Doruk Ateş

Doruk Ateş

Yazar
8.4/10
24 Kişi
·
35
Okunma
·
8
Beğeni
·
849
Gösterim
“..Sahipsiz cenazelere ait mezarlar tekrar tekrar satılmıştı.Yakup bir an kimsesiz ölüleri hiçbir zaman ev sahibi olamamış kiracılar gibi düşündü.Ne yer üstünde ne yer altında huzurla yatamayan insanlar..”
Ankara'nın, Cincin mahallesini hep televizyonda haberlerde uyuşturucu ile anılmasından bilirim; başka da bir bilgim yoktu bu kitabı okuyana kadar. 1980 darbesi ile çehre değiştiren mahalle artık suçun kol gezdiği, güçlünün güçsüzü ezdiği bir mahalle olarak günümüzde yerini sağlamlaştırmış...

Cebeci Asri Mezarlığı ise,1935 yılında yapılan bir proje yarışması sonucu planı yapan alman Mimar Martin Elsaesser, "Fillerin ölülerini hatırlayan insan dışındaki tek canlı olması" nedeniyle mezarlığı bu şekilde planlamasını, hatta planın uygulanabilmesi için proje uygulama alanının genişletilmesi sonucu dünyanın içinden akarsu geçen tek mezarlığının ortaya çıkmasına sebep oluyor. ( ekşişeyler sitesinden alıntı).


Eserin konusu ise Narkotik Başkomiseri Yakup ve yardımcısı Volkan'ın bir uyuşturucu operasyonu düzenledikleri Asri Mezarlıkta olay anında işlenen cinayetler ile başlıyor. Sorunun büyüklüğü karşısında Savcı Duygu bu cinayetleri Başkomiser Yakup ve kardeşi olan Volkan'ın soruşturmasını istiyor ve kitap tam da burada başlıyor...

Soruşturma derinleştikçe, Başkomiser Yakup ve Volkan kendilerini bir çetenin elemanlarını araştırırken buluyorlar. Bu çete sıradan bir suç ve uyuşturucu çetesi değildir üstelik. İçinde rütbeli emniyet, asker, nüfus ve mezarlık memurları, doktor, hemşire ve ebelerin de yer aldığı çok kapsamlı bir suç örgütü ile karşı karşıya geleceklerinden bir haber, araştırmalarına devam ediyorlar. Soruşturma derinleştikçe ellerinde hiç bir şey olmadığını fakat çok fazla olay olduğunu dehşet ve merak ile öğreniyorlar...

Yaşanan olaylar ve aile hayatında ki kaybedişler Yakup'u zor durumda bıraksa da, öğrendiği bilgilerle katile ulaşmak için herkesi sorgulamaktan ve küçücük bir cevap bulmak için çırpınmaktan geri kalmıyor...

Eserin yazım dili anlaşılır ve sade. her soruşturma da sizi de içine alıp, olmayan ipuçları için kafa yormanızı sağlıyor. Ankara şivesi kullanılan bölümler ise alt tarafta not olarak eklenmiş. Eserde olay örgüsü Cincin'de geçtiği için argo kelimeler biraz yoğun...

Yazar kurguyu başarılı bir şekilde sona bağlamış.

Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar dilerim...
Okuduğum bu güzel kitap Türk polisiyesi dendiğinde ilk aklima gelecek kitaplardan biri oldu. Nedeni ise hem anlatimdaki lezizlik, hem gerçeklik olgusu hem de olay örgüsü ile karakterler arasindaki muazzam uyumdu. Kitabi okurken yazar Doruk Ateş sizi Ankara'nin Çinçin mahallesinde bir gezintiye çıkarıyor hissine kapiliyorsunuz doğal olarak. Baskomiser Yakup ve yardimcisi Volkan ile birlikte mahallenin her bir sokagini, köşe başını, lokantasıni ve kahvesini de geziyor, mahallelinin evlerine konuk oluyorsunuz. Fakat burasi sıradan bir mahalle değil. Buna bağlı olarak hersey güllük gülistanlık da değil. Gerçek suçluların cirit attığı bir mahhalle. Uyusturucu müptelasindan tutun, yankesicisine, hırsızına, katiline kadar her tür suçlunun kol gezdiği mesken tuttugu bir mahalle. Çinçin herseyiyle farkli bir muhit. Kimi için sıcak bir yurt, kimi için yaşamak zorunda kalınan bir yer, kimi içinse bir mikrop yuvasıdır. Işte böyle bir mahallede geçen soluksuz okuyacağınız bir soruşturmanın hikayesi Ölü Doğanlar. Hikayenin asıl konusu uyusturucu gibi görünsede kurguda olay örgüsü bir anda sizi farkli bir boyuta götürüyor ve kendinizi daha doğar doğmaz öldü gosterilerek kaçırılan bebeklerin ve ailelerin dramiyla yoğrulurken buluyorsunuz. İsin ilginç yanı kitaptaki kahramanlarımızın da öyle ya da böyle bu komplonun kurbani olduğunu anlamakta gecikmiyorsunuz. Doğduktan kısa bir süre sonra oğlunu kaybeden bir komiser, başka bir ailenin yaninda büyüyen ve kendi öz ailesini arayan bir savci ve geçmişi sırlarla dolu esrarengiz bir katil. Dönemin siyasi olaylarina satir aralarinda yer verilen bu güzel kitapta, Çinçin mahallesinde gecen argo kelimeler, o bölgenin diyalog şekli, isimlere takilan lakaplar öyle gerçek öyle doğal ki, hiç yadirgamiyor hatta okurken keyif bile aliyorsunuz. Kah gülümseyerek kah hüzne bulanarak içinde kaybolacağınız bu güzel kitabı okumanızı tavsiye ederim. Çünkü hakkını veren gerçek bir polisiye kitap olmuş. Yazari tebrik ediyor, başarılı çalışmalarının devamini diliyorum.
Yazarın önce 2.kitabı olan Ölü Doğanlar'ı okumuştum. Onu beğendiğim için ilk kitabını okumaya karar verdim, aynı 2.kitabı gibi hikayenin içine çekiyor ve kitabı elden bırakamıyorsunuz, tek eleştireceğim nokta 2.kitapta da olan çok fazla detay olması. İnsanın belli bir nokta karakter fazlalığından dikkati dağılabiliyor. 3.kitabı sabırsızlıkla bekliyoruz..
Polisiye gerilim tarzındaki kitapları hep sevmişimdir.Genelde yabancı yazarların iyi olduğunu düşündüğüm de bir gerçek..... Fakat zamanla bu ön yargılarımdan arındım... 1. Nurhan ışkın...2. si Günay gafur veee 3. olarak da Doruk ateş... sayesinde ... Kitap ağacında seçildiğinde ilk korkmuştum açıkçası. Çünkü benim için kurgu önemli.Kurgusu akıcıysa ve sonuna kadar akıyorsa.Benim için tamamdır.Öncelikle kurgunun geçtiği coğrafya (Muğla-Milas ve Ören) inanılmaz güzel bir şekilde anlatılmış. Bir bölümde antik bir şehirdeyken diğer bölümde bir zeytinlikte , karakolda, değişik değişik yerlerde buluyorsunuz kendinizi. Aslında katili tahmin ediyorsunuz fakat nedenini anlayamıyorsunuz???Taaaaa kiii kitabın sonuna kadar... Bir önemli nokta da dinsel motiflerin Karya uygarlığıyla harmanlanması... hepsi farklı olsa da bir bütün gibi sanki... Yazarımızın betimlemeleri kısa tutarak ,konuşmalar üzerinden olayları gayet net bir şekilde anlatmış.Kitabı bitirdiğimde eeee şimdi ne oldu yaa? neden bitti dedim??? polisiye gerilim sevenlere de şiddetle tavsiyemdir....Yazarımıza sonsuz teşekkürlerimi iletip keyifli okumalar diliyorum :)
Sağ olasın İmam'ın oğlu. Son zamanlarda okuduğum en iyi Türk polisiyesiydi. Ankara polisiyesini Behzat Ç. ile sevmiştim ama yer yer kitabın önüne geçen dizinin bunda pay büyüktü. Ölü Doğanlar ise ilk 50 sayfasından sonra tamamen farklı bir tadı olduğunu hissettirdi. Son sayfasını okuduğumda bu topraklardan birinin böyle bir roman yazdığı için gururlandım.
Olay ve karakter sayısının çok fazla olduğu için eleştirilmiş ama bence bu eleştirilecek değil takdir edilecek bir yan. Kitabı bitirdiğimizde hiçbir olayın havada kalmadığını ve ana olaya bağlandığını görüyoruz.
Yakın geçmişimizde yaşanan olayların, kurum ve kişilerin (özel harp dairesi, işkenceci polisler,suça bulaşmış devler görevlileri...) işlenmesi romanı sevmemin en önemli nedenlerinden.
31. bölüm için de Doruk Ateş'i ayrıca tebrik etmek isterim.
"En sinir bozucusu ise bazı mezar taşlarına yazılan, mevtaların yaşarken edindikleri unvanlardı. İnsanların üstünlük kurma çabalarından biri de buydu. Pilot Yüzbaşı, Dahiliye Mütehassısı, Büyükelçi... Hepsi ölüydü. Hiçbiri bu unvanlarını bir daha kullanamayacaktı.Ama yakınları bu sıfatlardan duydukları gururu tüm dünyaya haykırırcasına bir nişan gibi mermere işletmişti."
Yukarıdaki metin 31. bölümde geçiyor. Popüler olan, herkesin okuduğu kitapların yanında "Ölü Doğanlar"ı mutlaka okuyun. Popüler olanı okuma sıfatını boş verin. Pişman olmazsınız.
Sağlam bir Ankara polisiyesi. Emekli bir narkotik komiserinin öldürülmesiyle başlayan hikaye, uyuşturucu ticaretine, bebek kaçırmalara, cinayetlere uzanıyor. Hikayeyi çok dikkatli okumak gerekiyor; o kadar çok isim ve o kadar çok olay birbiriyle kesişiyor ki, sıradan bir polisiye gibi okuma yapınca kafa çok karışıyor. 45 yıllık bir Ankaralı olarak, hayatım boyunca yanından geçmediğim mahallelere girdim, hiç tanımadığım insanlarla tanıştım, hiç rastlamadığım yaşamları öğrendim Doruk Ateş sayesinde. Romanın sonu başka bir romana kapıyı açık bırakıyor sanki, bekliyoruz.
Kitap çok güzel akıyor okurken. Çok güzel soru işaretleri yaratıyor ama sonunda cevap yok Diğer kitabı “mabet” ide keyifle okumuştum ama bu kitabin sonu benim için hatal kırıklığı oldu.
Arkeoloji veya polisiye seviyorsanız ve popüler kitaplardan sıkılmışsanız yazarın henüz tam olgunlaşmamış üslubuyla yazmış olduğu bu romanı büyük bir şevkle okuyabilirsiniz.
30'lu yaşlarındaki bir yazarın ilk romanı olarak şaşırtıcı derecede usta işi bir polisiye macera romanı.
Doruk Ateş'in diğer kitabı Ölü Doğanları'ı okumuş ve çok beğenmiş, eserleri takip listeme mutlaka girecek yeni bir genç yazarı keşfetmenin keyfiyle alıp okudum Mabet'i.
Aynı Ölü Doğanlar'da olduğu gibi ilk sayfalardan itibaren kitaba girmekte, olayın bir parçası olmada hiç sorun yaşamıyorsunuz. 30. sayfada ısınıveriyorsunuz.
Polisiye olayın/soruşturmanın derinleşmesi, karakter oluşumu ve diyaloglar 10 numara.
Milas bölgesinde yerleşik Karya Medeniyetini de içine alarak derinleşen ve zenginleşen roman üzerinde ciddi bir araştırma, inceleme yapılarak emek verildiği hissettiriyor. Wikipedia'dan okunmuş 2 madde ile tarih soslu boş polisiyelerden değil yani.
Arkeoloji, tarih, yerli polisiye meraklıları ve polisiyeyi okurken edebi lezzetini de damakta arayanlar için keşfedilmesi gereken bir yazar ve eser.
Yazarın ilk kitabına göre bu kitapta karakter sayısı çok fazla, bu yüzden akılda tutması ve kurulan bağlantıları analiz etmesi oldukça zorlayıcı. Ancak bunun aksine kurgusu çok basit, yorucu değil. Hikaye ise ilk kitaptaki gibi ailevi bağlar üzerine inşa edilmiş. Yazarın ilk kitabıyla tekrara düştüğü tek nokta bu olmuş. Genel anlamda çok akıcı Ankara'yı bilenler için de okuması çok zevkli bir kitap. Alternatif arayanlara tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Doruk Ateş
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 35 okur okudu.
  • 21 okur okuyacak.