Friedrich Kress von Kressenstein

Friedrich Kress von Kressenstein

Yazar
7.0/10
1 Kişi
·
2
Okunma
·
1
Beğeni
·
44
Gösterim
Adı:
Friedrich Kress von Kressenstein
Unvan:
Alman General
Doğum:
Nürnberg, Alman İmparatorluğu, 24 Nisan 1870
Ölüm:
Münih, Batı Almanya, 16 Ekim 1948
Friedrich Siegmund Georg Freiherr Kreß von Kressenstein (24 Nisan 1870 - 16 Ekim 1948), I. Dünya Savaşı sırasında Alman İmparatorluğu ordusunda görevli general. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Ordusu'nda yardımcı Alman subay grubunun bir üyesiydi. I. Dünya Savaşı başlamadan Türkiye'ye geldi. Türkiye'de Otto Liman von Sanders'in askeri misyonunun bir parçası oldu.

Nürnberg'li soylu bir aileden geliyordu. Babası Georg Kress von Kressenstein (1840-1911) yüksek mahkeme hakimi idi. 1888 yılında topçu Sancağı olarak Bavyera ordusuna katıldı.

I. Dünya Savaşı esnasında Kasım 1914 - Aralık 1917 tarihleri arasında Osmanlı Ordusuna bağlı Filistin cephesindeki 8. Ordu'da görev yaptı. Filistin'de Cemal Paşa'nın ordusuna katıldı. Birinci ve İkinci Kanal Harekâtı'nı fiilen yönetti. Birinci Gazze Muharebesi'nde (Mart 1917) Alman binbaşı Tiller Bey ile birlikte Osmanlı savunmasının başındaydı. Bu muharebede İngilizler büyük ölçüde kendi hataları yüzünden yenilgiye uğratıldı. Nisan 1917'deki İkinci Gazze Muharebesi'nde İngilizler yine yenildi. Üçüncü Gazze Muharebesi'nde de Osmanlı Ordusu'na komuta ederek İngilizlere karşı savaştı. Gazze Savunmaları'nda gösterdiği başarılar nedeniyle Prusya'nın en yüksek madalyası olan Pour le Mérite verildi.

Haziran 1918 tarihinde, Osmanlı-Alman ittifakının parçalanması ile, bağımsızlığından sonra Almanya tarafından korunan Gürcistan'a küçük bir Alman kuvveti ile gönderildi. Abhazya'nın Kızıl Ordu tarafından işgalini önlemek için yardımcı oldu. Aralık 1918'de Gürcistan'ı terk etmek zorunda kaldı.

1929'da Alman Ordusu'ndan emekli oldu. Daha sonraki yıllarda, Bavyera Savaşı ve Ulusal Arşivler ve İngiliz Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü için bir otobiyografik makale yazdı. 1948'de Münih'te öldü.

kaynak: vikipedia
27 Mart günü öğleden sonra Gazze’ye geldiğim zaman şehrin üzerinde yalnız düşmanın hafif topçu ateşi vardı. Binbaşı Tiller’i cesurca mukavemetinden dolayı tebrik edip kendisinden olanlar hakkında tafsilatlı rapor aldıktan sonra İngilizlere karşı mukabil bu taarruza geçip geçmemek gibi zor bir karar karşısında bulunuyordum. Her türlü taarruzdan bizi kayıtsız ve şartsız men eden Cemal’in bir telgrafı beni bu hususta bir karar almaktan kurtarmış bulunuyordu. Paşa, birkaç gün sonra muharebe meydanını teftiş etmek ve kıtalara cesurane müdafaalarından dolayı teşekkür etmek için cepheye geldiği vakit beni, işlerime yapmış olduğu yeni müdahalesinden dolayı canım sıkılmış bir halde görünce bana şöyle demişti:
“Sevgili dostum, emriniz altında bulunan kıtaların Alman değil, talim ve terbiyesi henüz o derece ilerlememiş olan Türk kıtaları olan olduğunu unutmamalısınız. Müdafaada Türk piyadesinden her şeyi talep edebilirsiniz; fakat taarruzda o, cesur olmakla beraber bu hususta gerekli olan talim ve terbiyeyi görmemiştir. Taarruz hakkındaki Alman düşünceleriniz güzel ve iyidir amma sizinkiler gibi subay ve astsubaylar olursa! Fakat burada siz, Türklerle çalışmak mecburiyetinde olduğunuzdan bu husustaki bilgilerinizi değiştirmek mecburiyetindesiniz.”
Cemal, şüphesiz bu sözlerinde haklıydı. Fakat bilgiyi değiştirmek kolay bir iş değildi! Evet, o bilgi ki hemen yirmi sekiz senelik hizmet müddeti içinde her gün işletilmiş ve talimlerle kökleştirilmişti.
Friedrich Kress von Kressenstein
Sayfa 275 - Yeditepe Yayınevi; 1. Baskı: Kasım 2007, İstanbul
Kendisine başkomutan vekili olarak Osmanlı Devleti’nin bütün harp kuvvetlerinin sınırsız emir ve komutası verildiği zaman, Tuğgeneral Enver 33 yaşında bulunuyordu. O, basit bir aileden yetişmişti. Pek genç subay olarak Makedonya’daki çete harplerine katılmış, genç yaşlarında Selanik’te daha o vakit gizli bir ihtilâl komitesi olan İttihat ve Terakki’nin gayretli bir üyesi olmuştu. Radikalizmi, mahareti ve ataklığı dolayısıyla pek az sonra onun partide bir başrol oynadığı anlaşılmaktadır. 1909 irtica vakasının (31 Mart Vakası, Ç.N.) bastırılmasından sonra, iyi Almanca konuşan Enver, Berlin Türk Sefareti’ne ateşemiliter olarak tayin edilmişti. Berlin meclislerinde çok fazla şımartılan Enver’i ben o vakit zarif, kıyafeti iyi, mütevazı ve pek mahcup bir subay olarak tanımıştım.
Friedrich Kress von Kressenstein
Sayfa 10 - Yeditepe Yayınevi; 1. Baskı: Kasım 2007, İstanbul
Kuyunun karşısında çölün bu civarında yaşamakta olan bir Bedevî kabilesinin şeyhine rast gelmiştim. Alışılmış olan selâm merasiminden sonra tercümanla şeyhe sordum: “Motorlu tulumbalarımızı söküp kaldırdıktan sonra bu güzel, suyu bol kuyu ile ne yapacaksın?” Aşağıdaki cevabı aldığım zaman hayret içerisinde kalmıştım: “Onu derhal kapatacağım; eğer böyle yapmazsam komşum olan kabile bundan istifade etmeye kalkacak bu da aramızda ebedî bir niza ve harp vesilesi olacak”.
Friedrich Kress von Kressenstein
Sayfa 233 - Yeditepe Yayınevi; 1. Baskı: Kasım 2007, İstanbul
Diğer önemli bir zorluk da, bizim dilimizdeki kısa ve kesin emir tarzımızın doğuluya bir kamçı tesiri yapması ve onlar tarafından bu lisan tarzının kaba bir nezaketsizlik ve hakaret olarak algılanması olmuştu. Bundan dolayı mütercim, biz Almanlar tarafından kaleme alınmış emir ve yazıları kelime kelime çevirmekten kaçınarak, doğulu mantalitesine uygun bir şekle sokmak mecburiyetinde kalmıştır. General Von Falkenhayn, Filistin cephesinin komutanlığını üstlendiği zaman bu meseleyi hiç ciddiye almamış ve emirlerini, Berlin Şark Dilleri Öğretmen Okullarında Türk dilini öğrenmiş olan Almanlara tercüme ettirmiş olmasından dolayı, Almanya’daki şöhretini kendi komutası altında bulunan Türk birliklerinde koruyamamıştı.
Friedrich Kress von Kressenstein
Sayfa 69 - Yeditepe Yayınevi; 1. Baskı: Kasım 2007, İstanbul
Birliklerin Enver tarafından teftişi esnasında, ayakkabısı olmayıp yalın ayak gezen bütün erlerin ön sırada dizilmesi için emir vermiştim. Taburlardan birisinde böyle altmış er vardı. Harp sahnemize ayrılan kıtaların mükemmelen donatılacağını vaad eden Enver’e verdiği emirlerin ne kadar yerine getirildiğini göstermek istemiştim. İşte bu davranışım muvaffakıyet temin etmişti. Cemal Paşa ise bana son derece kızmıştı; çünkü doğulu âdetlerinde nezaket, astın üstünü çirkin ve nahoş manzaralarla karşılaşmaktan korumasını gerektiriyordu. Enver’den ise şu sözleri işitmiştim. “Size verdiğim para ile birliklere maaşlarını vereceğinize erlere ayakkabı almalıydınız.” Nitekim 3. Tümen’in subaylarıyla erleri dört aydan beri maaşlarını almamışlardı. Bunlar Filistin’e ulaştıklarında kendilerine iki aylık verdirmiştim.

Enver’in gelişinden birkaç gün evvel Bîrüssebi’deki hastaneyi ziyaret etmiş ve orada hoş olmayan birçok şeyle karşılaşmıştım. Çölde ve yığınak mıntıkalarındaki hastaneler, tamamen amele taburlarının hastalarıyla dolmuştu. Bunlar ekseriyetle ihtiyar, sefil ve gıdasız kimselerdir. Enver’in Bîrüssebi’deki hastaneyi ziyaretinde ise orada gördüğüm düzenden dolayı gözlerime inanamamıştım. Hiçbir yatakta birden fazla kimse yoktu. Daha üç gün evvel yerde yatakların arasında yatan hastalardan eser kalmamıştı. Bu işi kurcaladım ve Enver’in gelişinden bir gün evvel yerlerde yatan hastaların develerle çöle nakledildiklerini ve bu suretle Paşa’nın gözüne güzel görünmek istediklerini anlamıştım.
Friedrich Kress von Kressenstein
Sayfa 176 - Yeditepe Yayınevi; 1. Baskı: Kasım 2007, İstanbul
İaşe durumunun kötülüğü ordu komutanlığını, erlerin ekmek tayınlarını 900 gramdan 500 grama indirmeye mecbur etmişti. Ben, Türk birlikleri komutanlarına harekâtın olmadığı bu istirahat zamanında erlerin talim ve terbiyesi için faydalanmalarını söylediğim vakit aldığım cevap: “Erlerin, iaşenin yetersizliğinden dolayı son derece zayıf ve hasta düştüklerinden talime çıkarılamadığı” tarzında idi. Kötü iaşe sonucunda firar edenlerle düşman tarafına iltica edenlerin sayısı endişe uyandıracak bir raddeyi bulmuştu. Bundan başka bir sürü zehirlenme vakalarına da şahit oluyorduk ki, bunun da sebebi açlıktan dolayı Türk erlerinin ot ve yoncalarla midelerini doldurmaları ve bu arada da zehirli bitkilerin de yedikleri otlara karışmış olmasıydı.
Eriha’da bulunan bir taburu teftişi esnasında Cemal bana şunları söylemişti: “Böyle bir birliğin görüntüsünden ümitsizliğe düşmemek için insanda bir Genç Türk cesareti olması lâzımdır. Bu insanların elbiseleri, ayakkabıları, çamaşırları yoktur amma sağlam yürekleri vardır. Biz Türkler her şeye rağmen sonuna kadar dayanmaya karar verdik. Kaybedecek bir şeyimiz artık kalmamıştır; bize yalnız kazanç vardır”.
Friedrich Kress von Kressenstein
Sayfa 243 - Yeditepe Yayınevi; 1. Baskı: Kasım 2007, İstanbul
General von Falkenhayn Almanya’dan beraberinde 100-150 kişi kadar Alman subay ve memurları getirmişti. Bunların bir teki bile Türkiye‘yi ve Türk ordusunu tanımıyordu. Yalnız uçak birliği komutanı, cephemizdeki 300 numaralı uçak müfrezesi komutanı olarak bulunduğu için, bizimle birlikte savaşmıştı. General von Falkenhayn, kendi tabiriyle Türkleşmiş olarak kabul ettiği bütün unsurları maiyetinden uzaklaştırmıştı. Türkleşmiş dediği kişiler; tecrübe sahibi olmuş, doğuda dikkafalılıkla hareket edilemeyeceğini öğrenmiş, müttefikimizin kendine has olan tarzını ve cephenin özel şartlarını hesaba katmakta olan Alman subaylarıydı. General von Falkenhayn da açlık, susuzluk, iklim ve müttefikimizin kendine has tarzının kendi emir ve iradesine ve büyük enerjisine galebe çaldığını görmek suretiyle bu tecrübeyi bizzat kendi de edinmişti.
Friedrich Kress von Kressenstein
Sayfa 316 - Yeditepe Yayınevi; 1. Baskı: Kasım 2007, İstanbul
(Sayfa 238-239)
(...)
Bu münasebetle bir Alman kuruluşunun komutanına şu soruyu sormuştum: “Yüzbaşım niçin sizden diğer Alman birliklerinde olduğu gibi, müttefikimiz hakkında hemen her gün yapılan şikâyetlerden hiçbirisini duymuyorum?” O da bana gülerek şu cevabı vermişti: “Buraya geldiğim gün, buranın ambar memurunu ziyaret ettim ve onunla kahve ve sigara içtik ve kendisine memleketi hakkında sevgimizi gösteren birkaç söz söyledim ve veda ederken de ihtiyacı olduğu zaman otomobilimden istifade edebileceğini bildirdim. O bu teklifimden şimdiye kadar hiç faydalanmadı. Fakat o benim dostumdur ve neye ihtiyacım olursa ondan tedarik edebilirim ve bir zorluk olduğu vakit bizzat Türk dostuma gider ve bu şekilde daima istediğimi elde ederim”. Bunun üzerine yüzbaşıya: “Çok rica ederim bunu diğer arkadaşlarınıza anlatınız ve onlara da bu usulü tavsiye ediniz” dedim. Cevaben Yüzbaşı: “Bunu zaten yaptım, fakat her defasında bunu anlayacak kimseler bulamadım. Hatta birçokları bu usullerle iş görmek bir Prusyalı subayın şerefiyle uyumlu değildir. Türkler sözleşme gereği erzak ve yemek vermek mecburiyetindedirler, bunun için bu işe memur astsubayı nizamî olan makbuzuyla ambara göndermek yeter cevabını verdiler” dedi.
Teorik olarak itiraz edilemez fakat psikoloji bakımından yanlış bir fikirde olan ve doğudaki bir cephenin özel hal ve şartlarına gayet az alışabilen bu arkadaşların memnuniyetsiz ve bedbaht olduklarını anlıyorum. Fakat kendileri doğudaki görevlerinde bu usulü takip etmeselerdi daha iyi yapmış olurlardı.
Türkler tarafındaki hoşnutsuzluk da, yabancı birliklerin çok fazla isteklerde bulunmalarından, bunların kendilerinden çok daha iyi ve bol miktarda iaşe edilmelerinden kaynaklanmaktaydı.
En ilkel şartlar içinde en asgarî bir hayat yaşayan Türk subay ve erlerinin kendilerine oranla Alman, Avusturyalı ve Macar arkadaşlarının çok mükemmel iaşe edildiğini ve çok iyi bakıldığını görünce; haset duymalarını gayet insani ve tabii bulmak gerekir. Kuzey ikliminde büyümüş bir Avrupalının vücudunun alışmış olduğu gıdanın kendikilerinden bambaşka olduğuna akıllarının ermemesi anlaşılmaz bir durum değildir.
Friedrich Kress von Kressenstein
Sayfa 238 - Yeditepe Yayınevi; 1. Baskı: Kasım 2007, İstanbul
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Friedrich Kress von Kressenstein
Unvan:
Alman General
Doğum:
Nürnberg, Alman İmparatorluğu, 24 Nisan 1870
Ölüm:
Münih, Batı Almanya, 16 Ekim 1948
Friedrich Siegmund Georg Freiherr Kreß von Kressenstein (24 Nisan 1870 - 16 Ekim 1948), I. Dünya Savaşı sırasında Alman İmparatorluğu ordusunda görevli general. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Ordusu'nda yardımcı Alman subay grubunun bir üyesiydi. I. Dünya Savaşı başlamadan Türkiye'ye geldi. Türkiye'de Otto Liman von Sanders'in askeri misyonunun bir parçası oldu.

Nürnberg'li soylu bir aileden geliyordu. Babası Georg Kress von Kressenstein (1840-1911) yüksek mahkeme hakimi idi. 1888 yılında topçu Sancağı olarak Bavyera ordusuna katıldı.

I. Dünya Savaşı esnasında Kasım 1914 - Aralık 1917 tarihleri arasında Osmanlı Ordusuna bağlı Filistin cephesindeki 8. Ordu'da görev yaptı. Filistin'de Cemal Paşa'nın ordusuna katıldı. Birinci ve İkinci Kanal Harekâtı'nı fiilen yönetti. Birinci Gazze Muharebesi'nde (Mart 1917) Alman binbaşı Tiller Bey ile birlikte Osmanlı savunmasının başındaydı. Bu muharebede İngilizler büyük ölçüde kendi hataları yüzünden yenilgiye uğratıldı. Nisan 1917'deki İkinci Gazze Muharebesi'nde İngilizler yine yenildi. Üçüncü Gazze Muharebesi'nde de Osmanlı Ordusu'na komuta ederek İngilizlere karşı savaştı. Gazze Savunmaları'nda gösterdiği başarılar nedeniyle Prusya'nın en yüksek madalyası olan Pour le Mérite verildi.

Haziran 1918 tarihinde, Osmanlı-Alman ittifakının parçalanması ile, bağımsızlığından sonra Almanya tarafından korunan Gürcistan'a küçük bir Alman kuvveti ile gönderildi. Abhazya'nın Kızıl Ordu tarafından işgalini önlemek için yardımcı oldu. Aralık 1918'de Gürcistan'ı terk etmek zorunda kaldı.

1929'da Alman Ordusu'ndan emekli oldu. Daha sonraki yıllarda, Bavyera Savaşı ve Ulusal Arşivler ve İngiliz Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü için bir otobiyografik makale yazdı. 1948'de Münih'te öldü.

kaynak: vikipedia

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 2 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 5 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.