F. William Engdahl

F. William Engdahl

8.9/10
9 Kişi
·
15
Okunma
·
6
Beğeni
·
694
Gösterim
Adı:
F. William Engdahl
Unvan:
Alman Asıllı Amerikalı Araştırmacı Gazeteci, Yazar
Doğum:
Minnesota, ABD, 9 Ağustos 1944
1944 yılında ABD'nin Minneapolis eyaletinde doğan ENGDAHL, Princeton Üniversitesi'nde okumuş. Alman asıllı
Amerikalı araştırmacı-gazeteci yazar Almanya'da yaşamaktadır.
"F. William Engdahl petrol ve jeopolitika üzerine çok satan Savaş Yüzyılı: Anglo Amerikan Petrol Siyasetleri ve Yeni
Dünya Düzeni (Alfa Yayınları) - Century of War: Anglo-American Oil Politics and the New World Order (2004 Pluto
Yayınları. Londra) kitabının yazarıdır.
Kitap Fransız, Alman, Çin, Kore, Türk, Hırvat, Sloven ve Arap dillerine çevrilmiştir.
Engdahl son siyasi ve iktisadi gelişmeler hakkında en çok tartışılan analizcilerdendir. Kışkırtıcı makaleleri ve
analizleri sayısız gazete ve dergide ve uluslararası çapta tanınmış web sitelerinde yayınlanmıştır.
Petrol jeopolitikası ve enerji konularına ek olarak tarım, GATT (Genel Tarifeler ve Ticaret Anlaşması), WTO (Dünya
Ticaret Örgütü), IMF, enerji, siyaset ve iktisat konularında 1970′teki ilk petrol ve tahıl krizinden bu yana yazmaktadır.
'Ölüm Tohumları: Kalıtım Biliminin Arkasındaki Karanlık Oyunlar -Seeds of Destruction: The Hidden Agenda of
Genetic Manipulation (2007, kitabı dünyadaki gıda tedariki yoluyla toplumları kontrol etme planını
belgelemektedir.
2007-2008 yılında Sansürlenen En İyi Haberler için verilen 'Sansür Projesi Ödülünü' almıştır."
F.William ENGDAHL, GDO olarak bilinen "Ölüm Tohumları" yazarı. GDO üzerine İnsani Yardım Vakfında verdiği
konferansta insanlığı ilgilendiren çok önemli bilgiler verdi.
▪GDO'lu gıdaları tüketmekle kendi paramızla kiralık katilimize sahip olduğumuzu,
▪GDO kullanmayan ülkelerin Uluslar arası ticaretten veto yediğini,
▪Dünyanın yeni tanrılarının sahipliğine soyunanların ölüm tohumlarını yaratıcılarının olduğunu,
▪Tanrı olmadan tanrılığa soyunan genetikçiler...
▪Erkeklerin spermlerinin öldürüldüğünü...
Nüfus bombası gibi Gıda Krizi de 70'lerde üretilmiş bir hileydi. Gelişen ekonomilerin o dönemde uğradığı ani petrol şoku buna yardım etmişti.
F. William Engdahl
Sayfa 54 - Bilim + Gönül Yayınları - 3.Basım 2010
"Biz dünya nüfusunun %6.3’ünü oluşturuyoruz fakat zenginliğinin ise yarısına sahibiz. Bu farklılık özellikle bizler ve Asyalılar kadar büyük...

Kendimizi, çıkarlarımızdan fedakârlık ederek dünyanın iyiliği için lüksümüzden vazgeçeceğimiz konusunda kandırmamıza hiç gerek yok. ” George Kennan, 1948
F. William Engdahl
Sayfa 1 - Bilim + Gönül Yayınları - 3.Basım 2010
Bu, Hitler'in şansölye olmasından bir yıl önceydi. 1939 yılına kadar Üçüncü Reich (Hitler), Rockefeller tarafından destek görmüştü.
F. William Engdahl
Sayfa 69 - bilim+gönül
Ekim 1979’da ABD Merkez Bankası, doların çökmesin engellemek amacıyla aniden faiz oranlarını %300 arttır. Arjantin başta olmak üzere dünya çapında faiz oranları sarsıldı.

1982’de Arjantin artık borç tuzağındaydı. Bu tuzak 1880’de İngiltere’nin Süveyş Kanalı’nın kontrolünü ele geçirmek için Mısır’a kurduğu tuzaktan farklı değildi. Rockefell er önderliğindeki New York bankaları, İngiltere’nin borç empyalizminden çok şey öğrenmişti.
F. William Engdahl
Sayfa 156 - Bilim + Gönül Yayınları - 3.Basım 2010
Yeni kurulan Rockefeller Vakfı hedefini "Dünya üzerinde insanlığın yararına katkıda bulunmak" olarak belirlemişti. Neyin insanlık yararına olduğuna Rockefeller ailesinin karar vereceğini eklemeyi ihmal etmemişlerdi.
F. William Engdahl
Sayfa 63 - bilim+gönül
Yüksek miktarlarda kullanılan ot ve böcek ilaçları petrol ve kimya devleri için ek pazarlar oluşturuyordu. Yeşil devrim aslında bir “kimyasal darbeydi”. Gelişmekte olan ülkelerin yüksek miktardaki gübre ve ilaç girdisini maddi olarak karşılamaları mümkün değildi. Bu nedenle Dünya Bankası’ndan kredi notu alarak, ve ABD hükümetinin garantisi altındaki Chase Bank ve diğer New York bankaları aracılığıyla özel borçlar aldılar.
1941’de dünyanın en büyük petrol şirketi, adı sonradan Exxon olarak değiştirilen, New Jersey’deki Standart Oil’di. ABD petrol piyasasının %84’üne hâkimdiler. Büyük bölümün Rockefellerların sahibi olduğu bu şirketin bankası Chase Bank’tı. Rockefeller ailesinden sonra en büyük hisse sahih I.G.Farben’dı. Bu petro-kimya devi o zamanın Alman, savaş endüstrisinin önemli bir yapı taşıydı. Rockefeller ve I.G.Farbci ilişkisi 1927’ye, Rockefeller Vakfı’nın soy arıtım çalışmaların! kuvvetle desteklediği döneme dayanmaktaydı.
F. William Engdahl
Sayfa 92 - Bilim + Gönül Yayınları - 3.Basım 2010
1990’larda BM’nin Dünya Sağlık Örgütü, Nikaragua, Meksika ve Filipinlerde 15 ilâ 45 yaşları arasındaki milyonlarca kadının aşılanması için bir kampanya başlattı. Aşının paslı çiviye basma gibi nedenlerle bulaşabilen tetanoza karşı yapılacağı iddia edildi. Paslı çiviye basma ihtimali erkeklerde de olmasına rağmen aşı erkeklere ya da erkek çocuklara yapılmadı.

Bu şüphe uyandırıcı durumdan ötürü Katolik bir kilise teşkilâtı olan “Comite Pro Vida de Mexico (Meksika Yaşam Encümeni) aşıları denettirdi. Deney sonuçları gösterdi ki, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yalnızca çocuk doğuracak yaştaki kadınlara dağıttığı aşıların Koryonik Gonadotropin (Chorionic Gonadotrophin) ya da hCG içerdiği ortaya çıktı. Doğal bir hormon olan hCG, tetanoz taşıyıcılarıyla ile birleştiğinde kadınların hamile kalmasını engelleyen antikorlar üretiyordu. Aşı yapılan hiçbir kadına bundan bahsedilmemişti.
ABD kongresi’nin 1989’da kabul ettiği “anti-terör yasası”nı hazırlayan Prof. Francis Boyle’a göre, Pentagon “biyolojik savaş” yapmaya ve kazanmaya hız vermiştir.
Kitabın önsözündeki alıntı da çok çarpıcı ifade yer alıyor. "Biz dünya nüfusunun % 6.3'ünü oluşturuyoruz fakat zenginliğin ise yarısına sahibiz...Kendimizi, çıkarlarımızdan fedakarlık ederek dünyanın iyiliği için lüksümüzden vazgeçeceğimiz konusunda kandırmamıza gerek yok."

Hemen alt kısımda başlayan kitabın başlangıç cümlelerini okuyunca insan kendini film izlemiş gibi hissediyor ve hani bazı filmlerde yer alan kayan yazıları okuyormuş gibi düşündüm kendimi. Siyah ya da flu arka plan ve alttan yukarıya doğru silik kesik titrek beyaz bir yazıda şu söyleniyor: "Bu kitap (film) küçük bir sosyo-politik elit zümre tarafından 2. Dünya Savaşı sonrasında Vaşington'da ele alınmış bir proje ile igilidir. Aynı zamanda bir avuç insanın savaş sonrası tüm kaynaklara ve güce sahip olmasının hikayesidir." Daha kitabı okumaya başlamadan önce önsöz kısmında bununla karşılaşıyoruz ve bu iddialı cümle üzerine pür dikkat kesilip, neler olacağını düşünmeden edemiyor insan.

Kitabın hemen başında etkili ve dikkat çekici bir cümle. O zaman akla şu gelebilir. Sosyo-politik, elit, zümre, Vaşington, proje, 2.Dünya Savaşı, Rockefeller, ABD Başkanları, BM, şirketler gibi gibi onlarca kelimeyi birbirine bağlayan nedir?
Kim? Ne amaçlıyor? Niçin? gibi gibi çeşitli sorular ard arda gelebiliyor.

Ölüm tohumları - Genetik Bilimin Arkasındaki Karanlık Oyunlar- kitabı da bu çerçevede gıda üzerinden oynanan oyunları göstermeye çalışıyor. Açılış Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu'nun yazısıyla başlıyor ve yazarla tanışıklığından bahsettikten sonra gen bilimi ya da moleküler biyolojinin insanlığın iyiliği için kullanılmak istendiğinde nasıl güzel şeyler ortaya çıkacağını ama kötü amaçlı kullanım olursa insanlığın karanlığa bile gömüleceğini bize bildiriyor. Moleküler Biyolojinin bir avuç insanlık düşmanı, karanlık güçlerce nasıl bir silaha dönüşebileceğini de ifade ediyor. Bu çerçevede kitap, bazı yapılanmaların, insanların gıdalarını kontrol etmek suretiyle,
bazı ırkları yok ederek dünya nüfusunu azaltmayı amaçladığından bahsediyor.

Diğer konularda olduğu gibi Moleküler Biyoloji sahasının stratejik önemde olduğunu ve bir an önce bu yönde çalışma yapılması gerektiğini 1960'dan beri ifade eden Sinanoğlu, maalesef çeşitli sebeplerle kendi söyleyip kendi dinlemiş olduğunu da üzelerek anlatıyor.

Dünyada her millet içinde insanlığı düşünen bilim insanları, devlet görevlileri var ama bu kişiler görevlerini de bazen yapamaz duruma da getirtilebiliyor. İnsanları bilgilendirmeyi ve daha iyi bir gelecek için birşeyler yapılmasını düşünen de az değil ve William F. Engdhal da bunlardan biri.

Oktay Sinanoğlu kitaba önsöz yazarken, yazarda kitabı Sinanoğlu'na ithaf ediyor. Birileri yine biryerlerde bunlara komplo diyebilir. Varsın desinler. Ama 'komplo' değil gerçekse o zaman ne olacak? (1)

William Engdahl'ın okuduğum ilk kitabı olan Sahte Domuz Gribi, Gıdalar Üstün Irk Yaratma Dünya Nüfus Azaltımı Projeleri den sonra bu ikinci kitabı. Yeni okumaya başladığım Tanrıların Gazabı Kaybolan Hegomonya bittikten sonra diğer kitaplara da sıra gelecek. Muhalif bir yanı var. Muhalif bilgiler veriyor ama öyle laf ola torba dola anlamında da değil. Belki Türkiye'de pek tanınmıyor, okunmuyor olabilir amabu bir takım olguların varlığını da yok saydıramaz. Yazar bize bir görüntü, resim gösteriyor ve onun nasıl okunması gerektiğine dair bazı ipuçları vererek hem kendi bazı yerleri açıklıyor hem de bizim bulmamızı, düşünmemizi istiyor. Yani, körü körüne bir yere bağlanmadan şu, bu, o, onlar, bunlar demiş ben inanırım demeden kabul veya reddetmenin neden-sonuç ilişkisi içinde birşeyleri anlatmaya çalışıyor. Gördüğümüz dünyanın içindeki bazı insanların gün gelip bizim kökümüzü bile kazımak için ellerinden gelen herşeyi peyder pey yapmaya başladıklarını bunun bir adımı da gıda olduğunu ve hatta Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger'in "Yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin." cümlesinin öylesine söylenmiş bir söz olmadığı vurgusunu kitabın sayfaları arasında görmekteyiz.

Peki ne anlatıyor "Ölüm Tohumları" adlı kitap. Temel yiyecek maddeleri üzerine oynanan oyunlardan bahsediyor ve bir ailenin 'kara altın' petrolden elde ettiği kazancın devamında GDO'lu besinlerle de zenginleştiğinden bahsediyor.
Peki, genetik değiştirme nasıl oluyor diye bir soru insanın aklına takılıyor. Onun da cevabı şu şekilde veriliyor: "Bir bitki ya da organizmada genetik değişiklik demek yabancı genlerin alınarak bir bitkiye eklenmesi ve böylece genetik yapısının normal üreme yoluyla olmayacak şekilde değiştirilmesi.." demek oluyor.

Kabul edelim ya da etmeyelim belki çok da az olabilirler ama dünyada kendini 'Tanrı'nın yerine koymak isteyen küresel bir çete var. . Bu çetenin çeşitli kollarından biri de 'gıda'dır. Bir takım yeni arayışlarla insanlığı kendi egemenlikleri ya da boyundurukları altına alıp, onların peşinden gidecek sürüler haline getirmenin yollarını arıyorlar diye bahsediyor kitap. Kendi imal ettikleri ve kendilerine biat edecek şekilde insanlık arayışı içinde olduklarını ifade ediyor. Tarım ve hayvancılık yani gıda üzerinden ince hesaplar yapıp gelecek zaman içinde peyder pey toplumun kendilerine tabi olmasını yani bir çeşit distopik bir dünya egemenliğine gidecek yollardan biri olan gıdayı kontrol edip dünyayı kontrol etme peşinde koşan insanların yaptıklarından bahsediyor.

Özet olarak gıda işlenmiş kitapta ama bunun çeşitli ayakları olduğu da bilinmektedir diyor yazar. Belki okuyan kişiye bilim kurgu gibi gelebilir ama distopik eserler de bu
yapılan çalışmalardan esinlenmiş olmasın?

İnsan neslinden bir çeşit salt 'temiz' bir ırk oluşturup, onun dışında kalanların yani uygunsuz, engelli, sakat, beyaz olmayan ırkların ayrıştırılıp, yok edilerek yeni bir insan nesli hedeflenmiş olmasın? Belki de ilk adım bu tarım ve hayvancılıkta başlayan çalışmalar olabilir. Genleriyle oynanan ve farklı türdeki meyve-sebzeler
haricinde hayvancılık alanında da uzun yıllara dayanan gen mühendisliği çalışmaları artarak devam ediyor.

Kitap 5 ana kısım ve onların altında yer alan alt başlıklardan oluşuyor. Birbirine bağlı, kaynak verilerek anlatılmaya çalışılan kitapta ilk bölümden son bölüme kadar araştırma kitaplarında yer alan kaynaklar da veriliyor.

Kitaptan çok sayıda alıntı yaptım ama ayrıca kendi notlarıma aldığım yani buraya yansıtamadığım yerler de mevcut. Öyle basite alınacak, tek seferde okunup bitecek, john'la, Jehnn'in aşk hikayesini ballandıra ballandıra anlatan bir kitap değil. Kafa yorup, niçin bizde bazı şeyler değişmediğinin cevabını da bulabileceğiniz nitelikte size kılavuzluk eden bir çalışma. O yüzden bu kitapta sanatsal anlatım, betimlemeler, kelime oyunları gibi unsurlar bulunmaz. Gizlenen, göz ardı edilen, arka planda tutulan ama önemli yani insan sağlığıyla doğrudan ilişkili konular mevcut.

Örneğin, 168.sayfadan başlayan ve devam eden konuda, bir ülkenin yani Arjantin'in ekonomik olarak nasıl batırıldığını ve ele nasıl muhtaç duruma getirildiğini açık kaynaklarla okuyacağız. Aynı şeyler dünyanın her tarafında da isimler farklı olsada yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor.

Türkiye'de bunu gördü. Mesela, 15 günde 15 kanun bunlardan biriydi. Ya da şu anda olan şeker fabrikaların satılması da küresel güçlere yani ÇUŞ (Çok Uluslu Şirketler)'lara yeni pazar elde etmek için olmasın? Arjantin örneğinden yol çıkarsak, 'Hükümet ve özel propaganda araçları, soya diyetinin ne kadar sağlıklı olduğunu, süt ve etten alınacak proteinden daha faydalı olduğu anlatılıyordu ama uzun süreli soya tüketimi insan sağlığını olumsuz etkilediğinden kimse bahsetmiyordu.'

Bu bana hiçte yabancı gelmedi. Şimdi TV, gazeteler , internette bu şekilde bol miktarda haber yok mu? Yok etten bu kadar daha fazla besleyiciymiş, sağlıklıymış, kalorisi yüksekmiş falan filan. Bu haber adı altındaki yönlendirmenin tek amacı parası olamadığı için et alamayan vatandaşları uyutmak. İsyan çıkmasını önlemek, uyuşturmak. Yani, o kadar besleyiciyse kendileri niye yemiyor. Onlar koca göbekleriye ağızlarını şapırtatarak biftekleri, bonfileleri yutacaklar eee, vatandaşa da sağlıklı beslenmek istiyorsan 'soya fasulyesi' ye, rahatlarsın, aynı kalori hatta bak besin değeri daha yüksek ve hatta et kolestrol yapar diyerek milleti aldatmaya devam ediyorlar. Yerinde ya da kararında yenilen bir besin insan sağlığını tehlikeye atmaz ama genleriyle oynanmış ve artık ne olduğu belli olmayan terminatör tohumlardan türetilmiş besin maddeleri her türlü tehlikeye yol açacağını şu andaki sağlık sisteminden de görmekteyiz. Hergün yeni hastalık adları duymaya başladık ve bunlara uygun hemen tedavi yöntemleri de peşinden geliyor.

'ABD ve İngiltere Hükümetlerinin genetik olarak değiştirilmiş tohumları acımasızca tüm dünyaya yayma girişimleri aslında Rockefeller Vakfı'nın 1930'lardan beri onlarca yıldır süren Nazi soy arıtım araştırmasına para aktardığı sır siyasetin uygulanmasıydı.' Ve bu düzen hala devam ediyor.

Ezcümle: Bu kitabı da okumakta fayda var. Bir şeyler öğrenmek için okuyup, anlatmak da önemli. Tavsiye ettiğim bir kitap.

Notlar: Okuduğum kitap 3.baskı 2010 tarihli ve 294 sayfadır.
+ Bilim + Gönül Yayınları yani Oktay Sinanoğlu'nun (ya da onun desteklediği) bir yayınevinden çıkmış.
+ Kitabın baskısı bitmiş ve o yüzden ancak sahaflarda bulabilirsiniz.
+ Kitabın giriş kısmında yazar hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmakta ve genelde hangi konular hakkında yazdığını okuyabilirsiniz.
+ İngilizce biliyorsanız yazarı internet sitesinden takip edip ve İngilizce kitaplarını okuyabilirsiniz. Türkçe hariç başka bir dil bilmediğim için, iyi bir yayınevi ve iyi bir çeviri kitapları tercih diyorum.
+ Ayrıca kitabın yayınevine, yazarına, çevirmenine bu güzel çalışmayı bizlere sundukları için teşekkür ederim.
+ Kapak resmi ve arka kapak yazısı bence yerinde ve kitapla bir bağ kurulabilir nitelikte.
+ Kullanılan yazı tipleri ve büyüklük yeterli.
+ (1) olarak geçen bölüm yazısını 18/05/2013 tarihinde yazmışım. Kitabı 25 sayfa okumuşum sonra bu zamana kalmış.
+ 15-23/03/2018 tarihleri arasında okudum.
-Domuz gribi gerçekten insanları ölüme kadar götürebilecek bir virüs mü yoksa seçkin kesimin, kapitalizmin bir ürünü mü?
-Bill Gates sanıldığı gibi bir yardımsever mi yoksa nüfus azaltımı konusunu destekleyen bir insan mı?
-Tahıl kıtlığı gerçek mi yoksa ürünlerin fiyatlarını arttırmak için bir oyun mu?
-Kalıtımı değiştirilmiş gıdalar gerekli kontrollerden geçiyor mu?
Ve daha bir çok soruya cevap arayanların okuması gereken kitap. İçinde ilginizi çekecek ve bir o kadar da şaşırtacak bilgiler var.
amerika dünyaya hükmeden imparatorluk.fakat bu yolda çok büyük bedeller ödetiyorlar. afrika: afrikanın iki vahşi yüzü var biri gerçek doğası;aslanlar,timsahlar leoparlar gnular zebralar v.s diğeri amerika başta olmak üzere diğeri kapitalist ülkelerin yarattıkları cehennem.milyonlarca insan kapitalizmin egoları uğruna kurban ediliyor.kimi kurşunla.kimi açlıkla teker teker toplu bir şekilde.yok ediliyor.asyadada pek farklı değil bu güruh özellikle cehaletin olduğu her kitleyi çok kolay bir şekilde içten ele geçiriyor.sonrası çok hemde çok kötü oluyor.böl parçala yönet. bu konuda müslümanlar nasibini fazlasıyla alıyor.bukitap bir amerikan vatandaşı tarafından, amerikanın aç gözlülüğüyle dünyayı nasıl sömürdüğünü anlatıyor. şimdi sıra çin de. emperyalizmin vahşeti çok daha kötü sonuçlar doğuracak.
Dehşetengiz bir kitap. Bu "dehşetengiz" kelimesini yıllar önce okuduğum 11 Eylül 2001, Amerika'daki terör saldırıları hakkında yazılmış bir kitapta 11 Eylül 2001 Dehşetengiz Hile duymuştum. Bu saldırıların arkasında kimlerin olduğunu ve bu saldırı şeklini inceleyip, kuşkulu durumlar olduğunu ortaya koyması anlamında çok dikkat çeken bir kitap olmuştu.

Ama kelimeye kafam takılmıştı. Dehşetengiz. Ne demekti?

Bu kitapta benim için bir dehşetengiz niteliktedir. Öyle hafife alınıp, hadi canım sende denilecek bir tarafı yok.
Zaten yazarın yazmış olduğu kitaplardaki düşünce yapısıyla örtüşen bir içeriğe sahip. Birileri ya da belli grup, klik, topluluk, cemaatlerin nerede olursa olsun insanları kendi ideolojik, siyasi, dini ya da başka bir şekilde yönlendirdiği bir ortamda sağlık, gıda da bunların dışında kalamazdı.

Daha yeni, taze bir haber: "Türkiye'deki Şeker Fabrikaları Özelleştiriliyor..." Olumlu ya da olumsuz çok şeyler söylenebilir.
Bugün iktidarın yanında olanlar "tabii ki yapılsın" diyebilirken acaba başka bir parti iktidar da olsaydı aynı şekilde "tabii ki yapılsın" diyebilirler miydi? Bu ayrı bir konu. Hayatın gerçeği ve esas konuşulması gereken mevzu da budur.
Maalesef bunları konuşmak yerine örneğin, "asansörde halvet olur mu olmaz mı" gibi derin(!) mevzular konuşuluyor. Bu da ayrı bir konu. Ama hepsi birbirine bağlı. Bütünün parçalarıdır. Birileri bizleri başka yönlere çekip, konuşulması gereken ana konunun tali olmasını sağlamaya çalışıyorlar. Bilinçli yapanlar var ama en kötüsü bilmeden/düşünmeden şeytanın mızrağını bileyenlerindir.

Binlerce, onbinlerce çiftçi bu işten geçiniyor. Bu fabrikaları sattığımızda bizim vatandaş olarak elimize ne geçecek? Hükümetin eline bir şeyler geçeceği kesin...Fakat William Engdahl ne güzel demiş tam da bam teline basarak:"
“Yeşil devrim”in en büyük etkilerinden birisi iş aramak için şehirlere göç eden köylünün kırsaldan göç etmesi ve kırsalı boşaltması idi.
Bu bir tesadüf değildi. ABD’li küresel şirketlerin ucuz işçi havuzları yaratmak için yaptığı plânın, ya da son yıllardaki adıyla “küreselleşmenin” bir parçasıydı." Köylerin boşaltılması, köylerdeki tarım ve hayvancılığa destek olunması yerine köstek olunması ve buna bağlı gelişen ekonomik ve diğer gelişmeler. Bu bir zincirleme olaydır.

Konuyla alakası yok ama fındığımız var. Dünya fındık piyasasının büyük çoğunluğu Türkiye'den sağlanıyor. Doğru bir önerme. Peki! Borsası nerde ve
fiyatı kimler ve nasıl belirliyor ? Bunu da öğrenmek isteyen araştırsın.

Gerçekten de dehşete kapılmamak elde değil. Kitapta domuz gribi sahtekarlığı ve bunun sebepleri; genleri değiştirilmiş ve canavar haline getirilmiş melez tohumların
nasıl, dünyayı kurtarmak adına yapıldığı palavrasına insanların inandırılmaya çalışıldığı göreceksiniz. Ya da buna benzer onlarca, yüzlerce insanlık dışı faaliyetin, normal faaliyet gibi bizlere sunulduğunu okuyacaksınız.

Artık, gün geçmiyor ki, yeni bir hastalık, yeni bir ilaç, yeni bir tedavi yolu çıkmasın. Aşağı yukarı her gün yeni yeni şeyler televizyonda, yazılı basında -internette anlık olarak yayıldığı için onu saymıyorum- çıkmasın. Malum kış ayındayız ve o zaman grip aşısı yaptırmamız lazım? Yoksa lazım mı? Uzman görüşleri alınır, birileri kesin yaptırın derken birileri daha temkinli ve risk gruplarını sayarak cevaplandırır. Ama sezon, yani artık onun da bir "sezon"u oldu ve bu tartışılır durur.

Kitap bize Domuz Gribi olarak adlandırılan salgının çıkış noktasını ve ondan sonra yapılan çalışmaları anlatıyor. Gerçekten de domuz gribi var mı? Varsa ne kadar tehlikeli? Kaynağı neresi? Yayılma alanı neresi? Doğal çiftlik hayvanlarının etkilenme oranıyla sanayi amaçlı üretilen domuzların üretim ortamlarının taşıdığı temizlik, hijyen koşulları nelerdir? Meksika'daki çıkış yerinin araştırılması yapıldı mı? Gibi, gibi onlarca soruların olduğu bir yerde tabii, insanın aklına acaba bunun içinde bir iş var mı? diye soru da takılmıyor değil. William Engdahl da bu konuda bizi aydınlatmaya çalışıyor ve bize, "size o anlatılanlar hiç de öyle masum değil" diyor ve
masa başlarında birilerinin birilerini nasıl daha da zenginleştirmeye çalışırken, insani değerlerle nasıl dalga geçip alay ederek bu işi yaptıklarının resmini çekiyor. Ve diyor ki: "Ben olayı böyle görüyorum. Bu işte bir hinlik var ey insanlık. Duy, gör, dinle, araştır, konuş yani susma, görmezden gelme, duymazdan gelme..."

ÇUŞ (Çok Uluslu Şirketler) bizleri soyarken buna sessiz kalma. Her gördüğün sakallıyı deden sanma diyor kısacası William Engdahl. Anlamak isteyen için.
Ya da benim için. Çünkü ben öyle anlıyorum.

Kitap sayfaları içinde kirli ilişkiler ağını göreceksiniz. Siyaset, ticaret, sağlık ve para. Dünyada salgınlar çıkartıp nasıl insanlarla alay ettiklerini, sömürdüklerini,
ve onları yeri geldiğinde öldürdüklerini okuduğunuzda benim niçin dehşetengiz dediğimi anlayabilirsiniz.

Kitap 5 bölümden oluşuyor. Bunlar: Domuz Gribi, Şırıngayla Soykırım - Dünya Tahıl Kıtlığı - Kalıtımı Değiştirilmiş Gıdaların Tehlikeleri - Kalıtımı Değiştirilmiş Gıdalara hayır - Kıyamet Tohum Deposu. Hepsi birbirinden dehşetli şeyler içeriyor. Öyle eğlenceli bir şey bulamazsınız.

Kitabın tüm bölümleri birbirinden değerli bilgiler içermektedir. Zaten çok azını "alıntılar" kısmına ekledim. Ama o "alıntılar" o kadar az değil. Sayfalar
dolusu. Alıntıları kendime alıntılarken, altlarına kendimce notlar ekleyerek yazmışım. Tabi, yer kısıtlı olduğu için tümü hakkında yazamam.

Diğer önemli konu ise gıda ile ilgili. Artık genetiği değiştirilmemiş hiçbirşey kalmadı desek yeridir. Ve salgın hastalıklar, enteresan hastalık isimleri ve hemen ona yönelik tedavi yöntemleri medyada yer alıyor. Sonuçta insanız. "Ölüm Korkusu" sarınca veya sardırılınca hemen yapışıyoruz yeni tedavi ve ilaç sektörüne. Buna karşı gelenler, gerçekten de yardım etmek isteyen doktorlar da mevcut. Sektörün hepsi kirli değil tabi ki.

Gıda üzerinden oynanan oyunların ( var mı öyle bir durum?) arkasında kimler var? Niçin ekmeğimizle oynanıyor. Gıdaya hükmeden dünyaya da hükmedebilir mi? Bu ve buna benzer soruların cevabı yine bu kitabın içinde bulunuyor. Korkmadan yazmış, isim vermiş, "sözüm meclisten dışarı" dememiş. "Yeni Dünya Düzeni" kurucularına yönelik bir şeyler karalamaya çalışmış ama kitap maalesef popüler olmadığı için çok fazla bilinmemiş, tanınmamış ülkemizde.

Kitabın üst başlığı ise "üstün ırk yaratma, dünya nüfus azaltımı projeleri". Bu üstün ırk nedir? Biz kimiz? Suriye'de yaşanan savaşta bu küreselcilerin parmağı var mı?

Kitabı okurken düşünerek, anlayarak, tartışarak okuduğumuzda bizlere söylenenlerin ne kadarının doğru olduğunu birilerine ihtiyaç duymadan kendimiz bile çözümleyebiliriz. Ayrıca bir uzmana veya kod çözücüye gerek kalmaz. Son olarak arka kapak yazısı ile bitirmek istedim ve yazar diyor ki kısaca:

"Domuz gribi diye bir salgın korkusu yaratılarak insanlar aşıyla boş yere hasta ediliyorlar. Daha önce Kuş Gribi ile küçük tavuk çiftliklerine büyük bir darbe vurulmuş
tavuk üretim işi dünyada 5 büyük şirketin tekeline girmişti.

Milyonları aç bırakmak, gıdayı biyolojik ve ekonomik silâh olarak kullanmak kalıtımı değiştirilmiş tohumlarla daha da kolay. Kalıtımı değiştirilmiş, Sahte Gıdalar
sâyesinde yeni, olmadık hastalıklara mâruz bırakılıyoruz. Tohum şirketlerinin gıda kontrolü ile dünya nüfusunun azaltımı gerçekleşiyor.

Ezcümle: Beğenerek, bilgilenerek okudum. Herkese okumayı tavsiye ederim.

Notlar: Kitap 2009 tarihli ve Bilim + Gönül Yayınları yani Oktay Sinanoğlu'nun (ya da onun desteklediği) bir yayınevinden çıkmış. Zamanında almıştım. Okuma fırsatı ancak geldi.
Esasında Soner Yalçın'ın "Saklı Seçilmişler" kitabını alıp, okumaya başlayacakken, bir an da bundan bir başlayayım dedim. Hatta Canan Karatay da bunlardan bahsetmiyor mu?
+ Kitabın baskısı bitmiş ve o yüzden ancak sahaflarda bulabilirsiniz.
+ Kitabın giriş kısmında yazar hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmakta ve genelde hangi konular hakkında yazdığını okuyabilirsiniz.
+ İngilizce biliyorsanız yazarı internet sitesinden takip edip ve İngilizce kitaplarını okuyabilirsiniz. Türkçe hariç başka bir dil bilmediğim için, iyi bir yayınevi ve iyi bir çeviri kitapları tercih diyorum.
+ Kitabın hem kapak resmi hem de arka kapak yazısı güzel ve açıklayıcı olmuş. Arka kapaktaki tanıtım yazısı kimsenin gözünü bozmayacak ve etkili cümleler
içermesi anlamında güzel olmuş.
+ Ayrıca kitabın yayınevine, yazarına, çevirmenine bu güzel çalışmayı bizlere sundukları için teşekkür ederim.
+ Dehşetengiz: Ürkütücü, korku uyandıran anlamına gelmektedir.
Gıda terörürünün dünyada ve ülkemizde nasıl etkili olduğunu anlatıyor. Esasında "Soner Yalçın - Saklı Seçilmişler" kitabında referans olarak gösterdiği kitaplardan bir tanesiydi. Bir diğer ek kaynak ise "Henry Kissinger - 1976 yılı, NSSM 200" raporu da okursanız parçalar daha net bir şekilde birleşiyor.

Kendisi "Ekonomileri kontrol ederseniz devletleri, gıdayı kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz." demiştir.

Mutlaka okunması ve okutulması gereken kitaplar. Sağlığımız ve geleceğimizden daha kıymetli neyimiz var?
Kitap, genetiği değiştirilmiş organizmalar ardına gizlenen kirli gerçekleri deşifre ediyor. Bir kaç zengin ailenin, insanlığın tamamı üzerinde egemenlik kurma hikayesi ve hedefini açıkça ortaya koyuyor.

Zannedilenin aksine, "ÜSTÜN IRK" teorisinin arkasında Hitlerin değil, onu finanse eden bir kaç zengin ailenin olduğunu öğrenmek konuya hakim olmayanları şaşırtabilir.
Hakan Komut
Hakan Komut, Sahte Domuz Gribi, Gıdalar Üstün Irk Yaratma Dünya Nüfus Azaltımı Projeleri'ni inceledi.
@hakankomut·16 May 22:24·Kitabı okudu·9 günde·Beğendi·8/10
gelecekte büyük savaşlarda kullanılacak silahın ne olduğunu bu kitap detayları ile açıklıyor. aslında o savaşın içindeyiz. dünyanın görünmeyen veya gizlenen yüzünün ne olduğunu korkuyla okuyacaksınız. türkiye ve az gelişmiş toplumlar bunun neresinde? aslında dünyayı sürekli kaos içinde tutan bu sektöre karşı çok akılcı stratejiler belirlenmeli ve tedbirler alınmalı. sğlık sektöründe ilaç üreten firmalarına karşı ciddi yaptırımlar uygulanmalı.

Yazarın biyografisi

Adı:
F. William Engdahl
Unvan:
Alman Asıllı Amerikalı Araştırmacı Gazeteci, Yazar
Doğum:
Minnesota, ABD, 9 Ağustos 1944
1944 yılında ABD'nin Minneapolis eyaletinde doğan ENGDAHL, Princeton Üniversitesi'nde okumuş. Alman asıllı
Amerikalı araştırmacı-gazeteci yazar Almanya'da yaşamaktadır.
"F. William Engdahl petrol ve jeopolitika üzerine çok satan Savaş Yüzyılı: Anglo Amerikan Petrol Siyasetleri ve Yeni
Dünya Düzeni (Alfa Yayınları) - Century of War: Anglo-American Oil Politics and the New World Order (2004 Pluto
Yayınları. Londra) kitabının yazarıdır.
Kitap Fransız, Alman, Çin, Kore, Türk, Hırvat, Sloven ve Arap dillerine çevrilmiştir.
Engdahl son siyasi ve iktisadi gelişmeler hakkında en çok tartışılan analizcilerdendir. Kışkırtıcı makaleleri ve
analizleri sayısız gazete ve dergide ve uluslararası çapta tanınmış web sitelerinde yayınlanmıştır.
Petrol jeopolitikası ve enerji konularına ek olarak tarım, GATT (Genel Tarifeler ve Ticaret Anlaşması), WTO (Dünya
Ticaret Örgütü), IMF, enerji, siyaset ve iktisat konularında 1970′teki ilk petrol ve tahıl krizinden bu yana yazmaktadır.
'Ölüm Tohumları: Kalıtım Biliminin Arkasındaki Karanlık Oyunlar -Seeds of Destruction: The Hidden Agenda of
Genetic Manipulation (2007, kitabı dünyadaki gıda tedariki yoluyla toplumları kontrol etme planını
belgelemektedir.
2007-2008 yılında Sansürlenen En İyi Haberler için verilen 'Sansür Projesi Ödülünü' almıştır."
F.William ENGDAHL, GDO olarak bilinen "Ölüm Tohumları" yazarı. GDO üzerine İnsani Yardım Vakfında verdiği
konferansta insanlığı ilgilendiren çok önemli bilgiler verdi.
▪GDO'lu gıdaları tüketmekle kendi paramızla kiralık katilimize sahip olduğumuzu,
▪GDO kullanmayan ülkelerin Uluslar arası ticaretten veto yediğini,
▪Dünyanın yeni tanrılarının sahipliğine soyunanların ölüm tohumlarını yaratıcılarının olduğunu,
▪Tanrı olmadan tanrılığa soyunan genetikçiler...
▪Erkeklerin spermlerinin öldürüldüğünü...

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 15 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 48 okur okuyacak.