Jung'un çalışmalarında egoyla ilgili bir kararsızlık vardır. Ego, yaşam ve sosyal uyum için gerekli ve zorunludur. Ego olmadan ahlaki düzen, sosyal yapı olmazdı. Fakat ritüel ya da aşkınlık anlarıyla egonun üstesinden gelmedikçe, patolojiye neden olan parçalanmışlık durumuna düşeriz. Yukarıda ifade edildiği gibi, ruh anlama ulaşmadıkça, yani dünyanın ruhuna, anima mundi'ye bağlanmadıkça hastalanır. Aşkınlık deneyiminin yokluğunda, ruh düzenli olarak kendisinden uzaklaşıp dünyadan bıkar, çünkü o "bu dünyadan değildir", daha büyük bir tanrısal doğanın parçasıdır. Jung, Platonik bir tarzda, ruhun gerçek aidiyetini "hatırlayınca" iyileştiğini savunmuştur. Sonrasında, Platon' un da ileri sürdüğü gibi, mutluluk hali gelir. Platon, hatırlamanın insan ruhunun temel etkinliği olduğuna inanıyordu.