Egon Friedell

Egon Friedell

Yazar
8.7/10
6 Kişi
·
12
Okunma
·
8
Beğeni
·
502
Gösterim
Adı:
Egon Friedell
Unvan:
Filozof yazar
Doğum:
21 Ocak 1878
Ölüm:
16 Mart 1938
Egon Friedell 21 Ocak 1878’de Viyana’da doğdu. Üniversitede felsefe ve Germanistik okudu. “Bir Filozof Olarak Novalis” adlı teziyle doktorasını yaptı. Peter Altenberg ve Alfred Polgar’ın dostu olan dramacı, kabareci ve tiyatro eleştirmeni Egon Fridell Viyana kültür çevrelerinin önemli şahsiyetlerinden biriydi. 1922-27 yılları arasında Berlin ve Viyana’da Max Reinhardt tiyatrosunda oyunculuk yaptı. Daha sonra serbest yazarlık hayatına atıldı. Üç ciltlik eseri Kulturgeschichte der Neuzeit [Yeniçağın Kültür Tarihi] onu bir anda meşhur etti. Hitler’in Avusturya’ya gitmesinden kısa bir süre sonra, 16 Mart 1938’de, intihar etti. Egon Friedell’in diğer eserleri: Kulturgeschichte Ägyptens und des Alten Orients. Leben und Legende der vorchristlichen Seele [Mısır’ın ve Eski Şark’ın Kültür Tarihi. Hıristiyanlık Öncesi Yaşam ve Efsane]. Kulturgeschichte der Neuzeit. Die Krisis der europäischen Seele von der schwarzen Pest bis zum Ersten Weltkrieg [Yeniçağın Kültür Tarihi. Vebadan Birinci Dünya Savaşı’na Kadar Avrupa’nın Yaşadığı Krizler].
"Sofist" sözcüğünün ilginç bir tarihi vardır. Σοφιστής, aslında basitçe "bilge" demektir. Herodotos'ta "sofistler" Solon, Pythagoras ve Orphiklerdir; Arrianos'ta ise Hintli brahmanlardır, o bunları "gymnosofistler", yani çıplak bilgeler diye adlandırır. Yedi bilgenin adı, οί έπτά σοφισταί' dır. Aiskhylos Prometheus'u bir sofist, yani "tini güçlü" olarak görür. Sophizein, bilge kılmak demektir ve öğrencilerine bilgeliği vaat ettikleri için sofistler kendilerine "bilgeleştirenler" derlerdi.
Dünyayı tek ve çift rakamlar ilkesine göre sınıflandırdıkları bir tür tablo çizmişlerdir. Buna göre, 1 rakamı tek ve çift rakamlar dizisini meydana getiren asli rakamdır. Tek sayı sınırlı olandır, çift sayı ise sınırsız (çünkü sonsuza bölünebilir). Bu arada, asıl Yunan yorumuna göre sınırlı olan daha mükemmel olandır ve bu düalizme evrendeki karşıtlar denk gelir: Tekil ve çoğul, sağ ve sol, erkek ve dişi, aydınlık ve karanlık, iyi ve kötü, vs. Dahası, "nokta" birliğin ilkesidir; "çizgi" (iki nokta tarafından belirlendiği için) ikililiğin; "yüzey" üçlülüğün; "vücut" ise dörtlülüğün ilkesidir: 1, 2, 3 ve 4'ün bütün cisimler dünyasını oluşturmasının yanı sıra rakamlar dünyası da bu sayılardan ibarettir, çünkü 1 +2+3+4= 10 ve diğer sayıların tamamı, bu ilk dizinin yalnızca birer tekrarıdır.
Ev kadınına sonsuz saygı duyulurdu ama içten bir saygı değildi : Koca ona yalnızca çocuklarının anası gözüyle bakardı. Latincede nikahına almak demek "in matrimonium ducere" demektir, yani anneliğe sevketmek. Romalıların evin kızlarına ne kadar az önem verdikleri, erkek ve kız kardeşlere "kardeş" yerine fratres, "biraderler" demelerinden ve kız çocuklarına isim vermek yerine çoğu zaman basitçe numara koymalarından bellidir.
Bu gerçeği Schiller gençliğinde şu ölümsüz cümleyle dile getirmiştir: "İnsan, yalnızca oynadığı yerde bütünüyle insandır." Bu açıdan baktığımızda, Paris'in yargılanışı efsanesi de daha derin bir anlam kazanır. Paris gibi Hellenler de, Hera'nın, Athena'nın ve Aphrodite'nin yetenekleri arasında bir karara varmak durumundaydılar. Eğer isteselerdi birleşir ve dünyaya hakim olabilirlerdi: Yegane ciddi rakipleri Kartacalılar ve Persler bile bunu engelleyemezdi. Ve eğer güçlerini bu nokta üzerinde yoğunlaştırsalardı, o eşsiz kavrayışları sayesinde dünyanın ardına en derin gözlerle bakabilir, en yüksek bilgeliğe erişebilirlerdi. Ne var ki onlar güzelliği seçtiler, hatta gerçek Helena Mısır'da olduğu için güzelliğin de yalnızca hayalini seçmiş olan Paris'in yolundan gittiler. Görüntünün görüntüsünü her şeye tercih etmekte muhtemelen haklıydılar. Nietzsche, "Onlar derin oldukları için yüzeyseldi," derken bunu kastediyordu.
Antikçağın insanı doğayı nesnel bir biçimde kişileştirir, modern insansa doğaya öznel nitelikler yükler. Birine göre doğa, kendisinin esrarengiz bir biçimde yoğunlaşmış içkin heyecanlarını yansıtan ebedi bir aynadır; diğerine göreyse soğuk, suskun ve neredeyse kötü niyetle kendisini süzen bir gözdür.
Herakleitosçu Kratylos ise aynı nehre girmenin bir kez bile mümkün olmadığını söyleyerek işi daha da ileriye götürmüş ve bir yaştan sonra da konuşmayı tamamen bırakarak ebedi akışa parmağıyla işaret etmekle yetinmiştir - onun kastettiği muhtemelen şuydu: Oluş öylesine uçucu ve kavranılamazdır ki, onu sözle sabitlemeye çalışmak sahteleştirmek demektir.
Felsefesinin üç temel aksiyomu şunlardı: Hiçbir şey yoktur; olsaydı bile tasavvur edilemezdi; olsa ve tasavvur edilebilse bile ifade edilemezdi. Bu ilkelerin en dikkat çekicisi, üçüncü ilkedir, zira Gorgias'a göre ifade araçları, yani sözler tasavvurların salt birer imidir (σμείσν), halbuki im ve imlenen birbirinden hep farklıdır. Skolastik de son demlerinde aynı sonuca ulaşmıştı, yani nominalizme [adcılık]. Buna göre sözcükler kuru birer signum'dur, şeyleri yalnızca imlerler, tıpkı dumanın ateşi, inleyenin de acıyı imlediği gibi, ama bu yüzden imledikleri şeye benzemeleri gerekmez.
Aiskhylos ikinci oyuncu, Sophokles de üçüncü oyuncu geleneğini başlatmıştır. Bu sayede rollerin sayısı rahatlıkla yarım düzineye çıkartılabiliyordu. Euripides'te rol sayısı daha çok sekizdir, hatta Phoinissai'de [Fenikeli Kadınlar] on birdir. Buna rağmen diyalog biçimi hep korunmuştur. Üçlü konuşmalara hemen hemen hiç rastlanmaz. Bu üslupla ilgili bir ilke olsa gerek. Bunlara düet demek belki daha doğrudur, çünkü hitabet de bir tür şarkıydı. Fakat eserin kahramanı aslında korodur, eserin sıklıkla ona göre adlandırılmasının nedeni budur. En azından tinsel kristalleşme noktasıdır koro, zaten genelde en çok buna dikkat edilir. Yeni bir tragedyadan "yeni koro" diye söz edilirdi . Dramın ve yaşamın anlamı ondadır. Bu demokratik bir şeydir, çünkü gerçekten de, eski söylenin kadrosunu oluşturan "Kahramanlar"ın hybris'ini [aşırılık, küstahlık] kıyasıya eleştiren vox populi'yi [halkın sesi]
temsil ederdi. Kamuoyunun sesi olduğu için bilgedir, ama eylemi
gerçekleştirenlere kıyasla banaldir.
Mısırlı çocuk gibi oynarken, Yunanlı bir sanatçı gibi oynar. Sanatçının diğer insanlardan farkı şudur: Sanatçı, eşyanın yararına değil, özüne bakar; eşya benim için nedir, sorusunu sormaz. Sorduğu soru şudur: Eşya kendisi için nedir? İşte bu yüzden sürekli yeni şeyler keşfeder, keşfetmek zorundadır. Bizim fayda dediğimiz şey, türün talebidir ve hep aynıdır; yaratılmışların sırrı ise, onların eşsiz olmalarıdır.
Şöyle der Nietzsche: "Akşam olmuştu, çam kokusu sarmıştı ortalığı, aralardan gri dağlar görünüyordu, tepelerine kar üşüşmüş, üstlerine de mavi, dingin bir gökkubbe gerilmişti. Böylesi bir şeyi bizler asla olduğu gibi göremeyiz; bizler daima ince bir ruh-zarı çekeriz üzerine - gördüğümüz de budur işte." Ve işte tam da bu ruh-zarını Yunanlılar hiçbir zaman görmemiştir. Çünkü onlar, ne zarı ne de ruhu bilirdi. Eserlerinin hiçbirinin üzerinde bir tül örtü yoktur. En soylusu ve en kişiliklisi bile olsa, herhangi bir Hellenin "duygulu" olduğunu söylemek hani neredeyse gülünç olmaz mıydı?
312 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
"İnsan insan derler idi,
İnsan nedir şimdi bildim."

Muhyiddin Abdal

Egon Friedell, artık çağımızda pek rast gelemediğimiz, birçok alanda uzmanlaşmış, çok yönlü bir kişilik. Alman edebiyatı, felsefe ve doğa bilimleri alanında eğitim gören Friedell; yaşantısını eleştirmen, yazar, gazeteci ve oyuncu olarak sürdürür. Yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğmuş olmasına rağmen zamanla Lutherciliği benimsemiş; 60 yaşında Naziler evini bastığında ise pencereden atlayarak intihar etmiştir. Rivayete göre son sözleri de üstüne düştüğü kalabalığa “Dikkat edin! Yoldan çekilin!” olmuş. Böylesine rengârenk, çok yönlü ve ölüm anında bile başkalarını düşünecek düzeyde ahlaklı birisinin eşliğinde tarihte yolculuk yapmak da ister istemez diğer yazarlarla çıkılanlardan başka, tadı uzunca süre unutulamayacak bir etki yaratıyor.

Sadece gündelik yaşamdaki bazı sorunlara pratik çözümler (praxis) bulmak yerine olguların örüntüleri ya da kaotikliğinden yola çıkarak düşünce sistemleri (theoria) inşa etmeye çalışan her düşünce erbabının yolu ister istemez Eski Yunan’a düşer. Ancak gelin görün ki, ne o peygamberane konuşan filozoflar, komutanlar, şairler gerçek gibidir; ne de onların kendilerine dert edindiği meseleler bizimkilere benzer. Dolayısıyla etkileşim kuramayan kimi akademik çevrelerin yazdığı kitaplara baktığınızda sanki yazılacak her Yunan tarihi de gri, ciddi ve didaktik olmak zorundaymış gibi görünür. Friedell, bunun onların değil bizim problemimiz olduğundan dem vurur:

“Dünya ruhunun en canlı çehrelerinden biri, koskoca insanlığın belleğinde neden donuk, gözsüz bir ölü maskından başka bir iz bırakmamıştır? Yoksa malum "yüksekokulların” ve her maddeyi kurşuna dönüştüren gizemli simyacılarının suçu mu bu?”

Akademik yaklaşım her ne kadar bir mevzuyu sulandırmamak, işin içerisine elden geldiğince kişisel kanaatleri katmamak üzerine kurulu olmasından dolayı bir avantaj sağlasa da, karşılaştığı rengârenk tabloyu gri bir gravüre dönüştürme handikabını da her zaman içerisinde taşır. Friedell’in kitabında ise başlar başlamaz sizi saran binbir renkteki şiirsel hava, yazarın incelediği dönemi nasıl içselleştirdiği, ele aldığı durumlarla nasıl hemhal olduğunu gösteriyor. Bu özümseme neticesinde ele aldığı kişileri gayet iyi anlayıp, bugünün düşünürleri ile aralarındaki ilişkileri oldukça başarılı kurabiliyor. Dolayısıyla hem “ağlayan filozof Herakleitos” “gülen filozof Demokritos” gibi birçok basmakalıp yargının tuzağına düşmekten kurtuluyor hem de filozofların yanı sıra Bach, Beethoven, Bismarck, Mussolini, Darwin, Dostoyevski, Tolstoy, Faraday, Newton, Humboldt, Laplace gibi isimlerle kurduğu paralellikler sayesinde yeni bakış açıları sunuyor.

Nihayetinde ne bu dönem bir cennettir ne de o bilgeler aziz mertebesinde hayali birer figürdür. Sokrates de olsanız, başkalarının canını çok sıktığınızda bir şamar yiyor; Platon da olsanız, yanlış kararlarınız sonucunda köle olup pazarlarda satılabiliyorsunuz. Bizim onları böyle algılamamızın nedeni genelde tek bir yanlarına odaklanmamız. Ancak ne sanat, ne felsefe, ne bilim, ne de din tek başına onlarca farklı etkileşimin deviniminden doğan gerçek insanı betimlemeye yetmez.

“Gerçek insan, günün ve gündelik yaşamın insanıdır; küçük arzuların ve büyük sıkıntıların insanıdır; atölyede ve caddede, odada ve tarlada varlığını hissettirmeden eylemde bulunan insandır; yolda bir arabadan kaçan, ahbabını selamlayan ve hava durumunu gözleyen, az önce bir çiçeği koklayan, bir balığı temizleyen ya da başına su döken insandır.”

Friedell’e yedikleri yemekten, temizlenme biçimlerine; büyük düşüncelerinden, ahmaklıklarına; küçük arzularından sarsıcı tutkularına kadar dönemin insanını bu kadar gerçek aktarabildiği için minnettarım. Dönemi yakıcı bir tutku ve kemirici bir merakla okumak isteyen herkese de ısrarla tavsiye ederim.
312 syf.
·54 günde·7/10
Yaptığı tespitleri mutlaka betimleyerek yapıyor. Konuyla ilgileniyorsanız elinizden bırakamazsınız... Keşke intihar etmeden önce Roma ile ilgili çalışmasını da tamamlasaydı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Egon Friedell
Unvan:
Filozof yazar
Doğum:
21 Ocak 1878
Ölüm:
16 Mart 1938
Egon Friedell 21 Ocak 1878’de Viyana’da doğdu. Üniversitede felsefe ve Germanistik okudu. “Bir Filozof Olarak Novalis” adlı teziyle doktorasını yaptı. Peter Altenberg ve Alfred Polgar’ın dostu olan dramacı, kabareci ve tiyatro eleştirmeni Egon Fridell Viyana kültür çevrelerinin önemli şahsiyetlerinden biriydi. 1922-27 yılları arasında Berlin ve Viyana’da Max Reinhardt tiyatrosunda oyunculuk yaptı. Daha sonra serbest yazarlık hayatına atıldı. Üç ciltlik eseri Kulturgeschichte der Neuzeit [Yeniçağın Kültür Tarihi] onu bir anda meşhur etti. Hitler’in Avusturya’ya gitmesinden kısa bir süre sonra, 16 Mart 1938’de, intihar etti. Egon Friedell’in diğer eserleri: Kulturgeschichte Ägyptens und des Alten Orients. Leben und Legende der vorchristlichen Seele [Mısır’ın ve Eski Şark’ın Kültür Tarihi. Hıristiyanlık Öncesi Yaşam ve Efsane]. Kulturgeschichte der Neuzeit. Die Krisis der europäischen Seele von der schwarzen Pest bis zum Ersten Weltkrieg [Yeniçağın Kültür Tarihi. Vebadan Birinci Dünya Savaşı’na Kadar Avrupa’nın Yaşadığı Krizler].

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 12 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 27 okur okuyacak.