şükür bitti üçleme. darlandım ki ne darlanmak. araya şermin yaşar ın çocuk kitaplarından attım yine faydası olmadı, atamadı üzerimdeki o kasveti. hakan günday okumaya gelmemiştim ki ben? aynı onunkiler gibi kesif bi tat..
kapak kızındaki fikri sevmiştim, şebnemi kendi ağzından dinlemek istiyordum, diğerlerinin varsayımları onları yansıtıyordu sonuçta, şebnemi değil. ersin de garson da pis heriflerdi zaten, karakteri sevmeyince okumanın keyfi azalıyor (steinbeck'i özlemle anmak istiyorum burada), yine de seriyi bitirmeye karar vermiştim. fena değildi başlangıç için
yeşil peri gecesini okurken zorlandım. ara ara hoşuma gitti onun düşüncelerinde gezmek (zeki kzıdı) ama zorladı çok. o yıkıcılığı taşımak.. sonu bi tık tatmin etti feminist tarafımca.
Osman'da artık içim daraldı Şebnem'in gözünden de görmüş olduğum için olayları hiç katlanamadım herife. sonunda oblomov'a atıfta bulunması hoşuma gitti, ben de Osman'ı anlatırken ona benzetip ne kadar uyuz olduğundan şikayet ediyordum... Osman diyince içim bulanıyor, hâlbuki bu kitaptan önce Aylin Balboa'nın Osman'a seslenişleri kulağıma doluyordu bu ismi andığımda..
bu arada günlük ve röportaj fikrini de sevdim, yazarın tam bu hareketlerini seviyom işte kurguları iyi yapıyo her kitapta farklı tarzla yazması şahane.
ps: ne Osman ne Uluç ne Teoman ben en çok Argun'a sinir oldum galiba. arkadan iş çevir, şerefsizlik yap, gücünü keyfine göre kullan falan ama apaçık yalan da söyleme bee