üzere evrimleşmiştir ve bütün bitkilerin (küçük yosunlar da dahil) yaşam döngüleri boyunca doğal olarak üretilir.
Bitkilerin kendilerine dokunulduğunun farkında olduğunu keşfetmek biraz şaşırtıcı, hatta biraz da huzursuz edicidir. Kendilerine dokunulduğunun farkında olmanın dışında bitkiler, sıcakla soğuğu ayırt edebilir ve dallarının rüzgârda salındığını bilirler. Bitkiler doğrudan teması hissedebilir: Sarmaşıklar gibi bazı bitkiler, çit gibi bir nesneyle temasları halinde hızla büyümeye başlayıp çite sayılabilirler ve Venüs sinek kapanı, yapraklarına bir sinek konduğunda çenesini kasıtlı bir şekilde kapatır. Bitkiler görünüşe göre kendilerine çok fazla dokunulmasından da hoşlanmazlar, zira bir bitkiye dokunmak veya onu sallamak o bitkinin büyümesinin durmasına yol açabilir.
Venüs sinek kapanı ve diğer et yiyen bitkiler hakkında ayrıntılı bir makale yayımlayan ilk biliminsanlarından biri olan Charles Darwin, bu muazzam özellikleri nedeniyle bu bitkiyi "dünyanın en muhteşem bitkilerinden biri" olarak tarif etmiştir.
Bir düşünün: Bitkiler sizi görüyor.
Aslında bitkiler görünür ortamlarını daima izlerler. Yanlarına gidip gitmediğinizi anlarlar; yanlarında durduğunuzu bilirler. Hatta üzerinizdeki gömleğin mavi mi yoksa kırmızı mı olduğunu bile bilirler.