Hakan Atalay

Hakan Atalay

YazarÇevirmen
9.1/10
138 Kişi
·
255
Okunma
·
0
Beğeni
·
390
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını bi arkadaşımın vasıtasıyla tanıdım.Kitabın beni zorlayacağını hiç düşünmemiştim çünkü az çok vakıf olduğumu düşündüğüm fikirlere bi kat daha çıkmaktı amacım.Aslında beni yanıltmasıda hoşuma gitmedi değil.Çünkü uzun zamandır beni zorlayan kitaplarla karşılaşmamıştım.Bi yerde okumuştum bi adam okuduğu hiç bir kitabı beğenmiyormuş.Adama o zaman niye okuyorsun diye sorulduğunda adam çünkü hala arıyorum, beğendiğim kitabı bulunca artık okumayacağım diye ifade etmiş.Aslında benim bu kısa dialogdan anladığım sürekli bi yolcu olmak gerektiği.Tabii kitabın beni zorlaması üzerine hayat felsefem olan "Memento Mori" dedim kendime bir kez daha.:)

Yazarımız kendini Jungcu bir psikanalist, şair ve cantadora - eski öykü derleyicisi- olarak ifade eden Clarissa Pinkola Estes.Uzun bi süreçteki birikimlerini kitapta toplamış yaklaşık 25 yılda ( farklı söylemler var ama önemli olan birikimlerin niteliği ) tamamlamış kitabını.Bu bana acaba gerçekten bi kitap ne kadar sürede yazılmalı sorusunu sordurttu.Hani ilham perisine bağlı diye söylemler vardır bazısıda sadece masaya oturmak yeterlidir tarzında galiba bana ikisi de çok tatmin edici gelmiyor.Bunun sebebi ilham perisinin genelde duygu yüklü kitaplar yazdırması ve masaya oturan yazarların genelde maddi çıkar gözetimi galiba.Bana göre bi fikir bi ağaçın meyve vermesi misali olgunlaştıktan sonra kağıda dökülmeli.

Kitap toplamda 16 öyküden oluşuyor.Ama öyküler öyle öyküler ki sürekli bi düşünme noktasında ve farklı bir bakış açısıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Öyküleri arketipler vasıtasıyla anlamlandırıyoruz.Peki, nedir arketip?Basit anlatımıyla semboller demektir.Bir kavramı kavram yapan ilk sembol,ilk tanımlama.Negatif ve pozitif tüm yüklemelerden arınmış ilk yapıtaşı.Burada en önemli arketipimiz vahşi kadın arketipi ve bunun peşinde oluyoruz kitap boyunca.

Estés'e göre, kurtlarla kadınlar arasında, vahşilikleri, zarafetleri ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır. Kurtlar ve kadınlar arasındaki bu benzerlik, Vahşi Kadın arketipinde ortaya çıkar. Estés'in ilginç örneklerle betimlediği bu arketip, doğayla bağlarını kopartmamış ve seçim/seçimlerini yaparken duygularını temel alan kadınları içeriyor.

Yazar “Vahşi Kadın”a içgüdüsel doğa da denebileceğini ama onun aslında bu doğanın arkasında yatan, kadınların doğuştan gelen, en temel doğası, özgün ve özlerinde var olan doğası da denebileceğini savunur. Vahşi kadına dair şu ifadeleri
kullanır: “Vahşi Kadın bütün kadınların sağlığıdır. Onsuz, kadınların psikolojisi anlamsızlaşır. Bu yabanıl kadın, prototip kadındır… Hangi kültür, hangi çağ, hangi politika olursa olsun, o değişmez. Döngüleri değişir, simgesel temsilcileri değişir, ama özünde o hiç değişmez. Neyse odur ve bir bütündür.”

Peki kadın kendi doğasında varolan vahşi kadın arketipini nasıl kaybetti.Bunun en büyük sebebi öncelikle insanın doğaya yabancılaşması lakin kadınların tamamen doğa ile bağını koparması.Oysaki Neolitik Çağa kadar yani Tarımsal Devrim den
önce avcı-toplayıcı toplumda kadının toplayıcılığı erkeğin avcılığından daha önemli ve merkezi bire noktaydı çünkü av bulmak şu an düşündüğümüz kadar kolay bir faaliyet değilmiş.Çünkü bu kadar türsel çeşitliliğe sahip değil daha dünya.Neolitik çağla birlikte erkek egemen toplum kadını maalesef her alanda arka plana itmiştir.Kadına yüklenen vasıflar bitmek bilmezken erkeğin kas gücü öne çıkmış ve günümüzde kas gücüne gerek kalmamasına rağmen her alanda kadınlar hala geri kalmışlıkla baş ediyor.

Farsça da kadın " Jin " demektir." Jin "dan ise "Jiyan " yani yaşam türemiştir.Dikkat edin yaşamdan kadın değil kadından yaşam türer farsçada.Oysa biz de "adam" kelimesi "insan" demekken erkeklerin sahiplendiği bi kelime noktasına gelmiştir.Bayan kelimesine hiç girmiyorum bile.Bunu anlatmamın sebebi kadınlara haklar kelimeler ile verilmeye başlanır.Öyle kanuna falan da gerek yok bilinçli olmak yeter.Ama yine bunun başını kadının çekmesi gerekir.Okuduğum bi kitapta istemek acizliktir diyordu onun için gidin alın haklarınızı kadınlar erkeklere ihtiyacınız yok.

Bu kitap kadınların kendi potansiyellerini farketmeleri için yazılmış yazarın söylemiyle.Alın okuyun çünkü hayat en çok sizler için zor bunun farkında olan 3 kız kardeşi olan ve seven bi erkek olarak söylüyorum.

Bu arada kitabı baştan sona okuma gibi zorunluluğunuz yok çünkü bölümler birbirinden bağımsız ve istediğiniz bölümden başlayıp istediğiniz bölümü atlayıp istediğiniz bölümle bitirebilirsiniz okumanızı.

Sizler Yaşamsınız.
Okuduktan sonra etkisinden uzun süre kurtulamayacağınız güzel mi güzel bir kitap. Bütün kadınların okuması gereken başucu kitabı. Bir annenin kızına hediye edecekleri içersinde yer alacak kiymetli bir eser. Kitabın özetini yapmayacağım belki arada bir alıntı yaparımSadece şunu diyebilirim: Her kadın iç sesine değer vermeli. Meğer biz  kadınlara en büyük miras DNA'larımızla kodlanan bu hislermiş. Içime dogdu derken aslında evrenin titreşimleriyle bilincimize gönderilen mesajlarmış.
Okumak dinlemek ne güzel. 'Oh bee!' Okuyun hep okuyun kadınlarin tarihini daha çok okuyun
Bu arada bu kitabın yanına en çok Sapiens'i yakıştırdım. Özellikle sayfa 150-165 kadınların günümüze kadar nasıl erkekler tarafından baskılandığı anlatılmaktadır.
"uzattığımız saçlarımızı duygularımızı saklamak için kullandık..."

hiç bitirmeyeceğim, hep okuyucusu olacağım kitap..
Uzunca bir süredir kitap okuyamıyorum ve inceleme de yazamıyorum. Ama bu kitabın bir incelemeyi hak ettiğini düşünmekteyim. Başlamadan önce kitabı sevgili eşim sayesinde birlikte ve bir etkinlik sayesinde okuduk. Kitabın ismini okumadan önce duymamıştım ama eşimin kadının başucu kitabıymış gibi yorumlar duyması neticesiyle başladık ve gerçekten muhteşem bir kitap okuduğumuzu bitirince anladık. Kitap farklı farklı tarihi ve mitolojik öykülerden oluşmakta. Öyküler demişken yazar bir öykü toplayıcısı ve psikanalist. Jungcu fikirleri hikayelerinde irdelemiş. Neyse konuyu dağıtmadan kitap 16 bölümden oluşmakta. Hikayeler tamamen birbirinden bağımsız. Her hikayenin yüzlerce anlamı var. Tek tek yazmam imkansız. Alıntılar size bir nebze ışık tutacaktır. Kadının Vahşi Kurt’a benzetilme durumu var kitapta. Onu hemen paylaşayım: Kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. Sezgileri çok güçlüdür; yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçimde bilgilenirler. Sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar. Ancak ikisi de sürekli avlanmış, taciz edilmiş ve yanlış bir şekilde obur, sapkın, son derece saldırgan ve hasımlarından daha az değerli olarak tanımlanmıştır. Hem vahşiliği hem de ruhun vahşi yanlarını yok eden, içgüdüsel olanın soyunu kurutan ve arkada hiç iz bile bırakmayanlar için, ikisi de birer hedef haline gelmiştir. Kurtların ve kadınların kendilerini yanlış anlayanlar tarafından yok edilmesi çarpıcı bir benzerlik taşır.” Diyor yazar.

Kadınlar açısından bir kişisel gelişim kitabı niteliğinde bu eser. 20 yılda yazılmış ve kitabın sadece bir bölümü bu okuduğumuz 15 hikaye. Öylesine büyük bir emek var. Kesinlikle bir çırpıda okunabilecek bir eser değil. Ayrıntı Yayınları’nın zor eserleri olarak ayrı bir dizininden çıkma bir kitap. Hikayeler kısa kısa ama onun içindeki anlamları tek tek irdelemesi gerçekten muazzam. Okuyorsunuz bir anlam çıkarıyorsunuz ama görün bakın ki işin içinde neler neler var. Gerçekten çok güzel yazılmış bir eser. Çevirisi de gayet iyi. Bakış açılarını okudukça beğeniniz, merakınız daha da artacak.
Alın istediğiniz hikayeyi okuyun… Bırakın günler geçsin başka bir hikayeyi okuyun… İnanın size katacağı çok şey var bu kitabın. Özellikle kadınlar için…
toplumca kabul gorulmeyen tüm özelliklerinizi, ifade etmekte zorlandiginiz duygularinizi, asagilanan dusuncelerinizi, hor görülen bedeninizi okuyun kitapta, okuyup sahip cikin kendinize, oldugunuz gibi, hepsine, ayirt etmeden, tam bir kabullenmeyle. kendi dogasina dogru kesfe cikmak isteyen, belki de ozellikle simdiye dek bunu hic istememis olanlara onerilmeli. cunku bir insanin kendine yapacagi en guzel sey kendini tanimaktir. bundan mutevellit elinizdeki kisisel gelisimsi kitaplarini hizlica yere atip alin bunu okuyun. hayir yani gülbenler, puccalar cok goruyorum cevrede, vahsi dogam mudahale etmek istiyor cunku ucu bana dokunuyor, tum kadinlara dokunuyor.
Beni bu kitaba bulaştıranlar için çok özel beddualarım var. Ne istediniz benden!

Dedikodu sırası bu ömür törpüsünde. Okuyanlar çekirdekleriyle gelsin.
Kadınlar, kadınları anlamak isteyen erkekler, işi gücü kadınlar hakkında ahkam kesmek olanlar, bu dedikodu sizlere.
Efendim kitabımız Metis'in "Ağır Kitaplar" kategorisine dahil olup ağır sıfatını ziyadesiyle hak etmektedir. Öyle bir oturuşta okunmuyor, araya başka kitaplar, işler alıyorsunuz. Sonra dönüp kaldığınız yerden devam ediyorsunuz fakat ilginç bir şekilde geçen süre zarfında kitaptan kopmadığınızı fark ediyorsunuz. Iyi ki de öyle oluyor çünkü bir solukta okunsaydı kendimizi "erkekleri öldüreceyiz" sloganının cazibesine kaptırmamız işten bile değil. Kitaba geçmeden önce yazarımızın bir şair, bir psikanalist ve bir "cantadora" ( Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kişi) olduğunu ve yirmi yılından fazlasını bu kitap için harcadığını söylemek isterim.
Yazarımız bir ilkel kadından bahsediyor. İçimizde var olan fakat zamanla varlığını unutacağımız kadar geriye ittiğimiz o kadını kimi zaman ortak rüyalarımızda, kimi zaman masallarımızda nasıl yaşattığımızı anlatıyor. Sebebini anlayamadığımız tepkilerimizi, sıkıntılarımızı, iç çekişmelerimizi bu masallar ve rüyalarla öyle güzel açıklıyor ki kendinizi çırılçıplak hissediyorsunuz. "Nasıl yani, bunu bilmesine imkan yok" dediğiniz şeyleri buluyorsunuz satırlarda. Çocukluğumuzdan beri okuduğumuz, dinlediğimiz o masalların bir öteki yüzü olduğunu, hepsinin birer sembol olduğunu dahası o öteki yüzde gizli, hiç anlatılmamış bir kadınlık tarihi olduğunu fark ediyorsunuz.
Tavsiye etmekle kalmayacağım sanırım çevremdeki bütün kadınlara bu kitabı hediye edeceğim.

(Temmuz/2015)
‘ Bu benim hayatım, peri masalı değil sizi gidi ahmaklar.’
Okuduktan sonra harbe gider bir etki bırakması ne olacak? :) Sıradanlıktan çıkan enfes bir kitap olmuş. Toplumun kültür yapısının kolektif bilincimizi nasıl şekillendirdiğini, kadim bilginin bilincimizin derinlerinde emanet olarak saklandığını özümsetiyor. Kadınlar ile ilgili okuduğum en iyi kitap bir başucu kitabı olabilir. Kadının içindeki bastırılmış, örselenmiş, yok edilmeye çalışılmış gücü gün yüzüne çıkarmayı, bunun yapılabileceğini, yapılması gerektiğini, silkelenip ayağa kalkması gerektiğini vurguluyor her öyküsünde. Bunların dışında dünyadaki bu karmaşanın içinde kendini bulamamış, unutmuş, anlamamış kadınların
referans alacakları ilaç niyetine fayda göreceği bir eser olmuş. Sevdim mi? Ba-yıl-dım!
Bu kitaba uzun mu uzun, kafa karıştırıcı bir inceleme yazarken bulabilirdim kendimi, ama sanırım o yetkinliği kendimde göremedim. Her zaman gevezelik edip yazacak bir şeyler bulabilirken şimdi sadece etkilenmişlikle etrafıma bakınabiliyorum zira bu kitaba hak ettiği incelemeyi yazabilmek için defalarca okumam gerekiyor.

Yirmi yıllık bir çalışmanın ürünü Kurtlarla Koşan Kadınlar. Yirmi yıllık çalışmaya da yirmi yıllık okumalar yakışır herhalde. Hani o denli önemli/gerekli bir kadın için. Pekala bir erkek de okuyabilir, ama her şeyden önce bizim okumamız lazım bunu. Kadınların, aradıkları çoğu şeyi burada bulabileceklerine olan inancım tam. Öyle ki üslup, ne rahatsız edici ne silik; kitap ne anlaşılmayacak kadar ağır ne de basit; ne bir "şunu yapın, bunu edin" sunumu var ortada ne de hiçbir sonuca ulaşmayan incelemeler bütünü. Bu kitap, basit tabirle, çok şey. Evet, çok şey, çok çok şey.

Adı yanıltmasın sizleri, demek zorundayım; bu bir öyküler derlemesi değil. Estes, öykülerden yola çıkarak tespitlerini yapıyor ve bize yolu bulduracak olan bizdeki şeye işaret ediyor. Defalarca önerebilirim, defalarca hediye edebilirim, defalarca üzerine konuşabilirim, defalarca okuyabilirim de.
Siz de okuyun. Mutlaka.
Dikkatli okumalar.
Ilk 100 sayfasinda dilinin agirligi nedeniyle ilerlemekte biraz zorlanabilirsiniz ama sakin birakmayin; ilk 100 sayfadan sonra zaten birakamayacaksiniz. Mersin'den Kayseri'ye 6 saatlik tren seyahatinde kitabi yarilamistim. Kisa kisa mitolojik hikayeler anlatip, uzerinde yorumlar yaparak ilerliyor. Bu hikayeler uzerinden dogru bildigimiz yanlislarimizi gormemizi sagliyor. Inanilmaz eglenceli, egitici ve ogretici bir kitap. Hakkinda "her kadinin mutlaka okumasi gereken bir kitap" deniyor; bence kadinlari anlamak isteyen yada gelecegin kadinlarini yetistiren her erkegin de mutlaka okumasi gereken bir kitap.
Her satırında ama her bir satırında dev bir emek ve birikim olan güzide eser. Dişilligin doğası bilimsel tetkik ve gözlemlere dayanarak örnek olay hikaye ve masallarla anlatiliyor. Yoğun bir çalışma sonucu oluşturulmuş bir eser. Kadın doğasını daha iyi açıklayan bir eser var olabileceğini pek zannetmiyorum. Bir bas ucu kitabıdır ve kesinlikle sindire sindire okunması gerekir. Haybeye savurulmuş tek bir kelime dahi bulunmamaktadir. Farklı, sıradışı ve ufuk acıcı bir eser. Kadın doğasının gizli ve bastırılmış yanlarına ulaşmak isteyenlere...

Yazarın biyografisi

Adı:
Hakan Atalay
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 255 okur okudu.
  • 146 okur okuyor.
  • 961 okur okuyacak.
  • 40 okur yarım bıraktı.