Filiz Ofluoğlu

Filiz Ofluoğlu

YazarÇevirmen
7.6/10
160 Kişi
·
481
Okunma
·
2
Beğeni
·
686
Gösterim
Adı:
Filiz Ofluoğlu
Tam adı:
Filiz Karabey Ofluoğlu
Unvan:
Türk Yazar, Gazeteci, Öğretim Görevlisi, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1930
Ölüm:
18 Ocak 2010
Filiz Karabey Ofluoğlu

1930 yılında İstanbul'da doğdu. Amerikan Kız Koleji'ni ve ABD'de Pennsylvania Uni. Wharton Ekonomi ve İşletme'yi (MBA) bitirdi. Columbia Üniversitesi'nde doktora çalışması yaptı. ODTÜ ve Robert Kolej Yüksekokulu (Boğaziçi Üni.)'nda öğretim üyesi olarak görev aldı. Koç Topluluğunda üst düzey yöneticilik yaptı (Holding kuruluşunda danışman). Milliyet gazetesi Yönetim Kurulu üyeliği, ENKA Holding'te Şarık Tara'nın danışmanlığını yaptı. Çok sayıda öykü, roman ve oyuna çevirmen olarak imza attı. Varlık, Milliyet, Karacan, Can, Mitos, Boyut ve İletişim Yayınları için; Steinbeck, Hemingway, Naipal, Ariel Dorfman, Scott Filtzgerald, Truman Capote, Evelyn Waugh, Graham Greene, E. M. Forster gibi yazarlardan 30 kadar öykü ve roman çevirisi yaptı. Devlet Tiyatroları, İstanbul Şehir Tiyatrosu, Küçük Sahne Mücap Ofluoğlu Tiyatrosu, Gülriz Sururi Engin Cezzar Tiyatrosu, Kent Oyuncuları, Ankara Sanat Tiyatrosu ve Dostlar Tiyatrosu'nda sahnelenen Tennessee Williams, David Mamet, Edward Albee, A. Ackbourn, Peter Shaffer, Trevor Griffiths, David Hare, Christopher Hampton, Terry Johnson, Ronald Harwood, Athol Fugard gibi yazarlardan 28 oyun çevirmiştir.

Tiyatro sanatçısı Mücap Ofluoğlu ile evli olan Filiz Ofluoğlu, 18 Ocak 2010'da aramızdan ayrıldı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
93 syf.
Pepe adlı bir gencin kavga esnasında birini öldürmesiyle başlayan kaçış hikayesi.
İnce bir kitap olduğu için çok çabuk bitti hatta ben ne okudum bile diyebilirsiniz:)
John Steinbeck'in okuduğum 2. kitabı bu kitapta anladım ki yazım dili masal tarzında, güzel ama art arda
John Steinbeck okunacağını sanmam, yani sıkıcı gelebilir.
440 syf.
11 kitaplık bu külliyatın ilk kitabı ile başlıyoruz. Bütün Oyunlar serisi hem Agora Kitaplığı hem de Mitos Boyut tarafından basıldı. Ben Mitos Boyut serisinin PDF halini edindim onu okuyorum. 11 tane oyun yer alıyor bu kitapta Brecht'in bu külliyatı üzerine pek az konuşulmuş o yüzden epik tiyatronun öncü ismi için okuduğum ciltlere inceleme yazmak istiyorum. Agora kitaplığı tarafından 11 ciltlik külliyatı yeniden basılmıştı. Geçen günlerde bir bakayım dedim çok uygun bir fiyata satılıyor kitaplar. Lakin her zaman olduğu gibi 11 kitabın sadece üç dört tanesi var onları alabildim. Okuma kültürümüzün yoksulluğunun sonucudur bu. Brecht gibi bir ismin oyun külliyatını bile bir arada bulamıyoruz..

Brecht'in çocukluk yılları katı bir dini eğitim ile geçmiştir. Anne ve Anneannesi onun çocukluk yıllarında İncil üzerine epey deyişler yapmışlardır. Bu kitapta da ilk oyunlari yer alıyor. İncil'e onlarca gönderme var çocukluk yıllarındaki dini esintiler buna neden olmaktadır. 16-21 yaşları arasında yazdığı oyunları içeriyor bu cilt. O yüzden çok yüksek bir beklentim yoktu. Geceden Trampet Sesleri oyununu diğerlerine nazaran daha çok beğendim. Kalan oyunlar genelde tek perdelik oyunlardı. Tarih, din ve mitoloji göndermeleri yer alıyor. Dipnotlar ve açıklamalar kitabın sonunda yer alıyor. Ve üç beş sayfa değil açıklama kısmı tam 110 sayfa. Ben çok faydalı buldum bu bölümü. Eserlerin oluşum süreci, gösterimi ve yankılarını anlamak için çok yararlı bilgiler yer alıyor. İlk metinden itibaren bir tarafta oyun bir tarafta açıklamalar-dipnotlar olacak şekilde okudum. Brecht önemsediğim bir isimdir. O yüzden yavaş yavaş bu 11 eserlik külliyatı bitireceğim. Sıralamada yukarı doğru çıktıkça çok daha deneyimli ve çok daha etkileyici bir Brecht olacağı kesin o yüzden okumayı düşünürseniz ilk başlarda biraz daha sabırlı olmanız gerekmektedir.



1. oyun, İncil:

Çok kısa bir oyundur. Brecht'in ilk eseridir. 1913 yılında yazılmıştır. Brecht henüz 15 yaşındadır. Babasp Katolik annesı Protestan olan Brecht dinsel açıdan karmaşık bir çocukluk geçirmiştir. Büyükannesi ona sürekli İncil'den bölümler okur, Annesi ise İncil'de geçen deyişleri sürekli evin içinde kullanır. Brecht de bu oyunda Katolikler tarafından kuşatılan bir Protestan kentinde geçen aile içi bir konuyu ele alır. 16. Yüzyılda Nederland'ın İspanyol-Katolik birliklerine karşı verdiği özgürlük mücadelesinden esinlenmiş olduğu yazılmaktadır. Eser içinde günlük hayatında olduğu gibi büyükbaba sürekli İncil'den bölümler okur. Aile üyeleri de İncil'de geçen deyişlere göndermeler yapar. Kısacık oyunda İncil'e 11 tane gönderme yapılmıştır.

2-3-4. Oyunlar BAAL

Bu oyun Brecht'in sürekli oynamalar yaptığı bir oyun. İlk yazımı 1918'de yapılmış ve sonrasında farklı yıllarda başka düzeltmeler yapılmış. Bu kitapta da üç farklı versiyonu yer alıyor. 1918'de Brecht, arkadaşı Caspar Neher'e şu haberi iletir: "XV. yüzyılda Bretagne'da katil, sokak soyguncusu ve balad şairi olan François Villon üstüne bir oyun yazmak istiyorum" O sıralar Villon'un yaşamı ve yapıtlarıyla Brecht çok ilgilenmişti, şiirlerinde de ondan esinlendiği hiç az değildir. Neher'e yazılan satırlar, Baal'e yönelik bir düşünsel ön adıma işarettir. Bu işaret, geniş anlamda Brecht'in üstünde uğraştığı, Villon'un, Rimbaud'nun, Verlain'in ve Frank Wedekind'in yaşam ve yapıtlarından meydana gelen edebi ve tematik malzemeyi göstermektedir; ki bir başka oyunun itkisi 1918 ilkbaharında ve yazında Baal'in ilk yazımını sağlayacaktır.
Baal aynı zamanda mitolojik bir figürdür. Baal lirik bir şair gibi gözükse de bazen sert söylemeleri olan bohem bir hayat süren bir karakter. Toplum kalıplarını kıran da bir şairdir. Kadın ve insan ilişkileri konusundaki söylemleri bize bunu ifade ediyor. Bu kitapta üç farklı yazımı var oyunun. Brecht'in kendisi de bu sürekli kurgu kırpmaları ve düzenleme işlerinden memnun olmadığını belirtiyor bazı mektuplarında. Ciddi anlamda metnin üç farklı tarihte yazılmış hallerini okuyunca siz de dikkat edeceksiniz metin gittikçe tatsız bir hale bürünmüş 1919 metni bana göre en başarılı olan metindir. En fazla ayrıntı, nüans bu metindedir o yüzden okunma süreci daha bir keyifli olmaktadır. İkinci metinde yani 1922 baskısında bazı kişiler ve onlarla olan diyaloglar metinden tamamen çıkarılacak. Anne figürü buna bir örnektir. Üçüncü metinde ise Baal'in edepsiz yaşamı çok daha fazla hafifletilmiş çünkü bu metin sahneye uyarlanacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Ama dediğim gibi favorim 1919 halidir. Tabii Brecht'in ilk oyunları bunlar cilt cilt ilerledikçe ustalığı daha da artacaktır. O yüzden gayet doğal olan yazar karmaşalarıdır bunlar...

5.Oyun, Gecede Trampet Sesleri:

Burada Rosa Luxemburg gömülü
Polonyalı bir Yahudi kadın
Alman işçilerinin öncü savaşçısı
Alman sömürücülerinin emriyle öldürüldü
Ezilenler, gömün ayrılıklarınızı!
Bertholt Brecht

Brecht bu eserinde 1919 Ocak çatışmaları ve Spartaküs oluşumunu konu edinmiştir.
15 Ocak 1919’da, sadece Almanya’nın değil dünya devrimci hareketinin iki öncü ismi, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht hunharca katledildi. Faili meçhul cinayetlerin en büyüklerindendir bunlar. Rosa devrimci hareketin çok önemli bir figürüdür. Onu hapishaneye sevk edecekleri bahanesiyle alırlar ve araca binmeden önce birkaç dipçik darbesiyle zarar verilir ona sonra bir teğmen onu silahla vuracak ve onu Landwehr Kanalı’na atacaklardı. Tam beş ay o nehirde kalacak Rosa'nın cesedi. Bulunacak ve bir arkadaşı tarafından teşhis edilecekti. Teşhis eden arkadaşı da Mathilde Jacop
1943'te Theresienstadt ölüm kampında Naziler tarafından öldürülecek... “Kızıl Rosa”, 13 Haziran 1919’da on binlerce kişinin katıldığı cenaze töreni ile toprağa verilir. Öldürülen bir öncü isim daha Karl Liebknecht, yaşamını verdiği düşünce ve eylemlerini şu sözlerle anlatıyordu: “Sıkı durun. Kaçmadık. Yenilmedik... Çünkü Spartaküs – ateş ve ruh demektir, yürek ve can demektir, proleter devrimin iradesi ve eylemi demektir. Çünkü Spartaküs zafer özlemini, sınıf-bilinçli proletaryanın mücadele azmini temsil etmektedir... bunlar elde edildiği zaman, biz ister yaşayalım, ister yaşamayalım, programımız yaşayacaktır ve kurtulan halkların dünyasına egemen olacaktır. Her şeye rağmen!”


İşte bu oyun o yılların perde arkası bir nevi Spartaküs olacaktı oyunun adı sonradan Brecht değiştirip Gecede Trampet Sesleri yapmıştır. Üç farklı gösterimi var komedi-dram-komedi olarak sergilenmiş. Zaten komedi ve dram arasında ufak bir çizgi var bana göre en büyük acılarımıza bile bazen kahkaha atarken akar gözyaşlarımız..

Almanya'nın Afrika sömürgelerinde görev yapan bir asker olan Kragler Birinci Dünya Savaşı'ndan önce oraya gitmiş geride nişanlısı kalmıştır. Dört yıl boyunca onu bekleyen Anna'ya ailesi Kragler'in öldüğünü kendi hayatını kurması gerektiğini daima söyleyerek onu evlendirme peşindedirler. Bu yeni evlilik arifesinde Afrika'da esir düşen Kragler kaçıp geri gelir. Geldiği tarih Ocak çatışmalarına denk gelir. Almanya İmparatorluğunun askerlerinin bazıları Spartaküs içinde görev alan devrimci askerler. Kragler de onlardan biri. Trampet Sesleri Spartaküs'ün ayak seslerini duyuruyor. Artık Kragler özel hayatının sorunlarını mı devrimi mi seçecek bu bocalama ve burjuva yaşamının yansıması ile harmanlayarak mükemmel bir tarihi kesit sunuyor bize Brecht. İncil ve Baal beni pek etkilemedi. Lakin bu oyunla benim tanıdığım Brecht vücut bulmuş oldu.

6.Oyun, Düğün:

Brecht'in tek perdelik oyunlarından biridir. Burjuva aile yapısına bir eleştiri metnidir. Beş aylık hamile bir gelin ve onun düğün gecesinin oyunudur. Geleneksel aile yapısına düğün mekanizmasına göndermeler yapar Brecht. Aile kurmak için bakire bir kadın ve kutsal bir düğün gerekir. Alman aile yapısı için halbuki büyük bozuklukları da vardır burjuva yaşamının August Bebel'in de dediği gibi. "Burjuva dünyasının cinsel yaşamının bir yanını evlilik, diğer yanını fuhuş oluşturur. Evlilik madalyonun düz tarafı, fuhuş ise ters tarafıdır." Sırf Burjuva geleneği sürsün diye aylar boyu ev kurma, döşeme sürmüş gelinin de karnı burnunda düğün gecesi düzenlenmiş mükemmel bir eleştiri metni. Oyunun sonunda bekarete verilen göstermelik önemi de eleştirir. Damat zaten hamile olan eşine ithafen kadeh kaldırırken şöyle diyecektir:

DAMAT: ..soyumuzu çoğaltmanın ilk gecesi bizi bekliyor! Mukaddes denen o iş.


7.Oyun, DİLENCİ veya ÖLÜ KÖPEK:

Arka arkaya tek perdelik oyunlar var. Bu oyun da öyle. Toplumun en üst statüsünde bulunan Kayzer ve en altta bulunan Dilenci arasında geçen bir metindir. Diyalog, espri ve felsefi söylemler içerir bu metin. Köpeği ölen bir dilencinin acısını unutmak için Kayzer ile olan diyaloglarını okuyacağız. Dilencinin Kayzer'in olumlu ve olumsuz özelliklerini sıraladığı paragraflar dikkat çekicidir. Sahnelenmek için uygun bir metin değildir çünkü çok kısa bir oyundur. Buna yönelik de eleştiri almış Brecht. Lakin her oyun sahnelenecek diye bir şey yok.


8.Oyun, Şeytan Kovma


Yine tek perdelik bir oyun. 1919 yılında yazılmıştır. Bozulmuş otoritenin, ailenin, kilisenin ve kamu ahlâkının bir eleştiri metnidir. İki gencin ilişkisi ve bu ilişkiye otorite temsilcilerinin gözlemleri ile gelişen bir metindir. Çok kısa bir oyundur. Brecht hayattayken bu eseri sahnelenmemiştir. Brecht öldükten sonra 1975 yılında Basel'de Yeni Devlet Tiyatrosunun açılışında sahnelenmiştir. Çok iddialı bir eser olarak tanıtılmış ve 3 günde 30 seans halinde sergilenmiştir. Diğer bir ifadeyle hayatta olmayan bir yazarın eseri sömürülmüş. Tabii ki iddia edildiği kadar iyi bir oyun değildir. Ama reklam kampanyası işe yaradı sonuçta. Yazarlar öldükten yıllar sonra arşivlerden oyunlarını bulup ticari amaçla eserin kaymağını yemek de aşağılık insanoğluna yakışır ancak...

9.Oyun, KARANLIKTA IŞIK:

Yine 1919 yılında yazılan tek perdelik bir oyundur. Brecht hayattayken oynanan bir oyun değildir. İlk kez 1969 yılında Essen Şehir Tiyatrosunda sergilenmiştir. Bu oyunda Brecht Kapitalist iş uygulamalarından biri olan "fuhuş" sektörü üzerine komedi türünde bir eleştiri getirmiştir. Bir sokak düşünün bir tarafta Genelev var. Karşı tarafta Anti-Genelev var. O nedir? Cinsel hastalıklar yoluyla bulaşan Bel soğukluğu, Ulkus Molle ve Frengi gibi hastalıklara karşı insanları bilinçlendirme derneği. Görünürdeki amacı Fuhuş'u ortadan kaldırmak. Lakin bu binada verilen eğitimler ücretli bir Frengi eğitimi 2.5 Mark...

Kapitalist düzende her şey birbine bağlıdır. Fuhuş olmadan onun yarattığı hastalıkları tedavi edecek merkezler olmaz ve ikisi para ile çalışıyor. Yani bu mekanizmanın bataklığı da tedavisi de insanın parasını sömürmeye yöneliktir. Genelev sahibi kadının gelip bunu dernek sahibinin aklına sokması buna işaret etmektedir.

Lakin bu oyun 1969 da oynandığı vakit güldürü seviyesi o kadar yüksek olmuş ki vermek istediği mesajlar etkisiz kalmış insanların bir kahkahasında sıkışıp kalmıştır. Her şeyin fazlası zarar deyimi de karşımıza çıkıyor böylece...

10.Oyun, BALIK AVI:

Bu oyun Homeros'un Odysseia'sındaki 8. Bölümde geçen bir olayla benzerlik oluşturur. Afrodite'nin kocası Hefaistos Afrodite'yi Ares ile zina halinde basar bir ağ içinde yakalar. Bu durumu gören diğer Tanrılar da kahkahayı basar. Bu oyunda da bu aldatma durumunu dinleyen diğer balıkçılar da kahkahayı basar. Aldatma ile dinsel duygusallık arasında bir hesaplaşmayı işliyor oyunda Brecht yine tek perdelik bir oyundur. Ve 1919 yılının sonbaharında yazılmıştır. Brecht öldükten sonra oynanan bir oyundur.

11.Oyun, Ova:

Knut Hamsun'un Zachäus öyküsünden esinlenerek yazdığı bir operadır. Tek perdeliktir. Knut Hamsun'un eserinde kadın figürü yok Brecht uyarlamaya kadın karakter eklemiş ve oyunu biraz zenginleştirmr yoluna gitmiştir.
200 syf.
·3 günde·7/10 puan
İçlerinde Nobel Ödülü de olmak üzere uluslararası pek çok ödüle layık görülen V.S. Naipaul'un ülkemizde (çevrilen kitap sayısına bakaraktan) çok fazla ilgi görmediğini söylemek zor olmasa gerek. Üstelik çevrilen kitaplarının yarıya yakınını artık sadece ikinci el kitapçılarda bulmak mümkün. "Miguel Sokağı" yazarın az bilinen kitaplarından biri.

Genel olarak kitaplarını biraz sıkıcı bulsam da bence en yaşam dolu kitabı bu. Yazar kitaplarında genel olarak unutulmuş insan ve yerlerin kaderi hakkında yazmayı tercih ediyor. Romanları daha çok gelişmekte olan ülkelerde geçer. Bu romanda ise mekân yazarın doğduğu yer Trinidad ve Tobago'dur. Olaylar İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçer. Bir yönüyle kitap yarı otobiyografik özellikler taşıyor. Diğer kitaplarına nazaran bu kitapta pek çok karakter karşımıza çıkıyor. Kitap, yazarın yaşamına dair 17 bölümden oluşuyor ve her bölümde ana bir karakterimiz var. Ana karakterler bir sonraki bölümde yan karakter olarak da karşımıza çıkabiliyor. Son bölümde hepsi bir araya gelerek, kitap boyunca adı gizlenen, olayları birinci tekil şahısla anlatan yazarımızı Londra'ya uğurlamak ve kendisine hediyelerini sunmak için toplanırlar. Böylece pek çok anlatı birleşmiş ve ortaya ilk başlarda pek de roman havası estirmeyen kitap roman kimliğine kavuşmuş oluyor.

Karakterlerimiz pek çok yönden ortak özelliklere sahip. Hepsi öncelikle Miguel Sokağı'nda yaşar. Karakterlerin neredeyse tamamı erkektir ve çoğu fakir, sıradan ve bilhassa maçodur. Maçoluk kavramı da kitap için ayrı bir incele konusu olabilir. Erkeklerin kadınlarla olan ilişkileri pek de iyi değildir, genelde kadınlarına kötü davranan ve fiziksel şiddete başvuran karakterler tasvir edilir. İlginçtir ki kitapta genelde kadınlar çalışır, her işi onlar yapar; erkekler de hayatın sefasını sürerler. Her bir karakterin ayrı ayrı hayalleri ve umutları vardır ama bunları gerçekleştirmek için verdikleri mücadeleler hep hüsranla sonuçlanır, gerçekleştirebilenler de bunu kısmen başarmış olurlar. Bu sokaktan yazar haricinde kimse kurtulmayı başaramaz. Yazar kitap boyunca genç bir delikanlı kimliğiyle karşımıza çıkar ve burs kazanarak İngiltere'ye okumaya gider. Bir anlamda hayallerini gerçekleştirebilen tek kişi kendisi oluyor.

Tasvir edilen karakterlere baktığımızda çoğunun söylemleri ile eylemleri arasında ciddi farklılıkların olduğu kolayca göze çarpar. Bay Popo adındaki marangoz çok çabalamasına rağmen ortaya bir eser çıkarmaktan çok uzaktır, Man-man adındaki karakterimiz kendini Mesih İsa ilan edip, taşlanması ve çarmıha gerilmesini istediğinde son anda sözlerinden vazgeçer, amacı çok büyük bir şair olmak olan ve adını ünlü şair William Wordsworth'tan alan B. Wordsworth isimli karakter ise hayatı boyunca tek bir satır şiir yazamaz. Kendisini ve zekâsını çok öven Elias isimli diğer bir kahraman ise Cambridge sınavlarından defalarca kalır. Bu şekilde örnekleri çoğaltmak mümkün. Ortaya konan karakterlerin hepsi gerçekten çok canlı ve yazar bunu okuyucuya fazlasıyla hissettiriyor. Kitabı okuyalı belki bir yıl geçti ama çoğu olayı hatırlamam bence bunun en açık ispatıdır.

Neticede sizi sıkmayacak, başlarda biraz karışık gibi görünse de ilerledikçe sizi içine çekebilecek türden bir kitap. Keyifli okumalar.
125 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10 puan
Merhaba...
.
.
Haftasonu okuma anlamında oldukça verimliydi benim için. Martin Eden’i okurken araya daha ince bir kitap sıkıştırmak istedim. Okumayı sevenler bilir, bazen tek kitap okumak yetmez!
.
.
Çimen Türküsü’nü ne zamandır okumak istiyordum, okuma listeme eklemiş, görselini bile hazırlamıştım. ️ Kısmet bu zamanaymış.
.
.
İyi ki de okumuşum dedim. Truman Capote ile bu sayede tanışmış olduk hem. Sade ve akıcı diliyle bu soğuk havalarda içimi ısıtan bir serüvene çıkardı beni.
.
.
Çok yüksek bir beklenti içinde değildim zaten kitabı alırken ve okumaya başlarken. Bir kaç alıntı dışında, meşhur kırmızı kalemimi çok kullanmadım okuma esnasında. Bilen bilir, ben okuduğum kitaplarda izler bırakmayı severim...
.
.
Benim kafamı rahatlattı, içimi yumuşacık etti bu kısa roman. En iyi tabirle ve kitaptan esinle; taze çimen kokusu arasında uzanıp, parlak gökyüzünü seyretmek gibi bir histi bu.
.
.
Martin Eden’in ağır yükünü omuzlarımdan bir an indirdi ve beni soluklandırdı diyeyim. Müthiş edebi bir beklentiniz olmasın sakın! Hayalkırıklığı yaşarsınız sonra. Ama şöyle içim açılsın, keyifli, çıtır bir okuma yapayım derseniz kesinlikle tavsiyemdir...
.
.
Verena, Dolly, Catherine ve tabii ki yaşayan anlatıcımız olan Collin ile tanışın; pamuk gibi, taze çimen kokusu gibi bir hikaye sizleri bekliyor...
368 syf.
·10/10 puan
İngiliz sömürgesinde bulunan Hindistan da İngilizler ve yerli halkın ilişkilerini anlatan bu olaylar farklı bakış açıları ile anlatılır. İngilizler ile aslında yakın ilişki kurabileceğini ve onlarla dost olabileceğini düşünen Dr. Aziz Marabar mağarasında yaşanan bir olaydan sonra ağır suçlamalara maruz kalır ve bu dostluğun aslında mümkün olmayacağını anlar.İlk başta okumakta kararsız kalsam da yinede okuduğum için pişman değilim. Bizlere sömürge durumunda bulunan Hindistan halkının Emperyalist İngilizlerin hakkındaki düşüncelerini ve yaşadıklarını adeta bir ayna gibi yansıtır. İlk başta biraz sıkıcı gibi gelse de olaylar geliştikçe sizi içine çeken bir roman.. Keyifli okumalar ...
152 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Ay Battı, daha ilk sayfalarından beni etkisi altına alan bir kitap oldu. İşgal edilen bir kasabada yaşanan olayların anlatıldığı kitapta; hem kasaba sakinlerinin özgürlükleri uğruna verdikleri mücadeleyi hem de işgalci askerlerin değişen psikolojilerini ve savaşa verdikleri tepkileri okumak, hikâyeyi, iki tarafın gözünden de görmemizi ve anlamamızı sağlıyordu. Kitabın bana göre en etkileyici ve anlamlı kısımıysa; Belediye Başkanı Orden'in, giriş bölümünde, kasabalıları nasıl yönettiğiyle ilgili söyledikleri ve finalde yaptığı, özgür insanların direnişi hakkındaki konuşmasıydı. İşgalci birliklerin Albayı Lanser'in; savaş hakkındaki düşünceleri, Başkan Orden'in finaldeki konuşmasına gösterdiği tavrı fakat her şeye rağmen bir asker gibi davranmaktan vazgeçmemesi de anlamlı ve ilginç olan bir diğer kısımdı. Tamamen sakin ama etkileyici bir ilerleyişi olan bu kitap, Steinbeck'in kalemine olan hayranlığımı arttırdı.
368 syf.
·Beğendi·10/10 puan
kilise-cami-tapınak üçlemesi çevresinde, üç din ve inananlarının toplumsal sınıflandırmasının son derece başarılı anlatımı. Romanın dünya edebiyatındaki yerine bakılırsa okunması şart...
368 syf.
·8/10 puan
Forster'ın Hindistan'a Bir Geçit'i kendisinin de Hindistan'a yaptığı geziden sonra yazdığı yarı otobiyografik denilebilecek son romanı. Anglo-Indian yani İngiliz sömürgecilerin Hindistandaki varlıklarıyla çevrelenmiş dini, sosyo-kültürel ve özellikle insan ilişkileri temalarını incelikle işleyen modern bir roman yaratmış. Müslüman bir Hintli olan Aziz ve İngiliz karakter Fielding (büyük olasılıkla Forster'ın kendisini yansıtıyor) arasında gerçek bir dostluk kurulabilir mi sorusu roman boyunca güncelliğini korurken, Forster açıkça emperyalizmi eleştirmese de İngilizlerin Hindistandaki varlığı kitapta sıkça sorgulanır ve bu açıdan güzel bir modern eser çıkarır karşımıza.
118 syf.
·64 günde·Beğendi·Puan vermedi
Çimen Türküsü, geçmişe götürdü beni.Çocukluğumda, pazar günleri kahvaltı masasının başında ailece seyrettiğimiz (aile filmlerinin ağırlıkta olduğu) TRT'nin pazar sineması kuşağı vardı.
Kahvaltımızı hazırlar, filmin başlamasını beklerdik.Güzel çocukluğum benim.️
Çimen Türküsü'nün hikâyesi Amerika'nın küçük bir Güney kasabasında geçiyor.Anne ve babasını kaybeden Collin, iki yaşlı kuzeni Verena ve Dolly ile büyük bir çiftlik evinde yaşamaya başlar.Verena, katı, otoriter, herkesin çekindiği biridir.Dolly ise uysal, duygusal biridir.Bir gün Dolly, Collin ve yardımcıları, dostları Catherine; Verena'ya karşı ayaklanırlar, evi terk ederler, bir ağaç evde yaşamaya başlarlar.
İşte hikâyenin atmosferi, bir de bu ağaç ev beni çocukluğuma taşıdı.Amerikan sineması ile büyüyen benim kuşağımdan ağaç ev hayali kurmayan çocuk var mı acaba?

Yazarın biyografisi

Adı:
Filiz Ofluoğlu
Tam adı:
Filiz Karabey Ofluoğlu
Unvan:
Türk Yazar, Gazeteci, Öğretim Görevlisi, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1930
Ölüm:
18 Ocak 2010
Filiz Karabey Ofluoğlu

1930 yılında İstanbul'da doğdu. Amerikan Kız Koleji'ni ve ABD'de Pennsylvania Uni. Wharton Ekonomi ve İşletme'yi (MBA) bitirdi. Columbia Üniversitesi'nde doktora çalışması yaptı. ODTÜ ve Robert Kolej Yüksekokulu (Boğaziçi Üni.)'nda öğretim üyesi olarak görev aldı. Koç Topluluğunda üst düzey yöneticilik yaptı (Holding kuruluşunda danışman). Milliyet gazetesi Yönetim Kurulu üyeliği, ENKA Holding'te Şarık Tara'nın danışmanlığını yaptı. Çok sayıda öykü, roman ve oyuna çevirmen olarak imza attı. Varlık, Milliyet, Karacan, Can, Mitos, Boyut ve İletişim Yayınları için; Steinbeck, Hemingway, Naipal, Ariel Dorfman, Scott Filtzgerald, Truman Capote, Evelyn Waugh, Graham Greene, E. M. Forster gibi yazarlardan 30 kadar öykü ve roman çevirisi yaptı. Devlet Tiyatroları, İstanbul Şehir Tiyatrosu, Küçük Sahne Mücap Ofluoğlu Tiyatrosu, Gülriz Sururi Engin Cezzar Tiyatrosu, Kent Oyuncuları, Ankara Sanat Tiyatrosu ve Dostlar Tiyatrosu'nda sahnelenen Tennessee Williams, David Mamet, Edward Albee, A. Ackbourn, Peter Shaffer, Trevor Griffiths, David Hare, Christopher Hampton, Terry Johnson, Ronald Harwood, Athol Fugard gibi yazarlardan 28 oyun çevirmiştir.

Tiyatro sanatçısı Mücap Ofluoğlu ile evli olan Filiz Ofluoğlu, 18 Ocak 2010'da aramızdan ayrıldı.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 481 okur okudu.
  • 17 okur okuyor.
  • 466 okur okuyacak.
  • 13 okur yarım bıraktı.