David Perlmutter

David Perlmutter

Yazar
8.4/10
26 Kişi
·
60
Okunma
·
4
Beğeni
·
768
Gösterim
Adı:
David Perlmutter
Unvan:
Amerikan Doktor, Yazar ve Bilim Adamı
Doğum:
Coral Gables, Florida, ABD, 31 Aralık 1954
Oruç sayesinde beyin, enerji kaynağı olarak glikoz yerine karaciğerde üretilen ketonu kullanmaya başlar. Beyin enerji kaynağı olarak keton metabolize etmeye başladığındaysa mitokondriyal genler aktif hale gelir, apoptoz (hücre intiharı) azalır ve böylece mitokondriyal yenilenme başlar. Kısacası oruç, enerji üretimini artırarak daha net düşünmemizi sağlayan ve daha iyi işleyen bir beyne sahip olmamızın yolunu açar.

Oruç dinler tarihi boyunca pek çok ruhsal arayışın ana öğesi olmuştur. Bütün büyük dinler orucu diğer ibadetlerin üstünde tutar. Oruç, İslam'daki Ramazan orucu ve Musevilikteki Kipur orucu gibi, dinlerin temel taşlarını oluşturur. Yogiler beslenme biçimlerinin bir parçası olarak "yoksunluk" çalışması yaparlar ve aynı şekilde Şamanlar da "görü arayışları" esnasında oruç tutarlar. Hıristiyanlıkta da dindar Hıristiyanlar arasında yaygın olarak tutulan ve Kutsal Kitap'ta örnekleri bulunan bir günlük, üç günlük, yedi günlük ve kırk günlük oruçlar bulunmaktadır.
David Perlmutter
Sayfa 240 - Pegasus Yayınevi
Beyniniz bir kilo dört yüz gram ağırlığındadır ve yaklaşık yüz altmış bin kilometre kan damarı içerir. Samanyolu'ndaki yıldızlardan daha fazla bağlantı noktasına sahiptir. Vücudunuzdaki en iri organdır ve tam da şu anda size hiç hissettirmeden acı çekiyor olabilir.
Ertesi güne başlamadan önce bugününüzü mutlaka sona erdirin ve iki günün arasına sağlam bir uyku duvarı örün. — RALPH WALDO EMERSON
Uykunun bilimsel açıdan değerini ilk kez bu kadar iyi anlıyoruz. Laboratuvarlarda yapılan araştırmaların ve klinik incelemelerin sonuçlarına göre başta beyin olmak üzere vücudumuzdaki bütün sistemler, uyku kalitemizden ve miktarından etkilenmektedir.
Uykunun kanıtlanmış faydaları arasında şunlar sayılabilir: Uyku ne kadar yemek yediğimizi, metabolizmamızın hızını, ne kadar şişman ya da zayıf olacağımızı, enfeksiyonlarla ne kadar savaşabileceğimizi, ne kadar yaratıcı ve öngörü sahibi olabileceğimizi, stresle ne kadar iyi başa çıkabileceğimizi, yeni şeyler öğrenmede ne kadar başarılı olacağımızı ve hatıralarımızı nasıl organize edip saklayacağımız doğrudan etkiler.
Tıp dünyasına verdiğim konferanslarda kullanmayı en sevdiğim slaytlardan biri, yakından tanıdığımız dört adet yiyeceğin fotoğrafından oluşuyor: bir dilim tam tahıllı ekmek, bir adet karamelli yer fıstıklı çikolata, bir çorba kaşığı beyaz toz şeker ve bir muz. Bu slaydı gösterdikten sonra dinleyicilerime bu ürünlerden hangisinin kan şekerini en fazla yükselttiğini, diğer bir deyişle hangi besinin glisemik indeksinin (besinin kan şekerini yükseltme hızının sayısal ifadesi) en yüksek olduğunu sorarım. Değerleri sıfır ila 100 arasında değişen bu cetvele göre kan şekerini hızlı yükselten besinler, glisemik indeksi en yüksek olanlardır. Bu sistemin referans noktasıysa saf glikozdur ve saf glikozun glisemik indeksi yüzdür.
Bu soruyla karşılaşan her on kişiden dokuzu yanlış besini seçer. Hayır, cevap toz şeker (Gİ = 68) ya da çikolata (Gİ = 55) değil. Burada kazanan, 71 değerlik glisemik indeksiyle tam tahıllı ekmektir. Hatta bu konuda beyaz ekmekle berabere kalıyorlar (tam buğdayın beyaz buğdaydan çok daha iyi olduğunu düşünenler için çok üzgünüm). Buğdayın kan şekerini sofra şekerinden çok daha hızlı yükselttiğini otuz yılı aşkın bir süredir biliyoruz ama hâlâ bunun mümkün olmadığına inanmayı da başarıyoruz. Bu bizim aklımıza yatmıyor. Ama kan şekerini buğday kadar hızlı yükselten çok az besinin olduğu da kanıtlanmış bir gerçek.
Bilgeliğin ana ilkesi bozulmuş düzeni onarmak değil, var olan düzeni korumaktır. Bir hastalığı ortaya çıktıktan sonra iyileştirmeye çalışmak, susadıktan sonra su kuyusu kazmak ya da savaş başladıktan sonra silah üretimine başlamak gibidir.
— NEI JING, MÖ 2. YY.
Sık rastlanan pek çok nörolojik hastalığın sadece doğru beslenerek tedavi edilebileceği, hatta bazı durumlarda tamamen ortadan kaldırılabileceği fikri oldukça cesaret vericidir. Birçok kişi tedavi için hemen ilaçlara koşar. Yaşam tarzlarında yapacakları birkaç kolay ve maliyetsiz değişikliğin, sorunlarını tamamen çözebileceğinden haberleri bile yoktur. Her hastanın durumu kendi içinde değerlendirilir ve bazı hastalarım sorunlarıyla baş edebilmek için psikolojik desteğe ya da ilaç tedavisine de ihtiyaç duyar. Fakat çoğu sadece sinir sistemlerini yerle bir eden maddeleri hayatlarından çıkararak olumlu sonuçlar alıyor. İlaç tedavisi görenlerin de büyük bir kısmı bir süre sonra kendilerini ilaç endüstrisinin ellerinden kurtararak ilaçsız bir hayatın tadını çıkarmaya başlıyor. Unutmayın; bu kitapta anlatılan diğer hiçbir şeyi yapmasanız, sadece gluteni ve rafine karbonhidratları hayatınızdan çıkarsanız bile, bu bölümde anlatılan olumlu etkilere hayatınızda net bir şekilde şahit olursunuz. Birkaç hafta içinde hem moraliniz düzelecek hem kilo vereceksiniz hem de daha enerjik olacaksınız. Vücudunuzun doğuştan sahip olduğu kendi kendini iyileştirme yeteneği ve beyninizin işlevselliği de doruk noktaya ulaşacak.
Bu söyleyeceğim size tuhaf gelebilir ama size her gün yediğiniz ekmek yerine yumurtayı ve tereyağını tercih etmenizi önereceğim.
Gluten yüklü karbonhidratları mideye indiren insanlar gördüğümde benzin kokteyli içen birilerini görmüş gibi oluyorum. Gluten bizim neslimizin tütünüdür. Gluten hassasiyeti düşündüğümüzden çok daha yaygın —ve hepimiz için sandığımızdan daha ciddi bir tehlike teşkil ediyor— ve gluten en ummadığımız yerlerde karşımıza çıkıyor. Soslarımızda, baharatlarımızda, kokteyllerimizde ve hatta kozmetiklerde, el kremlerinde ve dondurmada... Çorbaların, tatlandırıcıların ve soya ürünlerinin içine gizleniyor. Besin takviyelerimizin ve en tanınmış markaların tıbbi ürünlerinin içinde kendine yer bulabiliyor. “Glutensiz" terimi de artık "organik" ve "tamamen katkısız” terimleri kadar belirsiz ve hatta anlamsız hale geldi. Glutensiz hayata geçişin vücut üzerinde neden bu kadar olumlu bir etkisinin olacağı artık benim için bir sır değil.
Kitabı henüz birkaç sayfa okudum ama Canan Karatay’ın dediklerini birebir aynısı. Ekmek,şeker hatta meyve.. Beynimizi nasıl bitirdigini çok iyi anlatmış.
Mutluluk Kürleri kitabının daha bilimsel, daha çok araştırma örnekleri ile dolu, daha bir amerikanvari olanı. Kitap iyi içerdiği bilgiler çok iyi ama okurken sıkıyor.
Eğer aşağıdaki şikâyetlere sahip iseniz BU KİTABI MUTLAKA OKUYUN!
- DEHB (Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu)
- Anksiyete ve kronik stres
- Kronik baş ağrıları ve migren
- Depresyon
- Şeker hastalığı
- Epilepsi
- Odaklanma ve konsantrasyon problemleri
- Arterit gibi enflamatuvar sorunlar ve hastalıklar
- Uykusuzluk
- Çölyak, gluten alerjisi ve irritabl bağırsak sendromu gibi bağırsak rahatsızlıkları
- Alzheimer başlangıcı olarak kabul edilen hafıza problemleri ve hafif bilişsel sıkıntılar
- Duygudurum bozuklukları
- Aşırı kilo problemi ve obezite
- Tourette sendromu ve daha fazlası

Sayılan bu şikâyetlere sahip olmasanız da beyninize, sağlığına ve doğru işleyişine değer verirseniz BU KİTAP OKUYUN!

Dünyaca ünlü Nörolog David Perlmutter, bu kitapta uzun yıllardır tıp literatürünün derinlerinde gizlenmiş bir gerçeği dile getiriyor: Karbonhidratlar beyninize zarar verir. Tam tahıllı gıdalar gibi sağlıklı olduğu iddia edilen karbonhidratlar bile bunama, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, epilepsi, anksiyete, kronik baş ağrıları, depresyon ve cinsel isteksizlik gibi pek çok farklı sorun ve hastalığa neden olabilir.

Dr. Perlmutter, beynin her gün yediğimiz ekmekte ve meyvelerde bulunan maddelerin beyninize nelere yol açtığını, beynin neden yağ ve kolesterolle geliştiğini, yeni beyin hücrelerinin büyüdüğünü herhangi bir yaşta nasıl teşvik edeceğinizi açıklıyor. Akıllı genlerimizi özel diyet seçimleri ve hayat tarzı alışkanlıklarıyla nasıl kontrol edebileceğimizi enine boyuna tartışıyor. O çok korktuğumuz hastalıklardan "ilaçsız" nasıl kurtulabileceğimizi anlatıyor.

Bu kitap beyninizin kaderini genlerinizin değil, tükettiğiniz besinlerin belirlediğini ortaya koymakta.
Bitti..Bu kitap spor ve sağlıklı yaşamı meslek edinmiş biri olarak benim başucu kitabım oldu doğrusu..
Bu kitaba insan sağlığı ile ilgili bilimsel yönü kuvvetli bir araştırma kitabı diyebiliriz.
Çoğumuzun sağlığımızla ilgili doğru bildiğimiz yanlışlara odaklanmış,oldukça dikkat çekici ve yadsınamaz verilerle desteklenmiş bilgiler var içinde..
Florida'daki Perlmutter Sağlık Merkezi'nin başkanı olan Dr.David Perlmutter'in esasen kitabında odaklandığı şey gluten içeren yiyeceklerin nörolojik bozukluklara yol açtığı ve az karbonhidratlı,sağlıklı yağların olduğu bir beslenmenin tercih edilmesi gerektiğidir.Fakat bunu anlatırken pek çok besinin vücuda olan faydasına veya zararına da değinmiş.
3 kardeşiz 2 kardeşim de beyin problemleri yaşayıp ameliyat oldu. Neden onlarda oldu ben de olmadı? Ameliyat sonrası yaşam kalitelerini nasıl yükseltiriz? Çocuklarımızı ve kendimizi beyin sorunlarından nasıl koruruz?Sanırım bu soruların yanıtını bu kitapta bulacağım. Başladım akıcılık ve anlaşılırlık seviyesi yüksek. Ve kitabın başında yer alan istatiksel bilgiler insanı dehşete düşürüyor.
Her yenilikçi ruh, geleceğe giden yoldaki her kavşakta, geçmişi korumakla görevli binlerce kişinin muhalefetiyle karşılaşır. Bağırsak mikrobiyomları pasif değillerdir. İnsan vücudunun tüm fizyolojik süreçlerini etkileyen önemli yapılardır.
Sağlıkla ilgili doğru bildiğimiz yanlışları o kadar net ortaya koyuyor ki... Şu an beslenme profilimize bakınca alzheimer hastası insanların neden arttığını daha iyi anlayacaksınız.

Yazarın biyografisi

Adı:
David Perlmutter
Unvan:
Amerikan Doktor, Yazar ve Bilim Adamı
Doğum:
Coral Gables, Florida, ABD, 31 Aralık 1954

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 60 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 109 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.