Eberhard Grisebach

Edebiyat Bilimi'nin Yöntemleri yazarı
Yazar
7.5/10
0 Kişi
3
Okunma
0
Beğeni
535
Görüntülenme

Hakkında

Alman, filozof. Varoluşu etkileyen sınırlamaların kaldırılmasında eğitimin önemini vurgulamıştır. 27 Şubat 1880’de Hannover’de doğdu, 16 Temmuz İ945’te Zürih’te öldü. Charlottenburg ve Darmstadt yüksek teknik okullarında mimarlık, Jena Universitesi’nde felsefe öğrenimi gördü. Rudolf Eucken’in öğrencisi oldu. 1922’de bu üniversitede felsefe, 1931’de Zürih Universitesi’nde pedagoji profesörlüğüne getirildi. Grisebach’m Varoluşçuluk anlayışı, katı Protestanlıksan yola çıkan, diyalektik bir tanrıbilim görüşüne dayanır. Ancak o, gerçekliğe yönelmek için tanrıbilim ve felsefe arasındaki sınırların iyi kavranması gerektiğini düşünür. Ahlak dizgesinin, gerçekleri kavrama konusunda başarısız olduğunu ileri süren Grisebach’a göre bu başarısızlık ahlakla ilgili sınırlamalar nedeniyle insan beklenmedik durumlarla yüz yüze geldiğinde kendini gösterir. Bireyin özgürlüğü, bir seçim yapması gerektiğinde, bu olanaklara dayalı koşullarca sınırlanır. Kulturphilosophische Arbeit der Gegenwart, (“Çağımız Konusunda Kültür Felsefesiyle İlgili Çalışma”) adlı yapıtında, bugünün, geçmişin anıları altında örtülü olduğunu, dolayısıyla bireyin bugünü yaşamadığını ileri sürer. Bu durumda yapılması gereken, bu örtüyü kaldırarak bugünü gerçekten yaşamaktır. Grisebach belli bir ölçüde karamsarlığı da içeren felsefesiyle, bireyin varoluşunu etkileyen sınırlamaları kaldıran bir düzen önerir. Bu görüşten yola çıkarak pedagojinin, bireyleri bu yolda eğitmekteki önemini vurgular. • YAPITLAR (başlıca): Kultur als Formbildung, 1910, (“Biçim Oluşumu Olarak Kükür”); Kulturphilosophische Ârbeit der Gegenıpart, 1914, (“Çağımız Konusunda Kültür Felsefesiyle İlgili Çalışma”); Wahrheit und Wirk-lichkeiten, 1919, (“Doğruluk ve Gerçeklikler”); Was ist Wahrheıt in Sfy'irklichkeit? Eme Rede über die gegenısıaer-tige Krise des Wahrbeitsbergriffs, 1941, (“Gerçeklikte Doğruluk Nedir? Gerçeklik Kavramındaki Çağdaş Bunalıma İlişkin Bir Konuşma”).
Ünvan:
Alman filozof
Doğum:
Hannover, 27 Şubat 1880
Ölüm:
Zürih, 16 Temmuz 1945

Okurlar

3 okur okudu.
3 okur okuyacak.

Okur demografisi

Kadın% 0.0
Erkek% 0.0
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
Reklam

Alıntılar

Tümünü Gör
Araştırmacı, yapacağı araştırmaya ilk olarak bir insan olarak, yani her şeyiyle katılmalıdır: "Manevi bilimlerde önemli rol oynayan anlama gücü, insanın her şeyidir. Manevi bilimlerdeki büyük başarılar, sadece zekanın gücünden kaynaklanmamakta, kaynağını insan hayatının gücünden de almaktadır.' Bilim adamı, zeka potansiyeli ile hayat potansiyeli arasında bir aracı bağlantı unsuru olmalıdır. Burada bilim adamı, kendi hayatının safhaları arasındaki ilişkiyi, devamlı göz önünde bulundurmalıdır. Analizler, safhaları birbirleriyle irtibatlı bir hayatın temelinde yapılmalıdır. İkinci olarak her eser, bir bütün olarak anlaşmalı, hiçbir parça, gerçeğin kesitinin yansıması şeklinde anlaşılmamalı, gerçekle bir bağlantı kurulmamalıdır. Edebiyat, bir taklit değil, tamamiyle düşünce mahsulüdür ve ne olursa olsun kendine has bir şekli vardır; kendi dünyasını kendi oluşturmaktadır. Dilthey'in düşünce tarihi ile ilgili görüşü şu şekildedir: "Edebiyat, kendinden önce var olan bir gerçeğin yansıması veya taklidi değildir. Estetik kabiliyet ise gerçekleri aşan ve hiçbir soyut düşüncede bulunmayan bir konunun üretilmesindeki güçtür."
Sayfa 26
Marx, polemik bir biçimde sözde özneye bağlı gerçek araştırması hakkında, yani esere bağlı olarak cereyan eden edebiyat bilimi hakkında şunları yazar: "Tıpkı öznenin hakkını çiğnediğiniz gibi nesnenin de hakkını çiğniyorsunuz. Gerçekleri soyut olarak kavrıyorsunuz ve düşünceyi, gerçekleri kuru kuruya kaydedenin kovuşturma hakimi durumuna getiriyorsunuz." İncelemeci, özneyi geçerli, nesneyi de geçerli ve kendine yararlı hale getirmelidir. Araştırmacı, hem kendisinin tarihi-toplumsal yerini, hem de eserin tarihi-toplumsal yerini dikkate almalıdır. Ancak tarihi ve toplumsal olanın birbirine bağlanması, ölü bir objektiviteyi aşabilir. Böylece aktualite ve pratik bağımlılık mümkün olabilir; bilim, birbiriyle ilişki içindeki kolektif bir hayata girebilir. "Hayatın akışında bilime kendi içinde bir maksat verilme sınırlılığı söz konusudur."
Sayfa 109
Reklam