Gertrude Durusoy

Gertrude Durusoy

Çevirmen
8.1/10
100 Kişi
·
521
Okunma
·
2
Beğeni
·
50
Gösterim
Adı:
Gertrude Durusoy
Doğum:
Sosen, 1943
1943 yılında Sosen’de dünyaya geldi. Lille Üniversitesi’nde Alman ve Çek filolojisi üzerine eğitim aldı; sonrasında Peter Lang danışmanlığında 1974 yılında Aix- Marseille Üniversitesi’nde Kafka üzerine doktora yaptı.

1967’de Türkiye’ye gelen Durusoy, 1972- 1988 yılları arasında Hacettepe ve Ankara üniversitelerinde, daha sonra İzmir’de Germanistik bölümlerinde hocalık yaptı. Herman Broch üzerine yaptığı çalışmayla doçent unvanı alan Hocamız, 1988’de profesör oldu.

Orta Yüksek Almanca metinleri, 20. yüzyıl Alman edebiyatı, Avusturyalı yazarlar, karşılaştırmalı edebiyat bilimi ve kültürlerarasılık alanlarında çalışmaları olan Hocamız, Türkçenin yanı sıra Almanca, Fransızca, İngilizce, Rusça, İtalyanca, İspanyolca, Flamanca, Latince ve Çekçe dillerine hâkimdir.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
176 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bir gün biri bana Kant için gelecekte şiirsel bir eylemde bulunacaksın deseydi eğer, muhtemelen ona geceleyin muhtelif bölgelerin açıkta kalmış derdim. Gün bugün olduğunda ise alt alta mısralar yazmanın, konu felsefe olunca biraz kasıntı bir inceleme yazmadan yeğ olacağını düşündüm. Bilenler bilir, Kant sabahtan akşama ahlaktan ve yasadan bahseden bir zat-ı muhteremdir. Gerek içimizde doğuştan vuku bulmuş olan tanrısal bilgiyi çevreleyen ahlâk, gerekse istemelerimizi ödevler yoluyla baskı altına alacak olan yapay ahlâk yasası Kant'ın besmelesidir. Buna da özgürlük demesini bir akıl kurnazlığından başkaca bir şey olarak görmüyorum. Kant, çok fazla mutluluktan bahseder, aldanmayın merhuma, konuşması sonlandığında sizi mutsuz eder. Mesela "Ebedi Barış üzerine felsefî deneme"sinde şu sözleri zikretmiştir: "Kanun koyucunun ortak iradeye dayanarak hukuki bir yönetim biçimi kurma işini, bir vahşi sürüsünden meydana getirdiği bir millete bırakacak kadar ahlâklı davranmasını pek bekleyemeyiz." O kadar övdüğü ahlâkın gayesi açıktır. Çağ büyüğümüz Slavoj Žižek'in konu ile ilgili tespiti yerindedir: "Demokraside, kendi eylemlerim, çoğunluğun iradesini hayata geçiren meşru eylemler olarak 'gizlenir'." Sözü Alain Badiou'ya bırakarak, şiirimi gelecek nesillere bir armağan olmak üzere buracıkta okuyorum: "Parlamenter toplumlarda siyasetin hukuk temasına teslim edilmesi... felsefeciyi sofistten ayırt etmenin imkansız hale gelmesine yol açar. Tersinden bakıldığında, bürokratik toplumlarda, felsefeciyi memurdan ya da polisten ayırmak imkansızdır. SON KERTEDE, FELSEFE GENELDE TİRANIN SON SÖZÜNDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR."

En yüksek iyi'ye giderken ben;
İlahi buyruklar peşinde yürürken akıl
Takmış koluna kaşları çatık bir ahlâk
En büyük erdem mutluluğu idam etmekmiş
Kuşatmış vicdanımızı yasalar Tanrı'nın krallığında
Ve adına özgürlük denmiş tasması kutsanmış yaşamın
Yaşamak uğruna yaşama nedenlerini yitirme derken Juvenalis,
Akragas'ın tiranı olmuş herkes
Bir pirinç içinde birbirini yakarken
Maksimler bile sarhoş olmuş
Yobazlıkta açmışsa gözlerini bilge,
Bilgi bile zehirli olur, bilmez misin?
Ruhların ölümsüzlüğünü istemek
Elbette hakkımız, söke söke alırız lakin
Üç teorik kavramı öldürüp atmışlar koyutlamaların kuytusuna
Özgürlük, ölümsüzlük ve tanrı
Olmasını istediğim için oluverdi gayya kuyusu,
yoksa her şey bir zamanlar Mamak çöplüğü
Eksik olmasın: "Üzerimdeki yıldızlı gök ve içimdeki ahlak yasası"
Soysuz ve bozucu itilimlere kırbaç gerek
Mutlu rastlantılara ise sonrasız zaman
Mutluluğu değil mutlu olmanın umudunu veriyorsa biri, kaç oradan
Kendi kendime yeter olma olanağının bilinci, benim biricik özgürlüğüm
Ben-sevgisi karışmış ise zemzem suyuna
Nerede kaldı diğerkam esenlik
Aklı, duyularüstüne taht kurmuş olana kurban eden Kant
Bilesin
İçimizdeki yargıç o kadar özgür değil.

Bu kendinden emin ama ne idiğü belirsiz incelemeyi, Kant'ın kendi sözleri ile sonlandırıyorum. "Ahlak geliştirilmesi ve işlenmesi sonsuz yararlar vaadeden insanın doğal yapısının en soylu özelliği ile başladı ve yobazlıkta ya da boş inançlarda son buldu."
159 syf.
Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye 
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek 
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek 
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek 
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine 
Mutlu aşk yoktur 
Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin 
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara 
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda 
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da 
Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
Mutlu aşk yoktur ama 
Böyledir ikimizin aşkı da
152 syf.
·32 günde·3/10
Bayılarak okuduğum bir kitap olmadı.
Çok sevilen şiir kitaplarından biri olduğunu bilerek, okumaya başladım. Bu yüzden de beklentim çok yüksekti. Ne yazık ki beklediğim gibi çıkmadı.

Yine de bana hitap eden bir kaç güzel misralardan dolayı çok teşekkür ederim, Aragona!
159 syf.
“Mutlu Aşk Yoktur” diyor şair… Gerçekten mutlu aşk yok mudur? Sevenler hep üzülmek zorunda mı?

“Aşk” nedir diye başlayalım… En basit ifadeyle aşırı sevgi ve bağlılık duygusu olarak tanımlanmış aşk... Duygudaki bu aşırılıkların farklı nedenleri olabilir elbette fakat her ne sebeple olursa olsun bu bağlılık sırasında aşık, maşukunu gözünde kusursuz bir konuma yerleştirir, aradığı her şey maşukta vardır, o her yönüyle en güzeldir, başkası bu özelliklere sahip olamaz. İnsanüstü bir varlık gibidir o, belki de bir melektir kanatları eksik olan… Hal böyle olunca maşukuna ulaşmak adına her türlü sıkıntı çekmeyi göze alır aşık ve başkasını gözü görmez…

Böyle birisi nasıl mutlu olabilir peki? Kavuşmaya çalıştığı varlık insandır, hani o hayallerindeki her şeyi paylaştığı beyaz atlı prens (veya onun prensesi) değildir. Fakat aşık bunu ancak kavuştuğunda fark edecek, büyük hayal kırıklığı yaşayacak ve gösterdiği çaba için de ayrıca üzülecek… Toz pembe hayallerden çıkıp, gerçeklerle yüzleşecek… Tabi bunlar ikisinin birbirini sevmesi durumu, yani iyi ihtimaller… Aşığın karşılık görmediği takdirde “Ya benimsin ya kara toprağın” demeye kadar götüreceği durumlar da olabilir ki bu kısım apayrı bir mevzu…

Bu şekilde düşününce şaire haklılık payı vermemek elde değil. Çünkü sevgisi karşılık bulsa da bulamasa da aşığın hayal kırıklığı yaşaması, üzülmesi kaçınılmaz gibi duruyor.

Burada şu soruyu sorabiliriz: Bir kişi hayat arkadaşını ararken, illa eline kazmayı alıp uğruna dağları delecek kadar aşık olmak zorunda mıdır?

Mesela daha önce bir arada olmak için hiç ihtimal vermediği birini, daha yakından tanıdıkça düşünceleri değişemez mi? Yavaş yavaş sevemez mi, daha çok tanıdıkça? Sevdiği kişiyi kusursuz görmesinin aksine, onun hatalarını eksiklerini görerek, onun bir melek değil insan olduğunu bilerek, eksiklerine rağmen sevemez mi? Kürk Mantolu Madonna’daki şu meşhur cümle gibi: “Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum” diyemez mi mesela?

Velhasılı… Şairin dediği gibi “mutlu aşk yoktur” belki ama bence neyi neden sevdiğini bilerek seven mutlu olur, sevgisini ifade etme imkanı bulursa daha mutlu olur, şayet sevgisi karşılık görürse artık ondan mutlusu yoktur…(*)

Karşılık göremezse ne mi olacak? Uslu bir çocuk olursa bir gün karşılık da görebilir herhalde... =)) Nasip... Allah herkesi haklarında hayırlı olan kişilerle karşılaştırsın...



(*) Bu kişiler Müslümansa, ebedi hayatta bir arada olmayı da arzularlar elbet. Rablerini daha iyi tanıyabilmek için, O'na daha iyi bir kul olabilmek için beraber okurlar, tefekkür ederler, hayırda yarışmaya gayret ederler... Ebedi hayatta da hem birbirleriyle hem sevdikleriyle bir arada olurlar inşallah...
176 syf.
·Beğendi·10/10
Kant, Spekülatif Akıl için çatışkılar, polemikler, boş kuruntular olarak kalan ‘Özgürlük’, ‘Ruhun Ölümsüzlüğü’ ve ‘Tanrı’ gibi sorunlu kavramları, Saf Pratik Akıl için birer koyut haline getirir ve çeşitli gerekçelerle varlıklarını kanıtlamaya çabalar. Saf Pratik Akıl, artık sorusunu ‘Olması zorunlu olan nedir?’ biçiminde değiştirir. Bu yeni alan bundan böyle, iyi ve kötünün, ahlakın alanıdır. Kant, bu düzlemde insandaki iyi niyet veya iyi irade kavramlarını, Saf Pratik Aklın otonomluğu-heteronomluğu yani özerklik-bağımlılık durumlarını, ahlaksal eylemin ilkelerini, erdemliliği, aklın dayattığı buyruk ve ödevlerin koşullarını sıkı bir incelemeye tabi tutar. Kendi yasasını kendi koyan ve koyduğu bu yasaya ödünsüz uyan, insanı araç değil amaç gören, özgür insanların oluşturduğu, adını ‘Amaçlar Krallığı’ koyduğu bir Altın Çağ hayali vardır Kant’ın.
64 syf.
·18 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ölüm Fügü (Todesfuge)

Akşam vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve öğlenlerle sabahlarda bir de geceleri
hiç durmaksızın içmekteyiz
bir mezar kazıyoruz havada rahat yatılıyor
Bir adam oturuyor evde yılanlarla oynayıp yazı yazan
hava karardığında Almanya'ya senin altın saçlarını yazıyor Margarete
bunu yazıp evin önüne çıkıyor ve yıldızlar parlıyor
köpeklerini çağırıyor ıslıkla
sonra Yahudilerini çağırıyor ıslıkla toprakta bir mezar kazdırıyor
bize buyruk veriyor haydi bakalım şimdi dansa

Gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve sabahlarla öğlenlerde bir de akşamları
hiç durmaksızın içmekteyiz
Bir adam oturuyor evde yılanlarla oynayıp yazı yazan
hava karardığında Almanya'ya senin altın saçlarını yazıyor Margarete
senin kül olmuş saçlarını Sulamith bir mezar kazıyoruz
havada rahat yatılıyor

Adam bağırıyor daha derin kazın toprağı siz ötekiler
şarkılar söyleyip dans edin
tutup palaskasındaki demiri savuruyor havada gözlerinin
rengi mavi
sizler daha derine sokun kürekleri ötekiler devam edin
çalmaya ve dansa

Gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
ve sabahlarla öğlenlerde bir de akşamları
hiç durmaksızın içmekteyiz
bir adam oturuyor evde senin altın saçların Margarete
senin kül saçların Sulamith adam yılanlarla oynuyor

Sesleniyor daha tatlı çalın ölümü çünkü o Almanya'dan
gelen bir ustadır
sesleniyor daha boğuk çalın kemanları sonra sizler
duman olup yükseliyorsunuz göğe
sonra bir mezarınız oluyor bulutlarda rahat yatılıyor

Gece vakitlerinde içmekteyiz sabahın kapkara sütünü
sonra öğlen vakitlerinde ölüm Almanya'dan gelen bir ustadır
akşamları ve sabahları içmekteyiz hiç durmadan
ölüm bir ustadır Almanya'dan gelen gözleri mavi
bir kurşunla geliyor sana tam göğsünden vurarak
bir adam oturuyor evde senin altın saçların Margarete
köpeklerini salıyor üstümüze havada bir mezar
armağan ediyor
yılanlarla oynuyor ve dalın düşlere ölüm Almanya'dan
gelen bir ustadır

senin altın saçların Margarete
senin kül olmuş saçların Sulamith
159 syf.
·Beğendi·7/10
Tıpkı mezarsız kalan cesetler gibi
İnsanlar dolaşmakta gözlerimin bahçesinde
Anlaşılmaz düş görenler
ya da ben mi tokat yedim kurumuş bir elden
bu kalabalık çölde bu çorak çiçekler arasında
Seviyor ve seviliyorum Bir tek şey yok bizi ayıran
Niçin hüzne bulaşmalı o şahane yüreğinde aşkın
Başını sallıyor herkes Biliyorum Baştanbaşa aptallık
Seviyorum ama yaşam yine de ölünceye kadar çekilmez
Seviyorum ama yine de biraz sonra ulumam gerekecek
Ayaklarımla sürüklüyorum hayalet mantosunu
artdüşüncelerin
Bir olgunlaşma zinciri en içsel acılarla
şıngırdıyor son derece zavallı ayaklarımda

Yazarın biyografisi

Adı:
Gertrude Durusoy
Doğum:
Sosen, 1943
1943 yılında Sosen’de dünyaya geldi. Lille Üniversitesi’nde Alman ve Çek filolojisi üzerine eğitim aldı; sonrasında Peter Lang danışmanlığında 1974 yılında Aix- Marseille Üniversitesi’nde Kafka üzerine doktora yaptı.

1967’de Türkiye’ye gelen Durusoy, 1972- 1988 yılları arasında Hacettepe ve Ankara üniversitelerinde, daha sonra İzmir’de Germanistik bölümlerinde hocalık yaptı. Herman Broch üzerine yaptığı çalışmayla doçent unvanı alan Hocamız, 1988’de profesör oldu.

Orta Yüksek Almanca metinleri, 20. yüzyıl Alman edebiyatı, Avusturyalı yazarlar, karşılaştırmalı edebiyat bilimi ve kültürlerarasılık alanlarında çalışmaları olan Hocamız, Türkçenin yanı sıra Almanca, Fransızca, İngilizce, Rusça, İtalyanca, İspanyolca, Flamanca, Latince ve Çekçe dillerine hâkimdir.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 521 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 555 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.