Ölü Doğanlar (Efsanelerden Uzak, Esrarlı Bir Çinçin Bağları Hikayesi)Doruk Ateş

·
Okunma
·
Beğeni
·
505
Gösterim
Adı:
Ölü Doğanlar
Alt başlık:
Efsanelerden Uzak, Esrarlı Bir Çinçin Bağları Hikayesi
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058451759
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ez-de Yayınları
Baskılar:
Ölü Doğanlar
Ölü Doğanlar
"Tek hakları vardı! Ya doğmayacaklardı, ya ölmeyeceklerdi..."

Doruk ateş, "Mabet"in ardından "Ölü Doğanlar" ile yine sahnede.

Şehrin en gizemli uyuşturucu çetesinin peşinde olan Narkotik Başkomiseri Yakup, mezarlıkta onu neyin beklediğinden habersizdir. Önce çatışma çıkar, vurulur ve geçmişine uzanan kirli şebekenin üzerindeki örtü kalkar. Sonrası çok daha karanlık, çok daha mide bulandırıcıdır. Her ipucu onu Genç Cumhuriyet'in ilk varoşlarına, başkentin suç krallığının içine, insanların hakkında konuşmaya bile çekindiği Çinçin Bağları'na götürür.

Roman boyunca ev ev, sokak sokak gerilimi yaşayacak, o renksiz, sessiz, dilsiz gecekonduların içinde akıllara durgunluk veren yaşamlara tanıklık edeceksiniz. Sonunda, hayatın anlamsızlığını, insanların ölüm karşısındaki çaresizliğini en iyi anlatan mekana; Cebeci Asri Mezarlığı'na gideceksiniz. Siz de onlarla beraber ölmek isteyeceksiniz.

"Onlar ölümü seçti!"
(Tanıtım Bülteninden)
Ankara'nın, Cincin mahallesini hep televizyonda haberlerde uyuşturucu ile anılmasından bilirim; başka da bir bilgim yoktu bu kitabı okuyana kadar. 1980 darbesi ile çehre değiştiren mahalle artık suçun kol gezdiği, güçlünün güçsüzü ezdiği bir mahalle olarak günümüzde yerini sağlamlaştırmış...

Cebeci Asri Mezarlığı ise,1935 yılında yapılan bir proje yarışması sonucu planı yapan alman Mimar Martin Elsaesser, "Fillerin ölülerini hatırlayan insan dışındaki tek canlı olması" nedeniyle mezarlığı bu şekilde planlamasını, hatta planın uygulanabilmesi için proje uygulama alanının genişletilmesi sonucu dünyanın içinden akarsu geçen tek mezarlığının ortaya çıkmasına sebep oluyor. ( ekşişeyler sitesinden alıntı).


Eserin konusu ise Narkotik Başkomiseri Yakup ve yardımcısı Volkan'ın bir uyuşturucu operasyonu düzenledikleri Asri Mezarlıkta olay anında işlenen cinayetler ile başlıyor. Sorunun büyüklüğü karşısında Savcı Duygu bu cinayetleri Başkomiser Yakup ve kardeşi olan Volkan'ın soruşturmasını istiyor ve kitap tam da burada başlıyor...

Soruşturma derinleştikçe, Başkomiser Yakup ve Volkan kendilerini bir çetenin elemanlarını araştırırken buluyorlar. Bu çete sıradan bir suç ve uyuşturucu çetesi değildir üstelik. İçinde rütbeli emniyet, asker, nüfus ve mezarlık memurları, doktor, hemşire ve ebelerin de yer aldığı çok kapsamlı bir suç örgütü ile karşı karşıya geleceklerinden bir haber, araştırmalarına devam ediyorlar. Soruşturma derinleştikçe ellerinde hiç bir şey olmadığını fakat çok fazla olay olduğunu dehşet ve merak ile öğreniyorlar...

Yaşanan olaylar ve aile hayatında ki kaybedişler Yakup'u zor durumda bıraksa da, öğrendiği bilgilerle katile ulaşmak için herkesi sorgulamaktan ve küçücük bir cevap bulmak için çırpınmaktan geri kalmıyor...

Eserin yazım dili anlaşılır ve sade. her soruşturma da sizi de içine alıp, olmayan ipuçları için kafa yormanızı sağlıyor. Ankara şivesi kullanılan bölümler ise alt tarafta not olarak eklenmiş. Eserde olay örgüsü Cincin'de geçtiği için argo kelimeler biraz yoğun...

Yazar kurguyu başarılı bir şekilde sona bağlamış.

Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar dilerim...
Okuduğum bu güzel kitap Türk polisiyesi dendiğinde ilk aklima gelecek kitaplardan biri oldu. Nedeni ise hem anlatimdaki lezizlik, hem gerçeklik olgusu hem de olay örgüsü ile karakterler arasindaki muazzam uyumdu. Kitabi okurken yazar Doruk Ateş sizi Ankara'nin Çinçin mahallesinde bir gezintiye çıkarıyor hissine kapiliyorsunuz doğal olarak. Baskomiser Yakup ve yardimcisi Volkan ile birlikte mahallenin her bir sokagini, köşe başını, lokantasıni ve kahvesini de geziyor, mahallelinin evlerine konuk oluyorsunuz. Fakat burasi sıradan bir mahalle değil. Buna bağlı olarak hersey güllük gülistanlık da değil. Gerçek suçluların cirit attığı bir mahhalle. Uyusturucu müptelasindan tutun, yankesicisine, hırsızına, katiline kadar her tür suçlunun kol gezdiği mesken tuttugu bir mahalle. Çinçin herseyiyle farkli bir muhit. Kimi için sıcak bir yurt, kimi için yaşamak zorunda kalınan bir yer, kimi içinse bir mikrop yuvasıdır. Işte böyle bir mahallede geçen soluksuz okuyacağınız bir soruşturmanın hikayesi Ölü Doğanlar. Hikayenin asıl konusu uyusturucu gibi görünsede kurguda olay örgüsü bir anda sizi farkli bir boyuta götürüyor ve kendinizi daha doğar doğmaz öldü gosterilerek kaçırılan bebeklerin ve ailelerin dramiyla yoğrulurken buluyorsunuz. İsin ilginç yanı kitaptaki kahramanlarımızın da öyle ya da böyle bu komplonun kurbani olduğunu anlamakta gecikmiyorsunuz. Doğduktan kısa bir süre sonra oğlunu kaybeden bir komiser, başka bir ailenin yaninda büyüyen ve kendi öz ailesini arayan bir savci ve geçmişi sırlarla dolu esrarengiz bir katil. Dönemin siyasi olaylarina satir aralarinda yer verilen bu güzel kitapta, Çinçin mahallesinde gecen argo kelimeler, o bölgenin diyalog şekli, isimlere takilan lakaplar öyle gerçek öyle doğal ki, hiç yadirgamiyor hatta okurken keyif bile aliyorsunuz. Kah gülümseyerek kah hüzne bulanarak içinde kaybolacağınız bu güzel kitabı okumanızı tavsiye ederim. Çünkü hakkını veren gerçek bir polisiye kitap olmuş. Yazari tebrik ediyor, başarılı çalışmalarının devamini diliyorum.
Sağ olasın İmam'ın oğlu. Son zamanlarda okuduğum en iyi Türk polisiyesiydi. Ankara polisiyesini Behzat Ç. ile sevmiştim ama yer yer kitabın önüne geçen dizinin bunda pay büyüktü. Ölü Doğanlar ise ilk 50 sayfasından sonra tamamen farklı bir tadı olduğunu hissettirdi. Son sayfasını okuduğumda bu topraklardan birinin böyle bir roman yazdığı için gururlandım.
Olay ve karakter sayısının çok fazla olduğu için eleştirilmiş ama bence bu eleştirilecek değil takdir edilecek bir yan. Kitabı bitirdiğimizde hiçbir olayın havada kalmadığını ve ana olaya bağlandığını görüyoruz.
Yakın geçmişimizde yaşanan olayların, kurum ve kişilerin (özel harp dairesi, işkenceci polisler,suça bulaşmış devler görevlileri...) işlenmesi romanı sevmemin en önemli nedenlerinden.
31. bölüm için de Doruk Ateş'i ayrıca tebrik etmek isterim.
"En sinir bozucusu ise bazı mezar taşlarına yazılan, mevtaların yaşarken edindikleri unvanlardı. İnsanların üstünlük kurma çabalarından biri de buydu. Pilot Yüzbaşı, Dahiliye Mütehassısı, Büyükelçi... Hepsi ölüydü. Hiçbiri bu unvanlarını bir daha kullanamayacaktı.Ama yakınları bu sıfatlardan duydukları gururu tüm dünyaya haykırırcasına bir nişan gibi mermere işletmişti."
Yukarıdaki metin 31. bölümde geçiyor. Popüler olan, herkesin okuduğu kitapların yanında "Ölü Doğanlar"ı mutlaka okuyun. Popüler olanı okuma sıfatını boş verin. Pişman olmazsınız.
Kitap çok güzel akıyor okurken. Çok güzel soru işaretleri yaratıyor ama sonunda cevap yok Diğer kitabı “mabet” ide keyifle okumuştum ama bu kitabin sonu benim için hatal kırıklığı oldu.
Sağlam bir Ankara polisiyesi. Emekli bir narkotik komiserinin öldürülmesiyle başlayan hikaye, uyuşturucu ticaretine, bebek kaçırmalara, cinayetlere uzanıyor. Hikayeyi çok dikkatli okumak gerekiyor; o kadar çok isim ve o kadar çok olay birbiriyle kesişiyor ki, sıradan bir polisiye gibi okuma yapınca kafa çok karışıyor. 45 yıllık bir Ankaralı olarak, hayatım boyunca yanından geçmediğim mahallelere girdim, hiç tanımadığım insanlarla tanıştım, hiç rastlamadığım yaşamları öğrendim Doruk Ateş sayesinde. Romanın sonu başka bir romana kapıyı açık bırakıyor sanki, bekliyoruz.
Yazarın ilk kitabına göre bu kitapta karakter sayısı çok fazla, bu yüzden akılda tutması ve kurulan bağlantıları analiz etmesi oldukça zorlayıcı. Ancak bunun aksine kurgusu çok basit, yorucu değil. Hikaye ise ilk kitaptaki gibi ailevi bağlar üzerine inşa edilmiş. Yazarın ilk kitabıyla tekrara düştüğü tek nokta bu olmuş. Genel anlamda çok akıcı Ankara'yı bilenler için de okuması çok zevkli bir kitap. Alternatif arayanlara tavsiye ederim.
Eğer öyle bir tür varsa Ankara polisiyesini zaten severim. Yıllar önce Behzat Ç. serisini henüz dizisi ile popüler olmadan keşfettikten sonra hem yerli polisiyeye hem de özellikle Ankara'da geçen polisiyeye olan ilgim arttı.
Tanıdık bildik semtler, sokaklar yanında trajik acılarla kafayı kırmış başkomiserler, zift gibi karanlık atmosferler ayrı bir keyifli...
Doruk ATEŞ i ve Ölü Doğanlar kitabını 1K sayesinde keşfedip okudum. Kurguda ve öykünün genişliğinde belki finalinde sorunlar barındırmasına rağmen beni ilk sayfasından itibaren içine alan merak ve her sayfasında güzel lezzetler bırakan yakın arkadaşlarıma da tavsiye edeceğim bir kitap oldu.
Behzat Ç. den keyif alan, İskandinav polisiyesi seven, Ankara'yı ÇinÇin mahallesini bilen okuyucuların seveceğine eminim. Yazarın yeni kitapları takip listeme girdi.

Okuyacaklara tavsiyem;
- Kitapta çok fazla karakter ve ilerledikçe karışmaya başlıyor bir kağıda karakterleri not almakta fayda var (eski agatha christie romanlarının başındaki liste gibi :-) )
- Google map ten ve google fotolardan cebeci asri mezarlığı ve çinçin mahallesini gezmek, araştırmak yapıları sokakları gözünüzün önüne getirmek güzel olacaktır.
- Son olarak kitapta geçen klasik müziğin en damar eserlerinden bazılarını okurken fonda dinlemek ruh halinizi kıvama getirecektir...

http://www.youtube.com/...p;list=RDaOGplYgQOZk

https://youtu.be/6HqkrwgbsZ8

https://youtu.be/GjJgUOOMzOw
Hafızam beni yanıltmıyorsa okuduğum ilk Türk polisiyesiydi bu kitap. Türe özel ilgimin olmayışı bir yana gözüme çarpanlar da hiç ilgimi çekmeyince pek fırsatım olmadı. Ölü Doğanlar'ı bu yüzden ayrı bir hevesle okudum.

Öncelikle konusundan bahsedeyim biraz. Yakup Başkomiser'in peşinde olduğu bir uyuşturucu çetesi var. Onlara baskın yapmayı düşündüğü bir gece yıllara uzanan bir suç ağının içinde buluyor kendini. 80 darbesinden başlayıp 2003'e kadar uzanan bir suç zinciri hayal edin. Bir anda domino taşı misali yıkılıyor ve isimlerin, tarihlerin dahi belirsiz olduğu bunca bilgi yığını arasında Yakup suçluları öldüren bir katili aramak zorunda kalıyor.

Kitapta en sevdiğim şey şüphesiz kurguydu. Onca kişi, olay, suç ve tarih arasında kurulan bağ etkileyiciydi.
Gerçeklerle alakası olmadığını başta söylüyor yazar ama yine de insanın tarihe merakını çekecek bir etkisi olduğunu düşünüyorum ki bu yüzden kitabı sizlere de tavsiye ederim.

Ayrıca yazarın epeyce araştırma yaptığı ve Ankara'yı avucunun içi gibi bildiği izlenimine kapıldım okurken. Ankara'yı hiç görmemiş biri olarak söyleyebilirim ki kitapta geçen yerler merakımı cezbetti.

Tabii beni rahatsız eden birkaç detay da yok değildi. Bunların en başında Yakup karakteri geliyor. Bencil, huysuz, saygısız davranışları ile aklımda bir sürü olumsuzluk bıraktı. Ailesine karşı sürdürdüğü umursamazlık mı dersiniz, her şeyi halının altına süpürmesi mi dersiniz, mesai saatlerinde bile içki içecek hatta soruşturmaya bu halde gidecek pervasızlığı mı dersiniz, sürekli sigara içmesi yetmiyormuş gibi çevresine verdiği rahatsızlık mı dersiniz, küfürlü konuşması mı dersiniz bilmem. Hiç sevmedim bu karakteri.

Volkan ise ayrı bir sıkıntı oldu benim için. İki dil bilen, klasik müzik dinleyen kolej çocuğumuzun bu kadar argo konuşması hayal kırıklığı oldu. Ben şairane bir dil de beklemiyordum halbuki. Tek istediğim küfür etmeden kendini ifade edebilmesiydi. Belki toplumumuza bu karakterler sıkça görülebilir ama bu kadarı biraz fazla geldi bana. Sadece ikisi de değil üstelik, neredeyse tüm karakterler bu şekilde konuşuyordu.

Son olarak bir parça da gereksiz detaylara değinmek istiyorum. Konu çok kapsamlı, onlarca karakter ve lakap arasında katili ararken bazı yerlerde gereksiz detaylar olması biraz akıcılığı düşürmüştü ama sonlara doğru bu durum toparlanıyor. Ve ilk kitap güzel bir noktada sona eriyor.

Kitap benim için sevip sevmeme arasında bocaladığım kitaplardan biri oldu. Benim kadar detaycı değilseniz seveceğinizi düşünüyorum.
Güzel bir Ankara polisiyesi,

Kitabın başında Behzat Ç.'ye gönderme yapması güzeldi,

Detaylar biraz daha az olsaydı daha akıcı olabilirmiş zira karakter sayısı çok olduğu için kafa karıştırıcı oldu kimi zaman,

Ancak polisiye sevenlerin özellikler Ankaralı olanların, Ankara'da yaşayanların kaçırmaması gereken bir kitap.
Olay örgüsünün muntazam bir şekilde işlendiği,kurgusuna bayıldığım ve okurken hiç bir detayı kaçırmamak adına sindire sindire okuduğum polisiye tarzındaki kitabı şiddetle tavsiye ediyorum.
Kitabın baş karakteri olan Başkomiser Yakup'un duygu değişimi ve detayları kaçırmayan zekasına hayran kaldım.
Konu ise ülke içinde yaşanan asker ve polisin içinden çıkan olduğu yeri haketmeyen bir kaç kişinin beraber yürüttüğü ve başka meslek gruplarınında işin içine çekildiği uyuşturucu kaçakçılığı,hırsızlık ve çocuk kaçırma gibi eylemlerde bulunan bir grubun (Gerçek Kötüler) yaptığı suçlarda kullandığı kişileri Ankara'nın suç ile ünlü mahallesi olan Çinçin'den seçmesi ile yıllar sonra mevkii sahiplerinin düştüğü koltuk sevdasıyla beraber gün yüzüne çıkan suçların kaleme alındığı okurken insanın içten içe gerilmesine sebep olacak türdendi.
Kitabı okurken #çinçin in adı çok geçmeye başlayınca google yardımı ile ufak bir inceleme yaptım.....Gözümde canlandırırken çok katkısı oldu ve sayfalar aktı gitti.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölü Doğanlar
Alt başlık:
Efsanelerden Uzak, Esrarlı Bir Çinçin Bağları Hikayesi
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058451759
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ez-de Yayınları
Baskılar:
Ölü Doğanlar
Ölü Doğanlar
"Tek hakları vardı! Ya doğmayacaklardı, ya ölmeyeceklerdi..."

Doruk ateş, "Mabet"in ardından "Ölü Doğanlar" ile yine sahnede.

Şehrin en gizemli uyuşturucu çetesinin peşinde olan Narkotik Başkomiseri Yakup, mezarlıkta onu neyin beklediğinden habersizdir. Önce çatışma çıkar, vurulur ve geçmişine uzanan kirli şebekenin üzerindeki örtü kalkar. Sonrası çok daha karanlık, çok daha mide bulandırıcıdır. Her ipucu onu Genç Cumhuriyet'in ilk varoşlarına, başkentin suç krallığının içine, insanların hakkında konuşmaya bile çekindiği Çinçin Bağları'na götürür.

Roman boyunca ev ev, sokak sokak gerilimi yaşayacak, o renksiz, sessiz, dilsiz gecekonduların içinde akıllara durgunluk veren yaşamlara tanıklık edeceksiniz. Sonunda, hayatın anlamsızlığını, insanların ölüm karşısındaki çaresizliğini en iyi anlatan mekana; Cebeci Asri Mezarlığı'na gideceksiniz. Siz de onlarla beraber ölmek isteyeceksiniz.

"Onlar ölümü seçti!"
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 18 okur

  • Turgay Şükür
  • Gürbüz Deniz
  • Bahadır Özel
  • Meriç Ünal
  • Gustav
  • türkore_minseo_93
  • Mete Karagöl
  • Gonca Çiftçioğulları
  • Deniz Gürçay
  • özlem

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.7 (5)
9
%7.1 (1)
8
%42.9 (6)
7
%0
6
%14.3 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0