Seviyorum bu tarz kitapları. Hep söylerim kitap okumak; televizyonda dizi izlemekten, her gün aynı ortamı istemesek de paylaştığımız insanlarla lak lak etmekten, dedikodu yapmaktan, alışkanlık haline getirdiğimiz ama bize hiçbir faydası olmayan bir dolu gündelik eylemden farklı olmalı. Yoksa neden zamanımızı boşa harcıyoruz ki? Herkes dilediğini okuyabilir tabi ki ama ulaşmak istediğimizde -ya bir tık ötemizde ya bir kumanda uzağımızda- istemediğimiz kadar önümüze yığılmıyor mu yeterince melodram, ağdalı romantizm, ajitasyon, gerçekliğin yanına yanaşmayan tırı vırı bir sürü şey. Saatlerimizi harcadığımıza değmeyecekse, bir fark yaratmayacaksa neden yoruyoruz leğen kemiğimizi? (Yatarak okuyanları tenzih ederim.)
Kitaba dönersek; bu kısım biraz spoiler:
Dolu dolu bir girizgah yaptık ama aaa güzel miymiş o kitap dur alayım da okuyayım hemen de bitsin kitabı değil. Yaz dönemi, okul yok iş yok okunur bu diye elime alışımdan iki ay sonrasına kadar muhatabımdı. Ama okuduğum her sayfasına, her gününe değdi mi değdi. Evrime az buçuk ilginiz varsa ilk adı çekiyor zaten sizi. İnsan vücudunun öyküsü deyince bir meraklanıyorsunuz. İlk kısımda maymun kuzenlerden başlayıp günümüz sapiensine kadar gerçekten de vücudunuz ne maceralardan geçmiş, şaşırıyorsunuz. İki ayak üzerinde dik durmak ve yürümek gibi yaparken üzerinde durmadığımız eylemlerin ilk ne zaman, nerelerden bize kadar ulaştığı gerçekten ilginizi celbediyor. İkinci kısmı hiç tahmin etmediğiniz bir noktaya; insan sağlığına bu önceden bir şekilde bilip duyduğumuz evrimsel sürecin ışığında bakıyor. Ve en can alıcı kısmı da burası. Bir çoğumuz hayatımız boyunca bir çok hastalıktan musdarip oluruz. Ya önemsemeyiz, ya kendimizi en yakın sağlık kuruluşuna atarız, ya da evdeki ilaçlara sığınırız. Neden hastalandığımızı, tıp