Ertuğrul Bilal

Ertuğrul Bilal

Çevirmen
9.2/10
117 Kişi
·
261
Okunma
·
0
Beğeni
·
14
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
563 syf.
·20 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu kitapla beraber Isaac Asimov'un 7 kitaplık Vakıf serisini bitirmiş bulunuyorum. Asimov'un 40 senelik bir süre içerisinde yazdığı bu eser olumlu ve olumsuz yönleriyle bir arada düşünüldüğünde okuması keyifli, ilgi çekici düşünceler ve öngörüler içeren iyi bir bilimkurgu serisi olarak kabul edilebilir, zaten bir bilimkurgu başyapıtı kabul ediliyor.

Asimov insan türüne, insan bilimine ve robot teknolojisine inanıyor, yayılmacılığı insan kaderinin kaçınılmaz bir parçası olarak görüyor, savaş ve yıkıcılığın kaçınılmazlığına rağmen diyaloğu daha ön plâna çıkarıyor ve 80li yıllardan sonra yazdığı eserlerde daha ekolojik, daha holistik yaklaşımlar sergiliyor. Robotlarla ilgili yaklaşımında dahi insanı ve insani yönleri öne çıkaran yaklaşımıyla Asimov için iyiler ve kötülerin, siyahlar ve beyazların çok belirgin, çok net şeyler olduğunu anlıyoruz, iyiliğin ve ilerlemenin ne olduğunu çok net bilen ve bu konuda kararlı birisinden söz ediyoruz: Robotlar üç robot yasası gereğince ve sonradan dahil olan sıfırıncı yasa gereğince sadece insanın menfaatine çalışır ve amacı insan uygarlığını ötelere ve daha iyiye taşımaktır. Asimov'un insanlar arasına karışmış ve önceden ve sonradan yazdığı eserleriyle daha karmaşık evreninin karakterleri olan robotları hep iyiye, güzele, güzelliğe dönük duruyor ve kötülüğe bulaşmamış yapılarıyla insanı gülümsetiyorlar. Asimov'un Ben, Robot adlı kitabında hatalar yapan, üç robot yasasının birbirine çelişir durumlare geldiği noktalarda ne yapacağını şaşıran sempatik robotlarını da düşündüğümüzde Battlestar Galactica'da tek tanrı inancıyla insan türünü yok etmek için savaşan ve kimlik meseleleri sebebiyle insan kadar ilginç özellikler taşıyan Cylonları düşünmeden edemiyoruz.

Asimov'un insanları da aslında robot gibi: yazarın kaleminin bir türlü derinlik katamadığı bu insanlar bol bol konuşuyor, ikna edici olamayan psikolojik sıkıntılar yaşıyor, 70'li yıllardaki filmleri andıran bir yapaylık hissi veriyorlar. Buna rağmen yazarın yarattığı evreni düşündüğümüzde karşımıza etkileyici, ikna edici, merak uyandırıcı mekânlar, ve ilginç bir hikâye çıkıyor: milyonlarca gezegene yayılmış galaktik imparatorlukta bir matematikçi olan Hari Seldon psikotarih adında bir bilim dalı geliştiriyor. Psikotarihe göre imparatorluk eldeki matematiksel ve bilimsel verilerin işlenmesiyle elde edilen sonuçlara göre yıkılmak üzere. Yıkıldığında toparlanmak 30 bin yıl sürecek.Ancak yeniden kurulması için yapılabilecek şeyler var. Hari Seldon bu uğurda bir galaksi ansiklopedisi yazacak ve toparlanma sürecinde bu bilgileri kullanacak insanlar yetiştirmek üzere bir Vakıf kurulması için uğraşıyor. Böylece toparlanma süreci bin yıla inecek.

7 kitap 500 senelik bir süreçte imparatorluğun yıkılışını, yeniden dirilme sürecini, Vakıf çalışmalarını, vakıfla ilgili sırları, insan türünün kökenini ve robotlarla insan türünün ortak kaderine dek bir çok meseleyi birbirine ekleyerek etkileyici bir evren kuruyor. İlk üç kitap orijinal Vakıf kitapları elbette. Bu üç kitapta esas mesele zaman ve onun yıkıcılığı, insanın zamana direnişi ve yıkılanı yeniden kurma arzusu, politik oyunlarla zehirlenen ama iktidar uğruna savaşmaktan, mücadele etmekten vazgeçemeyen insan türünün yapısıyla yapay zekâların karşılaştırılması çemberlerinde dolanıyor: Psikotarih öngörülerini alt üst eden Katır bile bozuldukça insana benzediği için kötülük yapabiliyor. Zaafları da insani. Oysa robotlar, yapay canlılar sadece insan için varlar. Belki bunlar insanın iyiliğiyle kötülüğüyle var olabildiğini, böylece bizi biz yapanın bu zıtlıkları içimizde barındırmak olduğunu düşündürüyor, ancak edebi anlamda iyi kotarılıp kotarılmadığı ayrı bir mesele bu düşüncenin. Yine de Asimov insana bu pencereden bakıyor.

7. kitap aynen 6. kitapta olduğu gibi artık okuru ilk kitabın öncesine ve hemen sonrasına götürüyor ve psikotarihin kurucusu Hari Seldon'ın hayatını öğreniyoruz. Seldon'ın uzun hayatı, gayretleri, mücadelesi, kayıplarıyla beraber 5. kitapta öğrendiğimiz büyük sırrın öncesini okuyor ve Asimov evrenine daha geniş bir çerçeveden bakıyoruz.

Asimov'un Vakıf serisini bilimkurgu seven herkese öneriyorum. Üzerine düşünülecek, söylenecek daha bir sürü şey olduğuna eminim. Ben dilinin yavanlığına, kurgudaki basitliğe rağmen büyük keyif alarak okudum. Asimov'un bulabildiğim diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.
636 syf.
·5 günde·10/10
Vakıf'ın Sınırı'nı hayretler içinde okudum ve seri içerisinde en sevdiğim kitap da bu oldu artık.

Orijinal ve ilk üçlemeden 30 sene sonra yazdığı bu kitapta Asimov, Vakıf'ın Seldon Plânına göre yeniden kurulacak galaksi imparatorluğu için dönen dolaplar, oynanan oyunları anlatırken karşımıza ilk üç kitapta görmediğimiz bir alternatif çıkarıyor. Gaia, bütün ekolojik hassasiyetleri üzerinde taşıyan bir tür bilimkurgu cenneti gibi. Öte yandan bu kitapta Asimov'un robotlarla, üç robot yasasıyla kurduğu bağlar ve bu yeni ögelerin ana öyküye kattığı derinlik gerçekten çok iyi. Galaktik imparatorluğun kökeni, insanların kökeni ve robotlarla insanlar arasındaki karmaşık ilişkilerin ne olduğuna dair bilgiler, Gaia aracılığıyla yayılmacı ve iktidarcı, şiddetten çekinmeyen ve bütün politik oyunlarla insani ve sosyal ilişkileri manipüle eden insan türüne şiddet barındırmayan, doğayla, insanla ve galaksiyle bir arada yaşama seçeneği sunan Asimov bence serinin en iyi kitabına da imza atmış oluyor: bol bol konuşan,susmayan, tartışan, fikir yürüten Asimov karakterleri bu sefer daha derinlikli ve gerçekler; öykü eski kitaplardaki karakterleri ve olayları birbirine bağlarken daha bir derinlik kazanıyor ve yeni açılımlarla olay ve öykü evrenini genişlettiğini de görüyoruz. Asimov'un tekdüze, politika ve şiddet dolu galaksisinde Gaia'nın varlığı herşeyi ters yüz ediyor. Yazarın geri kalan kitaplarda öyküsünü nasıl geliştirip sonlandırdığını merak ediyorum.

Asimov ve bilimkurgu severlere mutlaka öneriyorum Vakıf serisini. Mutlaka.
636 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
Asimov'un milyarlarca gezegene yayılmış galaktik imparatorluğun Hari Seldon adında bir bilim adamı tarafından psikotarih adıyla hayata geçirdiği bilimsel metod ve bilgi aracılığıyla karşı karşıya olduğu yıkımı minimum zararla atlatma sürecini anlatan Vakıf serisinin 5. kitabı Asimov kitabı olmanın getirdiği tipik özellikleri barındıran, serinin önceki kitaplarına kıyasla heyecan düzeyi daha altta kalan bir eser.

Her şeyden önce Vakıf ve Dünya'yı kesinlikle İnkılâp Kitabevi'nin baskısından okumamak gerek; çünkü kitabın vereceği keyfin önemli bir kısmı berbat çevirisi nedeniyle gerçekten heba oluyor. İthaki'nin yeni baskısını beklemek çok zaman alabilir diye sahaflardan aldım kitabı, pişman da oldum demek istemiyorum, ama pişmana yakın bir duruma da geldim; zira çevirmenin işkence etmek niyetiyle cümleleri katlettiği bir çeviri bu.. Örneğin Üç Robot Yasası'nın yeni yasası olarak Sıfırıncı Yasa yerine Zeroth adını kullanabilmesi (zero=sıfır, th=-ıncı)... bilmem ki ne desem..Cümlelerin çok büyük bir çoğunluğunda "-dır, dir" eki kullanılır mı? Konuşurken böyle mi konuşuyoruz? "Gelmezsen üzüleceğimdir".. Çevirmen bir çok cümlede bu hataya düşüyor. Bu da doğal olarak kitaptan soğutuyor insanı.

Ayrıca Vakıf Ve Dünya serinin bir önceki kitabına da saygısızlık yapıyor diyebiliriz. 4. kitap olan Vakıfın Sınırı'nda dünyanın adı Arz ve bütün kitap boyunca böyle kullanılıyor. Bu kitapta ise Arz kelimesi hiç bir şekilde kullanılmıyor. Neden peki?

Kötü çeviriyi bir kenara koyarsak Vakıf ve Dünya, serinin en heyecansız kitabı; çünkü bu sefer politik oyunlar, dolaplar yok; iktidar oyunları bizi şaşkına çevirmiyor; karşımızda yeni bir Seldon krizi yok; 4. kitapta tanıştığımız Vakıf üyesi Golan Trevize ve arkadaşları dünyayı arıyorlar. Bütün kitap dünyayı aramaktan ibaret. İmparatorluk gezegenlerinde her şeyin kökeni olan bir gezegenden söz ediliyor; orası da dünya elbette. Yirmi bin yıllık galaksi imparatorluğu tarihinde köken sorunu bir şekilde görmezden gelinmiş... ama işin aslı elbette öyle değil. Asimov bu kitapta karakterlerimiz yasak gezegenlerde dünyanın izini ararken farklı insan kültürleri, farklı cinsiyet özellikleri taşıyan insan topluluklarını da anlatıyor; Ursula K. Le Guin'in yarattığı dünyaları düşünürsek çok ama çok yavan kalıyor yazarın dünyası, ama yine de ilgi çekmediğini, kitaba ve bütün serinin kendine özgü yavanlığına yakışmadığını da söyleyemeyiz.

Asimov 5. kitapta da olayları robotlara, yapay zekâlara, robot yasalarına, ait olma temasına bağlıyor; okudukça genişleyen ve bizi içine alan Asimov dünyasının kuru cümlelerden oluşan ve karakterleri gelişemeyen, arada bir derinlik hissi veren yapısı bir edebiyat tadı kesinlikle vermiyor,elbette dil ve anlatım çok önemliyse bizim için; çünkü betimlemeler yine basit, yazar süslemekle uğraşmıyor, her neyse onu vermeyi, onu göstermeyi istiyor. Bu durum yazarın tarzına alışınca rahatsızlık vermiyor elbette, bu süssüz, neredeyse renksiz bilimkurgu dünyasında herşey renklendirilmemiş uzay fotoğrafları gibi: gerçekler ve önce ilgi çekiciler, ama renksizler ve çok da uzun süre ilgimizi ayakta tutamazlar gibi. Bu yavanlığın arkasında yükselen fikirler, düşünceler, yepyeni bir evren yaratma ve bu evreni şiddete minimum düzeyde başvurarak, özellikle 4. kitapta tanıdığımız ve bu kitapta da süren bir Gaia gezegeni düşüncesi- yani ekosistemle bir olmuş canlılar, insanlar, varlıklardan oluşmuş bir galaksi cenneti düşüncesi Asimov'un politik görüşlerine de uygun bir vaha yaratmak derdinde olduğunu düşündürüyor.

Asimov'un dünyasını bilimkurgu okuyan herkese muhakkak öneriyorum.
636 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Carl Sagan'ın Contact eserinde söylendiği gibi, bu sonsuz evrende yaşayan bir tek biz varsak kocaman bir yer israfı olmaz mıydı? Sonsuz olan evrende, sonsuz sayıdaki galaksilerin içinde milyarlarca gezegen var ve farklı yaşam formlarının olması bir ihtimal değil gerçek. Tanrının varlığını ve sonsuz gücünü de bu sayede daha doğru bir şekilde kavrayabiliriz.

Şayet bizden başka türler yoksa eğer bu koskoca evren de tarafımızdan keşfedilmeyi bekliyor demektir. İnsan yaşamının Dünya ile sınırlı olmaması gerekir.

Dünyamız yaşanılamayacak bir gezegen halini alıp türümüz yok olmadan farklı gezegenlere yayılmayı başardığımızda evren de bir yer israfı olmaktan çıkacak. Binlerce yıl sonra bu mümkün olduğunda, o dönemde yaşayan insanlar için şu an ki varlığımız tam anlamıyla tarihin karanlık devirleri olacak. Hakkımızda pek az şey bilecekler ya da yeterince zaman geçtiğinde hiçbir şey bilmeyecekler. Şu anki en ileri teknoloniyi, uzay merakı ve onu keşfetmek için kullanan insanoğlu için, binlerce yıl sonra bilinmezlik ve asıl merak konusu, yaşadığımız bugün olacak belki de. Vakıf'ın Sınırı bundan söz ediyor. Seriyi tamamlamama 3 kitap olmasına rağmen en beğendiğim kitabın bu olacağına eminim.

Asimov'un hayal gücüne erişmek imkansız gibi. Hayret etmemek imkansız. Binlerce yıl sonrasını şu anki ben olarak görmem imkansız evet ama Asimov'un kitapları o zamandan bir kesiti, çok gerçek bir biçimde gösteriyor. Kurgu olduğuna inanmak istemiyorum. Biliyorum ki bilim söz konusu olduğunda imkansızlık söz konusu değil. Galaksi imparatorluğu, telepatiyle anlaşma, hiper uzay... Hiçbiri imkansız değil. Ve bu geleceği Asimov gibilere, tutkulu ve hayalperest bilim insanlarına borçlu olacağız.
636 syf.
Vay be! Ne kitaptı! Açık konuşmak gerekirse orijinal vakıf üçlemesini okuyunca bi yavanlık vardı içine bir şeyler sinmiyordu. Herkesin övdüğü seri bu mu diyordum. Ta ki bu kitabı okuyuncaya kadar. Bu kitapla birlikte sonsuzluğun sonu, robot serisi ve imparatorluk serisi birbirine bağlanmış oldu benim de kafamdaki soru işaretleri giderilmiş oldu. Yazar bunu baştan beri düşünüyor muydu bilmiyorum ama ustalıkla serileri birbirine bağlayarak geniş bir evren kurmuş. Ben şahsen farklı kitapların bu şekilde birbirine bağlanmasından hoşlandığım için bu kitap beni kendine hayran bıraktı. Bunun bir diğer nedeni ise tabi ki merak ettiğimiz grupların motivasyonları ve karakterlerini daha derinlemesine anlatmış olasına da bağlıyorum. Bu kitapla birlikte benim için vakıf orta halli bir seriden üst düzey bi seriye evrilmiş duruma geldi.
405 syf.
·180 günde·Beğendi·8/10
Petrol-Para-İktidar, William Engdahl'ın Türkiye'de 2008 yılında yayımlanan kitabı. İktidarın kaynağı kimdir? Halk mıdır yoksa para mı? Para olmadan iktidar olunabilir mi? Ya da iktidar olunsa da muktedir olunabilir mi? Paranın kaynağı nedir? Ya da bu kaynaktan mahrum olan bir iktidar, iktidar olabilir mi? Ve petrolün buradaki işlevi nedir? Gibi çeşitli soruların kafaya takılacağı ama soyut tartışmalardan çok somut olgular üzerinden petrol - para - iktidar inceleniyor.

Her petrolü olan da muktedir olabiliyor mu? O da apayrı bir konu. Genelde yer altı kaynaklarına sahip devletler o kaynakları tam olarak kendi çıkarları doğrultusunda kullanabiliyor mu?

Bu kitapta Petrol - Para - İktidar üçgeninin , Anglo - Amerikan politikası ve yeni dünya düzenini sorguluyor.

Kitap, petrolün tarihini anlatmıyor. Ondan daha da önemli olan savaşların ekonomik yükünü; 'petrol' ve bunun için yapılan mücadeleden kesitler sunuyor. Egemen güç ABD'nin bu gücünü sürdürebilmesi ve 'düşmanlarının' yolunu kesmek için gerekli olan 'enerji kaynağı' n da vananın başına geçmesinin görünür ve görünmeyen yüzünü anlatıyor.

Coğrafya bir kaderdir. Onu doğru veya yanlış kullanmak o coğrafyada bulunan ülkelerin yöneticilerine bağlı değişir. Öncelikle Britanya (İngiltere)'nın ada devleti olması dolaysıyla edindiği coğrafi üstünlük, denizi iyi kullanması ile yeni yerler peşinde koşmasına yol açar. Yeni yerlerden elde edilen ganimetler doğrultusunda içerdeki kent soylular da buradan kısmetlerini alırlar. 2. Dünya Savaşından önce Avrupa'nın finans şehri 'London City' olur.

1.Dünya Savaşı öncesi Almanya'nın sanayi hamleleri hakkında bilgi verilirken, Avrupa'nın 'esas' gücü 'Britanya' ile kıyaslama yapılarak anlatılır. Bu sayede iki gücün o zamanki sanayi üretimleri hakkında bilgi verilirken, gelecek yıllar içinde ipuçları sağlanır. Almanya'yı Almanya yapan 1800'lü yılların sonundaki 'ekonomik' reformlar kitabın içinde anlatılırken, bunların özellikle bugün bilinmesinde yarar var. Devletlerin kalkınmışlık düzeylerinin bir geçmişi olduğu unutulmasın.

Bir devlet her yere egemen olmak istiyorsa en önemli yol da denizlerden geçer. Britanya 1914 öncesinde denizlere hakimdi. Almanya ise sınırları içinde sanayi geliştirmekle uğraşırken askeri bir donanmaya sahip olmadığı için Britanya gibi emperyal olamaz. Bugün ABD nasıl tüm denizlerde savaş gemileri, üsler ve müttefiklere sahipse o devirde de Britanya benzer durumlara sahipti.

Almanya'nın sanayi mallarını yeni yerlere pazarlamak için Berlin'den başlayıp Bağdat'a uzanacak demiryolu projesi kapsamında Osmanlı Devleti ile karşılıklı işbirliği içine girer. Bu işbirliğinden çekinen Britanya ise sömürge alanlarının güvenliği ve Almanya'nın daha da güçlenmesine engel olmak için yeni ittifaklar peşine koşar. Almanya'dan başlayıp Bağdat'a ve körfeze ulaşacak bir demiryolu projesi Balkan Savaşların da alt yapısı veya sebepleri arasında anlatılıyor. Balkan Savaşları ve sonrası 1.Dünya Savaşı'yla bölgede huzursuzluk çıkartılarak bu bağlantının da önü kesilmiş olur.

1.Dünya Savaşından sonra Britanya, siyasi olarak galip çıksa da ekonomik bir yıkımla uğraşır. ABD ise Avrupa'nın kendi savaşına katılmayarak taraflara silah ve borç para sağlayıp, ticaretini geliştirir. ABD'nin elinde bulunan (ya da fazla mal, para) fazlalıkları savaş sonrası Avrupa'nın kalkınmasında (aynı durum 2.Dünya Savaşı'ndan sonrası içinde geçerli olur) geçerli olur.

Kitap içinde sadece Ortadoğu tabir edilen bölge yok. Afrika'dan Amerika kıtasına kadar tüm coğrafyada yaşanan ve ABD'nin dünya hakimiyeti kurması için yaptığı çalışmalara da değiniliyor. Dün olanlar, bugün yaşananlar ve yarına ışık tutacak nitelikte yapılacaklar anlatılıyor. Örneğin, büyüyen bir ekonomi olan Çin'in en büyük sıkıntısı yeterli enerji kaynaklarına sahip olmaması. Çin onun için uğraşırken, ABD'de bunu engellemek için her şeyi yapıyor. Sadece Çin de değil. Rusya içinde veya karşısına rakip olarak çıkmaya niyetlenen her devlet için de aynı engellemeleri yapacak. Bu kitapta bu durum örneklerle anlatılıyor. Enerji önemli ve vananın başında bulunan ABD, istediği ülkeye istediği kadar enerji dağıtımı yaparak dünya üzerinde denetim sağlamaya çalışıyor.

William Engdahl da yine çok güzel bir şekilde tarihsel gelişim ile olayları anlatarak gelecek zamana ışık tutmuş. Kitabın baskısı yok, sadece sahaflarda bulunabilir. Tavsiye ederim. 30 Mayıs - 10 Haziran 2019 tarihleri arasında kitabı okudum. 10 Haziran 2019 tarihinde ise inceleme yazısını siteye ekledim.
563 syf.
·1 günde·10/10
Vakif serisinin son kitabı. Hayatım boyunca unutamayacağım, muhteşem bir seriye nokta koyan kitap. Vakıf fikrinin ortaya koyulması ve hayata geçirilmesinin işlendiği kitapla seriyi sonlandırdığıma hala inanamıyorum. Ufkumu açan bu seri Isaac Asimov'a olan hayranlığımı artırdı. İşin tuhaf tarafı Carl Sagan'a da hayran olmam ve bu ikilinin gerçek hayatta yakın arkadaş olduklarını bilmeden ayrı zamanlarda kitaplarını okuyup sonradan arkadaşlıklarını öğrenmem oldu. Galaksinin derinliklerine fikir yolculuğu yapmamı sağladığınız için size minnettarım...
636 syf.
·Beğendi·10/10
Dikkat spoiler içerir.
Her ne kadar seri ile pek alakası yok gibi görünse de son derece güzel bir roman. Serinin beşinci kitabı. Bir önceki kitaptan tanıdığımız Trevize, Pelarot ve Briss, dünyanın bilgilerinin her yerden silinmesi üzerine dünyayı bulmak için yola çıkarlar. Ellerinde çok az ipucu vardır ancak bunları kullanarak yazarın diğer romanlarında da geçen Comporellon, Aurora, Solaria, Alpha Centaura gezegenlerini ve sonunda radyoaktiviteden yaşanmaz hale gelen dünyayı bulurlar. Ancak sorularının cevapları aydadır ve orada onu eski kitaplardan tanıdığımız robot Daneel beklemektedir. Trevize verdiği kararın doğru olup olmadığını burada öğrenecektir. Bir solukta okunan bir roman.
636 syf.
·28 günde·Beğendi·7/10
İlk dört kitabını elimden bırakmadan okumama rağmen, Vakıf serisinin bu beşinci kitabını çoğunlukla sıkılarak okuduğumu söylemeliyim. Yazarın ilk dört kitaptan tam 32 yıl sonra yayınevlerinin ısrarları üzerine seriyi devam ettirmeye çalışmasının büyük bir etkisi var sanırım. Hatta belki yazarın kendisi de bu beşinci kitabın, ilk dördündeki tadı okura veremeyeceğini farketmiş olacak ki "Bu kitabı istemeye istemeye, karşı çıkamadığım ısrarlar üzerine yazdım. Aynı zevke varamazsanız kusuruma bakmayın." der gibi bir önsöz yazmış. Yazarın yaratıcılığına, hayal gücüne hayranım. Fakat bu kitap serinin diğer kitaplarından neredeyse iki kat daha uzun olmasına rağmen, sürükleyici olaylar dizisi yerine, diyaloglar, psikoloji bilimi üzerine sohbetlerden, kendini tekrar ediyor hissi veren bölümlerden oluşmuş. Yazarın yaratmada çektiği sıkıntıyı okurken fazlasıyla farkettim.

Bu olumsuz sayılabilecek eleştirilerime rağmen kitabın konusunu gerçekten çok sevdim. Serinin diğer kitaplarını da tabii ki okuyacağım ama araya bambaşka türlerden, bambaşka yazarlar katmak iyi olabilir. :)
636 syf.
·Beğendi·10/10
Dikkat spoiler içerir.
Oldukça güzel bir bilim kurgu romanı daha. 120 sene barış içinde geçmiştir ancak İkinci Vakıf'ın yok olmadığına inananlar vardır. Encümen üyesi Golan Trevize bu görüşleri yüzünden tarihçi Pelator ile Trantor'a sürgüne gönderilir. Bu arada İkinci Vakıf üyelerinden konuşmacı Gendibal , birinci konuşmacı olabilmek için yanında yerli halk denilen Ülge'li Novi ile birlikte Trevize'yi takip etmeye gider. Birinci Vakıf belediye başkanı Bronz Branno ve Gendibal, Trevize'nin her şeyin anahtarı olduğunu savunmaktadır. İzler bu insanların tamamını Gaia adı verilen gezegene götürür. Katır'ın da memleketi olan bu gezegende Trevize, Seldon Planı'nın geleceği için çok önemli bir karar verecektir. Bu arada en büyük kütüphanede Arz ile ilgili bütün kayıtlar yok edilmiştir. Trevize kararını verir. Bir solukta okunan bir roman.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 261 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 288 okur okuyacak.