F. William Engdahl

F. William Engdahl

Yazar
9.0/10
45 Kişi
·
86
Okunma
·
19
Beğeni
·
1300
Gösterim
Adı:
F. William Engdahl
Unvan:
Alman Asıllı Amerikalı Araştırmacı Gazeteci, Yazar
Doğum:
Minnesota, ABD, 9 Ağustos 1944
1944 yılında ABD'nin Minneapolis eyaletinde doğan ENGDAHL, Princeton Üniversitesi'nde okumuş. Alman asıllı
Amerikalı araştırmacı-gazeteci yazar Almanya'da yaşamaktadır.
"F. William Engdahl petrol ve jeopolitika üzerine çok satan Savaş Yüzyılı: Anglo Amerikan Petrol Siyasetleri ve Yeni
Dünya Düzeni (Alfa Yayınları) - Century of War: Anglo-American Oil Politics and the New World Order (2004 Pluto
Yayınları. Londra) kitabının yazarıdır.
Kitap Fransız, Alman, Çin, Kore, Türk, Hırvat, Sloven ve Arap dillerine çevrilmiştir.
Engdahl son siyasi ve iktisadi gelişmeler hakkında en çok tartışılan analizcilerdendir. Kışkırtıcı makaleleri ve
analizleri sayısız gazete ve dergide ve uluslararası çapta tanınmış web sitelerinde yayınlanmıştır.
Petrol jeopolitikası ve enerji konularına ek olarak tarım, GATT (Genel Tarifeler ve Ticaret Anlaşması), WTO (Dünya
Ticaret Örgütü), IMF, enerji, siyaset ve iktisat konularında 1970′teki ilk petrol ve tahıl krizinden bu yana yazmaktadır.
'Ölüm Tohumları: Kalıtım Biliminin Arkasındaki Karanlık Oyunlar -Seeds of Destruction: The Hidden Agenda of
Genetic Manipulation (2007, kitabı dünyadaki gıda tedariki yoluyla toplumları kontrol etme planını
belgelemektedir.
2007-2008 yılında Sansürlenen En İyi Haberler için verilen 'Sansür Projesi Ödülünü' almıştır."
F.William ENGDAHL, GDO olarak bilinen "Ölüm Tohumları" yazarı. GDO üzerine İnsani Yardım Vakfında verdiği
konferansta insanlığı ilgilendiren çok önemli bilgiler verdi.
▪GDO'lu gıdaları tüketmekle kendi paramızla kiralık katilimize sahip olduğumuzu,
▪GDO kullanmayan ülkelerin Uluslar arası ticaretten veto yediğini,
▪Dünyanın yeni tanrılarının sahipliğine soyunanların ölüm tohumlarını yaratıcılarının olduğunu,
▪Tanrı olmadan tanrılığa soyunan genetikçiler...
▪Erkeklerin spermlerinin öldürüldüğünü...
Rusya' nın provokasyonları ve Çin'in yükselişi karşısında ABD'yi güçlendirmek için yenilikçi yaklaşımlar gerekliydi.Şüphesiz radikal İslami terörizm de "yenilikçi bir yaklaşım"dı.
Dünyanın kalbinde ve Arabistan'da belli stratejik noktalar vardır ki bu noktalar, sahip olunduğu takdirde dünyaya hükmetmeyi kolaylaştırabilir veya engelleyebilir. Filistin, Suriye, Mezopotamya, İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Baltık çıkışları...

Democratic Ideals and Reality Kitabı
Henry Kissinger yiyeceği silah olarak kullanmayı, bir dış politika olarak düşünen ilk isimdi. Yiyecek silahı akabinde geniş kapsamlı bir ABD siyasi doktrinine dönüştü.
Dünyadaki 13 gelişmekte olan ülke Hindistan, Nijerya, Meksika, Endonezya, Brezilya, Türkiye ve Kolombiya da dahil kaynak zenginliği açısından aslında zengin ülkelerdir. Fakat gelecek 30 sene boyunca da politik olarak en istikrarsız ülkeler olacaklardır. NSSM politikasına göre bu ülkelerdeki nüfus hızla azaltılırsa ancak ABD o ülkelerin hammaddelerini rahatlıkla sömürebilirdi.
Stanford üniversitesi'nden Nobel ödüllü William Shockley, IQ düzeyi 100'ün altında olan insanların kısırlaştırılması gerektiğini savunuyordu.
"Dönemin siyasi liderleri meşruiyet için İslam'a dayanıyorlardı ve tüm siyasi liderler İngiliz yanlısıydı. İslam, Arap liderlerin yönetimini, zulmünü ve yolsuzluğunu meşrulaştırmak için bir araçtı. Batı açısından ise İslam kabul edilebilirdi; kullanılabilirdi ve kullanılıyordu."
GDO'ları düzenleme rehberi "soru sorma, bir şey söyleme"den ibarettir. Bu şu demek oluyor "Eğer şirket devlete GDO hakkında ne bildiğini söylemiyorsa, devlet de onlara sormuyordur."
Gerçek zekâ, bir yerde yıkıcı bir kuvveti serbest bıraktığınızda, onu serbest bırakan da dahil, tüm insanlığın etkileneceğini anlama kabiliyetidir.
330 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Kitabın önsözündeki alıntı da çok çarpıcı ifade yer alıyor. "Biz dünya nüfusunun % 6.3'ünü oluşturuyoruz fakat zenginliğin ise yarısına sahibiz...Kendimizi, çıkarlarımızdan fedakarlık ederek dünyanın iyiliği için lüksümüzden vazgeçeceğimiz konusunda kandırmamıza gerek yok."

Hemen alt kısımda başlayan kitabın başlangıç cümlelerini okuyunca insan kendini film izlemiş gibi hissediyor ve hani bazı filmlerde yer alan kayan yazıları okuyormuş gibi düşündüm kendimi. Siyah ya da flu arka plan ve alttan yukarıya doğru silik kesik titrek beyaz bir yazıda şu söyleniyor: "Bu kitap (film) küçük bir sosyo-politik elit zümre tarafından 2. Dünya Savaşı sonrasında Vaşington'da ele alınmış bir proje ile igilidir. Aynı zamanda bir avuç insanın savaş sonrası tüm kaynaklara ve güce sahip olmasının hikayesidir." Daha kitabı okumaya başlamadan önce önsöz kısmında bununla karşılaşıyoruz ve bu iddialı cümle üzerine pür dikkat kesilip, neler olacağını düşünmeden edemiyor insan.

Kitabın hemen başında etkili ve dikkat çekici bir cümle. O zaman akla şu gelebilir. Sosyo-politik, elit, zümre, Vaşington, proje, 2.Dünya Savaşı, Rockefeller, ABD Başkanları, BM, şirketler gibi gibi onlarca kelimeyi birbirine bağlayan nedir?
Kim? Ne amaçlıyor? Niçin? gibi gibi çeşitli sorular ard arda gelebiliyor.

Ölüm tohumları - Genetik Bilimin Arkasındaki Karanlık Oyunlar- kitabı da bu çerçevede gıda üzerinden oynanan oyunları göstermeye çalışıyor. Açılış Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu'nun yazısıyla başlıyor ve yazarla tanışıklığından bahsettikten sonra gen bilimi ya da moleküler biyolojinin insanlığın iyiliği için kullanılmak istendiğinde nasıl güzel şeyler ortaya çıkacağını ama kötü amaçlı kullanım olursa insanlığın karanlığa bile gömüleceğini bize bildiriyor. Moleküler Biyolojinin bir avuç insanlık düşmanı, karanlık güçlerce nasıl bir silaha dönüşebileceğini de ifade ediyor. Bu çerçevede kitap, bazı yapılanmaların, insanların gıdalarını kontrol etmek suretiyle,
bazı ırkları yok ederek dünya nüfusunu azaltmayı amaçladığından bahsediyor.

Diğer konularda olduğu gibi Moleküler Biyoloji sahasının stratejik önemde olduğunu ve bir an önce bu yönde çalışma yapılması gerektiğini 1960'dan beri ifade eden Sinanoğlu, maalesef çeşitli sebeplerle kendi söyleyip kendi dinlemiş olduğunu da üzelerek anlatıyor.

Dünyada her millet içinde insanlığı düşünen bilim insanları, devlet görevlileri var ama bu kişiler görevlerini de bazen yapamaz duruma da getirtilebiliyor. İnsanları bilgilendirmeyi ve daha iyi bir gelecek için birşeyler yapılmasını düşünen de az değil ve William F. Engdhal da bunlardan biri.

Oktay Sinanoğlu kitaba önsöz yazarken, yazarda kitabı Sinanoğlu'na ithaf ediyor. Birileri yine biryerlerde bunlara komplo diyebilir. Varsın desinler. Ama 'komplo' değil gerçekse o zaman ne olacak? (1)

William Engdahl'ın okuduğum ilk kitabı olan Sahte Domuz Gribi, Gıdalar Üstün Irk Yaratma Dünya Nüfus Azaltımı Projeleri den sonra bu ikinci kitabı. Yeni okumaya başladığım Tanrıların Gazabı Kaybolan Hegomonya bittikten sonra diğer kitaplara da sıra gelecek. Muhalif bir yanı var. Muhalif bilgiler veriyor ama öyle laf ola torba dola anlamında da değil. Belki Türkiye'de pek tanınmıyor, okunmuyor olabilir amabu bir takım olguların varlığını da yok saydıramaz. Yazar bize bir görüntü, resim gösteriyor ve onun nasıl okunması gerektiğine dair bazı ipuçları vererek hem kendi bazı yerleri açıklıyor hem de bizim bulmamızı, düşünmemizi istiyor. Yani, körü körüne bir yere bağlanmadan şu, bu, o, onlar, bunlar demiş ben inanırım demeden kabul veya reddetmenin neden-sonuç ilişkisi içinde birşeyleri anlatmaya çalışıyor. Gördüğümüz dünyanın içindeki bazı insanların gün gelip bizim kökümüzü bile kazımak için ellerinden gelen herşeyi peyder pey yapmaya başladıklarını bunun bir adımı da gıda olduğunu ve hatta Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger'in "Yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin." cümlesinin öylesine söylenmiş bir söz olmadığı vurgusunu kitabın sayfaları arasında görmekteyiz.

Peki ne anlatıyor "Ölüm Tohumları" adlı kitap. Temel yiyecek maddeleri üzerine oynanan oyunlardan bahsediyor ve bir ailenin 'kara altın' petrolden elde ettiği kazancın devamında GDO'lu besinlerle de zenginleştiğinden bahsediyor.
Peki, genetik değiştirme nasıl oluyor diye bir soru insanın aklına takılıyor. Onun da cevabı şu şekilde veriliyor: "Bir bitki ya da organizmada genetik değişiklik demek yabancı genlerin alınarak bir bitkiye eklenmesi ve böylece genetik yapısının normal üreme yoluyla olmayacak şekilde değiştirilmesi.." demek oluyor.

Kabul edelim ya da etmeyelim belki çok da az olabilirler ama dünyada kendini 'Tanrı'nın yerine koymak isteyen küresel bir çete var. . Bu çetenin çeşitli kollarından biri de 'gıda'dır. Bir takım yeni arayışlarla insanlığı kendi egemenlikleri ya da boyundurukları altına alıp, onların peşinden gidecek sürüler haline getirmenin yollarını arıyorlar diye bahsediyor kitap. Kendi imal ettikleri ve kendilerine biat edecek şekilde insanlık arayışı içinde olduklarını ifade ediyor. Tarım ve hayvancılık yani gıda üzerinden ince hesaplar yapıp gelecek zaman içinde peyder pey toplumun kendilerine tabi olmasını yani bir çeşit distopik bir dünya egemenliğine gidecek yollardan biri olan gıdayı kontrol edip dünyayı kontrol etme peşinde koşan insanların yaptıklarından bahsediyor.

Özet olarak gıda işlenmiş kitapta ama bunun çeşitli ayakları olduğu da bilinmektedir diyor yazar. Belki okuyan kişiye bilim kurgu gibi gelebilir ama distopik eserler de bu
yapılan çalışmalardan esinlenmiş olmasın?

İnsan neslinden bir çeşit salt 'temiz' bir ırk oluşturup, onun dışında kalanların yani uygunsuz, engelli, sakat, beyaz olmayan ırkların ayrıştırılıp, yok edilerek yeni bir insan nesli hedeflenmiş olmasın? Belki de ilk adım bu tarım ve hayvancılıkta başlayan çalışmalar olabilir. Genleriyle oynanan ve farklı türdeki meyve-sebzeler
haricinde hayvancılık alanında da uzun yıllara dayanan gen mühendisliği çalışmaları artarak devam ediyor.

Kitap 5 ana kısım ve onların altında yer alan alt başlıklardan oluşuyor. Birbirine bağlı, kaynak verilerek anlatılmaya çalışılan kitapta ilk bölümden son bölüme kadar araştırma kitaplarında yer alan kaynaklar da veriliyor.

Kitaptan çok sayıda alıntı yaptım ama ayrıca kendi notlarıma aldığım yani buraya yansıtamadığım yerler de mevcut. Öyle basite alınacak, tek seferde okunup bitecek, john'la, Jehnn'in aşk hikayesini ballandıra ballandıra anlatan bir kitap değil. Kafa yorup, niçin bizde bazı şeyler değişmediğinin cevabını da bulabileceğiniz nitelikte size kılavuzluk eden bir çalışma. O yüzden bu kitapta sanatsal anlatım, betimlemeler, kelime oyunları gibi unsurlar bulunmaz. Gizlenen, göz ardı edilen, arka planda tutulan ama önemli yani insan sağlığıyla doğrudan ilişkili konular mevcut.

Örneğin, 168.sayfadan başlayan ve devam eden konuda, bir ülkenin yani Arjantin'in ekonomik olarak nasıl batırıldığını ve ele nasıl muhtaç duruma getirildiğini açık kaynaklarla okuyacağız. Aynı şeyler dünyanın her tarafında da isimler farklı olsada yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor.

Türkiye'de bunu gördü. Mesela, 15 günde 15 kanun bunlardan biriydi. Ya da şu anda olan şeker fabrikaların satılması da küresel güçlere yani ÇUŞ (Çok Uluslu Şirketler)'lara yeni pazar elde etmek için olmasın? Arjantin örneğinden yol çıkarsak, 'Hükümet ve özel propaganda araçları, soya diyetinin ne kadar sağlıklı olduğunu, süt ve etten alınacak proteinden daha faydalı olduğu anlatılıyordu ama uzun süreli soya tüketimi insan sağlığını olumsuz etkilediğinden kimse bahsetmiyordu.'

Bu bana hiçte yabancı gelmedi. Şimdi TV, gazeteler , internette bu şekilde bol miktarda haber yok mu? Yok etten bu kadar daha fazla besleyiciymiş, sağlıklıymış, kalorisi yüksekmiş falan filan. Bu haber adı altındaki yönlendirmenin tek amacı parası olamadığı için et alamayan vatandaşları uyutmak. İsyan çıkmasını önlemek, uyuşturmak. Yani, o kadar besleyiciyse kendileri niye yemiyor. Onlar koca göbekleriye ağızlarını şapırtatarak biftekleri, bonfileleri yutacaklar eee, vatandaşa da sağlıklı beslenmek istiyorsan 'soya fasulyesi' ye, rahatlarsın, aynı kalori hatta bak besin değeri daha yüksek ve hatta et kolestrol yapar diyerek milleti aldatmaya devam ediyorlar. Yerinde ya da kararında yenilen bir besin insan sağlığını tehlikeye atmaz ama genleriyle oynanmış ve artık ne olduğu belli olmayan terminatör tohumlardan türetilmiş besin maddeleri her türlü tehlikeye yol açacağını şu andaki sağlık sisteminden de görmekteyiz. Hergün yeni hastalık adları duymaya başladık ve bunlara uygun hemen tedavi yöntemleri de peşinden geliyor.

'ABD ve İngiltere Hükümetlerinin genetik olarak değiştirilmiş tohumları acımasızca tüm dünyaya yayma girişimleri aslında Rockefeller Vakfı'nın 1930'lardan beri onlarca yıldır süren Nazi soy arıtım araştırmasına para aktardığı sır siyasetin uygulanmasıydı.' Ve bu düzen hala devam ediyor.

Ezcümle: Bu kitabı da okumakta fayda var. Bir şeyler öğrenmek için okuyup, anlatmak da önemli. Tavsiye ettiğim bir kitap.

Notlar: Okuduğum kitap 3.baskı 2010 tarihli ve 294 sayfadır.
+ Bilim + Gönül Yayınları yani Oktay Sinanoğlu'nun (ya da onun desteklediği) bir yayınevinden çıkmış.
+ Kitabın baskısı bitmiş ve o yüzden ancak sahaflarda bulabilirsiniz.
+ Kitabın giriş kısmında yazar hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmakta ve genelde hangi konular hakkında yazdığını okuyabilirsiniz.
+ İngilizce biliyorsanız yazarı internet sitesinden takip edip ve İngilizce kitaplarını okuyabilirsiniz. Türkçe hariç başka bir dil bilmediğim için, iyi bir yayınevi ve iyi bir çeviri kitapları tercih diyorum.
+ Ayrıca kitabın yayınevine, yazarına, çevirmenine bu güzel çalışmayı bizlere sundukları için teşekkür ederim.
+ Kapak resmi ve arka kapak yazısı bence yerinde ve kitapla bir bağ kurulabilir nitelikte.
+ Kullanılan yazı tipleri ve büyüklük yeterli.
+ (1) olarak geçen bölüm yazısını 18/05/2013 tarihinde yazmışım. Kitabı 25 sayfa okumuşum sonra bu zamana kalmış.
+ 15-23/03/2018 tarihleri arasında okudum.
330 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Kitabın ilk bölümünü okuduktan sonra çoğu okuyucunun dikkatini çekeceğine inandığım için ilk bölümü aşağıya bırakıyorum.

"Biz dünya nüfusunun %6.3'ünü oluşturuyoruz ama zenginliğinin yarısına sahibiz. Bu farklılık özellikle bizler ve Asyalılar kadar büyük. Böyle bir durumda kıskanılma ve gücenilme gibi bir durumda olamayız. Gelecek dönemdeki asil görevimiz, ulusal güvenliğimize bir zarar getirmeden bu farklılık durumunu sürdürebileceğimiz bir ilişki kalıbı tasarlamaktır. Bunu yapmak için de tüm duygusallık ve hayallerden uzak durup dünyanın her yerindeki ulusal hedeflerimize odaklanmalıyız. Kendimizi çıkarlarımızdan fedakaarlık ederek dünyanın iyiliği için lüksümüzden vazgeçeceğimiz konusunda kandırmamıza hiç gerek yok." Seorge Kennan, 1948

Bu kitap küçük bir sosyo-politik elit zümre tarafından 2.Dünya Savaşı sonrasında Vaşington'da ele alınmış bir proje ile ilgilidir. Bu, Kennan'in "farklılık durumunu sürdürebilmek" tümcesinin nasıl hayata geçirildiğinin anlatılmamış hikâyesidir. Aynı zamanda bir avuç insanın savaş sonrası tüm kaynaklara ve güce sahip oluşunun da hikâyesidir.


Bu, güç devrimi tarihinin de ötesindedir, hattâ bilim dâhi bu azınlığın hizmetine sokulmuştur. 1948'de Kennan'in da kendi notlarında tavsiye ettiği gibi, herhangi bir fedakârlık veya dünyanın iyiliği düşünülmeden acımasız politikalar uygulandı.


Seleflerinin aksine İngiliz imparatorluğu içindeki hâkim guruplar, yeni beliren 'Amerikan eliti, kendilerini savaştan sonra, "Amerikan Yüzyılı"nın şafağında ilan ettiler ve hitap yeteneklerini, dünyanın iyiliği için düşüncesini kendi amaçlarına uygun şekilde kullandılar. Onların Amerikan Yüzyılı daha yumuşak ve kibar bir imparatorluk olarak sömürgecilikten kurtuluş, demokrasi, ekonomik gelişme ve özgürlük kisvesi altında diğer ulusların kaderlerine hükmedebilen, Büyük İskender'den sonraki en büyük küresel imparatorluktu.

Bu kitap "Bir Savaş Yüzyılı: Anglo-Amerikan Petrol Politikaları ve Yeni Dünya Düzeni" adlı kitabın bir devamı niteliğindedir. Petrolden sonra ikinci bir "kırmızı hattı" takip eder. İnsanın yaşamını sürdürebilmesinde en temel ihtiyacı olan günlük ekmeğinin karşılanmasını konu alır. 70'ler boyunca bu Amerikan elitin menfaatine hizmet eden kişi, hayatı boyunca 'güç dengesi1 politikalarının bir uygulayıcısı olan Henry Kissinger'di. Ve dünya hâkimiyeti konusundaki şu fikrini açıklamıştır; "Petrolü kontrol edersen ulusları kontrol edersin, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin."


"Küresel yiyeceği kontrol etme plânı" 1930'ların başlarına, savaşın patlak vermesinden önceye dayanır. Bu organizasyon belli başlı bazı ailelerin servetlerini korumak amacıyla seçilmiş özel kuruluşların yardımlarıyla maddi olarak destek görmüştür. Bu aileler güç ve zenginliklerini doğu sahili boyunca Boston, Vaşington, New York ve Philedelphia'ya yerleştirmişti. Bu sebeple egemen medya kuruluşları sıkça onlara atıfta bulunmuş, zaman zaman alay konusu etmişlerse de genellikle övmüşlerdir.


Savaşla birlikte Amerikan gücünün ağırlık merkezi doğu sahilinden Seattle, Houston, Las Vegas, Atlanta ve Miami gibi bölgelere dağıldı. Sonradan da Asya, Japonya ve Latin Amerika'ya.


2.Dünya savaşından bir süre önce bir aile diğerlerine göre daha fazla öne çıkmıştır. Bu ailenin serveti, uğruna kan dökülen ve savaşılan 'kara altın' petrole dayanıyordu. Bu aileyle ilgili olağandışı olan ise ailenin sadece petrole değil, diğer başka alanlarda da yatırım yapmaya karar vermesi olmuştur. Psikoloji, tıp, gençlerin eğitimi, tarım, biyoloji ve biyolojinin tarımsal uygulamalarına yatırım yapmışlardır. Çoğu kişinin fark etmediği devasa bir büyüme ve gelişme göstermişler, servetlerini de o ölçüde büyütmüşlerdir.

 

Bu kitapta ele alınan ana konu olan 'genetiği değiştirilmiş organizmalar' ya da GDO'nun tarihi, dönemin güçlü ailelerinden olan Rockefeller ailesinin (ve 4 kardeşin - David, Nelson, John ve Laurance) tarihiyle paralellik göstermektedir -ki savaşın Amerikan zaferiyle bitmesinden sonraki 30 yıl süresince güç evrimine bu insanlar yön vermiştir. Gücün tamamı ellerindedir ancak işin maliyeti tüm dünyayı etkilemiştir.

Bundan 30 yıl önce, erk Rockefeller ailesinin etrafında toplanmıştı. Bugün ise 4 kardeşin 3'ü çeşitli nedenlerle vefat etmiştir. Tüm amaçları, daha sonraları Pentagon'un 'tam spektrum egemenlik' adı vereceği, gerektiğinde askeri gücün de devreye sokulabileceği küresel hâkimiyetti. Projeleri o günlerdeki küçük bir güç gurubundan bugün hayal bile edemeyecekleri, tüm gezegenin geleceği hakkında inisiyatif sahibi oldukları bir noktaya evirildi.

 

Kalıtım mühendisliği ile bitki ve diğer canlı organizmaların patentlenmesi tarihinin anlaşılabilmesi için 2.Dünya savaşını takip eden yıllardaki Amerikan gücünün dünyada nasıl yayıldığına bakmak gerekir.

George Kennan, Henry Luce, Averell Harriman ve hepsinden önce Rockefeller kardeşlerin tarım sektöründe başlattığı 'yeşil devrim' sayesinde Petro-kimyasal gübre, petrol ve enerji ürünlerine bağımlılık arttı. Onların o günlerde yaptıkları bugünün genetiğini değiştirme tarihinin ayrılmaz bir parçasıdır.

 

Yüzyılın başında gerçekleşen 4 çokuluslu dev şirket birleşerek dünya üzerindeki çoğu insanın temel besinlerinin (pirinç, soya fasulyesi, buğday, mısır ve hatta bazı sebze ve meyveler ile pamuk) kontrolünü ellerine geçirdiler. Hastalığa dayanıklı kümes ürünleri, genetiği değiştirilmiş, güya kuş gribine dayanıklı ürünler ve geni değiştirilmiş domuz ve sığır üretimi için çaba sarf etmişlerdir.

 

Dört özel şirketin üçünün Pentagonla kimyasal savaş araştırmaları konusunda sıkı bağları vardı. Dördüncü şirket aslen İsviçre kökenli olmasına rağmen İngiliz kontrolü altındaydı. Petrolde olduğu gibi GDO tarım projesi de bir Anglo-Amerikan küresel plânıdır.

 

Mayıs 2003'te Bağdat'taki acımasız Amerikan bombardımanının dumanı dağıldığında ABD başkanı GDO projesini stratejik bir konu haline getirdi ve ABD'nin savaş sonrası öncelikli dış politika gündemini oluşturdu. Dünyanın ikinci en büyük tarım üreticisi konumunda bulunan AB, bu küresel plânın önünde zorlu bir engel teşkil etmekteydi.

 

Her ne kadar Almanya, Yunanistan, Fransa ve Avusturya gibi AB ülkeleri diğer dünya uluslarına benzer şekilde GDO ekimine sağlık ve bilimsel nedenlerle karşı çıksalar da, 2006 yılı başlarında Dünya Ticaret Örgütü (WTO), AB'ni toplu GDO üretimi için kapılarını açmaya zorladı.

 

ABD ve İngiliz ordularının Irak'ı işgaliyle birlikte Vaşington, bu ülkeye genetiği değiştirilmiş tohumları ABD Tarım Bakanlığının bir cömertliği olarak göndermeye karar verdi. İlk büyük çaplı deney 90'ların başında çok uzun zamandır Rockefeller ailesinin bozduğu ve yolsuzlukla başı dertte olan Arjantin'de zaten yapılmıştı.

İlerleyen sayfalarda da göreceğiniz gibi GDO'nun yaygınlaşması ve çoğalması uğruna politik tehdit, hükümet baskısı, yalan, rüşvet yöntemleri kullanılmış ve hatta cinayetler bile işlenmiştir. Okurken bir suç romanı hissine kapılmanız sürpriz olmayacak. Tarımsal verimlilik ve dünyanın yiyecek sorunlarını çözme adı altında işlenen bu suçlar, bu küçük zümrenin amaçları doğrultusunda önemsizdir. Yapılan bunca şeyin hedefinde sadece para ve kâr yoktur. Nihayetinde bu güçlü aileler kimlerin merkez bankalarının başlarında duracağına karar verirler. Para onların yaratmaları ya da yok etmeleri için emirlerindedir.

Amaçları daha önceki despot ve diktatörlerin hayal ettikleri gibi mutlak dünya hâkimiyetidir. Kontrol edilmezlerse 10-20 yıl içerisinde bu hedeflerine ulaşmaları işten bile değil. Bu sebeple bu gerçeğin duyurulması ve herkes tarafından bilinmesi büyük önem arz etmektedir.

**********

Kitapta o kadar ilgi çekici yerler var ki, çoğu sayfa da hayretler içinde kalıp, yok artık diyorsunuz. Özellikle Amerika'nın 2003'te Irak'ı bombalaması ve Irak'ta bulunan "Ebu Gureyb Tohum Bankası"nın akıbeti çok düşündürücü. İnternetten araştırdım ve bulduğum bilgi fazlaca düşündürücü...
Ebu Gureyb Tohum Bankası:
Dicle ve Fırat nehirlerinin arasında yer alan bir tohum bankasıydı. Tamamen doğal ve farklı ırklardan olan başta buğday olmak üzere çok sayıda tohum, bu depoda muhafaza ediliyordu. tabii ki şu anda bu depo yok. Amerikalılar ırak'a girdikten sonra bu banka yok edildi. içindeki tohumlar nerede biliyor musunuz? Kıyamet tohum ambarı da denilen svalbard küresel tohum deposu'nda. Bu depo norveç'in kuzeyinde yer alan buzla kaplı svalbard takım adalarında bulunuyor. Yerin altında ve adeta bir uzay üssü gibi. Yüzbinlerce doğal tohum buralarda saklanıyor. Dünya'nın geleceği olarak görülen bu depo, tabii ki norveç'e ait değil. Çok sayıda batı menşeili uluslararası kuruluş tarafından finanse ediliyor.

************

Amerika üzerinden insanlığı kontrol altına almak, bazı milletleri kısırlaştırarak yok etmek gibi çok kirli planları olan şirketlerin içyüzünü deşifre ederen gazeteci F. William Engdahl'ın bu kitabını herkesin okumasını tavsiye ederim.

Bu kitabı okuduktan sonra büyük ihtimalle aklınıza bugüne kadar hiç gelmemiş konuları düşünmenize yol açacak.
Ve benim gibi günlerce kitapta geçen "Henry Kissinger, NSSM 200 projesi, ROCKEFELLER ailesi, Monsanto, Dow, Dupont, Kellogs mısır gevreği şirketi gibi isimleri nette araştıracak ve notlar alacaksınız.

Artık savaşlar topla tüfekle değil "biyolojik silahlar" ile yapılıyor. Ve maalesef bizler de bu savaşın içinde ki "kobay fareleri ve piyonları" oluyoruz.

Maalesef bu kitap keyifle okunacak bir kitap değil. O yüzden okuyacak olanlara keyifli okumalar dileyemeyecegim. Çünkü uyku kaçırtacak cinsten bilgilerle dolu.

#66255473
#66248102
#66110931
#66036304
#65994235
#65993318
#65983336
#65933772
296 syf.
·6/10
F. William Engdahl; 1944 yılında ABD’nin Minneapolis eyaletinde doğan ENGDAHL, Princeton Üniversitesi’nde okumuş. Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci yazar ve komplo teorisyeni.
Emperyalizmin ya da Amerika devletinin gücünü, otoritesini sınırları dışındaki yerlerde de nasıl ve hangi amaçlarla gösterdiği konusunda birçok akla yatkın komplo teorileri geliştirmiş. Benim kendisini tanımam emperyalist güçlerin dinleri kullanarak ya da envai haince stratejilerle nasıl ülkeleri veya halkları birbirlerine düşürdüğü ve hangi amaçla bunları yaptıklarını konu alan Tanrıların Gazabı adlı kitabı oldu ve bundan sonra da gözüm kendisinin üzerinde olacağı kesin. Yer yer hatta sık sık kitaptan alıntılar yaparak kapitalist düzenin IŞID, MÜSLÜMAN KARDEŞLER, FETULLAH GÜLEN gibi terör örgütlerini nasıl desteklediği ve bunları nasıl empoze ettiği konusunu açık şekilde paylaşmaya çalışacağım. Washington merkezli bazen insanı kusturacak strateji oyunlarına gelin bir bakalım.

1990'ların sonunda, Gülen Hareketi, Türk ordusunun ve Ankara hükümetinin NATO karşıtı bir kanadının dikkatini çekmiş ve telaş yaratmıştı.

Atatürk, 1920'lerde İngiliz, Yunan, İtalyan, Fransız ve Birinci Dünya Savaşı’nın diğer galipleri olan yabancı müttefik güçlerin istilasına karşı başlattığı Kurtuluş Savaşı’nı kazanmak için bir dizi parlak askeri mücadeleye önderlik ederek modern Türk devletini kurmuştu. Atatürk daha sonra, dini temelli Osmanlı Hilafet devletini çağdaş, laik ve demokratik bir ulus devlet haline getirmek için bir dizi siyasi, ekonomik ve kültürel reform başlattı. Binlerce yeni okul inşa etti, ilköğretimi ücretsiz ve zorunlu hale getirdi, kadınlara eşit medeni ve siyasi haklar tanıdı ve köylüler üzerindeki vergi yükünü azalttı.
Gülen ve hareketi, Türkiye’deki modern ve laik Kemalizm’in kalıntılarını yok ederek en azından geçmişteki Halifeliğe dönmek hedefini güdüyordu. Gülen, yazılarının birinde örgütünün üyelerine, “İnsanlar ağzımıza düşene kadar, bir örümceğin sabrıyla, ağımızı öreceğiz.” diyordu.

1998'de Gülen, özel bir toplantı sırasında takipçilerine verdiği haince bir vaazın kamuoyuna sızmasından kısa bir süre sonra ABD’ye kaçtı. Gülen, yandaşlarına “iktidarı ele geçirmek için sabırla çalışın ve kurumlara gizlice sızın” çağrısı yapmış ve Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasına göre vatan hainliği demek olan bu çağrı kayıtlara geçmişti.
Tüm güç merkezlerine ulaşana kadar varlığınızı kimselere fark ettirmeden sistemin atar damarlarında ilerlemeniz lazım… Koşullar olgunlaşıncaya dek -destekçilerimiz- böyle devam etmeliler. Zamanından önce bir harekette bulunurlarsa, dünya başımıza yıkılacak ve Müslümanlar her yerde acı çekecektir… Bütün devlet iktidarını ele geçirene kadar beklemelisiniz… Türkiye’deki anayasal kurumların tüm gücünü arkanıza alana kadar… O zamana kadar, atılan herhangi bir adım çok erken olacaktır -yumurtanın çatlaması için gereken 40 günü beklemeden yumurtayı kırmak gibi. Bu, içindeki civcivi öldürmek olur.” CIA’nın adamı, İmam Fethullah Gülen’in, Türkiye’deki takipçilerine verdiği bir vaazdan

ABD’deki Gülen Örgütü, George W. Bush’un eski kampanya direktörü ve aynı zamanda Washington’daki en pahalı halkla ilişkiler uzmanlarından biri olan Karen Hughes’la “ılımlı” İslam imajının reklamını yapması için anlaştı. Esas mesaj, “Bu İmam neden diğer imamlardan farklı?” idi. Sibel Edmonds, Turkish İmam Fethullah Gulen Nabs George Bush PR Queen, Bolling Frogst Post, 5 Nisan 2011, bkz.

…Gülen projesi, geniş Avrasya topraklarında eski Osmanlı Türk Halifelerinin izini sürerek Yeni Osmanlı Hilafeti kurmak üzerinde odaklanıyordu. Kısacası Türk kurdu Gülen’in, koyun postunu kesip şekil vermek için daha iyi bir terzisi vardı.
Dikkate değer nokta, Gülen’in 1998'de vatan hainliği suçuyla yargılanmamak için Türkiye’den kaçtığında kendisine sığınma teklif edebilecek bir düzine İslam ülkesinden hiç birine gitmemeyi tercih etmesiydi. Bunun yerine Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmeyi seçmişti. Bunu CIA’nın yardımıyla başardı.
Gülen’in yeşil kart başvurusunu destekleyen üç eski CIA üyesi; ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi George Fidas, Morton Abramowitz ve Graham E. Fuller’dı. Destek veren listenin en başında yer alıyorlardı.
… Diyanet İşleri Başkanlığı harcamaları AKP hükümetinin ilk dört buçuk yılı boyunca beş kat artarak 2.7 milyar lirayı buldu. Bu tutar, bakanlığın toplamından daha büyük bir bütçe demekti.
Gülen takipçileri, insan hayatının en önemli yılları olan ergenlik çağında, 8. ile 12. sınıflar arasındaki gençleri hedef almıştı. Gelecekteki İslamcı Türk devletini yaratmak amacıyla hukuk, siyaset ve eğitim alanlarındaki meslekler için hazırladılar.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın o dönemde popüler olan Gülen yanlısı Ak Partisi’nin yeni gücünü kullanan Gülen, İslamcı hükümeti ders kitaplarını değiştirmeye, din derslerine vurgu yapmaya yönlendirdi ve binlerce sertifikalı imamı Diyanet İşleri Başkanlığı görevinden, Türkiye’deki devlet okullarında öğretmene ve yöneticiye çevirerek, İslamla devlet arasındaki tamamen kaldırmasa da bulanıklaştırdı. Türkiye’nin ilk İslamcı Cumhurbaşkanı ve bir Gülen sempatizanı olan Abdullah Gül, Türkiyenin YÖK başkanlığını etmek üzere Gülen’e bağlı Yusuf Ziya Özcan’ı atadı ve Cumhurbaşkanlığı imtiyazlarını üniversitelerin rektörlüklerine Gülen sempatizanlarını atamak için kullandı.
S. Ali
S. Ali Sahte Domuz Gribi, Gıdalar Üstün Irk Yaratma Dünya Nüfus Azaltımı Projeleri'ni inceledi.
190 syf.
·18 günde·Beğendi·9/10
Dehşetengiz bir kitap. Bu "dehşetengiz" kelimesini yıllar önce okuduğum 11 Eylül 2001, Amerika'daki terör saldırıları hakkında yazılmış bir kitapta 11 Eylül 2001 Dehşetengiz Hile duymuştum. Bu saldırıların arkasında kimlerin olduğunu ve bu saldırı şeklini inceleyip, kuşkulu durumlar olduğunu ortaya koyması anlamında çok dikkat çeken bir kitap olmuştu.

Ama kelimeye kafam takılmıştı. Dehşetengiz. Ne demekti?

Bu kitapta benim için bir dehşetengiz niteliktedir. Öyle hafife alınıp, hadi canım sende denilecek bir tarafı yok.
Zaten yazarın yazmış olduğu kitaplardaki düşünce yapısıyla örtüşen bir içeriğe sahip. Birileri ya da belli grup, klik, topluluk, cemaatlerin nerede olursa olsun insanları kendi ideolojik, siyasi, dini ya da başka bir şekilde yönlendirdiği bir ortamda sağlık, gıda da bunların dışında kalamazdı.

Daha yeni, taze bir haber: "Türkiye'deki Şeker Fabrikaları Özelleştiriliyor..." Olumlu ya da olumsuz çok şeyler söylenebilir.
Bugün iktidarın yanında olanlar "tabii ki yapılsın" diyebilirken acaba başka bir parti iktidar da olsaydı aynı şekilde "tabii ki yapılsın" diyebilirler miydi? Bu ayrı bir konu. Hayatın gerçeği ve esas konuşulması gereken mevzu da budur.
Maalesef bunları konuşmak yerine örneğin, "asansörde halvet olur mu olmaz mı" gibi derin(!) mevzular konuşuluyor. Bu da ayrı bir konu. Ama hepsi birbirine bağlı. Bütünün parçalarıdır. Birileri bizleri başka yönlere çekip, konuşulması gereken ana konunun tali olmasını sağlamaya çalışıyorlar. Bilinçli yapanlar var ama en kötüsü bilmeden/düşünmeden şeytanın mızrağını bileyenlerindir.

Binlerce, onbinlerce çiftçi bu işten geçiniyor. Bu fabrikaları sattığımızda bizim vatandaş olarak elimize ne geçecek? Hükümetin eline bir şeyler geçeceği kesin...Fakat William Engdahl ne güzel demiş tam da bam teline basarak:"
“Yeşil devrim”in en büyük etkilerinden birisi iş aramak için şehirlere göç eden köylünün kırsaldan göç etmesi ve kırsalı boşaltması idi.
Bu bir tesadüf değildi. ABD’li küresel şirketlerin ucuz işçi havuzları yaratmak için yaptığı plânın, ya da son yıllardaki adıyla “küreselleşmenin” bir parçasıydı." Köylerin boşaltılması, köylerdeki tarım ve hayvancılığa destek olunması yerine köstek olunması ve buna bağlı gelişen ekonomik ve diğer gelişmeler. Bu bir zincirleme olaydır.

Konuyla alakası yok ama fındığımız var. Dünya fındık piyasasının büyük çoğunluğu Türkiye'den sağlanıyor. Doğru bir önerme. Peki! Borsası nerde ve
fiyatı kimler ve nasıl belirliyor ? Bunu da öğrenmek isteyen araştırsın.

Gerçekten de dehşete kapılmamak elde değil. Kitapta domuz gribi sahtekarlığı ve bunun sebepleri; genleri değiştirilmiş ve canavar haline getirilmiş melez tohumların
nasıl, dünyayı kurtarmak adına yapıldığı palavrasına insanların inandırılmaya çalışıldığı göreceksiniz. Ya da buna benzer onlarca, yüzlerce insanlık dışı faaliyetin, normal faaliyet gibi bizlere sunulduğunu okuyacaksınız.

Artık, gün geçmiyor ki, yeni bir hastalık, yeni bir ilaç, yeni bir tedavi yolu çıkmasın. Aşağı yukarı her gün yeni yeni şeyler televizyonda, yazılı basında -internette anlık olarak yayıldığı için onu saymıyorum- çıkmasın. Malum kış ayındayız ve o zaman grip aşısı yaptırmamız lazım? Yoksa lazım mı? Uzman görüşleri alınır, birileri kesin yaptırın derken birileri daha temkinli ve risk gruplarını sayarak cevaplandırır. Ama sezon, yani artık onun da bir "sezon"u oldu ve bu tartışılır durur.

Kitap bize Domuz Gribi olarak adlandırılan salgının çıkış noktasını ve ondan sonra yapılan çalışmaları anlatıyor. Gerçekten de domuz gribi var mı? Varsa ne kadar tehlikeli? Kaynağı neresi? Yayılma alanı neresi? Doğal çiftlik hayvanlarının etkilenme oranıyla sanayi amaçlı üretilen domuzların üretim ortamlarının taşıdığı temizlik, hijyen koşulları nelerdir? Meksika'daki çıkış yerinin araştırılması yapıldı mı? Gibi, gibi onlarca soruların olduğu bir yerde tabii, insanın aklına acaba bunun içinde bir iş var mı? diye soru da takılmıyor değil. William Engdahl da bu konuda bizi aydınlatmaya çalışıyor ve bize, "size o anlatılanlar hiç de öyle masum değil" diyor ve
masa başlarında birilerinin birilerini nasıl daha da zenginleştirmeye çalışırken, insani değerlerle nasıl dalga geçip alay ederek bu işi yaptıklarının resmini çekiyor. Ve diyor ki: "Ben olayı böyle görüyorum. Bu işte bir hinlik var ey insanlık. Duy, gör, dinle, araştır, konuş yani susma, görmezden gelme, duymazdan gelme..."

ÇUŞ (Çok Uluslu Şirketler) bizleri soyarken buna sessiz kalma. Her gördüğün sakallıyı deden sanma diyor kısacası William Engdahl. Anlamak isteyen için.
Ya da benim için. Çünkü ben öyle anlıyorum.

Kitap sayfaları içinde kirli ilişkiler ağını göreceksiniz. Siyaset, ticaret, sağlık ve para. Dünyada salgınlar çıkartıp nasıl insanlarla alay ettiklerini, sömürdüklerini,
ve onları yeri geldiğinde öldürdüklerini okuduğunuzda benim niçin dehşetengiz dediğimi anlayabilirsiniz.

Kitap 5 bölümden oluşuyor. Bunlar: Domuz Gribi, Şırıngayla Soykırım - Dünya Tahıl Kıtlığı - Kalıtımı Değiştirilmiş Gıdaların Tehlikeleri - Kalıtımı Değiştirilmiş Gıdalara hayır - Kıyamet Tohum Deposu. Hepsi birbirinden dehşetli şeyler içeriyor. Öyle eğlenceli bir şey bulamazsınız.

Kitabın tüm bölümleri birbirinden değerli bilgiler içermektedir. Zaten çok azını "alıntılar" kısmına ekledim. Ama o "alıntılar" o kadar az değil. Sayfalar
dolusu. Alıntıları kendime alıntılarken, altlarına kendimce notlar ekleyerek yazmışım. Tabi, yer kısıtlı olduğu için tümü hakkında yazamam.

Diğer önemli konu ise gıda ile ilgili. Artık genetiği değiştirilmemiş hiçbirşey kalmadı desek yeridir. Ve salgın hastalıklar, enteresan hastalık isimleri ve hemen ona yönelik tedavi yöntemleri medyada yer alıyor. Sonuçta insanız. "Ölüm Korkusu" sarınca veya sardırılınca hemen yapışıyoruz yeni tedavi ve ilaç sektörüne. Buna karşı gelenler, gerçekten de yardım etmek isteyen doktorlar da mevcut. Sektörün hepsi kirli değil tabi ki.

Gıda üzerinden oynanan oyunların ( var mı öyle bir durum?) arkasında kimler var? Niçin ekmeğimizle oynanıyor. Gıdaya hükmeden dünyaya da hükmedebilir mi? Bu ve buna benzer soruların cevabı yine bu kitabın içinde bulunuyor. Korkmadan yazmış, isim vermiş, "sözüm meclisten dışarı" dememiş. "Yeni Dünya Düzeni" kurucularına yönelik bir şeyler karalamaya çalışmış ama kitap maalesef popüler olmadığı için çok fazla bilinmemiş, tanınmamış ülkemizde.

Kitabın üst başlığı ise "üstün ırk yaratma, dünya nüfus azaltımı projeleri". Bu üstün ırk nedir? Biz kimiz? Suriye'de yaşanan savaşta bu küreselcilerin parmağı var mı?

Kitabı okurken düşünerek, anlayarak, tartışarak okuduğumuzda bizlere söylenenlerin ne kadarının doğru olduğunu birilerine ihtiyaç duymadan kendimiz bile çözümleyebiliriz. Ayrıca bir uzmana veya kod çözücüye gerek kalmaz. Son olarak arka kapak yazısı ile bitirmek istedim ve yazar diyor ki kısaca:

"Domuz gribi diye bir salgın korkusu yaratılarak insanlar aşıyla boş yere hasta ediliyorlar. Daha önce Kuş Gribi ile küçük tavuk çiftliklerine büyük bir darbe vurulmuş
tavuk üretim işi dünyada 5 büyük şirketin tekeline girmişti.

Milyonları aç bırakmak, gıdayı biyolojik ve ekonomik silâh olarak kullanmak kalıtımı değiştirilmiş tohumlarla daha da kolay. Kalıtımı değiştirilmiş, Sahte Gıdalar
sâyesinde yeni, olmadık hastalıklara mâruz bırakılıyoruz. Tohum şirketlerinin gıda kontrolü ile dünya nüfusunun azaltımı gerçekleşiyor.

Ezcümle: Beğenerek, bilgilenerek okudum. Herkese okumayı tavsiye ederim.

Notlar: Kitap 2009 tarihli ve Bilim + Gönül Yayınları yani Oktay Sinanoğlu'nun (ya da onun desteklediği) bir yayınevinden çıkmış. Zamanında almıştım. Okuma fırsatı ancak geldi.
Esasında Soner Yalçın'ın "Saklı Seçilmişler" kitabını alıp, okumaya başlayacakken, bir an da bundan bir başlayayım dedim. Hatta Canan Karatay da bunlardan bahsetmiyor mu?
+ Kitabın baskısı bitmiş ve o yüzden ancak sahaflarda bulabilirsiniz.
+ Kitabın giriş kısmında yazar hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmakta ve genelde hangi konular hakkında yazdığını okuyabilirsiniz.
+ İngilizce biliyorsanız yazarı internet sitesinden takip edip ve İngilizce kitaplarını okuyabilirsiniz. Türkçe hariç başka bir dil bilmediğim için, iyi bir yayınevi ve iyi bir çeviri kitapları tercih diyorum.
+ Kitabın hem kapak resmi hem de arka kapak yazısı güzel ve açıklayıcı olmuş. Arka kapaktaki tanıtım yazısı kimsenin gözünü bozmayacak ve etkili cümleler
içermesi anlamında güzel olmuş.
+ Ayrıca kitabın yayınevine, yazarına, çevirmenine bu güzel çalışmayı bizlere sundukları için teşekkür ederim.
+ Dehşetengiz: Ürkütücü, korku uyandıran anlamına gelmektedir.
330 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Gıda terörürünün dünyada ve ülkemizde nasıl etkili olduğunu anlatıyor. Esasında "Soner Yalçın - Saklı Seçilmişler" kitabında referans olarak gösterdiği kitaplardan bir tanesiydi. Bir diğer ek kaynak ise "Henry Kissinger - 1976 yılı, NSSM 200" raporu da okursanız parçalar daha net bir şekilde birleşiyor.

Kendisi "Ekonomileri kontrol ederseniz devletleri, gıdayı kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz." demiştir.

Mutlaka okunması ve okutulması gereken kitaplar. Sağlığımız ve geleceğimizden daha kıymetli neyimiz var?
Selçuk Aslan
Selçuk Aslan Sahte Domuz Gribi, Gıdalar Üstün Irk Yaratma Dünya Nüfus Azaltımı Projeleri'ni inceledi.
190 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
-Domuz gribi gerçekten insanları ölüme kadar götürebilecek bir virüs mü yoksa seçkin kesimin, kapitalizmin bir ürünü mü?
-Bill Gates sanıldığı gibi bir yardımsever mi yoksa nüfus azaltımı konusunu destekleyen bir insan mı?
-Tahıl kıtlığı gerçek mi yoksa ürünlerin fiyatlarını arttırmak için bir oyun mu?
-Kalıtımı değiştirilmiş gıdalar gerekli kontrollerden geçiyor mu?
Ve daha bir çok soruya cevap arayanların okuması gereken kitap. İçinde ilginizi çekecek ve bir o kadar da şaşırtacak bilgiler var.
296 syf.
·288 günde·Beğendi·9/10
ABD'nin hem Türkiye'de hem de dünyanın farklı köşelerinde Amerikan çıkarlarına 'hizmet' amacına yönelik her türlü fikri, eylemi desteklediğini; silahlı-silahsız örgütleri nasıl oluşturduğunu ve bunları gün gelip 'eğitim' adı altında nasıl koruyup kolladığını artık görmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum. Ama sadece düşünüyorum. Hala bu oyunu anlamayan/anlayamayan binlerce insan olduğu için, büyük güçler ve onların işbirlikçileri bu coğrafyada çeşitli adlarla fink atmaya devam ediyor.

'Tanrıların Gazabı' Kaybolan Hegemonya, F.William Engdahl'ın 2015 yılında yazdığı yazılardan derlenmiş bir kitap. Daha önce William Engdahl'ın kitaplarını okuyan birisi, onun dünya görüşünün ne olduğunu biliyordur. Bu kitap da Türkiye'de çıkan son kitabı. Daha önceki kitapları Bilim + Gönül yayınları ve Alfa'dan çıkmıştı. Kitaplarının tekrar baskıları olmadığı için çoğu kitabını ancak sahaflarda bulabilirsiniz. William Engdahl, kitaplarıyla aydınlatmaya, bilgilendirmeye ve 'düşündürmeye' devam ediyor.

ABD'nin gözüyle 'ortadoğu' denilen bu coğrafyaya bakıyoruz. Yazar sadece bu coğrafyayı anlatmıyor. Çin'in Sincan bölgesinde, ABD eliyle ayaklanmaya teşvik edilen yerel unsurlardan da bahsediyor.

11 Eylül 2001'de ABD'de yaşanan ve 'İkiz Kuleler'e saldırı olarak tarihe geçen o meşum olaydan hemen sonra ABD tarafından başlatılan 'terörle mücadele' yeni kavramlar, yeni bakış açıları ve yeni silahların denenmesine yol açar. ABD'nin terör adı altında 'ya, bizim yanımızdasınız ya da düşmanımızsınız' söylemiyle dünya yeni bin yılda yeni bir cümleyle karşılaşır.

Yazarda kısa bir girizgahla Haçlı seferleri ve mübarek savaş kavramından bahseder. Dünden bugüne Haçlı Seferlerinin görünen yanını ve anlatılmayan yüzünü bizlere anlatarak gerçeklerle buluşmamızı sağlıyor. Papalık, 1100'lü yıllarda insanları, günahlarından arınması için kafirlere karşı savaşa çağırır ve bunun sonucu olarak da - eğer olursa - öteki dünyada 'cennetle' mükafatlandırırdı. Haçlı seferleri için toplanan ve çoğunluğunun okuma ve yazması olmayan bu insanlar öteki dünya, cennet, mükafat, şehitlik kavramlarıyla müjdelenirler. Bu daha sonraki yıllarda yaşanan din savaşları içinde geçerli yol olur.

11 Eylül 2001 ve o zamanki ABD Başkanı George Bush da modern çağ ve yeni yüzyılın başında eski usullerden bahsederek 'Haçlı Seferleri' ismini kullanır. Haçlı seferlerinin amacının Hz. İsa'nın öğretisini yaymak olduğu söylense de, gerçek, Papa ve kralların zenginliklerine daha da arttırmak olduğu daha sonra anlaşılır. Cahil köylüler ve paralı askerlerden oluşan ordular kurulur. Her türlü işten dolayı dini olarak affedileceklerini bilmeleri, yağma, yıkım ve zulmün de başka bir yolunu açar.

ABD'de Hıristiyanlığın bir kolu olan Evanjeliklerin George Bush ile iktidara gelmesi yapmak istedikleri çoğu şeye ulaşmalarına yol açar. Artık iktidar onlarındı ve kendi inançları doğrultusunda 'yeni dünya' tasarımı yapmanın da sırası gelmişti.

Yazar geçmişle günümüz arasında tarihi benzerlikler ortaya çıkartıp buradan hareketle bir durum tespiti yapıyor.

ABD'nin 2003 yılında Irak'ı işgal etmesi üzerine orada yaşanan katliamların sebepleri ve bunları yapanlar hakkında değerlendirme de yapıyor.

Müslüman Kardeşlerin kuruluşu, kuruluşunda İngiliz istihbarat örgütü ve daha sonraki zamanda CIA'nın yardımlarına da değiniliyor. Suudilerle (Suud ailesiyle) bir ortaklık kurup, Suudi Arabistan dışında, Amerikan çıkarları doğrultusunda maşa olarak kullanılmasının tarihini de anlatıyor.
Müslüman Kardeşler yapısının Suudi Arabistan'da yerleşmesi, kendi okullarını açması, çeşitli kuruluşlar kurup ya da bunları yöneterek ileri de 'Dünya Müslümanlar Birliği' adı altında örgütlenmesine de değiniliyor.

Vehhabi mezhebi ya da dini düşüncenin ortaya çıkması ve bunun 20. yüzyıla etkileri de kısaca anlatılıyor. Örneğin, Osmanlı vehhabi ilişkileri ve Vehhabi aşiret reislerinin idam ettirilmesine değinilmiş.

Ortadoğu denildiğinde Kudüs Müftüsü Hacı Emin El-Hüseyni konuşulmadan olmaz. Kitap içinde Nazilerle yaptığı işbirliği ve yine Yahudileri Ortadoğu coğrafyasından atmak için Almanlarla yapılan ortaklık ve Almanların 2.Dünya Savaşını kaybetmesinden sonra Amerika'nın 'yeşil kuşak' projesinin adamı olmasından da bahsediyor.

Tabi Osmanlı, Türkiye ve bu coğrafyanın tarihi, krallıkları bu krallıkların nasıl kurdurulduğu; İngiltere, Fransa daha sonra ABD'nin etkisi de unutulmamış.

Masum başlayan daha sonra raydan çıkan cemaatler her daim bir güç unsuru olmaya devam ediyor.
Gün geldi Fethullah Gülen Hocaefendi Hazretleri, Feto'ya dönüştü. O zihniyete tapan insanlar bugün 'ya, onlar teröristmiş, gerçek Müslüman değilmiş, Amerikan uşaklığı yapıyormuş' diyorsa yarın da diğer dini cemaatlerin (#42621031 kitabına bakılabilir) böyle olmayacağının garantisini kim verebilir. Yine aldatıldık, kandırıldık teraneleri okunabilir. İyi de nereye kadar aldatıldık, kandırıldık…

Bu ve buna benzer yapılar 'dini', 'siyasi', 'kültür' ya da çeşitli adlar altında gerçek amaçlarını gizleyip, samimi ve gerçekten buralarda iyi şeyler yapmak isteyen insanları da kandırabilirler.

Kitabı okudukça yeni ufuklara yelken açmamızı sağlayan bilgiler verdiğini de anlıyoruz. Ondan sonrasını ise okuyucu araştıracak. Yazarın kullandığı kaynak çeşidine ulaşabilirseniz sizde burada anlatılanların fazlasına da erişmiş olursunuz.

Bir çiftçinin nasıl ABD Başkanı olduğunu okuyacaksınız (daha sonra da Sinema sanatçısı). ABD'nin çıkarları için Afganistan da var olması, Sovyetlerin bu coğrafyadan çıkartılması, 'mücahitlerin' örgütlenmesi; Afganistan'ı Sovyetlerin, Vietnam'ı yapmak için yapılan uğraşlardan da bahseder. Afganistan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesinin öncülüğünü kimler yapmıştı? Komünist örgütlenme içinde CIA ajanları mı vardı? Bu ve buna benzer sorular Afganistan dosyası içinde kısa ve aydınlatıcı bir şekilde işlenmiş.

İran - Irak savaşı, bunun ABD çıkarları doğrultusunda kullanılması, kısaca ABD tarafından oynanan oyunların görülmesi anlamında okunmasında yarar olduğunu düşünüyorum.

Bosna olaylarından da bahseder. Amerika'nın müdahalesiyle Dayton Anlaşması imzalanır ve Bosna'da süren savaş sona erer. Burada kazanan kimlerdi? Bosna - Hersek'te tam Müslüman bir devletin varlığı kabul ediliyor mu? Yoksa Müslüman - Ortodoks - Katoliklerden oluşan üçlü bir yapı mı ortaya çıkıyor. Üçünün de egemen olamadığı ama üçünün de eşit olduğu bir yapı. Bu da Boşnaklar açısından kazanç mı yoksa kazancın azı veya çoğu olmaz mı? Kitabın içinde Bosna olayları da yer alıyor.

Kosova olaylarına bakış açısı da aynen Yugoslavya ve özelinde Bosna-Hersek ve İzzetbegoviç'e bakışı gibi bizim bildiğimiz ya da bize anlatılanların tersinde bir duruma sahip. Araştırma ve incelenmesinde fayda var.

Rusya'yı kuşatmak amacıyla ve Hazar gölünden petrol ve doğal gaz çıkarıp, boru hatlarıyla Rusya'yı devre dışı bırakıp, Avrupa ya da Akdeniz'e ulaşmayı sağlayacak boru hatları ABD için önemliydi. Gürcistan, Azerbaycan ve küçük devletler ABD için Rusya'dan daha önemli olur. Ve Afganistan'da savaşan Vehhabi savaşçılar uçaklarla Kafkaslara taşınıp (şu an Suriye'deki İşidliler nerede? Libya'da olmasın ?), ileri de Çeçenistan savaşının baş rollerinde oynamaya başlarlar.

Bize yabancı gelmeyen bir konu olan ve Fethullah Gülen kısmı da kitabın içinde yer alıyor.
F.Gülen ve 'Cemaat' ya da onlara göre 'hizmet'in yaptıkları gün yüzüne çıktı. Eskiden de biliniyordu, söyleniyordu ama bir hocaefendi tabusu vardı ve söz söyletilmezdi. Birileri bunların gerçek yüzünü TV, gazete, radyo, dergi, kitap da anlatsa da yine başka bir zümre tarafından hemen reddedilirdi. Hatta bunları yazanlara çeşitli iftiralarda da bulunulurdu. Ama gelinen nokta da o beğenmedikleri insanların fikirlerinin doğruluğunu bugün tarih teyit ediyor. Bu tür yapılanmalar 'din' adı altında çok daha kolay bir şekilde örgütlenebiliyor. Açıkça görülüyor ki, hepsi ABD'nin derin devletine 'hizmet' ediyor. Bizlere 'dini cemaat' adı altında sunulan bu yapıların birilerin bir yerlere, paraya, şöhrete ulaşmasında aracı unsur olduğu daha açık anlaşılabiliyor. Çıkış noktasıyla varış noktası ABD'nin derin devleti ve onların da üstünde olan küresel elitlerin 'Tanrı Devleti'.

Kitabın okuması bittiğinde belki birileri yine 'komplo' diyebilir ama hem ülkemizde yaşanan olaylar hem de çevremizde yaşanan olayları biraz daha dikkatli irdelediğimizde hiç de abartı olmadığı açık. Birileri her şeyi denetlemek istiyor.
Bugün 'hizmet' ya da a, b, c yapıları hiç fark etmez. İsim değişir ama hizmet ettikleri yer yine aynı olmaya devam eder.

Okunmasında, okutulmasında çok fayda olacağını düşündüğüm bu kitabı, Kasım 2017 tarihinde satın alıp, Aralık 2018 tarihinde okuyup, Mayıs 2019 tarihinde ise yazısını yazdım. William Engdahl yazmaya ve kendini okutturmaya devam ediyor. Biattan kurtulup, aklın egemen olacağı bir zihin dünyası sunuyor. William Engdahl'ın diğer kitaplarının da okunmasında fayda var. Okudukça hem ülkemizde hem de çevre ülkelerde yaşanan olumsuzlukların arka planını daha rahat anlayabiliriz. Birileri ya da grupların dinleri, kendi çıkarları doğrultusunda nasıl da kullanabileceğini göstermesi bakımından yerinde bir çalışma. Suriye'de iki tarafından da 'Allahu Ekber' diyerek birbirlerini öldürmesi nasıl anlaşılabilir?

Çoğu kavramı ilk defa duyacak okuyucu belki şaşırabilir, savrulabilir ama ağacın arkasındakileri veya silinen bir yazının izlerini takip etmekte yarar var.

Ama okudukça özellikle bazı bölümler hoşunuza gitmeyebilir ve hatta yazara ağır eleştiri de de bulunabilirsiniz. Çünkü, bizler o bahsedilen olayları, bizlerin hoşuna gidecek ya da destekleyecek şekilde biliyorduk. Farklı bir şey çıkınca önce şaşırıp ya da yalanlarız. Ama şunu bir de ben araştırayım lafını çok da söylemeyiz. Farklı açıdan bakmakta fayda var diye düşünüyorum. Tabi yazarın kendi oluşturduğu bir kurguyu okuyoruz. Tümüne katılacağız diye bir şey de yok.

Notlar:
++ Bu kitabı 11 - 18 Aralık 2018 tarihleri arası okuyup, 1 Mayıs 2019 tarihinde ise inceleme yazısını siteye ekledim.
++ Kitabı özgün adı: The Lost hegemon: Whom The Gods Would Destroy
++ Tavsiye ederim.
++ Bu kitap William Engdahl'ın yazıların birleştirilmesi sonucu oluşmuş. ABD'de son çıkan "Manifest Destiny: Democracy as Cognitive Dissonance" adlı kitabın da Türkçeye tercüme edilmesini bekliyorum.
++ Tekrar tekrar okunmasında fayda var.

Ezcümle:
Kitap 'önsöz' ve 'giriş' kısımları haricinde on dört bölüm içeriyor. Kapak tasarımı ve arka kapak tanıtım yazısı güzel şekilde hazırlanmış; dikkat dağıtmayan ve göz yormayacak şekilde kısa alıntılar eklenmiş. Arka kapakta bulunan alıntı, 'düşünen insanlar' için oldukça yerinde bir açıklama içeriyor.

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ
Irak Şam İslam Devleti ve Elden Giden Hegemonya
GİRİŞ
Ölüm Kardeşliği - "Yeni Haçlı Seferi"ni Örgütleme
BİRİNCİ BÖLÜM
Cihat Almanya'ya Geliyor
İKİNCİ BÖLÜM
Irak ve Washington'un İslama Karşı Haçlı Seferi
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
İslami öfke'nin Kökeni: Sykes-Picot Anlaşması,
Balfour Deklarasyonu ve İngilizlerin İhaneti
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
"Allah'ın Hizmetinde Ölüm": Müslüman Kardeşler Doğuyor
BEŞİNCİ BÖLÜM
Müslüman Kardeşler, Hitler'in Yahudilere Karşı Açtığı
"Kutsal Savaş“a Katılıyor
ALTINCI BÖLÜM
Münih'ten Sovyet Bozkırlarına:
CIA Müslüman Kardeşleri Buluyor
YEDİNCİ BÖLÜM
ClA'mn Afgan Haçlı Seferleri:
Afyon Savaşları, bin Ladin ve Mücahitler
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Cihat Küreselleşiyor: Afganistan'dan Bosna'ya
DOKUZUNCU BÖLÜM
"Kutsal Savaş'1, Kosova ve Kafkasya'da Eroin
ONUNCU BÖLÜM
CIA, Avrasya'da "Yeni Osmanlı Hilafeti"ne Destek Veriyor
ON BİRİNCİ BÖLÜM
CIA'nm Cihadı Rusya'ya Geliyor
ON İKİNCİ BÖLÜM
Çin'e Karşı "Kutsal Savaş"
ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Terör Savaşı: Savaş Açmak için Dini Kullanmak
ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
NATO'nun Arap Baharı ve İstenmeyen Sonuçları
S. Ali
S. Ali Wall Street ve Amerikan Yüzyılının Çöküşü'ü inceledi.
460 syf.
·63 günde·Beğendi·8/10
William Engdahl'ın bu kitabının özgün adı 'Gods of Money: Wall Street and the Death of the American Century'. Yani 'Paranın Tanrıları: Wall Street ve Amerikan Yüzyılının Ölümü'. Yayınevi 'Wall Street ve Amerikan Yüzyılının Çöküşü' adıyla kitabı yayımlamış. Tercih onun ve fazla irdelemeden konuyu kapatalım.

Kitap 18 bölümden oluşuyor. 'Amerikan Para Oligarşisinin Doğuşu' ile başlayıp 'Bir Milletin Soyuluşu' kısmıyla bitiyor.
463 sayfalık kalın bir kitap. Eğer siyaset, ekonomi, para ile ilgili konulara meraklıysanız ve bu tarzda kitaplar okumak
hoşunuza gidiyorsa William Engdahl'ın bu kitabını da severek okuyacağınıza inanıyorum.

William Engdahl'in daha önce bir kitabını okumuşsanız onun muhalif tavrını da hatırlarsınız ve bu kitapta da aynı
muhalif tavrını sergiliyor. Öyle çok teknik, dolaylı anlatımlar kullanmadan doğrudan konuşuyor. Kısaca bu kitap Amerikan genelinde dünyanın 'Paranın Tanrıları' tarafından nasıl soyulduğunu anlatıyor. Kitabın yazıldığı dönem itibarıyla Amerika'da meşhur 2008 emlak balonunun patlamasıyla bir anda dımdızlak ortada kalanların hikayesi ve bu sürece giden yolun hikayesi okunacak.

Kitaba Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu'nun güzel bir önsözüyle başlanıyor. Sinanoğlu'da zaten 'at üstünde kasabaya gelen haydutların bankaları soyması' benzetmesiyle günümüzde 'at olmazsa da' modern bir şekilde toplumların nasıl soyulduğuna işaret ediyor. ABD'li meşhur finans kuruluşlarından bahsediyor. Yani JP Morgan, Merrly Lynch, Goldman Saachs gibi.

Kısaca William Engdahl, 'Paranın Tanrılarının' bilinen, görülen ve bilinmeyen hikayelerini bizlerin anlayabileceği bir dille
anlatmaya çalışıyor. O, durumu bildiriyor. Görüp, duyup, okuyup, anlamak ya da anlamamak bizlere kalıyor.

ABD'nin önde gelen 60 ailesinin zenginliği büyük boyutlardaydı. Ve aşırı büyüklükteki bu sermaye, hem hükümet hem de hükümetler üstü bir şekilde istedikleri çoğu şeyi onlara yapma imkanı sağlıyordu. Örneğin, savaş kışkırtıcılığı ve her iki tarafa da hem silah hem de borç para vererek, servetlerine servet katmaya kadar götürüyordu. Bu güç 2.Dünya Savaşı'ndan ve Amerika'nın süper güç olarak ortaya çıkmasıyla İngiliz hegomanyasının sonlanması ve Amerikan hegomanyasının üstün hale gelmesi sonucu iyice güçlenen bir yapının ortaya çıkmasına neden olur. Bir de bunun üzerine 'askeri güç'de eklendiğinde muazzam bir seviyeye 've artık cumhuriyetten, yeni Amerikan İmparatorluğuna' giden yolun açılmasına yol açar.

Bu kitapta özelde Amerika'da 2008 yılında ortaya çıkan krizin arka planını ve buradan hareketle 'Wall Street'in doymak
bilmez açlığını, dünya üzerinde daha fazla kontrol ve güç elde etmek çabalarını anlamak isteyenler için, paranın gücünün nasıl kullanıldığını anlatmaktadır (s86).'

Bu kitap savaşların özelde 1.ve 2.Dünya savaşlarının arkasında bulunan sebepleri farklı açılardan irdeliyor. Klasik tarih veya siyaset düşüncesinin dışına çıkıp, bunun ekonomik çıkar çatışmasının bir unsuru olduğunu ve özellikle Birinci Dünya Savaşı öncesinde yaşanan çeşitli olayların dünyayı savaşa doğru sürüklediğini (zaten bölgesel savaşlar mevcut) örneklerle açıklamaya çalışıyor.
Bunu yaparken de ortaya 'sermaye'yi ya da 'para'yı koyuyor. Daha fazla kazanma isteği doğrultusunda yeni işgallerin önünü açmak için savaşların da hatta tüm savaşların mecbur bırakıldığını (Haçlı seferleri ve hatta biraz düşündüğümüzde tüm savaşlarında ekonomik sebeplere dayandığını görmek mümkün değil mi?) anlatıyor. Bunu yapanlarında Londra ve New York merkezli büyük para babaları olduğunu dönemi içinde yayımlanan çeşitli yazılı ve sözlü kaynaklara dayanarak ifade ediyor.

Belki bu kitap savaşın o kötü yüzünü içerden yani cepheden bildirmiyor olabilir ya da kan, gözyaşı, felaketlere tanıklık etmeyebilir. Ama, o duruma yol açan etkenleri anlatıyor, sorguluyor ve dillendirmeye çalışıyor.

Kitap, cephenin içinden, günlüklerden, efsanelerden ya da savaşlardan bahsetmiyor. Çünkü savaş sondur. Bu kitap önceyi yani niçin oralara gidildiğini anlatıyor.

Para babalarının daha fazla kazanma, dünyayı istedikleri gibi yönetme yani bir çeşit dünya üzerinde kendilerinden oluşacak bir 'Tanrı Krallığı' oluşturmasını anlatılıyor. Ailelerden bahsediyor. O ailelerin yine kendileri gibi zengin ailelerle girdikleri işbirliğinden bahsediyor. Karşılarına çıkanlar olursa ne yaptıklarından bahsediyor. Ama yanlarında olanlara ne kadar iyi davranıp, onları ihya ettiklerinden de bahsediyor. Kısaca, 'para babaları' kendi istedikleri şekilde bir dünya yönetimi istiyorlar. Bunu yaparken de siyaset, asker, din görevlisi, polis, avukat, hukuk görevlisi, gazeteci, sendikacı, işci, memur yani toplumun her kesiminden işbirlikçiler edinebildiklerini anlatıyor.

FED'in tarihini de okuyoruz. Nasıl ve kimler tarafından hangi amaçlar doğrultusunda kurulduğunu da okuyoruz.

Propagandanın kullanılması durumuna gelindiğinde ise bu işin uzmanı olan Edward Bernays devreye girer ve ABD'nin niçin savaşa girmek zorunda kaldığını 'Halkla İlişkiler' kavramı
içinde anlatmaya başlar.

Edward Bernays sayesinde propagandanın nasıl toplumları birer yönlendirilen sürüler haline getirdiğinin açık örneklerini de görüyoruz. Artık toplum gerçeklerin değilde, gerçek
olarak gösterilenlerin peşinden gitmeye başlamıştı. Gerçeğin önemi yoktu, yeter ki ortada bir düşman olsun yeter.

Kitapta günümüzde de etkili olan çeşitli aile, şirket ve yapıların gçemişine göz atıp, nereden nereye ve nasıl geldiklerini de anlatılıyor. Örneğin, Bush ailesi. Baba ve oğul Bush'un
Amerikan başkanı olduğu düşünürsek, babasının veya dedesinin geçmişi hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Bush ailesinin kurucusu sayılan Prescolt Bush, servetini savaş
malzemesi üretiminden yapmıştı. Tokyo'ya atılan yangın bombalarını üreten firmanın sahibiydi.

Doların rezerv para oluşunun hikayesi de anlatılıyor. Öyle ben 'rezerv para' oldum demekle rezerv para olunamayacağını ve bunun için neler yapılması gerektiğini; İngiltere'nin
elinden ekonomik egemenliğin nasıl alındığı (Sterlin-Dolar kapışması), rezerv altın oluşumunun Amerikan hegomanyası için gün gelip olumlu ama gün geldiğinde nasıl da olumsuz
sonuçlar doğurduğunu okuyoruz. Rezerv para, herkesin o parayı standart kabul edip, tüm ticaretin o para üzerinden yapılması ve ABD'nin sınırsız para basma yetkisinden
dolayı savaşların finansmanın nasıl para sağladığını da okuyoruz.

Yani rezerv para denilip geçilmesin; ne var canım alt tarafı ABD doları, 'onların doları varsa bizim de...' hamaset nutukları sadece hamasetten öteye geçmez ve hamaset de karın doyurmaz.

Ekonomi, siyaset, uluslararası ilişkiler okuyanların ilgisini çekecek, okudukları bilgi doğrultusunda yeni araştırmalara kendilerini sevk edecek bir içeriğe sahip.

Kitap size bir çeşit 20.yüzyıl Amerikan ekonomisin tarihini, kırılma noktalarını ve geleceğini anlatıyor. Ekonomik tarihin gelişim sürecini Amerikan gözünden, Amerikanın
sisteminden bakmayı ve buna göre nasıl düzenleme yapıldığını görmek açısından bilgilendirici. Çözüm değil sadece olayların gelişim süreci anlatılıyor.

Bazı ülkelerde çıkan bir takım ekonomik veya siyasi krizlerin nasıl ortaya çıktığını veya çıkarıldığını okudukça daha kolay bir şekilde bazı şeyleri anlamamızı da sağlıyor. Yani birilerin istediği ya da olması gibi davranılacak yoksa sonu felakete kadar gidecek hareket başlar. Okumaya devam ettikçe her şeyin bir 'kelebek etkisi' gibi ya da 'domino taşları' gibi birbirine bağlı oldukları da görüyoruz. Bir tarafta düzelme varsa başka bir yerde yıkım olabiliyordu.

Bazı bölümler tüm kesimlerin hizmetine sunulup, çoğu yer özel bilgiye gerek duyulmadan kavranıp, anlaşılabilir. Ama bazı kısımlar için ekstra ya da biraz daha derin bilgiye ihtiyaç
duyuluyor. O yüzden kitabın bazı bölümleri ekonomiyle ilgili teknik birikime ihtiyaç duyar.

2007 yılında başlayıp 2008'de devam eden ABD merkezli finansal çöküşün nedenleri kitabın içinde farklı açılardan anlatıyor. Balon yapılar, hatalı teorilerden doğru bir şey
çıkarma gibi onlarca ekonomi-siyasal sebep-sonuç ilişkileri hakkında bilgi sunuyor.

Kısaca Paranın Tanrılarının hikayesi anlatılıyor. Piyasaya egemen olan, tüm dünyayı boyunduruk altına alan bir küresel çetenin izini sürüyor. Onların tarihini anlatıyor. Büyük pencereden bakarsak bazı şeyleri yerine tam oturtabiliriz ama dar açıdan bakıldığında istesek de bazı yerler tam yerine oturmaz. O zaman bazı şeyleri hep havada kalıyor.

Aykırı, ters ve bazen de hoş olmayan şeyler söyleyip bizleri uyarmaya çalışıyor. Ama şu da kesin ki, uyarı sadece bireysel kalıyor. Böyle olunca da parayı elinde tutan güçler yani 'Paranın Tanrıları'nın istedikleri gerçekleşebiliyor.

Ezcümle: Tavsiye edilir

Notlar:

+ Esasında yazı uzun ama buraya ancak bu kadar kısaltabildim. Ne de olsa tarihe atılmış bir tarih düşüyoruz.
- Bilim + Gönül Yayınları tarafından yayımlanan kitabın satışı yok. Sahaflardan bulabilirsiniz. Bence alınıp, okunmaya değer.
+ 28/7/2018 - 29/9/2018 tarihleri arasında notlar alınıp, okunmuş ve yazıya dökülüp düzenlemesi ise 12/11/2018 tarihinde gerçekleşmiştir.
330 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Kitap, genetiği değiştirilmiş organizmalar ardına gizlenen kirli gerçekleri deşifre ediyor. Bir kaç zengin ailenin, insanlığın tamamı üzerinde egemenlik kurma hikayesi ve hedefini açıkça ortaya koyuyor.

Zannedilenin aksine, "ÜSTÜN IRK" teorisinin arkasında Hitlerin değil, onu finanse eden bir kaç zengin ailenin olduğunu öğrenmek konuya hakim olmayanları şaşırtabilir.
312 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Kitap 11 bölüme ayrılmış ve hepsi de kendi içinde anlatıma sahip olsa da kitabın bütünü de o parçalardan oluşuyor. Önsözde belirtildiği gibi, 1989 yılı sonunda Doğu Blokunun domino etkisiyle çökmeye başlamasıyla birlikte, yeni devletler meydana gelir. SSCB ve Varşova Paktı aşama aşama yıkılır. İki kutuplu dünyanın diğer kutbu Nato ayakta kalır. Bizde o yıllarda artık Nato'nunda tasfiye edileceğini düşünürken, Nato o tarihten günümüze gelinceye kadar gücünü daha da artırır. Artık tek başına kalır. Varşova Paktı yıkıldığına göre Nato'ya ne gerek var? Ya da Nato artık kimi kimden koruyacak? Bu ve buna benzer çeşitli sorular ortaya çıkar. Kısaca etki-tepki sonucu ortaya çıkan yapıların biri çöktüğüne göre diğerinin de işlevini yitirmesi gerekirken, etkinliğini daha da artarak devam etmesi kafalarda çeşitli şüpheleri de beraberinde getiriyor.

Küresel Tam Hakimiyet -Yeni Dünya Düzeninin Gerçek Yüzü önemli tespitler içeriyor. F. William Engdahl tarafından yazılan kitap 2009 tarihinde Türkçeye çevrilmiş. Okudukça uykunuz kaçar. Bize gösterilenle, olan arasındaki farkları anlatıyor.

Gürcistan'ın ABD'ye yakınlaşma sebepleri neler? Bunun arkasında kimler var? Niçin böyle oldu sorularına cevap aranıyor. Bu cevaplar aranırken de okuyucunun da düşünmesini istiyor.

'Rusya'yı Kontrol Etme Çabaları' ise renkli devrimlerle ve içten hareketlerle kuşatmaya dönse de Putin'in ve Rusya yönetiminin olayların farkına varıp, kendi savunma durumlarını güçlendirip, karşı atağa geçmesiyle ABD'nin istediği, özlediği şeylerin gerçekleşmemesini okuyoruz.

Sivil toplum kuruluşları adı altında (bunlar her ülke de aynı isme ya da farklı isimlere sahip olabiliyor) birilerinin maşası olup bunu da özgürlük, insan hakları, hukuk adı altında kamuoyuna sunmalarını görüyoruz. Başka bir ülke veya yabancı fonlardan destek alarak kurulan STK'lar nasıl özgür olabilir? Ya da ne kadar milli olabilir? Bunların başında bulunan insanların belirli bir eğitim seviyesinde olan ve ikna yeteneği yüksek kişiler olması ve medyanın sonuna kadar onların yanında olması sayesinde bir anda palazlanıp, 'çok önemli kişiler' olması acaba rastlantıdan ibaret mi? Bu durum da kitabın içindeki 'petrol' kısmında güzel bir şekilde anlatılır.

ABD'nin enerji sahalarını tam denetimi altına almak için yapmayacağı şeyin olmadığını okurken görüyoruz.

Bizlere birileri tarafından özellikle televizyonlar aracılığıyla aşılanan, pompalanan o uyuşturucu fikirlerin kimlerin hesabı olduğunu görmek açısından değerli bir kitap.

Niye ABD, Rusya'yı yalnızlaştırmak istiyor? Niçin bu bölgede kendine dost hükümetlerin işbaşında olmasını istiyor. Görünenle yani bize anlatılanla gerçeklerin arasındaki farkı burada anlatıyor.

Çin'i de yine aynı şekilde kendisine ileri zamanda rakip olmasın diye hem yakından takip eder hem de iç dinamikleri ayağa kaldıracak çalışmaları sessizce yürütür. Amaç, kendisine karşı çıkıldığında yine 'demokrasi' sopasıyla hizaya getirmek.

Kitabı okudukça 'insan hakları' konusunun bazı devletler açısından 'insan hakları' olarak değil de bir 'havuç-sopa' gibi kullanıldığını görüyoruz. Eğer bizimle (yani ABD'nin) beraber çalışıyorsa 'iyi -havuç', ama bizimle (yani ABD) ters düşüyorsa bir an da 'kötü-sopa' olan devletlerin örnekleri kitabın içinde mevcut.

Çin'in Afrika'da kendisine enerji temin edecek yerler keşfetmesine set olarak ABD'nin o devletlerle yaptığı yine 'insan hakları' eylemleriyle ülkelerin karıştırılması ve bundan Çin'in zarar görmesinin bir örneği olarak da Sudan ve Sudan'ın bölünmesini gösterilir. Sudan'ın güneyinin niçin Sudan'dan kopartıldığı da aşikar. Petrol ya da tüm zamanların tek gerçek hammaddesi olan enerji için.

'Darfur Soykırımı' olarak kamuoyuna gösterilen yazılı ve sesli görüntülü haberlerin ABD'nin hedefine ulaşmak için kullandığı bir yol olduğunu da kitaptan okuyoruz.

Afrika kıtası içinde dolaşıp petrol bulunduktan sonra yaşanan kavgalara da tanıklık etmemizi sağlıyor yazar. Farklı şeyler okumak isteyenler için görünenin dışında bir köy olduğunu da anlatıyor. Yani karşımıza çıkan her nur yüzlü sakallının da çok da iyi niyetli olmayacağını anlatıyor.

Ezcümle: Tavsiye ederim. Bu kitabın baskısı yok ancak sahaflarda bulabilirsiniz. Bu kitap, 5-7 /Aralık / 2018 tarihleri arasında okunup inceleme yazısı ise 20 / Mart / 2019 tarihinde yazılıp siteye eklenmiştir.

Yazarın biyografisi

Adı:
F. William Engdahl
Unvan:
Alman Asıllı Amerikalı Araştırmacı Gazeteci, Yazar
Doğum:
Minnesota, ABD, 9 Ağustos 1944
1944 yılında ABD'nin Minneapolis eyaletinde doğan ENGDAHL, Princeton Üniversitesi'nde okumuş. Alman asıllı
Amerikalı araştırmacı-gazeteci yazar Almanya'da yaşamaktadır.
"F. William Engdahl petrol ve jeopolitika üzerine çok satan Savaş Yüzyılı: Anglo Amerikan Petrol Siyasetleri ve Yeni
Dünya Düzeni (Alfa Yayınları) - Century of War: Anglo-American Oil Politics and the New World Order (2004 Pluto
Yayınları. Londra) kitabının yazarıdır.
Kitap Fransız, Alman, Çin, Kore, Türk, Hırvat, Sloven ve Arap dillerine çevrilmiştir.
Engdahl son siyasi ve iktisadi gelişmeler hakkında en çok tartışılan analizcilerdendir. Kışkırtıcı makaleleri ve
analizleri sayısız gazete ve dergide ve uluslararası çapta tanınmış web sitelerinde yayınlanmıştır.
Petrol jeopolitikası ve enerji konularına ek olarak tarım, GATT (Genel Tarifeler ve Ticaret Anlaşması), WTO (Dünya
Ticaret Örgütü), IMF, enerji, siyaset ve iktisat konularında 1970′teki ilk petrol ve tahıl krizinden bu yana yazmaktadır.
'Ölüm Tohumları: Kalıtım Biliminin Arkasındaki Karanlık Oyunlar -Seeds of Destruction: The Hidden Agenda of
Genetic Manipulation (2007, kitabı dünyadaki gıda tedariki yoluyla toplumları kontrol etme planını
belgelemektedir.
2007-2008 yılında Sansürlenen En İyi Haberler için verilen 'Sansür Projesi Ödülünü' almıştır."
F.William ENGDAHL, GDO olarak bilinen "Ölüm Tohumları" yazarı. GDO üzerine İnsani Yardım Vakfında verdiği
konferansta insanlığı ilgilendiren çok önemli bilgiler verdi.
▪GDO'lu gıdaları tüketmekle kendi paramızla kiralık katilimize sahip olduğumuzu,
▪GDO kullanmayan ülkelerin Uluslar arası ticaretten veto yediğini,
▪Dünyanın yeni tanrılarının sahipliğine soyunanların ölüm tohumlarını yaratıcılarının olduğunu,
▪Tanrı olmadan tanrılığa soyunan genetikçiler...
▪Erkeklerin spermlerinin öldürüldüğünü...

Yazar istatistikleri

  • 19 okur beğendi.
  • 86 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 280 okur okuyacak.