Ergin Kaptan

Ergin Kaptan

Çevirmen
8.1/10
626 Kişi
·
1.976
Okunma
·
0
Beğeni
·
224
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
406 syf.
"The Shawshank Redemption"u Esaretin Bedeli diye izlediğimiz gibi "The Memory Artists"i (Bellek Sanatçılar) Sinestezya diye okumağımız normaldir (!) Sinestezi merakıyla okumaya başladığım bu romanda Sinesteziden daha çok Alzheimer hastalığı, farmakoloji, nörofarmokoloji, sanat ve edebiyat bilgileriyle karşılaştım.

Roman; Noel, Norval, JJ Yelle ve Samira'nın, Alzheimer hastası olan Noelin annesi Stella'yı hastalığından kurtarma çabalarını kurgular ve kurguda sinestezik Noel'in muazzam hafızası ön plana çıkartılır. Üst düzey betimleme -doğrusu ana karakter Noel'in kıvırcık saçlı olduğunu kitabın yarısında öğrenmiş olmama rağmen- ve sağlık, sanat, edebiyat, farmakoloji ve nörofarmokoloji konuları üzerine kurulmuş çok verimli diyaloglarıyla tartışmasız ödül hak eden eser olduğunu söyleyebilirim. Ki ⬇

Kanada Yazarlar Derneği tarafından "En iyi Roman" (2004) ödülü ile ödüllendirilmiş ve bir çok diğer ödüllere aday gösterilmiştir.

Okurken bitmesini istemedim. O kadar iyi betimlemiş ki, canlı film izler gibiydim. Bu kadar anlamlı ve etkileyici diyaloglar her zaman kolay kolay bulunmaz. Okurlara tavsiye ederim.
528 syf.
·20 günde·Beğendi·9/10 puan
Hikayeci'yi tek bir kelimeyle tanımlayın deselerdi benim için o kelime "harikulade" olurdu. Gerçekten harika bir kitap okudum. Cengiz Aytmatov'un Toprak Ana eserinde yer verdiği cümlelerden biri olan "Söyle bana Toprak Ana gerçeği söyle: İnsanlar savaşmadan yaşayamazlar mı?" cümlesi kitap boyunca zihnimde dolandı durdu. Bir taraftan da insanların, toplumların savaşmadan, birbirlerine, dünyaya zarar vermeden duramadıkları, duramayacakları gerçeği belirdi düşüncelerimde, ne yazık ki... Yazıya savaş olgusunu kullanarak başlamamın nedeni Hikayeci'nin İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan soykırımı ele alıp bugün ve o dönem arasında köprü kurması.

Hikayeci'nin konusu kısaca şöyle: Ekmek fırınında çalışan Sage Singer insanlarla bağ kuramayan bir kadın. Bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki arkadaşlarından biri Josef Weber isimli, doksanlı yaşlarında bir adam. İkisinin arasındaki dostluk bağı giderek güçlenirken Josef Sage'den kendisini öldürmesini istiyor. Bunun nedenini ise geçmişinde bir Nazi subayı olması ve yaptıkları nedeniyle acı çekmesi olarak açıklıyor. Bunları Sage'e anlatıyor çünkü Sage Yahudi bir aileden geliyor, daha da önemlisi büyükannesi bizzat toplama kamplarında bulunmuş ve bu kamplardan kurtulabilen şanslı(!) kişilerden.

Jodi Picoult'la Kız Kardeşim İçin adlı kitabı ile tanışmıştım. Kız Kardeşim İçin'i çok beğenmiş ardından yazarın diğer kitaplarını okumaya karar vermiştim. Hikayeci uzun zamandır elimdeydi ancak bir türlü başlama fırsatını yakalayamamıştım. Kitabı bitirdim, şimdi ise neden daha önce okumamışım diye düşünüyorum. Gerçekten çok fazla şeye geç kaldığımı hissettim. Küçücük bir Alman çocuğunun bir canavara nasıl evrildiğini, yine küçük Polonyalı, Yahudi bir kızın elindeki her şeyi birer birer yitirirken hayata nasıl tutunduğunu türlü duygular içinde okudum. Kitapta Sage'in büyükannesi Minka'nın torununa savaş yıllarını anlattığı kısımlar benim için en etkileyici kısımlardı. Bu bölümleri okurken insanoğlunun en büyük düşmanının yine kendisi olduğu gerçeği insanın yüzüne defalarca çarpıyor. Yazarımız Jodi Picoult belli ki bu kitap için detaylı araştırmalar yapmış. Çünkü sonuçta kitapta ismi geçen yerler gerçekten var olmuş yerler, yani Hikayeci kurgu olsa da sonuçta birileri oralarda, o yıllarda gerçekten bu tür şeyler yaşadı. Bu durum kitabın beni daha çok etkilemesine neden oldu. Kitapta da adı geçen Auschwitz ve Bergen-Belsen toplama kamplarında insanların neler yaşadıkları sorusu aklımda dönüp durdu. Hattâ daha önce sadece kitabının ismini duyduğum Anne Frank'in, Bergen-Belsen kampında henüz on altı yaşındayken öldüğünü öğrendim ve Anne Frank'in Hatıra Defteri'ni de okumaya karar verdim.

Jodi Picoult Hikayeci'de okurun duygularına hitap etmeyi çok iyi bildiğini göstermesinin yanında okuyucuyu şaşırtmayı da başarıyor. Cidden bu kitabı okurken binbir türlü duyguya bürünmeniz olası, en azından benim için öyleydi. Kiitabı okurken ben olsaydım ne yapardım sorusunu defalarca kendime sordum ancak net bir sonuca ulaşamadım. Adalet-intikam arasındaki o ince çizgiyi aşmamak o kadar zor ki... Kitapta altı çizilecek mükemmel cümleler, tekrar tekrar okunacak harika paragraflar da mevcut. Kısacası ben ilk sayfasından son sayfasına, başından sonuna çok güzel bir kitap okudum. Bu kitabın zihnime hayatıma, duygularıma bir şekilde değdiğini; bana daha önce de hiç bakmadığım bir bakış açısı kazandırdığını düşünüyorum. Zaten benim için en önemlisi de buydu. İnsanların kendilerinin seçemedikleri şeyler nedeniyle ölüme gönderilmeleri, bunun sadece o dönemle sınırlı kalmayıp dünya üzerinde hâlâ yaşanıyor ve hattâ yaşanacak olması gibi acı verici gerçekler ve bu kitap özelinde, bir babanın, kızıyla birlikte gözleri önünde başından vurularak öldürülen insanların beyin parçalarının kızına aldığı çizmelere sıçraması sonucu kızına "Söz veriyorum Minka başından değil göğsünden vurularak öleceksin." demesi... İnsana bizimki de dert mi, sıkıntı mı dedirten nice üzücü olay. Hikayeci'yi mutlaka okuyun, okutun...
406 syf.
·7 günde·6/10 puan
Sinestezi Hastalık mı? Mucize mi?(Bende renkleri koklamak, müziğin tadına bakmak istiyorum.)
Noel Burun bir sinestezik. Ona neredeyse deha seviyesinde artistik ve bilimsel yaratıcılık veren beyne ve hiçbir şeyi unutmamasını sağlayan hafızaya sahip. Annesiyse ironik olarak Alzheimer hastalığının pençesine düşmüş bir tarih öğretmeni. Yolları kesişen üç sinestezik arkadaşı, hedonist yazar Norval, çocukluk anılarına hapsolmuş JJ ve geçmişini silmeye çalısan eski sinema aktristi Samira, annesini iyileştirecek buluş için Noel'e yardım ediyor. Peki nedir sinestezi?

Sinestezik bireylerde bir duyu organından gelen sinyaller otomatik olarak başka bir duyu organının işlenmesinden sorumlu beyin bölgelerine gidiyor. Örneğin gördüğünüz renkler beyninizde ses olarak algılanıyor. Tabii bu durum çok çeşitli olabiliyor. Bazen insanlar sayılara bakarken her sayıyı farklı renkte görebiliyor. Hayatları boyunca sinestezi yaşayan kişiler sinestezik olarak adlandırılıyor. Sinestezik birini hayatınızda hiç görmemiş olabilirsiniz ama yapılan sayımlara göre her 23 kişiden birinde görülüyor. Nüfusun en az %4.4’ünü oluşturan sinestezikler hiç de azımsanmayacak bir topluluk. Bunların içinde en yaygın görüleni harf renk sinestezisidir (%1’den fazla).

Kitap okuma hissinden ziyade bana harika bir film izletti. Zihnimde o kadar çok sahne canlandı ki, üç sinestezik arkadaşın hayatına dahil olmak istedim, beyinlerinin içine girip maviyi tatmak, kokuları duymak ve notaları görmek istedim. Bir çiçeği koklarke beynimde renkler uçuşsun, gökyüzüne bakarken kafamda melodiler oluşsun istedim. Uzunca bir zaman önce okudum kitaba inceleme yazma fikrini ize Nail HARBISSON’un TED konuşmasını dinledikten sonra karar verdim. Dünyanın ilk cyborg vatandaşı kabul edilen bu kişi doğuştan renk körü ve kafasına implantla yerleştirilmiş bir anten ile renkleri duyabiliyor. Cihaz renkleri frekansa çevirip kişiye bildiriyor. Fakat sineztezik insanlar bundan biraz daha farklı çünkü doğuştan gelen bu özel yetenekle birlikte sadece bir yada iki duyu organı değil hepsi birbirine karışıyor ama bu onlar için hiçbir zorluk yaratmıyor aksine hayatı bizden daha canlı, hareketli ve karmaşık algılayabiliyorlar. Araştırma yaparken bizim eksikliklerimiz vücudumuz zayıflıkları bir şekilde genlerimiz sayesinde bertaraf edilmişse ve bu insanlar bizim üst versiyonlarmızsa diye düşündüm. Peki bu onları hasta yada tuhaf mı yapar?

Hatırladığım kadarıyla yapılan araştırmalarla “insanın 5 duyu organı vardır” fikri çürütüldü ve izlediğim bir bilim filminde de doğada edinebileceğimiz onlarca duyu var biz sadece beşine hapsolduk diyordu. Sanırım herbir parçayı bir anımdan toplayıp sineztezi hakkındaki fikirlerimi toparlamam zor olacak ama iki yıl önce bu kelimeyi ilk duyduğumda ne kadar şaşkınlık yaşadığımı bir kez daha hatırladım. Kesinlikle yeni bir ufuk açacak, bir resme bakarken kafanızda bir konser hissi uyandıracak bir kavram. okumanızı tavisye ederim. iyi okumalar.

Müziğin tadı, renklerin melodisi bizimle olsun..
406 syf.
·7/10 puan
Birbirine fiziksel olarak çok benzeyen ve aynı kadına aşık olan iki arkadaş Norval ve Noel'in olağanüstü hayatı anlatılıyor. Ve sinestezik 4 arkadaşın hastalıklarını avantaja çevirmelerini.. Küçük yaşta annesinin cinsel ilişkilerine şahit olan Norval annesinden nefret ediyor ve bir seks bağımlısı. Noelse ileri düzey bir sinestezik hastası (tabi buna mucize demeyeceksek) yani duyduğu ve yaşadığı hiçbir şeyi unutmuyor. Bunun aksine annesi Alzheimer hastası.. Etkileyici bir romandı. Sinestezya hastalığına dair pek çok bilgi edindim. Ayrıca ailenin kişilik oluşumundaki rolü üzerinde fazlaca durulmuştu. Eleştirdiğim kısmıysa gereksiz kimya bilgilerine sıklıkla yer verilmesiydi :) Tavsiye ederim
437 syf.
·5 günde·6/10 puan
Kitap taciz davalarıyla ilgilenen bir savcının oğlunun tacize uğramasıyla başlıyor.
Picoult çizgisinde gördüğümüz toplumsal kurallar ile vicdanın, mantıkla duyguların sık sık çatıştığı olaylar fazlaca mevcut.
Yazar her kitabında şunu kendimize sormamızı istiyor aslında: Ben olsam ne yapardım? Toplumsal olarak doğru olan ahlaken de her zaman doğru mudur?
İşte bu uç noktalarda gezinen bir romandı.
Diğer kitaplarıyla kıyaslarsam benim için bir tık düşük bir performanstaydı. Ancak konu bakımından yine de başarılı.
406 syf.
·6 günde·7/10 puan
Kitap sinestetik biri olan Noel ve alzheimer olan annesinin hayatını temel alıyor. Ayrıca Noel'in arkadaşları JJ, Norval ve Samira'nın tedavi için ilaç arayışları ve yardımlarıyla olaylar gelişiyor.
Kitapta her karakterin bir hastalığı ve ruhunda yarası var. Noel kendini annesine ve hastalığına adamış ayrıca Samira'ya aşık. JJ ise ne olursa olsun pozitif kalmayı başaran birisi. Kitap boyunca onun bu hali bende yeni bir umut yaratmayı ve karamsarlığımdan biraz olsun kurtarmayı başardı. Norval ise aldatan bir anneye sahip ve kendi hayatında buna tepki olarak Alpha Bet isimli bi projeye adamış kendisini. Kitapta Dr.Vorta Norval'da sekse bağımlılık olduğunu yani hasta olduğunu dile getiriyor. Aslında tam da bu kısa anekdot hayatıma dokundu. Yaşadığım şeyleri anlayabilmem ve atlatabilmem için farklı bir bakış açısı kazandırdı. Hepimiz geçmişimizin hayaletleriyle birlikteyiz ve geleceğimizi de davranışlarımızı da ona göre şekillendiriyoruz. Belki de bu yüzden kendimi en çok Norval'da buldum ben. Her kitap hayatımıza dokunuyor ve bir şekilde ruhumuzu kalbimizi iyileştiriyor.
Ayrıca kitaptaki hastalıklar ve onların hayatının anlatılıyor olması bu hastalıktan muzdarip insanlara ve yakınlarına daha yakından bakıp onları anlayabilmemiz için bir köprü vazifesi görmekte.
Kitapta kötü bulduğum tek yön fazla detaylı bulduğum kimya bilgileriydi. Ama bununda sağlık dalında okuyan insanlara faydası olacağını düşünüyorum. İyi okumalar.
528 syf.
·4 günde·8/10 puan
Jodi Picoult beğendiğim bir yazar. Genelde öyle konular ele alır ki doğru yanlış terazisi elinizde anlamını yitirir, farklı bakış açıları oluşturur. Bu kitapta genel tarzının biraz dışında. Nazi kampından sağ kurtulmuş bir Yahudi kadının travmasıyla nasıl başa çıkmaya çalıştığını okurken, bir yandan da SS subayının zalimlik düzeyine nasıl çıktığını da okuyoruz. Eskiden yapılmış bir suç yıllar sonra da suç mudur, insanın DNA'sına kadar işleyen bir travma ile nasıl başa çıkabilir gibi soruların cevaplarını arıyoruz. Başlarda çok ayrıntı anlattığı için yazara kızmıştım ama kitabın sonunu öyle güzel bağlamış ki söyleyecek söz bulamıyorum.
406 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10 puan
Bir solukta okuyacağınız kitaplardan birisi Sinestezya. Alzheimer ve sinestezi hastalıkları hakkında doyurucu bilgilere de yer vermiş yazar. Aynı zamanda akıcı bir dili var.
528 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Okuduğum belki de en muhteşem ve en sürükleyici kitaplardan bir tanesi. Sınava çalışmayıp okudum ve harcadığım zaman için kesinlikle pişman degilim, siz de okuyun ve okutturun. Hiç sıkılmadan okuyacağınız, dili oldukça yalın ve anlaşılır bir kitap. Sayfalar su gibi akıp geçerken kitap bitmesin diye daha yavaş okumaya çalışıyorsunuz ama nafile.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1.976 okur okudu.
  • 47 okur okuyor.
  • 1.204 okur okuyacak.
  • 84 okur yarım bıraktı.